Monitör Kalibrasyon Seviyeleri Üzerine… (2. Bölüm)

Bu yazı dizisi üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm için tıklayınız. Üçüncü bölüm 19 Kasım tarihinde yayımlanacaktır.

 

Çelişki

Yapılan hatanın fark edilmesinden sonra -20 dBFS = 83 dBC (ya da -18 dBFS = 85 dBC) olarak kabul edilen ve Tomlinson Holman ile Bob Katz tarafından da bu şekilde olduğu öne sürülen referans seviyesinin son yıllardaki kalibrasyon uygulamalarıyla ters düştüğünü gözlemledim. Gördüğüm, okuduğum ve araştırdığım kadarıyla kalibrasyon seviyesi olarak -20 dBFS = 85 dBC referans alınıyor.

Araştırmaya devam ettim. SMPTE (Society of Motion Picture and Television Engineers) sunumlarının birinde Brian Vessa (Sony Digital Audio Mastering birimi yöneticisi) referans seviyesinin -20 dBFS = 85 dBC olduğunu belirtmiş.

Pink noise | -20 dBFS = 85 dBC (slow response)

 

Daha sonra Tomlinson Holman’ın 5.1 Surround System: Up and Running adlı kitabının 2008 yılında yayımladığı ikinci basımını inceledim. Holman, 2000 yılında çıkan ilk basımdaki -20 dBFS = 83 dBC olarak belirttiği referans seviyesini ikinci basımda herhangi bir açıklama yapmadan -20 dBFS = 85 dB SPL olarak değiştirmiş (her ikisi de C-Weighting, slow response).

Pink noise | -20 dBFS = 85 dBC (slow response)

 

Buna karşılık Bob Katz’ın sitesindeki makalelerinde referans seviyesi ile ilgili herhangi bir değişiklik ya da güncelleme yok.

 

Surround Sound: Up and Running – 2000 (sol) ve 2008 (sağ) basımı

 

NTi, XL2 cihazında kullanılan Cinema Meter eklentisinin kullanım kılavuzunda referans seviyesini -20 dBFS = 85 dBC olarak belirtiyor.

Netflix de “theatretical” (film standardında) yapılan miksler için referans seviyesini -20 dBFS = 85 dBC olarak kabul ediyor.

Bu aslında oldukça kafa karıştırıcı bir durum. Araştırmaya biraz daha devam edince en mantıklı açıklamayı Meyer Sound’dan Peter Soper’ın yazdığı “Calibrating Cinema Sound Systems” başlıklı teknik raporda buldum. Kabaca özetleyecek olursak Soper raporunda şunu söylüyor: Her pink noise ya da referans için kullanılan her test tonu aynı değil!

 

Her Pink Noise Aynı Değil!

Soper’in raporu üzerinden durumu biraz daha detaylı bir şekilde açıklamaya çalışayım… Neredeyse 0 dBFS’e dokunan ama kırpılmaya (clipping) girmeyen bir sinüs dalgasını ele alalım. Bu dalga 100% (tam) modülasyon kriterine uyuyor ancak bu dalganın RMS değeri ölçüldüğünde tam modülasyona göre 3 dB aşağıda çıkıyor. Tek frekansa (örneğin 1 kHz) sahip bu sinyalin peak ve RMS değerleri arasındaki bu 3 dB’lik fark, bu sinüs dalgasının 3 dB crest factor’a sahip olduğunu gösteriyor.

%100 modülasyona sahip bu sinyalin seviyesini %10 azalttığımızda sinyalin peak değeri -20 dBFS, RMS değeri ise -23 dBFS oluyor.

Tek frekansa sahip basit dalgalarda crest factor sabit olarak 3 dB ancak diğer yandan pink noise için durum farklı. Pink noise, yaklaşık 10-16 dB arasında değişken crest factor değerlerine sahip.

Soper, Meyer Sound olarak bunları göz önüne alarak -20 dBFS seviyesinde bir referans sinyali hazırladıklarını söylüyor. Bu sinyali hazırlarken pink noise sinyalinin seviyesini ‘true RMS’ metodu ile ölçerek referans sinüs dalgasının -23 dBFS RMS değerine göre kalibre etmişler. Aynı zamanda pink noise sinyalinin crest factor’ünü 12.3 dB’ye sabitlemişler. Bunların sonucunda Meyer Sound -20 dBFS referans sinyali ortaya çıkmış.

Soper’in raporundan anlıyoruz ki her pink noise ya da referans için kullanılan her test tonu aynı değil!

 

Bu yazı dizisi üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm için tıklayınız. Üçüncü bölüm 19 Kasım tarihinde yayımlanacaktır.

Ses basınç seviyesi ölçümleri ve A/C Weighting dengeleri ile ilgili olarak “Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

Monitör kalibrasyonu için “Stüdyo Monitörleri Nasıl Kalibre Edilir?” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

Headroom ve seviyeler ile ilgili olarak “Headroom Nedir ve Neden Önemlidir?” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Chris Sansbury | Pixabay

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

 

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Monitör Kalibrasyon Seviyeleri Üzerine… (1. Bölüm)

Bu yazı dizisi üç bölümden oluşmaktadır. İkinci bölüm için tıklayınız. Üçüncü bölüm 19 Kasım tarihinde yayımlanacaktır.

 

Stüdyo monitörlerinin kalibrasyonu arkasında yatan mantık aslında sinema endüstrisine dayanmaktadır. Filmlerin stüdyolarda yapılan ses miksleri, stüdyo ve sinema salonları arasındaki ses seviyesi farklılıklarından dolayı amaçlandığı gibi duyulmuyordu. Bu yetmiyormuş gibi aynı film bazı salonlarda çok yüksek, bazılarında ise çok düşük ses seviyesi ile oynatılıyordu.

Bu tutarsızlıklara son vermek adına 1970’lerin ortasında sinema ses sistemleri “standart” bir seviyeye göre kalibre edilmeye başlandı. Bu sayede filmlerin ses mikslerinin bütün sinema salonlarında (en azından seviye olarak) miksin yapıldığı stüdyodaki gibi duyulması amaçlanmıştı.

Standart seviye için test tonu pink noise; referans sinyal seviyesi 0 VU = +4 dBu; ses basınç seviyesi de 85 dB SPL (C-Weighting, slow response) olarak kabul edildi.

Pink noise | 0 VU = +4 dB = 85 dBC (slow response)

 

İlerleyen tarihlerde dijital sistemler kullanılmaya başlandığında referans sinyali 0 VU = -20 dBFS şeklinde kalibre edildi.

0 VU = -20 dBFS

 

Referans Sinyal Seviyesinde Hata!

Daha sonra dijital sistemlerde kullanılan referans seviyesinde bir hata olduğu fark edildi. Dijitale geçerken VU metre sinüs dalgası kullanılarak -20 dBFS’e göre kalibre edilmişti. VU metrenin RMS yöntemini kullanmadığı göz önüne alınmamıştı.

VU metreler ‘average responding meter’ olarak bilinir çünkü sinyal seviyesini ortalama alarak ölçerler. Sinüs dalgasının RMS değeri peak değerinin 0.707 katı, ortalama değeri ise peak değerinin 0.636 katıdır. Bu sebepten dolayı olarak pink noise’un RMS değeri ile kalibrasyon için kullanılan sinüs dalgasının seviyesi birbirini tutmamış oldu. Sonuçta önceki standardın 2 dB yanlış olduğu ortaya çıktı!

Bu durumda -20 dBFS = 83 dB SPL (C-Weighting, slow response) olmuş oldu.

 

Tomlinson Holman

Ses konusunda sinema sektöründe en deneyimli ve saygın isimlerden biri Tomlinson Holman’dır. Şu anda hâlen Apple’da ‘audio director’ olarak çalışan Holman, THX’i yaratan kişi olarak tanınır. Holman, THX’i 1983 yılında George Lucas’ın şirketi Lucasfilm’de çalışırken Star Wars: Return of the Jedi filmi için geliştirmiştir. THX ismi Tomlinson Holman’ın isminin baş harflerinden gelmektedir. ‘X’ de “crossover” ya da “experiment” kelimelerinin temsili için eklenmiştir. Tabii bu isim aynı zamanda George Lucas’ın ilk filmi THX 1138’e de bir göndermedir.

Holman, 2000 yılında yayımladığı 5.1 Surround System: Up and Running adlı kitabında referans seviyesini -20 dBFS = 83 dB SPL (C-Weighting, slow response) olarak almıştır.

Pink noise | -20 dBFS = 83 dBC (slow response)

 

Bob Katz ve K-System

Mastering dünyasının duayen isimlerinden Bob Katz, 2000 yılında Journal of Audio Engineering Society’de (JAES) yayımlanan “Integrated Approach to Metering, Monitoring, and Leveling Practices” adlı makalesinde, yukarıda bahsettiğim analogdan dijitale geçiş sırasında referans sinyali seviyesinde yapılan yanlışa değinmiş. Katz da Tomlinson Holman gibi referans seviyesini -20 dBFS = 83 dB SPL (C-Weighting, slow response) olarak almış ve bir de monitör seviye sistemi önermiş.

Bob Katz K-System. Görsel Katz’ın Digital Domain web sitesinden alınmıştır. İlgili sayfaya görsele tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Bob Katz’ın K-System adını verdiği monitör sisteminde K-20 (papa), K-14 (mama) ve K-12 (baby) adlarında üç farklı skala bulunuyor. Sayılar, dB cinsinden headroom’a işaret ediyor. K-20 için 20 dB, K-14 için 14 dB, K-12 için ise 12 dB headroom bırakılıyor. K-System’deki tüm skalalarda normal çalışma seviyesi (0 dB) her zaman 83 dB SPL’e göre ayarlanıyor.

Aslında bunu biraz daha sabit bir şekilde düşünmek mümkün. Dijitalde çalıştığımız ve dBFS skalasını kullandığımız için referans seviyelerini aşağıdaki gibi ele alabiliriz:

K-20 | -20 dBFS = 83 dBC (slow response)

K-14 | -14 dBFS = 83 dBC (slow response)

K-12 | -12 dBFS = 83 dBC (slow response)

Katz, K-20 skalasını sinema miksleri, klasik müzik ve geniş dinamik alan gerektiren benzer uygulamalar; K-14 skalasını popüler müzik miksleri; K-12 skalasını ise radyo, televizyon ve benzeri yayın formatları için öneriyor.

 

Bu yazı dizisi üç bölümden oluşmaktadır. İkinci bölüm için tıklayınız. Üçüncü bölüm 19 Kasım tarihinde yayımlanacaktır.

 

Ses basınç seviyesi ölçümleri ve A/C Weighting dengeleri ile ilgili olarak “Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

Monitör kalibrasyonu için “Stüdyo Monitörleri Nasıl Kalibre Edilir?” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

Headroom ve seviyeler ile ilgili olarak “Headroom Nedir ve Neden Önemlidir?” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Chris Sansbury | Pixabay

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Ücretsiz Plug-in’ler (15)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 15: Loudness Meter 2 (Youlean), PianoVerb (PSP), Acqua Ochre Homebrew EQ (Acustica), VHL-3C Vintage High/Low Filter (Black Rooster Audio).

 

Loudness Meter 2 (Youlean)

 

Youlean Loudness Meter 2, LUFS skalası kullanarak mono, stereo ve 5.1 surround sinyaller üzerinde ölçüm yapan bir plug-in. Aynı zamanda sinyaldeki ‘true peak’ değerini de ölçüyor.

ITU-R BS.1770 standardı ile uyumlu olan Youlean Loudness Meter 2 dünyadaki tüm yayın standartları için preset’lere sahip. Ücretli olan sürümünde Spotify, Apple Music, YouTube ve Tidal gibi streaming servisleri için de presetler bulunuyor.

Youlean Loudness Meter 2’nin penceresini istediğiniz gibi büyütüp küçültebiliyorsunuz. Bence bu da önemli bir özellik.

Kaçırmayın!

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

PianoVerb (PSP)

 

PianoVerb, piyano için geliştirimiş bir reverb plug-in’i değil… PianoVerb, piyanoyu reverb olarak kullanan bir plug-in. Aslında bu, yeni bir teknik değil. Piyanonun telleri susturulmamışsa oda veya mekân içindeki başka kaynaklardan gelen ses dalgaları telleri titreştirir. Piyanonun tellerini mikrofonlayıp bu titreşimleri kaydettiğinizde bir çeşit reverb elde etmiş olursunuz. PianoVerb de bu fikir üzerinden yola çıkılarak geliştirilmiş bir plug-in.

Mac: AU, AAX, RTAS, VST | Win: AAX, RTAS, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Acqua Ochre Homebrew EQ (Acustica)

 

Acqua Ochre Homebrew, bir parametrik EQ plug-in’i. Sinyali ‘low’ (35-315 Hz), ‘mid’ (315-2500 Hz) ve ‘high’ (2500-22000 Hz) olmak üzere üç farklı frekans aralığına bölüyor. Q değeri her aralık için 0.5 ile 4 arasında ayarlanabiliyor. +/-16 dB cut/boost yapmak mümkün.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

VHL-3C Vintage High/Low Pass Filter (Black Rooster Audio)

 

VHL-3C Vintage High/Low Pass Filter, adından da anlaşılabileceği gibi, eski analog pasif filtre tasarımlarını emüle eden bir low-cut ve high-cut filtre plug-in’i. Ses örnekleri için aşağıdaki videoyu seyredebilirsiniz.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Mikrofon ve Line Seviyeleri Arasındaki Fark

Mikrofon ve line bağlantıları bazen kafa karıştırıcı olabiliyor. Bazıları bu bağlantıların sadece konnektörlerle ilgili olduğunu sanıyor. XLR konnektörlerin sadece mikrofon, 1/4″ konnektörlerin ise sadece line bağlantılar için kullanıldığını düşünenleri, hatta mikrofon ve line arası bağlantılar için XLR-1/4″ çevirici kablo kullanmaya çalışanları bile gördüm. Öncelikle hemen belirteyim, “1/4″ ve XLR Konnektörler: Hangisi Ne İçin Kullanılır?” başlıklı yazımda da açıkladığım gibi 1/4″ TS, 1/4″ TRS ve XLR konnektörlerin farklı farklı kullanımları var. Diğer bir deyişle, XLR sadece mikrofon, 1/4″ ise sadece line için kullanılır diye bir kural yok.

Şimdi gelelim mikrofon ve line bağlantılarına…

Aslında bu ikisi arasındaki en önemli fark, sinyal seviyesi!

Açıklamaya line seviyesi ile başlayayım.

 

Line Seviyesi

Profesyonel cihazlarda sinyal seviyesi için birim olarak dBu kullanılıyor.

0 dBu = 0.775 Volt

Profesyonel cihazların seviyeleri genelde +4 dBu olarak kalibre ediliyor.

+4 dBU = 1.228 Volt

Yarı profesyonel ve ev tipi cihazlarda ise durum biraz farklı Bu tip cihazlarda sinyal yüksekliği için birim olarak dBV kulanılıyor.

0 dBV = 1 Volt

Kural olmasa da yarı profesyonel ve ev tipi cihazlarda referans seviyesi olarak genelde -10 dBV kullanılıyor.

-10 dBV = 0.316 Volt

Buna göre profesyonel ile yarı-profesyonel/ev tipi cihazların referans seviyeleri arasında 11.79 dB fark bulunuyor. Bu iki farklı tipteki cihazlar birbirlerine bağlandığı zaman referans seviyelerinin arasındaki voltaj farklılıklarından dolayı seviyelerde tutarsızlıklar oluyor.

Şimdi bu bilgiyi aklımızda tutalım ve mikrofon seviyelerine bakalım.

 

Mikrofon Seviyesi

Mikrofon seviyeleri genelde -60 dBu ile -40 dBu arasında değişiyor. Ortalama olarak -50 dBu olduğunu varsayalım. Buna göre profesyonel bir cihazın line girişi ile mikrofon çıkışı arasında 55 dB bir fark oluyor. Bu, çok büyük bir fark.

Mikrofonun çıkışını bir cihazın line girişine bağlarsanız aradaki bu 55 dB’lik farktan dolayı ses alamazsınız. Bu sebepten dolayı mikser, ses kartı, kamera ve benzeri ekipman üzerindeki mikrofon girişleri için bu cihazlar içine mikrofon pre-amplifikatörü bulunur. Kısaca ‘mic pre’ olarak tabir edilen bu amplifikatörler mikrofon seviyesini line seviyesine yükseltirler.

Diğer yandan, eğer bir cihazın line çıkışını başka bir cihazın mikrofon girişine bağlarsanız, bu sefer de 55 dB’lik farktan dolayı mikrofon girişi aşırı yükleme ile karşılaşıp sinyalde bozulma olur.

Her ne kadar yarı-profesyonel ve ev tipi cihazların line seviyeleri profesyonel cihazlara göre biraz daha düşük olsa da yukarıdaki her iki senaryo ve her iki sonuç bu cihazlar için de geçerli olacaktır.

Dolayısıyla yazının başında bahsettiğim çevirici kablolar ile yapılan mikrofon-line arası bağlantıların sağlıklı bir sonuç vermesi mümkün değil!

 

Radial Engineering J48 Active Direct Box (DI Box)

 

Mikrofon ve Line Seviyeleri Arasında Bağlantı

Yukarıda da belirttiğim gibi mikrofon seviyesini line seviyesine yükseltmek için bir mikrofon pre-amplifikatörü gerekiyor.

Line seviyesini mikrofon seviyesine düşürmek için ise DI box veya bir attenuator kullanılabilir. Piyasada farklı firmalar tarafından üretilen birçok DI box ve attenuator bulmak mümkün.

Shure A15LA (50 dB attenuator)

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Daniel Chekalov | Unsplash

Radial Engineering J48 Active Direct Box fotoğrafı Radial Engineering web sitesinden alınmıştır | Türkiye distribütörü: Elit Işık / Ses Teknolojileri

Shure A15LA fotoğrafı Shure web sitesinden alınmıştır | Türkiye distrübütörü: Atempo

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

DAW İçindeki Çok Kanallı Projelerinizi Arşivlemek İçin Yöntemler

DAW içindeki çok kanallı projelerinizi arşivlemek farklı yöntemler mevcut. Benim kullandığım metotları kısaca başlıklar halinde listeleyecek olursam:

  1. Session dosyası ve klasörü olarak
  2. İşlenmemiş kanallar olarak
  3. İşlenmiş, otomasyon uygulanmış ve efekt eklenmiş kanallar olarak

Şimdi bu üç yöntemi biraz daha detaylı bir şekilde sizlere aktarayım.

 

1- Session Dosyası ve Klasörü

Projeyi session dosyası olarak saklamak için aslında çok fazla bir şey yapmaya gerek yok. Burada en önemli nokta tüm ses dosyalarının aynı (tercih olarak session dosyasının olduğu) klasörde olduğundan emin olmak. Eğer tüm dosyalar (session dosyası + ses dosyaları) aynı klasörde ise yapmanız gereken tek şey bu klasörü arşiv için kullandığınız diske kopyalamak.

Eğer disk alanından tasarruf etmek isterseniz kaydedilmiş veya session içine alınmış fakat parça içinde kullanmadığınız ses dosyalarını temizleyebilirsiniz. Birçok parçanın kaydı sırasında vokaller ve diğer enstrümanlar defalarca kaydediliyor, sonra bunların içinden seçim yapılıyor. Parçada kullanılmayan bu kayıtların sonradan da kullanılmayacağından eminseniz bu durumda bunları silebilir, böylelikle arşivinizin disklerde kapladığı alanı küçültebilirsiniz.

Pro Tools üzerinden örnek vereyim (görsellerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz)…

 

Select > “Unused” komutu ile session ses klasöründe olan ancak parçada kullanılmayan ses dosyalarını seçebilir sonra “Clear” komutu ile bunları silebilirsiniz.

 

 

Pro Tools, “Clear” komutunu verdiğinizde size üç seçenek sunuyor: “Remove”, dosyaları session içindeki listeden siliyor ancak bu dosyalar session ses klasörü içinde kalıyor. Biz arşivin diskte kapladığı alanı küçültmeye çalıştığımız için bu seçenek bizim işimize yaramıyor. “Move to Trash” kullanılmayan ses dosyalarını çöp kutusuna taşıyor, “Delete” ise dosyaları anında siliyor.

 

Benzer yöntemler diğer programlarda da bulunuyor. Örnek olarak Logic Pro X içinde “Show Advanced Tools” seçeneği işaretliyken File > Project Management > “Clean Up” komutu ile kullanılmayan ses dosyalarını temizlemek mümkün.

 

2- İşlenmemiş Kanallar

Projeyi session dosyası ve klasörü olarak saklarsanız, sonradan dönüp parçayı açtığınızda her şey bıraktığınız şekilde önünüze gelir. Teorik olarak bu doğru. Tabii pratikte durum böyle değil!

Öncelikle, sürümler arası farklılıklar sebebi ile projeniz sizin en son kaydettiğiniz ve açılmasını beklediğiniz şekilde açılmayabilir. Örnek olarak, eski sürüm ile kaydetmiş olduğunuz bir proje, programı yeni sürüme yükselttikten sonra aynı şekilde karşınıza gelmeyebilir. Belki peş peşe sürümler arasında bu çok problem olmayabilir ancak arada birkaç sürüm farkı varsa, az veya çok mutlaka bir takım farklılıklar olacaktır.

Bir de plug-in’leri düşünmek lazım. Projede kullanılan plug-in’lerin sürümleri değişmiş olabilir ya da artık o plug-in’leri kullanmıyor olabilirsiniz. Böyle bir durumda da projeniz en son kaydettiğiniz ve açılmasını beklediğiniz şekilde açılmayabilir.

Düşünülmesi gereken diğer bir konu da projeyi ihtiyaç halinde başka bir DAW içinde açmak… Belli bir zaman sonra projenin yapıldığı DAW artık kullanılmıyor olabilir. Uzun yıllardan beri bilgisayar programları ile çalışan biri olarak buna birçok defa şahit oldum. Böyle bir durumu düşünerek en azından “ham maddeyi” elde tutmak bence çok iyi bir fikir.

Eğer bir metinden bahsediyorsak bu ham madde bir .TXT dosyası olabilir. Yıllar sonra bile bir şekilde .TXT dosyalarını açabileceğimizi düşünüyorum. Metnin formatlanmış haline ulaşamasak da en azından ham maddeye ulaşmış oluruz.

Aynı şey ses dosyaları için de geçerli. Bence yıllar geçse de .WAV ve .AIFF dosyalarını açabiliyor olacağız. Buradan yola çıkarsak parçamızdaki kanalları tek tek .WAV ya da .AIFF dosyası olarak arşivlemek bence isabetli bir seçim olacaktır.

Bu yöntemin uygulaması için yine Pro Tools üzerinden örnek vereyim. Benzer işlemleri diğer programlarda da yapmak mümkün.

Pro Tools session içinde seslerimiz ‘region’ olarak duruyor. Bir kanalı parçanın en başından en sonunda kadar, içindeki tüm ‘region’ları içine alacak şekilde seçelim ve “Consolidate Clip” komutunu verelim.

 

Bu sayede kanaldaki tüm sesler (parçanın en başından en sonuna kadar” tek bir ses dosyası haline gelecek.

 

Bu işlemi tüm kanallara uyguladıktan sonra tüm kanalları seçip Clip List menüsünden “Export Clips as Files” komutu ile ses dosyalarını istediğimiz formatta kaydedebiliriz.

 

 

Bu ham kanalları daha sonra istediğimiz herhangi bir DAW içine alabiliriz.

 

3- İşlenmiş, Otomasyon Uygulanmış ve Efekt Eklenmiş Kanallar

Bir önceki yöntemde ses kanallarını ham halleriyle tek tek kaydedip daha sonra herhangi bir DAW içine almak mümkün. Tabii bu yöntemde yaptığınız tüm otomasyon ayarlarını ve kullandığımız tüm efektleri kaybetmiş oluyorsunuz.

Bir diğer yöntem ise kanalları tek tek solo konumuna alıp ‘export’ ya da Pro Tools terminolojisi ile ‘bounce’ etmek. Bu sayede saklayacağınız ses dosyalarına hem insert üzerinden yapmış olduğunuz EQ, kompresör ve benzeri işlemleri, hem de yazmış olduğunuz otomasyonu da eklemiş olursunuz. Send yoluyla aux üzerinden kullandığınız efektler varsa bunları da ayrıca almayı unutmamalısınız.

Pro Tools’ta, alternatif olarak, ‘commit’ özelliğini kullanabilir ve bu özellik ile oluşturulan dosyaları “Export Clips as Files” komutu ile istediğiniz formatta kaydedebilirsiniz. Bu yöntemde de yine send yoluyla aux üzerinden kullandığınız reverb, delay gibi efektleri unutmamak gerekiyor. Bunları da aux kanalını ‘commit’ ederek ses dosyalarına çevirebilir ve “Export Clips as Files” komutu ile istediğiniz formatta kaydedebilirsiniz.

 

Bu işlem bazı DAW’larda daha kolay yapılabiliyor. Örnek olarak Logic Pro X’teki Export > “Export All Tracks as Audio Files” komutu ile bu işi kolayca halletmek mümkün (açılan penceredeki ayarlara dikkat etmeyi unutmayın)!

 

Sonuç

Bunlardan hangisi en iyi yöntem diye soracak olursanız vereceğim cevap “hepsi” olur. Birinci seçenek (session dosyası ve klasörü) tek başına asla yeterli değil. Kısa bir zaman için işe yarayacak bir yöntem ama yıllar sonra bir parçaya geri dönmek istediğinizde (ki bu gerçekten herkesin başına gelen bir şey) birçok sorunla karşılaşacağınız neredeyse garanti.

Üçüncü yöntem ile arşivlediğiniz işlenmiş, otomasyon uygulanmış ve efekt eklenmiş kanalları hangi DAW içine alırsanız alın, play tuşuna bastığınızda tamamlanmış miksi duyuyor olacaksınız. Bu açıdan bu yöntem çok cazip!

Diğer yandan, eğer miks içinde bir takım değişiklikler yapmayı planlıyorsanız kanalların ham haline ihtiyacınız olacak. İşte burada da ikinci yöntem ile arşivlenmiş kanallar devreye giriyor.

Tüm bu sebeplerden dolayı benim tavsiyem, çalıştığınız projeleri bu üç yöntemi de kullanarak arşivlemeniz.

Tabii arşivlerinizin yedeklerini de almayı unutmayın!

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Samuel Zeller | Unsplash

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Vokal Kaydı: Birkaç Tavsiye

Bu yazımda vokal kaydı ile ilgili birkaç tavsiyede bulunmak istiyorum. Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri (SKMT) adlı kitabımda vokal kaydı ile daha detaylı bilgiler bulabilirsiniz. Yine konu ile ilgili olarak, “Bruce Swedien ile Vokal Kaydı Üzerine” başlıklı blog yazımı okuyabilirsiniz.

 

Mikrofon Seçimi

Vokal kayıtları için mikrofon seçerken ilk tercih genelde stüdyodaki en pahalı mikrofon olur. Bu mikrofon çok büyük ihtimalle iyi bir mikrofondur ama iyi bir mikrofon olması, her solistte iyi sonuç vereceği anlamına gelmez.

Vokalistin önüne mikrofonu koymadan önce bence ilk olarak yapılması gereken, vokalistin sesini mikrofonsuz dinleyip, daha sonra en azından iki veya üç mikrofon açıp bunlarla kısa kısa kayıtlar yapıp, bu kayıtları dinleyerek hangi mikrofonun kullanılacağına karar vermektir.

Mikrofon seçiminde tercihi otomatik olarak en pahalı ya da klasikleşmiş mikrofonlardan yana kullanmaktansa, vokalistin sesine uygun olacak mikrofonu bulmak için biraz deneme yapmak bana çok daha mantıklı geliyor.

 

Mikrofon ve Solist Arasındaki Mesafe

Mikrofon ve solist arasındaki mesafe için belirli bir standart ya da formül yok. Stüdyolarda, vokal kayıtlarında mikrofon, genelde solist ile arasında 20-45 santim olacak şekilde yerleştiriliyor.

Benim tavsiyem 20-25 santim bir mesafe ile başlayıp deneme yapmak. Bunu önermemin sebebi ise 20-25 santimin yaklaşık bir karış olması. Bu, uzun kayıtlar sırasında solistin mikrofona aynı mesafede kalmasını kolaylaştırıyor. Talkback üzerinden ara sıra “bir karış mesafedeyiz, değil mi?” diye sorduğunuzda, bir süre sonra solist sürekli olarak kendi kendine mesafeyi “bir karış” hesabı ile takip etmeye başlıyor.

Mikrofona olan mesafe demişken… Cardioid mikrofonlar ve proximity effect ile ilgili olarak bir blog yazı yazmıştım, ilgilenirseniz okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Mikrofonun Açısı

Mikrofon ve solist arasındaki mesafede olduğu gibi mikrofon açısı için de belirli bir standart ya da formül yok.

Benim tavsiyem şu şekilde: Mikrofonu, diyafram solistin ağız hizasında değil de, yaklaşık 10 cm yukarıda olacak ve solistin ağzına bakacak şekilde yerleştirmek. Mikrofonu böyle yerleştirdiğinizde PI ve BI gibi seslerden kaynaklanan patlamaları aza indirmiş olursunuz. 2-3 kHz civarının ağızdan yaklaşık 30° yukarıya çıktığını düşünürsek, mikrofonu be şekilde konumlandırdığınızda anlaşılabilirlik olarak da bir kaybınız olmaz. Patlamalara karşı pop-filtre de kullanabilirsiniz.

 

Kulaklık Miksi

Vokal kaydında en önemli noktalardan biri de kulaklık miksidir. Kulaklık miksi her ne kadar tüm kayıtlar için önemli olsa da özellikle vokal kayıtlarında daha belirgin bir öneme sahiptir. Deneyimlerime dayanarak kulaklık miksinin solistin kayıttaki performansı üzerinde ciddi bir etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Kaydın başında biraz zaman harcayarak solisti memnun edecek bir kulaklık miksi oluşturmak kaydın geri kalanında işleri biraz daha kolaylaştıracaktır. Tabii çoğumuzun bildiği gibi “mükemmel kulaklık miksi” diye bir şey yok. Her zaman bir şekilde biraz memnuniyetsizlik oluyor.

Bazen de kaydın başındayken beğenilen bir kulaklık miksi, iş ilerledikçe, yorgunluk arttıkça veya bir şeyler ters gittiğinde (siz hiçbir ayarı değiştirmemiş olsanız bile), birdenbire solist için sorunlu olmaya başlayabiliyor. Böyle bir durumda gerginlik yaratmak ya da gerginlik varsa daha da artırmak yerine solistin kulaklık ile olan sorununu mikse “ufak dokunuşlarla” müdahale ederek (veya müdahale edermiş gibi yaparak) çözmeye çalışabilirsiniz.

 

Solistin Kendini Rahat Hissetmesi

Solistin kendini rahat hissetmesi iyi bir vokal kaydı için muhtemelen en çok gereken şey. Solist kendini rahat hissetmezse, stüdyodaki koşullardan memnun olmazsa, ondan iyi bir performans beklemek pek gerçekçi olmaz açıkçası. Siz ne kadar doğru bir mikrofon seçip, doğru bir şekilde doğru bir noktaya yerleştirseniz de, eğer iyi bir performans yoksa iyi bir vokal kaydı da olmaz.

Işıklandırma, oda sıcaklığı ve havalandırma, koltuklar, ikramlar… Tüm bunlar kayıt seansı boyunca solistin rahat açısından önemli ama bence çok önemli iki nokta var. Bunlardan biri, yukarıda da belirttiğim gibi, kulaklık miksi, diğeri ise solist ile kayıt mühendisi ve/veya prodüktör arasındaki diyalog. Tecrübeli kayıt mühendisleri ve prodüktörler solistlerle ne zaman nasıl konuşması ve onlara nasıl davranması gerektiğini çok iyi bilirler. Bu sayede kayıtta solistten iyi bir performans alabilirler. Ben vokal kaydı yapmayı her zaman teknik bir işten çok insan psikolojisine dayanan bir iş olarak görmüşümdür.

 

Umarım bu birkaç tavsiye yapacağınız vokal kayıtları için faydalı olur.

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Pixabay

Mikrofon fotoğrafı: Pixabay

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Stüdyo Monitörleri Nasıl Kalibre Edilir?

Bu yazımda stüdyo monitörlerinizin kalibrasyonunu kolayca nasıl yapabileceğinizi anlatmak istiyorum. Uygulamaya geçmeden önce teorik bilgilere ve ihtiyaç duyacağınız donanım ve yazılımlara bir göz atalım.

 

Çalışma seviyesi

Analog cihazlar zamanlarında normal çalışma seviyesi 0 VU idi. Tabii profesyonel cihazlardaki 0 VU ile yarı-profesyonel ve ev tipi cihazlardaki 0 VU voltaj olarak farklılıklar gösteriyordu. Örnek olarak genelde profesyonel cihazlarda 0 VU = +4 dBu (1.228 Volt), yarı-profesyonel cihazlarda ise 0 VU = -10 dBV (0.316 Volt) idi.

Dijital sistemlerde 0 VU’nun dBFS (decibel full scale) skalası üzerinde bir karşılığı, daha doğrusu bir referans noktası olması gerekiyordu. Maalesef standart bir referans noktası üzerinde anlaşmak mümkün olmadı. 0 VU için dijitalde -20, -18, -14 ve -12 dBFS gibi farklı seviyeler referans olarak alındı.

Film endüstrisi -20 dBFS, Avrupa’daki radyo ve televizyon yayıncıları ise -18 dBFS üzerinde karar kıldı. Müzik endüstrisi maalesef tek bir seviye üzerinde ortak karara varamadı; -20, -18 ve -14 dBFS gibi farklı seviyeler kullanılıyor.

Monitörlerinizi kalibre edecekseniz ilk önce bir normal çalışma seviyesi belirlemeniz gerekecek. Yukarıda da belirttiğim gibi müzik endüstrisinde bir standart olmadığı için bu karar size kalıyor. Ben hem video için ses hem de müzik alanlarında çalıştığım için referans olarak 0 VU = -20 dBFS tercih ediyorum.

 

Test Sinyali

İkinci adım olarak bir test sinyali seçmeniz gerekiyor. Hem film hem de müzik endüstrisinde genel kabul olarak pink noise kullanılıyor.

Burada dikkat edilmesi gereken iki nokta var! Birincisi, pink noise sinyalinin seviyesi RMS değerinde ölçülmüş olmalı. Örnek olarak, -20 dBFS seviyesinde pink noise kullanıyorsanız bu mutlaka -20 dBFS RMS olmalı.

İkinci dikkat edilmesi gereken nokta ise pink noise sinyalinin frekans aralığı. 20 Hz – 20 kHz aralığında pink noise sinyali kullanmak mümkün ancak orta kalite sistemler ve ortalama akustiğe sahip odalar için 500 Hz – 2 kHz arası kısıtlanmış pink noise kullanmak genelde daha sağlıklı sonuçlar veriyor.

 

Ses Basınç Seviyesi

Tıpkı normal çalışma seviyesinde olduğu gibi bir seçim de ses basınç seviyesi için yapmak durumundasınız. Müzik endüstrisi için yine bu konuda da maalesef herhangi bir standart bulunmuyor. Yaygın olarak 79, 82, 83 ve 85 dB SPL kullanılıyor. Bu seviyelerin tamamı C-Weighting ve slow response ile ölçülen seviyeler.

A ve C Weighting dengeleri ile ilgili bilgi için “Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

Benim tavsiyem çok küçük oda ve stüdyolar için 76 dB SPL, küçük oda ve stüdyolar için 79 dB SPL, büyük kontrol odaları için ise 85 dB SPL (hepsi C-Weighting, slow response).

 

Monitör Seviye Kontrolü

Monitörlerinizin seviyesini kontrol etmek için bir volüm kontrol ünitesine ihtiyaç duyacaksınız. Ses kartlarının bazıları üzerinde volüm kontrol düğmeleri bulunuyor, bunları kullanabilirsiniz. Eğer bu düğme üzerinde seviye ayarları numaralarla işaretlenmemişse bu durumda kalibrasyon sonunda ideal ayarı yakaladığınızda bu noktayı kalem, bant vb. kullanarak işaretlemeniz gerekecek.

Daha iyi bir çözüm olarak pasif bir monitör kontrol ünitesi kullanabilirsiniz. JBL, Mackie, Swissonic, Palmer, ESI, Behringer gibi markaların uygun fiyatlı pasif monitör kontrol üniteleri bulunuyor.

JBL Nano Patch+

 

 

Ölçüm Cihazı

Monitörlerin ses basınç seviyelerini ölçmek için İngilizcede ‘dB SPL meter’ ya da ‘sound level meter’ olarak adlandırılan bir ölçüm cihazına ihtiyacınız olacak.

NTi XL2 (fotoğraf NTi Audio web sitesinden alınmıştır)

 

iPhone üzerinde çalışan ses basınç seviyesi ölçme programları, profesyonel cihazlar ile yapılan ölçümlere yakın sonuçlar verebilmektedir. Ben profesyonel işler için NTi firmasının XL2 kodlu cihazını (Türkiye distribütörü SF Ses ve Işık Sistemleri), telefonum ile yaptığım ölçümler için de  Decibel X adlı uygulamayı tercih ediyorum. Decibel X’i ücretsiz olarak indirmek için buraya tıklayınız.

Decibel X

 

Uygulama

Sıra geldi uygulamaya! Yukarıda da belirttiğim gibi hem normal çalışma seviyesi hem de ses basınç seviyesi için standart bulunmadığından dolayı bunlara kendiniz karar vermeniz gerekiyor. Ben -20 dBFS ve çok küçük odalar için 76 dBC, küçük odalar için 79 dBC, büyük kontrol odaları için de 85 dBC tavsiye etmiştim.

Aşağıdaki uygulama için örnek olarak -20 dBFS ve 79 dBC kullanacağım.

0 VU = -20 dBFS = 79 dBC

1. adım: Monitörleriniz aktif ise ve arkalarında seviye ayarları varsa bunları normal veya tercih ettiğiniz çalışma konumuna getirin (örnek olarak +4dBU ya da 0 dB gibi). Monitörleriniz pasif ise güç amplifikatörü üzerindeki çıkış seviyesini normal veya tercih ettiğiniz çalışma konumuna getirin.

2. adım: Monitör kontrol ünitesi üzerindeki volüm ayarını tamamen kapalı konuma getirin.

3. adım: Ölçüm cihazını C-Weighting ve slow response olarak ayarlayın.

4 adım: Ölçüm cihazını oturma konumunuza denk gelecek bir şekilde yerleştirin. Cihaz ile hoparlörler arasında bir engel olmamasına dikkat edin.

5. adım: DAW içine aldığınız pink noise sinyalini başlatın ve sol tarafa yatırın. Çıkış seviyesinin -20 dBFS olduğundan emin olun.

6. adım: Monitör kontrol ünitesi üzerindeki volüm ayarını yavaş yavaş açmaya başlayın.

7. adım: Ölçüm cihazını takip edin. Slow response ile ölçüm yaptığımız için vereceği tepkinin yavaş olacağını unutmayın. Ölçüm cihazı üzerinde 79 dBC’yi gördüğünüz an monitör kontrol ünitesi üzerindeki volüm ayarını o noktada bırakın.

8. adım: Pink noise sinyalini sağ hoparlöre yönlendirin ve ölçüm cihazını kontrol edin. Sağ hoparlörün seviyesi sol hoparlör ile aynı olmalı (örneğimiz için 79 dBC). 0. dB gibi farklılıklar göz ardı edilebilir.

9. adım: Son olarak, pink noise sinyalini her iki hoparlöre birden gönderin. Ölçüm cihazı 79 dBC’den 2-3 dB daha yüksek (81-82 dBC civarında) gösteriyor olmalı.

Monitör kontrol ünitesi üzerindeki o nokta artık sizin referans noktanız!

Eğer monitör kontrol ünitesi üzerinde işaret veya sayılar yoksa referans noktanızı işaretlemeyi unutmayın.

Alternatif olarak, referans noktanızı monitör kontrol ünitesi üzerinde bilinen bir noktaya ayarlamak istiyorsanız aktif monitörleriniz ya da pasif monitörlerinizin güç amplifikatörü üzerinde bulunan seviye ayarları ile bir denge kurabilirsiniz.

 

Konu ile ilgili olarak “Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Ingo Schulz | Unsplash

JBL Nano Patch+ fotoğrafı JBL Professional web sitesinden alınmıştır  | Türkiye distribütörü: SF Ses ve Işık Sistemleri

NTi XL2 fotoğrafı NTi Audio web sitesinden alınmıştır | Türkiye distribütörü: SF Ses ve Işık Sistemleri

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri

Ses ve ses cihazları ile ilgili ölçümler yapılırken alınan sonuçlar genelde insan kulağının hassasiyeti ve insanın algısı ile uyuşmaz. Bu sebepten dolayı, özellikle ses şiddeti ile ilgili ölçümlerde, farklı frekans dengesi içeren metotlar kullanılır. Bu dengeler ‘weighting’ olarak adlandırılır. Ses seviyesi (ya da daha doğru bir ifade ile ses basınç seviyesi) ölçümlerinde standart olarak kullanılan iki farklı denge vardır: A–weighting ve C–weighting.

 

A–Weighting Dengesi

A–weighting dengesi Fletcher-Munson equal loudness contours çizelgesindeki 1 kHz’de 30 dB SPL’e (ya da 30 phon’a) denk gelen eğrinin tam tersidir. A–weighting dengesi düşük seviyelerde insanın algıladığı ses seviyesine eş değerdir, bu sebepten dolayı A–weighting düşük seviyelerin ölçümü için idealdir.

Belediyeler ve benzeri kurumlarca yapılan gürültü ölçümlerinde A–weighting dengesi kullanılır. Yüksek ses seviyelerinde A–weighting ile yapılan ölçümler C–weighting ile yapılan ölçümlere göre daha düşük değerler verir.

A-Weighting Dengesi

 

C–Weighting Dengesi

Fletcher-Munson eğrilerini incelediğimizde ses şiddeti arttıkça farklı frekanslarda algılanan ses seviye değerlerinin birbirlerine yaklaştığını, diğer bir deyişle algılanan seviyelerin ‘flat’ hâle yakınlaştığını görüyoruz. Bu sebepten dolayı yüksek seviyelerdeki ses ölçümlerinde C–weighting dengesini kullanmak daha mantıklıdır. C–weighting dengesi flat bir dengeye sahiptir; 31.5 Hz ve 8 kHz noktalarında –3 dB değerinde düşüş gösterir. Sinema ses sistemleri ve stüdyo monitörlerinin kalibrasyonu için C–weighting dengesi kullanılmaktadır.

C-Weighting Dengesi

 

dB(A) ve dB(C)

A–weighting ile yapılan ölçümler “dB SPL (A–weighting)” ya da kısaca “dB(A)”; C–weighting ile yapılan ölçümler ise “dB SPL (C–weighting)” veya kısaca “dB(C)” olarak belirtilir.

 

Ses Basınç Seviyesi Ölçüm Cihazı

Ses seviyesi (dB SPL) ölçümleri İngilizcede ‘dB SPL meter’ ya da ‘sound level meter’ olarak adlandırılan cihazlar ile yapılır.

NTi XL2 (fotoğraf NTi Audio web sitesinden alınmıştır)

 

iPhone üzerinde çalışan ses basınç seviyesi ölçme programları, profesyonel cihazlar ile yapılan ölçümlere yakın sonuçlar verebilmektedir. Ben profesyonel işler için NTi firmasının XL2 kodlu cihazını (Türkiye distribütörü SF Ses ve Işık Sistemleri), telefonum ile yaptığım ölçümler için de  Decibel X adlı uygulamayı tercih ediyorum. Decibel X’i ücretsiz olarak indirmek için buraya tıklayınız.

Decibel X

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Sasint | Pixabay

NTi XL2 fotoğrafı NTi Audio web sitesinden alınmıştır | Türkiye distribütörü: SF Ses ve Işık Sistemleri

A-Weighting ve C-Weighting eğrilerinin çizimleri Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımdan alınmıştır.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 2 Comments

DAW İçinde Video Dosyaları ile Çalışmak

Eskiden bilgisayarda sequencer ile görüntü için müzik üzerine çalışırken ya da bir ses programı kullanarak video veya film için ses tasarımı, audio editing’ ve benzeri bir iş yaparken görüntü ile eş zamanlı çalışmanın tek yolu, bilgisayarı time code ve synchronizer aracılığı ile video kayıt cihazına senkronize etmekti.

Ev ortamında çalışırken senkronizasyon için VHS bantların ses kanalına yazılan time code’u kullanırdık. VHS master cihaz olurdu. Synchronizer, VHS’den gelen time code’u bilgisayara gönderirdi ve bu sayede bilgisayarı videoya senkronize ederdik.

Stüdyolarda profesyonel video cihazları bulunurdu. Genel olarak sistemler daha karmaşıktı. Diğer yandan çalışma prensibi evde kullanılan sistemlerden çok da farklı değildi. Video kayıt cihazları üzerinden gelen time code, stüdyodaki tüm ses ve MIDI cihazlarına dağıtılır, sistemdeki tüm cihazlar videoya senkronize edilirdi. Alternatif olarak bazı stüdyolarda senkronizasyon için ‘black burst’ veya ‘house sync’ kullanılırdı. Bu sistemlerde tüm ses ve görüntü cihazları ‘house sync generator’ tarafından üretilen time code’a senkronize olurdu.

Böyle bir sistemle çalışmamış olanlar bunun ne kadar büyük bir azap olduğunu bilemezler! Bu sistemler müthiş derecede hantaldı çünkü çalışırken sürekli olarak video kaseti ileri geri sarmanız gerekiyordu. Bir bölümün başına dönmek istediğinizde, her seferinde kaseti durdurup, istediğiniz bölümün başına geri sarıp (bu arada eğer sistemde makara bant kayıt cihazları gibi başka bantlı cihazlar da varsa onların da o bölümün başına sarmasını bekleyip), daha sonra ‘play’ tuşuna basıp bu sefer de sistemdeki tüm cihazların master konumunda olan video cihazına ‘kilitlenmesini’ beklemeniz (ya da kötü sistemlerde ummanız) gerekiyordu.

Eğer yukarıdaki cümleyi okumak size sıkıntı verdiyse bir de bu işlemi gün içinde yüzlerce defa tekrarladığınızı düşünün!

Bilgisayarlarımızın işlemcileri ve donanımları video ve ses işlemek için yeterli hâle geldiğinde bu hantal sistemlerden kurtulduk. Görüntüleri video dosyası olarak kullandığımız ‘host’ programın (Pro Tools, Cubase, Logic vb.) içine alıp, görüntü/ses/MIDI ile tek bir platformda, tek bir bilgisayar içinde çalışmaya başladık. İleri geri sarma derdi olmadan ve cihazların master konumundaki video cihazına kilitlenmesini beklemeden, kısacası çile çekmeden çok hızlı bir şekilde çalışabilir duruma geldik. Tabii bu bir anda olmadı, bir süreçten geçtik ama özellikle 7-8 yıldan beri sorunsuz çalışabiliyoruz diyebilirim.

 

Neden Video?

Bazılarınızın “video benim ne işime yarayacak?” diye sorduğunu duyabiliyorum…

Müzik ve ses teknolojileri üzerine çalışanların video konusunda bilgi sahibi olmasını sürekli tavsiye etmişimdir. Görüntü için ses tasarımı, ses kurgusu ve müzik yazımı birçok profesyonelin farkında olmadığı ancak aslında maddi getirisi olan geniş bir alan. Filmler, televizyon dizileri, tanıtım videoları, reklamlar, eğitim videoları… Daha birçok şey saymak mümkün. Üzerine biraz eğilmekte fayda var.

 

DAW ve Video

Peki DAW içinde video ile ve video için neler yapabiliriz? Pro Tools ya da benzeri ‘host’ programlarda:

  • video dosyasını ve dosyadaki ses kanallarını ayrı ayrı olarak programın içine alabilir (‘import’ edebilir);
  • programın tüm özelliklerini kullanarak ses ve MIDI kanalları üzerinde görüntüyle eş zamanlı olarak çalışabilir;
  • otomasyon kullanarak ses miksini yapabilir;
  • miksin son halini video dosyası üzerine yazabilirsiniz veya ses dosyası olarak kaydedebiliriz.

 

Video Formatları, Boyutları ve Time Code

Host programlar birçok video dosya formatı ile çalışabilir. Günümüzde yaygın olarak QuickTime Movie (.MOV) ve MPEG-4 (.MP4) formatları kullanılmaktadır. Codec olarak da genelde H.264 tercih ediliyor. Dosya formatı ile codec’in farklı şeyler olduğuna dikkatinizi çekmek isterim.

Video boyutları her geçen gün artıyor. Şu anda en yaygın video boyutu HD (1920 x 1080) ama yavaş yavaş 4K Ultra-HD’ye (7680 x 4320) doğru gidiyoruz. Sonra onu 8K takip edecek. Boyutlar büyüyor ancak diğer yandan siz DAW içine alacağınız video dosyasını görsel referans amacıyla kullanacağınız için boyutunun fazla büyük olması gerekmez. Çoğu zaman 720p bile yeterli olacaktır.

DAW içinde oluşturacağınız session dosyasının time code ayarına dikkat etmeyi unutmayın. Bu ayar videonun ‘frame rate’i ile aynı olmak zorundadır. Aşağıda Pro Tools Session Setup ekranın görüntüsünü inceleyebilirsiniz. Diğer programlarda da buna benzer ayarlar ve pencereler bulunmaktadır.

Time code ve frame rate ile ilgili olarak “Görüntü için Ses ve Müzik ile Çalışırken Time Code’un Önemi” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

 

Video Dosyalarının DAW İçine Alınması

Şimdi video dosyalarının program içine nasıl alındığına bakalım. Ben örnekleri Pro Tools üzerinden vereceğim ancak diğer programlarda da işleyiş hemen hemen aynı.

Pro Tools’ta video dosyasını program içine almanın en kısa yolu “File” menüsünden “Import” > “Video” komutunu kullanmaktır (aşağıdaki ekran görüntülerini üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz)..

 

Videoyu seçtikten sonra Pro Tools size videoyu nereye yerleştirmek istediğinizi ve video dosyası içindeki ses kanallarını programa almak isteyip istemediğinizi soracaktır.

 

Pro Tools seçtiğiniz video dosyası için otomatik olarak bir video kanalı açacak ve dosyayı bu kanala yerleştirecektir. Video ayrıca üstte yüzen ekran olarak görüntülenecektir. Video ekranını istediğiniz gibi küçültüp büyütebilirsiniz.

 

Video dosyasındaki görüntüler küçük kareler halinde video kanalında gösterilmektedir. Bu kareleri video kanalı üzerinde “frames” yerine “blocks” seçeneğini kullanarak gizleyebilirsiniz. Bu kareleri gizlemek bilgisayara biraz daha az güç binmesini sağlayacaktır.

 

Son olarak…

Yukarıda da belirttiğim gibi görüntü için ses tasarımı, ses kurgusu ve müzik yazımı birçok profesyonelin farkında olmadığı ancak aslında maddi getirisi olan geniş bir alan. Ses ve müzik üzerine çalışanların üzerine eğilmesi gereken bir alan. Standart müzik prodüksiyonundan çok daha farklı bir işleyişe sahip. Ses ve müzik üzerine olduğu kadar görüntü üzerine de (hem teknik hem de teorik) bilgi gerekiyor.

Başlangıçta biraz zaman ve çaba istiyor ama sonuçta her iş öyle değil mi? Bugün kullandığınız programı açıp, programın içine bir video alıp ilk adımınızı atabilirsiniz.

 

Konu ile ilgili olarak “Film Sesleri (1. Bölüm)“, “Film Sesleri (2. Bölüm)” ve “Görüntü için Ses ve Müzik ile Çalışırken Time Code’un Önemi” başlıklı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Film Sesleri (1. Bölüm)

 

Film Sesleri (2. Bölüm)

 

Görüntü için Ses ve Müzik ile Çalışırken Time Code’un Önemi

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Anthony | Pexels

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses Tasarımı | Leave a comment

VCA ile Subgroup Arasındaki Fark

 

VCA (Voltage Controlled Amplifier) ve subgroup çoğu zaman birbirleri ile karıştırılıyor. Hatta bazen ikisinin aynı şey olduğu düşünülüyor. Yaptıkları iş benzer ama çalışma prensipleri farklı ve bu farklılık bazen kullanım açısından önemli olabiliyor.

 

VCA

VCA, seçtiğiniz bir grup kanalın seviyesini tek bir fader ile azaltmak veya artırmak için kullanılır. Bu sırada kanalların kendi aralarındaki seviye dengesi değişmez.

Örnek olarak üç farklı synthesizer kanalını gruplayıp seviyelerini tek bir fader ile kontrol etmek istiyorsunuz. Synth 1 fader -12 dB; synth 2 fader -6 dB, synth 3 fader -9 dB konumunda olsun. VCA fader 0 dB konumundayken seviyelerde değişiklik olmaz. VCA fader’ını -3 dB konumuna çektiğinizde grupta bulunan kanalların seviyeleri de tek tek 3 dB azalır: Synth 1 fader -15 dB; synth 2 fader -9 dB; synth 3 fader -12 dB konumuna gelir.

VCA, dijital ortamda DCA (Digitally Controlled Amplifier) olarak da adlandırılıyor.

 

Subgroup

Subgroup da VCA gibi seçtiğiniz bir grup kanalın seviyesini topluca kontrol etmek için kullanılır. Subgroup fader (ya da submaster fader) ile azaltma veya artırma yapılırken (yine VCA’de olduğu gibi) kanalların kendi aralarındaki seviye dengesi değişmez.

 

VCA ile Subgroup Arasındaki Fark

Peki, diyeceksiniz ki VCA ile subgroup arasında ne fark var?

VCA ile “normal” subgroup arasındaki en önemli fark, ‘summing’ adı verilen sinyali birleştirme işlemidir.

VCA, sadece kanalların seviyelerini kontrol etmek için kullanılır. VCA üzerinde sinyal bulunmaz. Subgroup ise kanallardan gelen sinyalleri toplayıp birleştirir. Subgroup, sinyal taşıdığı için bir ‘buss’tır. VCA bir buss (ya da ‘bus’) değildir. VCA, üzerinden sinyal geçmediği için, ses seviyesini uzaktan kontrol eden bir kumanda gibi düşünülebilir.

Subgroup

 

Uygulamalardaki Farklılıklar

VCA ile subgroup arasındaki fark teknik olarak bu şekilde. Kullanım olarak ele alacak olursak, eğer yapmak istediğiniz iş bir grup kanalın seviyesini topluca kontrol etmekse, o zaman VCA ile subgroup arasında pratikte herhangi bir fark yok. İkisini de kullanabilirsiniz.

Diğer yandan eğer grupladığınız kanallar üzerinde topluca bir sinyal işleme yapacaksanız o zaman “normal” subgroup kullanmalısınız. Yukarıda da belirttiğim gibi VCA bir buss olmadığı ve summing yapmadığı için grupladığınız kanallar üzerinde topluca sinyal işleme yapamazsınız.

Örnek olarak yine elimizde üç synthesizer kanalı olduğunu düşünelim. Bu üç kanalı birleştirip grup halinde kompresör uygulamak istersek bunu ancak subgroup ile yapabiliriz.

Aynı örnek üzerinden devam ederek bu üç synthesizer için iki farklı reverb kullandığımızı düşünelim. Synth 1 ve 2 için send yolu ile reverb 1; synth 3 için de yine send yolu ile reverb 2 üzerinden efekt kullandığımızı varsayalım. Böyle bir durumda reverb 1 ve reverb 2’nin kanallarını da subgroup içine dahil etmek durumundayız. Aksi taktirde subgroup fader ile grubun seviyesini topluca azalttığımızda post fader konumunda send yolu ile reverb’e gönderdiğimiz sinyal seviyesi değişmez. Diğer bir deyişle gruptaki synthesizer kanallarının seviyelerinin toplamı azalır ancak reverb seviyesi azalmayacağı için reverb yüksek kalır.

VCA kullanarak yaptığımız gruplamada ise kanalların kendi seviyeleri azaldığı veya arttığı için post fader konumunda send yolu ile gönderilen sinyal seviyeleri de azalır veya artar. Örneğimizdeki üç synthesizer kanalını VCA ile kontrol ederseniz seviyeyi topluca azalttığınızda veya artırdığınızda reverb’e giden sinyal de (diğer deyişle reverb seviyesi de) artar veya azalır. Reverb kanallarını VCA grubuna dahil etmeye gerek kalmaz.

Sadece bu üç synthesizer değil de grup dışındaki başka enstrümanlarla da send yöntemi ile ortak kullanılan bir reverb veya efekt varsa VCA ve “normal” subgroup farkına dikkat etmek gerekir.

Konu ile ilgili olarak “Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu” ve “Plug-in’lerin ‘Insert’ ve ‘Send’ Olarak Kullanımları” başlıklı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu

 

Plug-in’lerin ‘Insert’ ve ‘Send’ Olarak Kullanımları

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Başlık fotoğrafı: Dylan McLeod | Unsplash

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment