Reverb ve Delay Efektlerini Birlikte Kullanırken…

Reverb ve delay, müzik prodüksiyonunda sürekli kullandığımız iki efekt. Yerine göre, bazı enstrümanlar için sadece reverb, bazı enstrümanlar için sadece delay, diğerleri için ise aynı anda hem reverb hem de delay kullanıyoruz. Reverb ve delay’i birlikte kullanırken tercih ettiğimiz sinyal akışının aldığımız sonuç üzerinde bir etkisi oluyor. Bu etki bazen küçük bazen de büyük olabiliyor. Küçük dahi olsa detaylar ve ayrıntılar bir araya geldiğinde bütünü ciddi anlamda etkileyebiliyor. Bu sebepten dolayı reverb ve delay’i birlikte kullanırken sinyal akış seçeneklerini dikkate almakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Yazıya devam etmeden önce, efekt işlemcilerin send yöntemi ile kullanılmasına aşina değilseniz aşağıdaki yazıları okumanızı şiddetler tavsiye ederim:

 

Orijinal Sinyal + Reverb + Delay

Reverb ve delay’i birlikte kullanırken bir seçenek olarak kanaldaki sinyali send yöntemi ile aynı anda hem reverb hem de delay’e gönderebiliriz. Bu seçenekte sonuçta elimizde üç farklı sinyal oluyor. Bunları seviye olarak kendi aralarında dengeleyip ve stereo panorama içinde dağıtıp miksin içinde kullanıyoruz:

  • Orijinal (dry) sinyal
  • Reverb eklenmiş sinyal
  • Delay eklenmiş sinyal

 

(Orijinal Sinyal + Reverb) + (Delay + Reverb)

Diğer bir seçenek olarak sinyali yine send yöntemi ile aynı anda hem reverb hem de delay’a gönderebiliriz. Fakat bundan sonra ek bir adım olarak delay’in çıkışını da reverb’e yönlendirebiliriz. Bu sinyal akış seçeneğinde delay tarafından üretilen tekrarlar kuru (diğer bir deyişle reverb’süz) kalmıyor. Orijinal sinyale nasıl reverb efekti ekliyorsak, delay tarafından üretilen tekrarlara da reverb eklemiş oluyoruz. Bu seçenekte de sonuçta elimizde üç farklı sinyal oluyor. Bunları seviye olarak kendi aralarında dengeleyip ve stereo panorama içinde dağıtıp, miksin içinde kullanıyoruz.

 

Karşılaştırma

Aşağıdaki videoda birinci seçenek ve ikinci seçeneğin karşılaştırmasını bulabilirsiniz. Birinci seçenekte efektsiz gitar aynı anda hem reverb hem de delay’e gönderiliyor ve bu üç sinyal birleştiriliyor. İkinci seçenekte ise efektsiz gitar hem reverb hem de delay’e gönderiliyor, daha sonra delay tarafından üretilen tekrarlar reverb’e gönderiliyor. Son olarak yine bu üç sinyal birleştiriliyor.

İki seçenek arasında çok büyük olmasa da miksin içinde değişiklik yaratacak kadar bir fark duyuluyor. İkinci seçenekte delay tarafından üretilen tekrarlar orijinal sinyal ile birlikte aynı hacim/alan içine giriyor.

 

Sonuç

Peki, hangisi doğru? Hangi seçeneği kullanmalıyız? Bence doğrusu yok. Hangisinin kullanılacağı duruma ve tercihlere göre değişir. Eğer tekrarları miks içinde kuru sinyalden daha farklı bir alana konumlandırmak istiyorsak birinci seçenek daha isabetli bir seçim olabilir. Diğer yandan tekrarları kuru sinyal ile aynı alana konumlandırmak istiyorsak, bu durumda ikinci seçenek daha isabetli olacaktır.

 

İlgili Yazılar:

Müzik Prodüksiyonlarında Reverb Kullanımı

Reverb Üzerindeki Decay ve Pre-Delay Parametrelerinin Ayarlanması

Ters Reverb Efekti

Gated Reverb: Yanlışlıkla Bulunan ve 80’lere Damgasını Vuran Efekt!

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı Karsten Schneidermann | Unsplash

Videodaki gitar kanalı: Boogiesnakes “It’s My Right” | Link

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Analog Bant Emülasyon Plug-in’leri (2. Bölüm)

Yazının birinci bölümünde analog bant kayıt teknolojisi ile ilgili temel bilgiler paylaşmıştım (birinci bölümü okumak için tıklayınız). Analog bant emülasyon plug-in’lerini (deyim yerindeyse) “hakkıyla kullanabilmek” için bu bilgilerin gerekli olduğunu düşünüyorum. Yazının birinci bölümüne buraya tıklayarak ulaşabiliriz. Yazının ikinci bölümünde plug-in parametreleri ve kullanımları ile ilgili bilgilerle devam ediyorum.

 

Plug-in Parametreleri

Analog bant emülasyon plug-in’leri üzerinde sıklıkla kullanılan beş parametre sayabiliriz:

  • Tape speed / Speed / ips
  • Bias
  • Wow & flutter
  • Tape formula / Formula
  • Noise

‘Tape speed’ ya da ‘speed’, yazının başında da belirttiğim gibi, kafaların üzerinden geçen bandın hızı. Bu hız inch-per-second (ips) [inç/saniye] cinsinden ifade edildiği için bazı plug-in’lerde bu parametre ‘ips’ olarak adlandırılıyor.

‘Bias’, kaliteyi arttırmak ve özellikle üst frekans cevabını geliştirmek için kaydın içine enjekte edilen ultrasonik (insan kulağının duyamadığı) bir sinyal. Bant kayıt cihaz üreticileri kendi makinelerinde kullanılmak üzere bias ayar önerileri yaparlardı ve farklı kullanımın sesi bozabileceğini söylerlerdi. Tabii “ses bozmak” bilinçli olarak ve yaratıcı sebeplerle yapılıyorsa, neden olmasın?

‘Wow & flutter’, yine yukarıda açıkladığı gibi, bant kayıt cihazının transport mekanizmasında oluşan bazı sorunlar sebebi ile sinyalde ortaya çıkan istenmeyen frekans modülasyonlarına verilen isim. Eskiden bundan kurtulmak için çok çaba harcanırdı ancak günümüzde bunu yaratıcı sebeplerle kullananlar var.

‘Tape formula’ ya da kısaca ‘formula’, analog manyetik bant üretiminde farklı firmalar tarafından kullanılan farklı kimyasal formül ve karışımları simüle eden parametreye verilen isim.

‘Noise’ ise adı üstünde gürültü. Analog bant gürültülü bir medyaydı. En belirgin gürültü ise banttan kaynaklanan hsss sesiydi. Analog bant emülasyon plug-in’leri üzerinde bulunan ‘noise’ parametresi genelde hsss sesinin simülasyonunu kontrol eder.

 

Waves J37

 

Kullanım

Analog bant emülasyon plug-in’lerini, dijitalin o her zaman aynı şekilde tepki veren disiplinini bozup işe biraz gelişigüzellik katmak ya da sinyale biraz sıcaklık eklemek için kullanabilirsiniz. Bunların yanı sıra bu plug-in’lerden farklı amaçlar için de yararlanabilirsiniz. Örnek olarak plug-in’in giriş katındaki input seviyesine yüklenerek ‘tape saturation’ etkisi yaratabilirsiniz. Diğer bir örnek olarak, eski kayıtlarda bol bol duyduğumuz ‘tape delay’ efektini elde edebilirsiniz.

Şahsi olarak ben bu plug-in’lerin elimizin altında olmasından dolayı çok mutluyum. Benim kayıt serüvenim 1980’li yıllarda başladı. O zamanlar çoğunlukla 1 inç bantlara 16 kanal kayıt yapıyorduk. İstanbul’daki az sayıda stüdyoda 2 inç bantlara 24 kanal kayıt yapan cihazlar vardı. Miks ve genel olarak stereo kayıtlar için 1/4 inç kalınlığında bantlar kullanıyorduk. Bu analog bant kayıt cihazlarını sadece müzik stüdyolarında değil, çalıştığım radyolarda da çokça kullandım.

Belki eskiyi düşündüğümüzde aklımıza güzel anılar geliyor ama açıkça konuşmak gerekirse analog bantlarla çalışmak çok zordu. Bandı sürekli ileri geri sarmak çok dertli bir işti. Edit imkanları çok kısıtlıydı. Düzeltme veya değişiklik yapmak istediğinizde ‘punch in’ yöntemi ile “yama” yapmanız gerekiyordu. Bitirdiğiniz mikste örnek olarak dört defa tekrar eden bir nakaratı ikiye indirmek istediğinizde bandı kesmeniz gerekiyordu. Evet, atmak istediğimiz bölümün giriş ve çıkış noktalarını belirleyip, beyaz kalem ile işaret koyup, sonra da bandı jilet ile kesiyorduk! Ve tabi tahmin edebileceğiniz gibi ‘undo’ şansı yoktu!

Bir de beni en çok korkutan konulardan biri yedekleme şansı olmamasıydı. Analog bantları birebir yedeklemek diye bir şey mümkün değildi. Ancak bir bandın içeriğini bir başka banda kopyalama şansınız vardı, bu da jenerasyon kaybı demekti. Bant kopsa, bozulsa ya da yakın zamanda Universal Music yangınında olduğu gibi yanıp kül olsa içindeki tamamen kaybediyordunuz.

Diğer yandan analog bantların kendine has bazı özellikleri olduğunu ve bunların müziğe, daha doğrusu sese katkısı olduğunu inkâr edemeyiz. Analog bantlarla ilgili benim için en önemli şey ‘tape saturation’dı. Bence onun tadı bambaşka! Artık bunu dijital ortamda da elde edebilmek bence çok güzel. Aynısı oluyor mu diye tartışanlar var ama bence plug-in’ler ile elde ettiğimiz ‘saturation’ hiç de fena değil!

Analog bant emülasyon plug-in’lerinin nasıl kullanılacağına dair belli bir formül yok. Miks sırasında seçtiğiniz kanallarda ya da projedeki her kanalda ayrı ayrı kullanabilirsiniz. Tabii her kanalda ayrı ayrı kullanmak bilgisayarınızın işlemcisine çok yük bindirecektir. Alternatif olarak kanalları gruplayıp, plug-in’i bu grup üzerine uygulayabilirsiniz. Hatta master bus üzerinde bile kullanabilirsiniz.

Analog bant emülasyon plug-in’lerini kullanırken, diğer tüm efekt ve ses işlemcilerde olduğu gibi, aşırıya kaçmamaya dikkat etmekte fayda var. Özellikle ‘wow & flutter’ ve ‘noise’ gibi parametreler ilk başta çok cazip gelse de miksi daha sonra dinlediğinizde fazla, hatta rahatsız edici gelebilir.

Eğer sisteminizde analog bant emülasyon plug-in’i yoksa bence bir tane edinin ve hemen denemelere başlayın!

Overloud Tapedesk

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Analog Bant Emülasyon Plug-in’leri (1. Bölüm)

Son yıllarda analog bant emülasyonu yapan plug-in’lerin sayısı ve bunların müzik prodüksiyonlarındaki kullanımı oldukça arttı. Bu plug-in’ler İngilizcede genelde ‘tape emulation’, ‘tape saturation’ ya da kısaca ‘tape’ plug-in olarak adlandırılıyor. Birçoğunun üzerinde çok fazla parametre bulunmadığı için kullanımı zor gibi görünmüyor. Değil de zaten. Ancak yine bu plug-in’leri (deyim yerindeyse) “hakkıyla kullanabilmek” için analog bant teknolojisi ile ilgili biraz bilgi sahibi olmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu sayede bu plug-in’lerin üzerlerindeki parametreleri anlamak ve onları yaratıcı amaçlarla kullanmak çok daha kolay olacaktır.

 

Manyetik Bant ve Transport Mekanizması

Analog kayıt cihazları elektrik enerjisini (diğer bir deyişle elektrik sinyalini) manyetik enerjiye dönüştürüp manyetik bant üzerinde saklarlar.

Bir bant kayıt cihazının en önemli parçalarından biri, bandın cihazın kafalarının üzerinden sabit bir hızda ve gerginlikte geçmesini sağlayan transport mekanizmasıdır. Transport mekanizması üç motordan oluşur:

  1. Capstan
  2. Supply reel
  3. Take up reel

‘Capstan’, bandı kafaların üzerinden sabit bir hızla geçirilmesini sağlar. ‘Supply reel’ (sol taraftaki makara) ve ‘take up reel’ (sağ taraftaki makara) motorları ise capstan motorunun aksine sabit bir hızda dönmezler; onların görevi bandın gerginliğinin sabit kalmasını sağlamaktır.

 

Bandın Hızı (ips)

Kafaların üzerinden geçen bandın hızı ips-inch per second (inç/saniye) cinsinden ifade edilir. Tüketici (ev) tipi kasetler 1 7/8 ips hızla döner; diğer bir deyişle kafadan bir saniye içinde 1 7/8 inç uzunluğunda bant geçer. Profesyonel stereo analog kayıt cihazlarında bu hız 7 1/2 ile 30 ips arasında değişir. Yüksek hızlar, bant dip gürültüsünü aza indirdiği ve üst frekanslarda kayıpları önlediği için, düşük hızlara göre daha kaliteli sonuç verirler.

 

Wow & Flutter

Transport mekanizmasının görevinin bandı kayıt cihazının kafaları üzerinden sabit bir hızda ve gerginlikte geçirmek olduğunu yukarıda belirtmiştim. Ancak bu her zaman mümkün olamıyor. Transport hızında istenmeyen yavaşlama ve hızlanmalar meydana geliyor ve bunlar da frekans modülasyonlarına sebebiyet veriyor. Bu istenmeyen frekans modülasyonları ‘wow and flutter’ olarak adlandırılıyor.

 

Kafalar

Profesyonel analog bant kayıt cihazlarında üç kafa bulunur:

  1. Erase
  2. Record / Sync
  3. Reproduce

‘Erase’, silme; ‘record / sync’, kayıt ve okuma; ‘reproduce’ ise sadece okuma kafasıdır. Bu kafaların oluşturduğu gruba ‘headstack’ veya ‘headblock’ adı verilir.

Bant, kayıt kafasından hemen önce erase head, silme kafasından geçirilir. Silme kafasında çok yüksek frekanstaki bir dalga (genelde 250 kHz civarı) ile banttaki manyetizmanın giderilmesi sağlanır ve bu yolla bandın üzerinde daha önce yapılmış olan kayıt silinir.

Record/Sync head, hem kayıt hem de playback (kaydedilen sesi dinlemek) için kullanılır. Daha önce kaydedilmiş sesleri dinleyerek farklı kanala başka sesler kaydetme işlemine ‘overdubbing’ adı verilir. Overdubbing sırasında önceden kaydedilen ve o anda kaydedilmekte olan sesleri senkronize olarak duymak zorunludur, yoksa arada zaman farkı oluşur. Okuma kafası ve kayıt kafası bandın geçiş yönünde farklı yerlerde olduğu için eğer monitör işlemini okuma kafası üzerinden yapılırsa önceden kaydedilen sesler ve o anda kaydedilmekte olanlar senkronize olmaz. Bu sebepten dolayı profesyonel kanal kayıt cihazlarında hem kayıt hem de okuma işlemini yapabilen record/sync head adı verilen özel bir kafa bulunur.

Reproduce, ya da kısa adıyla repro, okuma işlemini gerçekleştirir ve sadece miks sırasında kullanılır.

 

Otari MTR 90 | 24 kanal kanal kayıt cihazı | 2 inç

 

Analog Kayıt Formatları

Manyetik bantların genişliği 1/4 inç ile 2 inç arasında değişir. Stereo kayıtlar için genelde 7 1/2 – 15 ips hızında dönen 1/4 inç genişliğinde bantlar kullanılıyordu. Büyük bütçeli stereo albüm miksleri için ise 15-30 ips hızında dönen 1/2 inç genişliğinde bantlar kullanılıyordu. Çok kanallı (8-24 kanal) kayıtlar için yine bütçeye ve stüdyo imkanlarına bağlı olarak 15-30 ips hızında 1/2 – 2 inç genişliğinde bantlar kullanılıyordu. Büyük stüdyolarda standart olarak format 24 kanal / 2 inç / 30 ips idi.

 

Plug-in’ler

Analog bantlar artık tarihe karıştı desek sanırım abartmış olmayız. Geçmişten kalan ve çok iyi durumda olan bant kayıt cihazları var ama artık bunları kullanan pek kalmadı. Hem kullanım kolaylığı hem de maliyet açısından bazı istisnalar dışında hemen hemen tüm prodüksiyonlarda artık dijital kullanılıyor.

Bazıları analog bantların kendine has bir havası, tonu ve sıcaklığı olduğunu savunuyorlar. Diğer yandan dijitalin pratikliğinden vazgeçmek istemiyorlar. Durum böyle olunca analog bant emülasyonları plug-in’leri devreye giriyor.

Waves, UAD, Avid, Softube, Slate, IK Multimedia, Blue Cat ve daha birçok firma analog bant emülasyon plug-in’leri üretiyorlar. Bu plug-in’ler üzerlerindeki parametreler açısından farklılılar gösterebiliyor.

Yazının ikinci bölümünde analog bant emülasyon plug-in’leri üzerinde sıklıkla kullanılan beş parametre ile devam ediyorum ve bu plug-in’lerin kullanımları ile ilgili bilgiler paylaşıyorum. Okumak için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Otari MTR 90 fotoğraf: Ville Hyvönen | Wikimedia Commons | Link

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Ücretsiz Plug-in’ler (17)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 17: Convology XT (Impulse Record), Oscarizor (Sugar Audio), Pitchproof (Aegean Music),  MIA Thin (MIA Laboratories).

 

Convology XT (Impulse Record)

 

Convology XT (Impulse Record), bir convolution reverb plug-in’i. 70 adet vintage reverb impulse response dosyası ile birlikte geliyor. İsterseniz daha sonra farklı paketler satın alabiliyorsunuz. Bu plug-in’in bence en cazip tarafı, WAVE formatındaki tüm impulse response dosyalarını yükleyip kullanabilmeniz. Kaçırmayın!

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Oscarizor (Sugar Audio)

 

Oscarizor, bir osiloskop, spektrum analizör ve faz gösterge plug-in’i. Basit ama görsel olarak sinyal kontrolü yapmak için kullanışlı bir plug-in. Pro versiuonu 3D seçenekler sunuyor.

Mac: AU, AAX, RTAS, VST | Win: AAX, RTAS, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Pitchproof (Aegean Music)

 

Pitchproof, adından da kolayca anlaşılabileceği gibi, klasik bir pitch shifter ve harmonizer plug-in’i. Gitar akord etmek için de kullanılabilir.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

MIA Thin (MIA Laboratories)

 

MIA Thin, ses parlaklık katan bir plug-in. “Add to taste – You Can’t Go Wrong” (“Zevkinize göre ekleyin – Yanlış yapamazsınız!”) sloganı ile tanıtılıyor. İndirme linklerinin olduğu sayfada ses örnekleri var. Bence dinlemekte fayda var!

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Streaming Dünyasından Haberler

Streaming servislerine ilk başta çok karşı çıkanlar oldu. Farklı farklı eleştiriler yapıldı. Müziği ucuzlattığını savunanlar oldu. Streaming ile asla para kazanılamayacağını iddia edenler oldu. Kalitesinden dolayı asla CD’nin rakibi ya da alternatifi olamayacağını söyleyenler oldu.

Ben hep şuna inanmışımdır: İnsanlar her zaman pratik olanı seçerler.

Streaming dinleyiciler için çok pratik çünkü milyonlarca şarkıya istediğiniz zaman istediğiniz yerden ulaşmak mümkün. Ne fiziksel olarak ne de hard disk üzerinde yer kaplamıyor. Üstelik ucuz, hatta bir noktaya kadar ücretsiz.

Bu sebepten dolayı ilk günden beri streaming servislerinin müzik endüstrisinin yakın gelecekte bel kemiğini oluşturacağını iddia etmiştim.

Yanlış bir tahminde bulunduğumu sanmıyorum…

 

Streaming Gelirleri

Müzik Endüstrisine Bakış adlı yazı dizimin 6. bölümünde 2014 yılında dünyada elde edilen dijital gelirlerin (download + streaming) ilk defa fiziksel gelirlere eşit olduğunu belirtmiştim. Daha sonraki yıllarda da streaming, hem dijital gelirler hem de genel gelirler içindeki yüzdesini büyük bir hızla artırmaya devam etti.

IFPI’nin raporuna göre 2018 yılında dünyadaki streaming gelirleri yaklaşık 7 milyar doları buldu.

Universal Music Group, 2019 yılı içinde streaming servislerinden (Spotify, Apple Music, YouTube vb.) günlük olarak 9.3 milyon dolar gelir elde ediyor!

Goldman Sachs tarafından hazırlanan bir raporda 2030 yılında streaming gelirlerinin 27.5 milyar dolara, reklam gelirleri ile birlikte 37.2 milyar dolara çıkması beklendiği yazıyor.

Streaming servislerinin aşağıya doğru giden dünya müzik endüstrisini tekrar ayağa kaldırdığını söylersek sanırım abartı olmaz.

 

Streaming Savaşları

 

 

Gelirler büyüdükçe streaming servisleri arasındaki savaş da kızışıyor. Aslında savaş şu anda (audio streaming firmaları bazında) daha çok Spotify ve Apple Music arasında. Yakın zamanda Amazon’un da güçlü bir cephe açması bekleniyor.

Şu anda lider herkesin tahmin edebileceği gibi Spotify. Ancak yakın zamanda dikkat çeken bir gelişme oldu. Amerika’daki Apple Music ücretli kullanıcılarının sayısı, Spotify’ın ücretli kullanıcılarının sayısını geçti.

Reuters ve The Wall Street Journal’a göre şu anda Amerika’da Apple Music’in 28 milyon, Spotify’ın ise 26 milyon ücretli kullanıcısı bulunuyor!

Diğer yandan tüm dünyadaki Apple Music ücretli kullanıcı sayısı 56 milyon, Spotify’ın ücretli kullanıcı sayısı ise 96 milyon. Spotify ücretsiz kulanıcılarla birlikte aylık toplam aktif kullanıcı sayısının 217 milyon olduğunu açıkladı ancak bunun nasıl hesaplandığı raporda açık olarak belirtilmemiş.

 

Podcast

Hem Apple Music hem de Spotify büyük bir hızla kataloglarını genişletmeye devam ediyorlar. Şu anda Apple Music kullanıcılarına 45 milyon, Spotify ise 30 milyon şarkı sunuyor.

Spotify CEO’su Daniel Ek’in yaptığı bir açıklamaya göre Spotify’a her gün 40 bin parça yükleniyor! Bu rakam hem eski parçaların streaming servislerine dahil edildiğini, hem de sürekli olarak yeni müzikler üretilediğini gösteriyor.

Streaming firmaları için parçaların yanı sıra çok önemli bir şey daha var: podcast!

Ülkemizde çok yaygın değil ama özellikle Batı dünyasında podcast çok dinleniyor. Podcast alanında şimdilik pazarın lideri Apple ama Spotify ciddi bir atağa kalkmış durumda.

Spotify’ın orijinal içerik üretimi için çeşitli podcast firmalarını satın aldığı ve almaya devam edeceği konuşuluyor. Hatta Billboard’da yayınlanan bir habere göre Michelle ve Barack Obama tarafından kurulan Higher Ground Audio adlı podcast firmasıyla da içerik üretimi üzerine anlaşma yapmışlar!

 

2019’un İlk Çeyreğinde En Çok Stream Edilen Sanatçılar

 

Billie Eilish – When We All Fall Alseep, Where Do We Go?

 

2019’un ilk çeyreğinde tüm dünyada en çok stream edilen 5 sanatçı aşağıdaki gibi:

1- Ariana Grande

  • Toplam streaming geliri: 12.08 milyon dolar
  • Toplam streaming sayısı: 2.83 milyar

2- Drake

  • Toplam streaming geliri: 11.29 milyon dolar
  • Toplam streaming sayısı: 2.58 milyar

3- Post Malone

  • Toplam streaming geliri: 10.90 milyon dolar
  • Toplam streaming sayısı: 2.63 milyar

4- Juice Wrld

  • Toplam streaming geliri: 8.38 milyon dolar
  • Toplam streaming sayısı: 1.92 milyar

5- Billie Eilish

  • Toplam streaming geliri: 7.93 milyon dolar
  • Toplam streaming sayısı: 1.89 milyar

Rakamların sadece 2019 yılının ilk dört ayı için olduğunun altını çizmek isterim!

Yukarıda da görüldüğü gibi artık böyle listelerin üst sıralarında yer alabilmek için streaming sayılarının milyarlar olması gerekiyor.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Burst | Pexel

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

 

Kaynaklar:

Posted in Müzik Endüstrisi | Leave a comment

Billboard Top Songwriters ve Top Producers Listeleri

Billboard listeleri yakın zamana kadar özellikle Batı dünyasındaki müzik endüstrisi açısından çok önemliydi. Bir single ya da albümün listelerde yer alması o plağın, kasetin veya CD’nin çok satıldığını ve o sanatçının radyolarda sık sık çalındığını gösteriyordu. Diğer bir deyişle listede yer almak (en azından o an için) popüler olmak anlamına geliyordu. Buna ek olarak, müzik dükkanları, popüler single ve albümleri hızlı kazanç kapısı olarak gördüğü için, hemen o plak, kaset ve CD’leri sipariş verip stoklarına alıyorlardı. Dolayısıyla Billboard listelerinde olmak single ya da albümünüzün hem iyi satış yaptığını hem de daha fazla müzik dükkanı tarafından sipariş edileceğini gösteriyordu.

Müzik endüstrisinde özellikle son 10 yıl içinde çok şey değişti. Bu değişikliklerin temelinde yatan sebep ise ağırlıklı olarak internet ve streaming servisleri oldu. “Müzik Endüstrisine Bakış” adlı bir yazı dizim var; bu konular ilginizi çekiyorsa bakabilirsiniz.

 

Müzik Endüstrisinde Değişiklikler ve Billboard

Tüm bu değişiklikler olurken endüstride birçok kişi Billboard listelerinin artık ne kadar geçerli olduğunu sorgulamaya başladı…

Müzik tüketiminin fiziksel medyada streaming’e kaydığı, geleneksel müzik dükkanların yavaş yavaş yok olduğu, radyonun streaming servisleri ile kıran kırana rekabette olduğu bu dönemde Billboard listeleri hala gerçekten önemli mi?

Konuya veri ve sayılarla yaklaşıyorsanız, bence cevap “evet”… Billboard listeleri hala önemli. Billboard değişikliklere ayak uydurmak için hesaplama ve veri değerlendirme kriterlerini güncelledi. Örnek olarak, streaming verileri listelerin oluşturulmasında artık çok daha önemli bir yere sahip.

Diğer yandan, eğer konuya popülerlik açısından yaklaşıyorsanız, bence cevap “hayır”… Günümüzde popülerlik açısından Billboard listelerinden çok Spotify playlist’leri ve YouTube izlenme sayıları daha önemli bir gösterge.

 

 

Rolling Stone Listeleri

Buna ek olarak, Billboard listelerinin diğer bir sorunu da kendisine yeni ve güçlü bir rakip geliyor olması: Rolling Stone dergisi yakın zamanda kendi listelerini oluşturacağını açıkladı.

Rolling Stone dergisinin oluşturmayı planladığı listeler arasında Top 100 Songs, Top 200 Albums, Top 500 Streaming Artists, Trending 25 Artists ve Breakthrough 25 Artists bulunuyor.

 

 

Billboard Top Songwriters ve Top Producers Listeleri

Bir yandan müzik endüstrisindeki değişimler, diğer yandan da rakiplerini düşündüğümüzde sonuç olarak Billboard’un artık tek otorite olmadığını söyleyebiliriz. Durum böyle olunca Billboard da farklı yollar deneyerek yerini ve güncelliğini korumaya çalışıyor.

Bence bu durum şarkı yazarlarına ve prodüktörlere yaradı…

Billboard her sene sonunda o yılın en başarılı şarkı yazarları ve prodüktörlerinden oluşan bir liste oluşturuyordu. Billboard, 15 Haziran’dan itibaren, artık haftalık olarak Top Songwriters ve Top Producers adı altında iki yeni liste yayınlayacağını duyurdu.

Top Songwriters ve Top Producers listeleri Billboard Hot 100 ve diğer “Hot” başlıklı listelere dayanarak oluşturulacak.

Bu, bence, müzik endüstrisinin mutfağında çalışan ve bel kemiğini oluşturan profesyonel ve sanatçılar için oldukça pozitif bir gelişme.

 

Music Modernization Act (MMA)

Benzer diğer önemli bir gelişme de geçtiğimiz yıl Music Modernization Act (MMA) tasarısının kabul edilip Amerika’da yasa haline gelmesiydi. MMA’nın yasa haline gelmesi önemli bir gelişmeydi çünkü prodüktörler ve ses mühendislerine telif ödenmesinin önünü açtı. Bu durum diğer ülkeler için de örnek teşkil edecektir diye umuyorum.

 

İlgili Yazılar:

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı rawpixel.com | Pexels

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Endüstrisi | Leave a comment

Mikrofonlar ve Signal-to-Noise Ratio

Bir önceki hafta mikrofonların kendi dip gürültüleri ile ilgili “Mikrofonlar ve Equivalent Noise Level” başlıklı bir yazı yazmış, ‘self noise’ olarak da bilinen bu gürültülerin neden oluştuğunu ve nasıl ölçüldüğünü anlatmıştım.

Equivalent noise level ya da self noise seviyesi genelde A-weighting dengesi kullanılarak ölçülüyor ve dB SPL cinsinden ifade ediliyor. Bu sebepten dolayı değerler çoğu zaman dB(A) olarak yazılıyor. Ölçüm için kullanılan diğer bir denge de, CCIR-weighting olarak da bilinen, ITU-weighting dengesi. Değerlerin Neumann tarafından yapılmış sınıflandırmasına göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Signal-to-Noise Ratio (S/N Ratio)

Mikrofonların gürültü seviyelerini ifade etmenin bir diğer yolu ise signal-to-noise ratio (S/N Ratio), Türkçe karşılığı ile sinyalin gürültüye olan oranıdır.

Signal-to-noise ratio, dB cinsinden ifade ediliyor.

Hesabı çok kolay… Bir mikrofonun sinyalinin gürültüye olan oranını bulmak için referans ses basınç seviyesinden, mikrofonun dip gürültü seviyesini (equivalent noise level / self noise) çıkartmak yetiyor.

Peki, referans ses basınç seviyesi nedir?

Referans ses basınç seviyesi olarak 94 dB SPL alınıyor. Bunu sebebi ise 1 Pascal’ın 94 dB SPL’e eşit olması.

Bu durumda formül aşağıdaki gibi oluyor:

Signal-to-noise (RMS, A-weighted) = 94 dB SPL – self noise dB

 

Sinyalin Gürültüye Oranı ve Dinamik Alan

Sinyalin gürültüye oranı ile dinamik alan kavramlarının birbirleri ile karıştırılmaması çok önemlidir.

Headroom Nedir ve Neden Önemlidir?” başlıklı yazımda detaylıca anlatmıştım; dinamik alan, sinyalde gürültü eşiği ile bozulma (distortion) noktası arasında kalan alandır. Daha basit bir anlatımla, dinamik alan, sinyalde mümkün olan en düşük ve en yüksek seviyeler arasındaki farktır. Yazıyı okumak için buraya tıklayınız.

 

Örnek Değerler

Örnek olarak Neumann TLM 103 cardioid condenser mikrofonun teknik özelliklerini inceleyelim.

Neumann TLM 103

 

Equivalent noise level, A-Weighting olarak 7 dB olarak verilmiş. Signal-to-noise ratio ise yine A-weighting olarak 87 dB olarak verilmiş.

Bu değerleri formüle koyup karşılaştıralım:

Signal-to-noise (RMS, A-weighted) = 94 dB SPL – 7 dB(A) = 87 dB

Formül ve verilen değerler birbirleri ile uyuşuyor.

 

Self Noise, S/N Ratio ve Polar Pattern

Mikrofonun dip gürültü seviyesi, dolayısı ile S/N Ratio, mikrofonun polar pattern ve kapsülü ile de alakalıdır.

Örnek olarak Shure KSM44A multi-pattern condenser mikrofonun teknik özelliklerine bakalım.

Shure KSM44A

 

Verilen equivalent noise level değerleri aşağıdaki gibidir:

  • Cardioid: 4 dB(A)
  • Omnidirectional: 6 dB(A)
  • Bi-directional: 7.5 dB(A)

Buna bağlı olarak S/N Ratio da değişiklik gösteriyor. mikrofonun teknik özellikler dokümanında verilen değerler aşağıdaki gibidir:

  • Cardioid: 90 dB
  • Omnidirectional: 88 dB
  • Bi-directional: 86.5 dB

Formüle koyduğumuzda değerler birbirlerini tutuyor:

  • Cardioid S/N Ratio = 94 dB SPL – 4 dB(A) = 90 dB
  • Omnidirectional S/N Ratio: 94 dB SPL – 6 dB(A) = 88 dB
  • Bi-directional S/N Ratio: 94 dB SPL – 7.5 dB(A) = 86.5 dB

 

S/N Ratio ve Self Noise Değerlerinin Önemi

Analog kayıt döneminde bandın dip gürültüsü, mikrofonların dip gürültülerinden genelde daha yüksek olduğu için equivalent noise level ve S/N Ratio çok önemsenen değerler değildi. Günümüzde ise kaliteli mikrofon pre-amplifikatörleri ve kaliteli analog-dijital çeviricilerle (A/D converters) yapılan dijital kayıtlarda bu değerler artık önem kazandı. Bu, özellikle düşük ses basıncı üreten ses kaynaklarını iyi bir kayıt zinciri ile dijital ortama kaydederken dikkat edilmesi gereken bir konu.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Image by Samuel Morazan | Pixabay

Neumann TLM 103 mikrofon fotoğrafı Neumann web sitesinden alınmıştır (link).

Shure KSM44A mikrofon fotoğrafı Shure Inc. websitesinden alınmıştır (link).

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Mikrofonlar ve Equivalent Noise Level

‘Equivalent noise level’ ya da diğer adıyla ‘equivalent self rating’, basitçe mikrofonun kendi dip gürültüsü olarak tanımlanabilir. Bu sebepten dolayı ‘self noise’ olarak da bilinir. Self noise, mikrofonun diyaframına ulaşan herhangi bir ses dalgası olmasa bile mikrofonun çıkışında hep vardır.

Mikrofonlarda farklı sebeplerden dolayı oluşan farklı tip dip gürültüler olur: Akımın devre içinde yol alırken oluşturduğu gürültüler ‘Poisson noise’ veya ‘shot noise’ olarak bilinir. Isıya bağlı olarak çıkan termal gürültülere ‘Johnson noise’ adı verilir. Bunlara ek olarak mikrofonun çevresindeki hava moleküllerinin hareketi de mikrofonun diyaframına çarpıp gürültü oluşturabilir.

Analog kayıt döneminde bandın dip gürültüsü, mikrofonların dip gürültülerinden genelde daha yüksek olduğu için equivalent noise level çok da önemsenen bir değer değildi. Günümüzde ise kaliteli mikrofon pre-amplifikatörleri ve kaliteli analog-dijital çeviricilerle (A/D converters) yapılan dijital kayıtlarda bu değer artık önem kazandı. Bu, özellikle düşük ses basıncı üreten ses kaynaklarını iyi bir kayıt zinciri ile dijital ortama kaydederken dikkat edilmesi gereken bir konu.

 

Ölçüm

Equivalent noise level ölçümü için mikrofon ses geçirmeyen bir oda veya bölmeye yerleştiriliyor. Bazı firmalar ölçüm sonuçlarının daha iyi çıkması için mikrofonu üzerinde kapsülü olmadan ölçüyor ancak saygın firmalar bunu genelde yapmıyor.

Neumann ölçüm bölmesi. Fotoğraf Neumann web sitesinden alınmıştır.

 

Equivalent noise level genelde dB SPL cinsinden ifade ediliyor. Ölçüm için A-weighting dengesi kullanılıyor. Bu sebepten dolayı değerler çoğu zaman dB(A) olarak yazılıyor. Kullanılan diğer bir denge de, CCIR-weighting olarak da bilinen, ITU-weighting dengesi.

A-Weighting Dengesi

 

Dengeler ile ilgili olarak daha önce “Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri” başlıklı bir yazı yazmıştım. Okumak isterseniz buraya tıklayınız.

 

Değerler

Dünyanın en saygın mikrofon firmalarından biri olan Neumann, equivalent noise level (self noise) değerlerini aşağıdaki gibi sınıflıyor:

10 dB(A) ve altı

Çok düşük self noise. Bu kadar iyi değerler sadece büyük diyaframlı modern kondenser mikrofonlarda bulunabiliyor.

11 dB(A) -15 dB(A) arası

Çok iyi. Bu kadar düşük değere sahip bir mikrofonun dip gürültüsünün mikse olumsuz bir şekilde yansıması çok düşük bir ihtimal.

16 dB(A) -19 dB(A) arası

Çoğu uygulama için yeterli.

20 dB(A) -23 dB(A) arası

Stüdyo kayıtları için yüksek bir değer. Yüksek ses basıncı üreten kaynaklar (enstrümanlar) için idare edebilir ancak konuşma seviyesinin (yaklaşık 60 dB SPL) altında ses basıncı üreten ses kaynakları için kabul edilemez.

24 dB(A) ve üstü

Stüdyo kayıtları için kabul edilemez.

Neumann TLM 103. Equivalent noise level: 7 dB(A)

 

Yukarıda da belirttiğim gibi, equivalent noise level, günümüzde kaliteli mikrofon pre-amplifikatörleri ve kaliteli analog-dijital çeviricilerle (A/D converters) yapılan dijital kayıtlarda, özellikle kaydedilen ses kaynağının ürettiği ses basıncı düşükse, dikkat edilmesi gereken bir değer.

 

İlgili yazı: Mikrofonlar ve Signal-to-Noise Ratio

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: vanleuven0 | Pixabay

Neumann ölçüm bölmesi fotoğrafı Neumann web sitesinden alınmıştır (link).

Neumann TLM 103 mikrofon fotoğrafı Neumann web sitesinden alınmıştır (link).

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Kompresör Attack Süresinin Sese Etkisini Görselleştirecek Olursak…

Attack süresi, kompresör üzerindeki en kritik parametreleriden biridir. Sinyal seviyesi threshold seviyesini geçtiğinde kompresörün devreye girip hangi sürede sinyali üzerindeki ayarlara göre tam olarak sıkıştıracağını belirler. Milisaniye (ms, msec) cinsinden ifade edilir.

Attack süresinin en kritik parametrelerden biri olmasının sebebleri, bir yandan kompresörün nasıl bir hızda tepki vereceğini belirlemesi, bir yandan da sesin karakteristiği üzerinde değişiklik yapma gücüne sahip olmasıdır. Örnek olarak vurmalı enstrümanlarda çok hızlı (çok kısa) attack süreleri transient’ları ezip enstrümanın dinamiklerini öldürebilir.

Attack parametresinin ses üzerinde yarattığı etkiyi görmek için bir sinüs dalgası kullanabiliriz.

Aşağıda 100 milisaniye uzunluğunda -6 dBFS seviyesinde 1 kHz sinüs dalgası görüyorsunuz.

1 kHz sinüs dalgası

 

Şimdi bu sinüs dalgasına kompresör ile sıkıştırma uygulayalım. Threshold seviyesini -30 dB, oranı 8:1 ve attack süresini de 50 ms olarak ayarlayalım.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 50 ms

 

Yukarıdaki ekran görüntüsünde de görüldüğü gibi kompresör devreye giriyor ve 50 ms içinde tam sıkıştırma elde ediliyor.

Şimdi attack süresini 20 ms olacak şekilde ayarlayalım.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 20 ms

 

Attack süresini biraz daha kısaltalım ve 5 ms olarak ayarlayalım.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 5 ms

 

Ekran görüntülerinden de kolaylıkla anlaşıldığı gibi attack süresi kısaldıkça kompresörün tam olarak sıkıştırma noktasına ulaşma süresi de kısalıyor.

Attack süresini 0.1 ms olarak ayarladığımızda aşağıda görebileceğimiz gibi karşımıza başı ve sonu seviye olarak aynı olan bir ses dalgası çıkıyor.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 0.1 ms

 

Lookahead özelliği olmayan kompresörlerde bunu elde etmek neredeyse imkânsız gibi bir şey. Bu özellik ile ilgili olarak “Kompresör / Limiter Lookahead Özelliği” ve “Peki Ya Kullanmak İstediğimiz Kompresör Üzerinde Lookahead Özelliği Yoksa?” başlıklı iki yazı yazmıştım.

Attack parametresi ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken nokta, çok kısa attack sürelerinin bozulmaya (distortion) yol açıyor olması. 1 ms insan kulağı tarafından algılanamadığı için 0.1 ms ve 1 ms arasında genel volüm algılanması açısından fark yoktur. 1 milisaniyelik attack süresinde sinyalin bozulma riski daha az olduğundan, mümkün olduğunca bu sürenin altına inmemekte fayda vardır.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 1 ms (dalganın başına dikkat)

 

Diğer yandan, 1 ms attack süresi uyguladığınızda geçmesine izin verdiğiniz transient çok yüksek seviyedeyse, sinyalde bozulmaya yol açacaksa, bu durumda buna müdahale edilmesi gerekir. Tabii unutmamak gerekir ki bu tür müdahaleler kompresörden çok limiter ile yapılmaktadır.

 

İlgili yazılar:

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Wikimedia Commons

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

AES Türkiye 10 Yıl Aradan Sonra İlk Etkinliğini Gerçekleştirdi

Audio Engineering Society (AES) Türkiye şubesi olarak 10 yıl aradan sonra ilk defa bir etkinliğe imza attık. Yeni bir dönemin başlangıcının ilk adımı olarak gördüğümüz bu etkinlik, hepimiz için heyecan verici oldu!

Audio Engineering Society, 1948 yılında New York’ta kurulmuş olan bir birlik. Şu anda dünyaya yayılmış 87 profesyonel şubesi, 131 öğrenci şubesi ve toplamda 12,500 üyesi var. AES, biri Amerika diğeri ise Avrupa’da olmak üzere her yıl iki büyük kongre yapıyor. Bu kongreler içinde fuarlar da yer alıyor. Bunların yanı sıra yıl boyunca konferanslar ile şubelerin düzenlediği yerel ve bölgesel çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor.

AES’in 2017 yılında yapılan seçimlerde 2017-2019 dönemi için aralarında Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerin de olduğu Southern Europe, Middle East, Africa bölgesinden sorumlu başkan yardımcısı (Vice President, kısaca “VP”) seçilmiştim. Bu sayede AES Board of Governors ile doğrudan iletişime geçme şansım oldu. 2018 yılı Ekim ayında New York’ta yapılan kongreye katıldım ve VP sıfatıyla ilk defa yönetim kurulu toplantılarına girdim. Benim için oldukça heyecan verici bir deneyim olmuştu. O toplantıda AES Türkiye’yi yeniden faaliyete geçirmek için çalışmalarda bulunacağımı söylemiştim. Yazılarımı takip edenler hatırlar, o toplantı ile ilgili detayları “2018’i Kapatırken” başlıklı blog yazımda paylaşmıştım.

AES Türkiye şubesi etkinliğimizi 10 Mayıs 2019 tarihinde Bilkent Üniversitesi’nde gerçekleştirdik. Ev sahipliğini benim de bir parçası olduğum İletişim ve Tasarım Bölümü (Communication and Design / COMD) üstlendi.

Hem sektörden hem de akademiden farklı farklı yaşlarda katılımcıların olması beni çok mutlu etti. AES’in amacının insanları ve fikirleri bir araya getirerek ses ile ilgili bilim ve dallarını ve çalışma alanlarını desteklemek olduğunu düşünürsek bilim/akademi ve sektör iş birliği için bir platform oluşturabilmek oldukça önemli bir konu.

AES Türkiye etkinliğimiz, bölüm başkanımız Andreas Treske’nin konuşması ile açıldı.

Andreas Treske’nin konuşmasının ardından ben Audio Engineering Society’nin tarihi, yapısı ve faaliyetleri hakkında bir sunum yaptım.

Etkinlik İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Müzik Teknolojileri Bölüm Başkanı Dr. Can Karadoğan’ın “3 Boyutlu Ses” başlıklı sunumu ile devam etti. Can Karadoğan, 2018 yılında HAW-Hamburg Üniversitesi’nden Profesör Thomas Görne ile birlikte yaptığı “Klasik Türk Müziği Yapımlarında Üç Boyutlu Ses Tasarımı” projesindeki ambisonics deneyimini aktardı. Bu çalışmadan üretilen makale ile AES’in 27-29 Mart 2019 tarihlerinde İngiltere’nin York şehrinde düzenlediği Immersive and Interactive Audio Konferans’ına katılan Can Karadoğan, bu konferansta öne çıkan projeleri de etkinliğin sonunda bizlerle paylaştı.

2019 AES Immersive and Interactive Konferansı hakkında bilgi almak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

2017 yılında “Sanal Gerçeklik İçin Ses: Ambisonics Format-B” başlıklı bir yazı yayımlamıştım. Göz atmak isterseniz: 1. Bölüm / 2. Bölüm.

AES Türkiye etkinlik ve toplantı faaliyetlerine devam etmek için çalışmalarımız devam ediyor. Bir sonraki toplantıyı İstanbul Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

AES hakkında daha fazla bilgi edinmek ve üye olmak için: www.AES.org

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Fotoğraflar: Özcan Akar ve Ufuk Önen

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Konferans, Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment