Ücretsiz Plug-in’ler (18)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 18: StereoTool v3 (Flux), Corellometer (Voxengo), bx_solo (Brainworx),  Free Ranger (SPL).

 

StereoTool v3 (Flux)

 

StereoTool v3, bir faz ve korelasyon gösterge plug-in’i. Sinyalin stereo genişliğini inceleyebilir, sinyalde faz problemi olup olmadığını ve sinyalin mono uyumluluğunu kontrol edebilirsiniz. Plug-in üzerinde sağ ve sol kanallar için ayrı seviye ve pan ayarları buunuyor. Ek olarak, sağ ve sol kanalın fazlarını ayrı ayrı ters çevirmek mümkün.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Corellometer (Voxengo)

 

Corellometer, bir multiband korelasyon göstergesi. Tipik korelasyon göstergelerinde sinyalin tamamını inceleyebilirken, Corellometer ile frekans bazında inceleme ve analiz yapmak mümkün. Corellometer, 4 ile 64 frekans aralığına bölebiliyor.

Mac: AU, AAX, RTAS, VST | Win: AAX, RTAS, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

bx_solo (Brainworx)

 

bx_solo, M/S monitör plug-in’i. Brainworx tarafından daha önce M/S tekniği ile tecrübesi olmayanlara bu teknik hakkında fikir vermek amacıyla tasarlanmış. Üzerinde dört adet solo butonu bulunuyor: L (Left, sol kanal); R (Right, sağ kanal); M (Mono Sum, sinyalin mono birleşimi) ve S (Stereo Difference, yan sinyal). Bunlara ek olarak bir de stereo genişliği ayarlayabileceğiniz bir kontrol var. M/S tekniği hakkında bir fikir almak, kanalları ayrı ayrı sooya alıp dinleyebilmek adına çok faydalı bir plug-in.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Free Ranger (SPL)

 

Free Ranger, dört frekans noktalı bir grafik EQ plug-in’i. 40 Hz, 150 Hz, 1.8 kHz ve 16 kHz frekansları üzerinde çalışabiliyorsunuz. Full Ranger versiyonunu satın alırsanız sekiz frekans noktası ile çalışabiliyorsunuz.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Mono Uyumluluğu Gerçekten Önemli mi?

“Mono uyumluluğu gerçekten önemli mi?” Bu soru müzik prodüksiyonu alanında çalışanlar arasında özellikle 2000’li yılların başında sık sık sorulmaya ve sorgulanmaya başlanmıştı. Öncesinde mono uyumluluğu herkesin dikkat ettiği bir konuydu çünkü televizyonların büyük bir kısmı monoydu. Televizyon kanalları mono yayın yapıyordu. Stereo yayın yapan kanallar da vardı ancak evlerdeki televizyonların çoğu mono olduğu için bu, stereo dinleme açısından, bir şey ifade etmiyordu.

Sadece televizyonlar değil, radyo alıcılarının bazıları da monoydu. Belki hatırlarsınız ya da bir yerlerde görmüşsünüzdür, sadece tek hoparlörü olan birçok ev tipi radyo vardı.

2000’li yıllarında başından itibaren televizyonlar, hem yayın hem de evdeki alıcı cihazlar olarak, ağırlıklı olarak stereoya geçti. Tek hoparlörlü radyoların çoğu ortadan kayboldu. Bazı evlerde surround sound özellikli ev sinema sistemleri görmeye başladık. 2010’lara geldiğimizde bazı ses mühendisleri mono uyumluluğun artık gerçekten önemli bir konu olmadığını düşünmeye başladı.

Peki, bugün durum nasıl?

Bugün artık müzik dinlemek için birçok insan Spotify, Apple Music, Youtube gibi streaming platformlarını tercih ediyor. Bunların tamamı stereo ses altyapısına sahip. Netflix gibi servisler ise içeriklerinde stereo, hatta bir kısmında ise surround ses formatlarını kullanıyor.

Bu durumda, eğer 2000’li yılların başında mono uyumluluğunun gerçekten önemli olup olmadığını sorguladıysak, günümüzde “mono uyumluluğu artık tamamen önemsiz bir konudur” diyebilir miyiz?

Hayır!

Tam tersine, bugün mono uyumluluğu 10-15 sene öncesine göre çok daha önemli!

Bunun sebebi de Bluetooth ve Wi-Fi hoparlörler…

Son yıllarda cep telefonu ve tablet gibi cihazlarla kablosuz bağlantı yöntemi ile kullanılan akıllı (smart) ve “akılsız” hoparlörler müthiş derece popüler hale geldi. Her keseye uygun kablosuz bir hoparlör bulmak ve bunu iOS ya da Android cihazlarla el sıkıştırıp müzik dinlemek mümkün.

Bu bahsettiğim hoparlörlerin büyük çoğunluğu mono. Tek bir ünite içinde çift hoparlör olan stereo setler var ancak bunlarda da şöyle bir sorun oluyor: hoparlörler birbirlerine çok yakın oldukları için dinleme sırasında gerçek stereo panorama etkisi alınamıyor (en azından çoğunda durum böyle).

Diğer yandan Apple HomePad, Sonos One gibi daha “üst düzey” hoparlörler var. Bunlar modüler yapıya sahip. Diğer bir deyişle bunlardan iki tane alıp istediğiniz gibi yerleştirmek ve gerçek stereo panorama elde etmek mümkün Bunlarda da şöyle bir sorun oluyor: birçok insan bu hoparlörlerden sadece bir tane alıyor!

Apple HomePad

 

Bir de IKEA’nın yeni ürününü göz ardı etmemek lazım: SYMFONIKS.

SYMFONIKS, IKEA ve Sonos ortaklığı ile geliştirilen bir WiFi hoparlör. İki farklı tasarımı bulunuyor: masa lambası (table lamb) ve kitaplık (bookshelf). Hem tasarımlarını hem de IKEA’nın popülaritesini düşündüğümüzde bu hoparlörlerin birçok eve gireceği şeklinde bir tahmin yapmak yanlış olmaz sanırım.

IKEA SYMFONIKS Bookshelf

 

IKEA SYMFONIKS Table Lamb

 

SYMFONIKS, diğer Sonos marka hoparlörler gibi birden fazla ünitenin birlikte kullanılmasını destekliyor. Dolayısıyla bu hoparlörlerden iki tane alıp, istediğimiz gibi yerleştirip stereo bir sistem oluşturmamız mümkün. Diğer yandan, az önce yukarıda da belirttiğim gibi, birçok insan bu hoparlörden sadece bir tane alacaktır. Diğer bir deyişle, bu hoparlörler ile mono olarak müzik dinleyeceklerdir.

Sonuç olarak bugün popüler olarak kullanılan, bazı insanlar için neredeyse tek müzik dinleme aracı haline gelen kablosuz hoparlörlerin büyük çoğunluğu mono. İşte bu sebepten dolayı mono uyumluluğu bugün hâlâ (hatta 10-15 sene öncesine göre muhtemelen çok daha) önemli!

Bu sebepten dolayı, müzik prodüktörleri ve ses mühendisleri olarak bir parçanın kaydı ve miksi sırasında mono uyumluluğu sürekli olarak kontrol etmeliyiz!

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: 3283622 | Pixabay

JBL Bluetooth Speaker fotoğrafı: Photo by alexander bracken | Unsplash

Apple HomePad fotoğrafı: Howard Lawrence B | Unsplash

IKEA SYMFONIKS fotoğrafları IKEA web sitesinden alınmıştır.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

 

Bu yazıda: mono uyumluluğu, stereo panorama, IKEA SYMFONIKS, Apple HomePad, Sonos One, stereo kayıtta mono uyumluluğu, miks sırasında mono uyumluluğu, mastering sırasında mono uyumluluğu

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Müzik Endüstrisine Bakış (7. Bölüm)

Birinci bölüm için tıklayınız – İkinci bölüm için tıklayınız

Üçüncü bölüm için tıklayınız – Dördüncü bölüm için tıklayınız

Beşinci bölüm için tıklayınız – Altıncı bölüm için tıklayınız

 

“Müzik Endüstrisine Bakış” adlı yazı dizimin yedinci bölümünde IFPI (International Federation of the Phonographic Industry) 2019 Global Müzik Raporu’ndaki 2018 yılı verilerini inceleyip, geçmiş yılların verileri ile karşılaştıracağım.

 

Global Gelirler

Yazı dizimin önceki bölümlerinde de belirttiğim gibi kayıtlı müzikten elden edilen gelirler 1999 yılından bu yana tüm dünyada düşüşteydi. 1999 yılında toplam 25.2 milyar dolar olan global gelir, 2014 yılında 14.2 milyar dolara kadar düşmüştü. Uzun bir süre sonra ilk defa 2015 yılında bir artış olmuştu. Bu artış devam etti ve son olarak global gelirler 2018 yılında 19.1 milyar dolara çıktı. Gelirler 1999 yılına göre hala daha düşük olsa da en azından artışta olması bence iyi bir gösterge.

Aşağıdaki grafikte IFPI’nin 2019 raporunda aldığım 2001-2018 yılları arasında global gelirleri gösteren grafiği bulabilirsiniz (üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz):

 

Yazı dizimin önceki bölümlerinde global gelirleri oluşturan kalemleri dört kategoride toplamıştım: ‘Physical’, ‘digital’, ‘performance right’ ve ‘synchronization’:

  • ‘Physical’, plak ve CD satışlarından elde edilen gelirleri;
  • ‘digital’, download ve streaming gelirlerini;
  • ‘performance rights’, müziklerin radyo, televizyon ve benzeri kanallarda yayınlanması (umuma iletim) veya bar, otel gibi halka açık yerlerde çalınması yoluyla elde edilen gelirleri;
  • ‘synchronization’ ise müziklerin reklam, televizyon programı, film ve benzeri ticari işlerde kullanılması yoluyla elde edilen gelirleri kapsıyordu.

Streaming gelirleri son yıllarda büyük bir yükselişe geçti ve global gelirler içinde büyük bir yüzdeye sahip oldu. Bu sebepten dolayı bundan böyle global gelirleri beş kategoride toplama kararı aldım:

  • Physical
  • Downloads (yasal indirmeler)
  • Streaming
  • Performance rights
  • Synchronization

Bu kategorizasyonun günümüzdeki durum için daha uygun olduğunu düşünüyorum.

 

Gelirlerin Dağılımı

IFPI’nin (2018 yılının verilerini kapsayan) 2019 Global Müzik Raporu’nda gelirlerin dağılımı şu şekilde:

  • Physical (CD ve plak) %25
  • Downloads %12
  • Streaming %47
  • Performance rights (umuma iletim + halka açık mekanlarda çalınma) %14
  • Synchronization (film, TV, reklam senkronizasyon) %2

Burada dikkati en çok çeken tartışmasız streaming’in global gelirler içindeki yüzdesi. Daha 10 yıl önce neredeyse yok sayılabilecek olan streaming gelirleri artık dünyadaki tüm kayıtlı müzik gelirlerinin neredeyse yarısını oluşturuyor.

Şimdi bir de 2018 yılının verilerini geçmiş yıllar ile karşılaştıralım.

 

Geçmiş Yıllarla Karşılaştırma

Yazı dizimin önceki bölümlerinde de bahsetmiştim, 2014 önemli bir yıldır çünkü ilk defa o sene dijital gelirlerin (download + streaming) toplamı ile fiziksel gelirlerin (CD + plak) toplamı eşitlenmişti. 2014-2018 yılları arasındaki gelir dağılım yüzdelerin aşağıdaki tabloda bulabilirsiniz (tıklayarak büyütebilirsiniz):

 

Tabloya baktığımızda fiziksel formatlardan elde edilen gelirlerin giderek artan bir hızla düştüğünü görüyoruz. Bu zaten beklenilen bir durumdu, şaşırtıcı olduğunu düşünmüyorum. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu yüzdelerin global dağılımı temsil ediyor olması. Aslında yüzdeler ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor. Örnek olarak İskandinav ülkeleri daha çok streaming platformlarını tercih ederken Japonya’da müzikseverler hala CD almaya devam ediyor. Bu yüzdenin içinde plak da var. Son yıllarda her ne kadar tekrar çok popüler bir format haline gelmiş gibi görünse de aslında plak satışları global gelirler içinde %5’i bile tutmuyor.

Fiziksel format gelirleri ile birlikte indirme gelirleri de sürekli bir düşüş içinde. Buradaki en büyük etken, streaming platformlarını popüler hale gelmesi. Dijital ses dosyaları ile müzik satışı yapmak ve bundan para kazanmak 2003 yılında Apple iTunes Store ile başlamıştı. O dönem için bence oldukça başarılı bir iş modeliydi. Artık yavaş yavaş ömrünü tamamlıyor. Yakın zamanda Apple’ın iTunes Store üzerinden satışları durduracağı, sadece Apple Music üzerinden devam edeceği şeklinde birtakım söylentiler dolaşıyor. Bakalım, göreceğiz…

Streaming gelirleri çok hızlı bir şekilde tırmanışta. Hem fiziksel format satışlarından hem de indirme gelirlerinden eksilenler streaming gelirlerinin artı hanesine işleniyor.  2014 yılında global gelirler içinde sadece %14’lük bir paya sahip olan streaming, şu anda %47’lik bir payı elinde tutuyor. Diğer bir deyişle, global tüm gelirlerin neredeyse yarısı streaming platformlarından geliyor. Bu gerçekten oldukça büyük bir değişim.

Performance right ve synchronization gelirlerinin toplamı tüm gelirlerin %16’sını oluşturuyor. Bu yüzdeler son beş yılda hiç değişmemiş.

 

Streaming Servisleri ve Ücretli Kullanıcılar

“Streaming Dünyasından Haberler” başlıklı yazımda da bahsetmiştim, gelirler büyüdükçe streaming servisleri arasındaki savaş da kızışıyor. Universal Music Group, 2019 yılı içinde streaming servislerinden (Spotify, Apple Music, YouTube vb.) günlük olarak 9.3 milyon dolar gelir elde ediyor! Aslında savaş şu anda (audio streaming firmaları bazında) daha çok Spotify ve Apple Music arasında. Yakın zamanda Amazon’un da güçlü bir cephe açması bekleniyor.

Global olarak Spotify şu anda lider konumunda. Spotify’ın ücretli kulanıcı sayısı 96 milyon, Apple Music’in ücretli kullanıcı sayısı ise 56 milyon civarında. Spotify, ücretsiz kulanıcılarla birlikte aylık toplam aktif kullanıcı sayısının 217 milyon olduğunu açıklamıştı ancak bunun nasıl hesaplandığını yayınladığı raporda açık olarak belirtilmemişti.

Diğer yandan yakın zaman önce Amerika’daki Apple Music ücretli kullanıcılarının sayısı, Spotify’ın ücretli kullanıcılarının sayısını geçti. Reuters ve The Wall Street Journal’a göre şu anda Amerika’da Apple Music’in 28 milyon, Spotify’ın ise 26 milyon ücretli kullanıcısı bulunuyor!

 

En Büyük Pazarlar

2018 yılı gelirleri ülkelere bölündüğü zaman aşağıdaki gibi bir tablo ile karşılaşıyoruz.

  1. Amerika Birleşik Devletleri (1)
  2. Japonya (2)
  3. İngiltere (4)
  4. Almanya (3)
  5. Fransa (5)
  6. Güney Kore (6)
  7. Çin (10)
  8. Avustralya (8)
  9. Kanada (7)
  10. Brezilya (9)

Parantez içindeki sayılar, ülkelerin 2017 yılındaki sıralamalarını gösteriyor. Listeye baktığımızda sıralamada büyük değişiklikler görmüyoruz. Listedeki ülkeler de aynı.

 

Değerlendirme

İnsanlar genelde tercihlerini kolay olandan yana kullanıyorlar. CD veya plak alıp (yasal veya korsan), cihaza takıp dinlemektense; şarkıları bilgisayara indirip (yasal veya korsan), bunun için bilgisayarın diskinde yer ayırıp, gerekirse telefona yükleyip müzik dinlemektense insanlar kolay olanı, yani streaming platformlarını seçtiler. Streaming servislerinde milyonlarca şarkı her an elinizin altında. Ücretli kullanıcı sayılarının artışına baktığımızda insanların bu kolaylık için para ödemeye razı olduklarını görüyoruz.

Bunun müzik endüstrisine aslında büyük bir katkısı oldu. Korsan bitti diyemeceğim, muhtemelen hiçbir zaman bitmeyecek), ancak en azından azaldı. Sebebi ise Spotify ve Apple Music gibi audio streaming servislerindeki parçaların lisanslı olması ve buradan gelen gelirlerin kayıtlı olması. YouTube’da hala bazı problemler var ancak onlar da zaman içinde çözüm bulacaktır diye düşünüyorum.

Bu açılardan baktığımızda streaming servislerinin 1999 yılından itibaren sürekli düşüşte olan müzik endüstrisini tekrar ayağa kaldırdığını söylesek sanırım abartılı bir ifade olmaz.

 

 

Kaynak: IFPI 2015, 2016, 2017, 2018, 2019 Global Music Report.

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: rawpixel.com | Pexels

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Endüstrisi | Leave a comment

Profesyonel Bir Müzik İnsanının 10 Özelliği

Değerli dostum Bobby Owsinski “The 10 Traits of a Music Professional” başlıklı bir blog yazısı yayımladı. Bobby’nin bu yazıdaki tespitleri o kadar isabetli ki, onun bu yazısında kendi okuyucuları ile paylaştıklarını ben de burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bobby’nin yazısı aslında profesyonel müzisyenler için yazılmış olsa da, yazıdakiler bence müzik üzerine çalışan her profesyonel için geçerli. Bu sebepten dolayı yazının başlığını “Profesyonel Bir Müzik İnsanının 10 Özelliği” olarak çevirdim. Zaten kendisi de “professional musician” yerine “music professional” terimini kullanmış.

Bobby’nin yazısında listelediği maddelerin başlıklarını sırasıyla birebir çevirdim, sonra da altlarına kendi yorumlarımı ekledim.

Bobby Owsinski’ye göre bir profesyonel:

01. Hiçbir zaman geç kalmaz

Bu, gerçekten çok önemli! Geç kaldığınız zaman iş aksıyor, yapılamıyor veya geç yapılıyor Bu profesyonel dünyada kabul edilemeyen bir şey. Geç kaldığınız zaman para kaybı oluyor. Ekip ile iş yaparken para kaybı sadece şahsi değil, ekipteki herkes için geçerli oluyor. Geç kaldığınız zaman kredinizi kaybediyorsunuz. Bu başınıza gelebilecek en kötü şeylerden biri çünkü birlikte çalıştığınız, iş yaptığınız insanların gözündeki itibarınızı zedelerseniz insanlar bir daha sizinle çalışmak istemeyebilirler!

02. Her zaman fikirlere açıktır

Kreatif işlerle uğraşırken denemekten zarar gelmez. Eğer önerilen fikir daha önce deneyip sonuç alamadığınız bir fikir ise o zaman bunu açıkça söyleyebilirsiniz; neden olmadığını anlatabilirsiniz. Bir fikir sunulduğunuda hemen itiraz etmek, kestirip atmak doğru bir yaklaşım değil.

03. Sadece müziğe odaklanır

Müzik yaparken, icra ederken, üretirken, kaydederken mutlaka sadece müziğe odaklanmak gerekir. O anda aklınızda başka şeyler varsa, başka şeyler düşünüyorsanız, bu performansınızı ve yaptığınız işi mutlaka olumsuz olarak etkileyecektir. Sizi etkilemesi demek, tüm ekibi etkilemesi demek!

04. Eleştiriye ve önerilere açıktır

Eleştiri maalesef bizim ülkemizde bu bazen büyük sorunlara yol açabiliyor. Hem eleştiri ve öneri yapmak, hem de yapılan eleştiri ve öneriyi karşılamak, her ikisi de çok hassas konular. Her şeyden önce, eleştiri yaparken sadece yapılan işi eleştirmek gerekiyor. Eleştirinin şahsi boyutlara gitmemesi gerekiyor. Örnek olarak, gitar ile ilgili bir eleştiri yapıyorsanız gitar partisyonunu, gitaristin performansını, gitarın tonunu eleştirmeniz gerekiyor. Söyledikleriniz gitaristin şahsına yönelik olmamalı. Diğer yandan size eleştiri yapıldığında (eğer yapılan eleştiri işiniz ile ilgili ise) bunu şahsi olarak algılayıp karşı saldırıya geçmemeniz gerekiyor. Ekip işlerinde sağlıklı iletişim her zaman anahtar kelimedir!

05. Fikirlerini nazikçe ve saygılı bir şekilde aktarır

Kaba olmaya hiç gerek yok! Eğer ekiptekiler sizin her halinizi bilen çok eski arkadaşlarınız değilse biraz diplomatik olmak her zaman faydalıdır.

06. Yaptığı hataların sorumluluğunu alır

Eğer yanlış yaptığınız bir şey varsa yapılacak en iyi şey, hata yaptığınızı açıkça söyleyip, hatayı telafi etmeye çalışmak. Emin olun, yaptığınız hatayı açıkça söylemek sizi zayıf göstermez!

07. İş sırasında parti yapmaz (iş ile eğlenceyi birbirine karıştırmaz)

Profesyonel bir müzik insanı olarak stüdyoda ve sahnede olduğunuz zamanlar sizin iş zamanlarınızdır. İş zamanında iş yapmak gerekir. Kısacası, profesyonel müzik insanları için stüdyo ve sahne parti mekanları değildir.

08. Grup arkadaşlarına nazikçe davranır

Bu aslında beşinci maddeyi de içeriyor. Kaba olmaya hiç gerek yok!

09. Teknik ekibe ve grup için çalışan herkese nazikçe davranır

Müziğin ortaya çıkması, sahneye taşınması kolay olmuyor. Stüdyoda ses kayıt ve miks mühendisleri ile stüdyo asistanları; konserlerde ses mühendisleri, ışıkçılar ve sahne ekibinin diğer üyeleri derken bir grubun veya bir sanatçının müziği için birçok kişi çalışıyor! Bu insanların ortaya çıkan müziğin ve şovun çok önemli parçaları olduğunu unutmamak lazım! Bu sebepten dolayı profesyonel bir müzik insanı işini iyi yapan herkese saygılı ve nazikçe davranmalıdır.

10. Dinleyicilerine saygı gösterir

Dinleyiciler ve seyirciler olmadan ne yapılan müziğin anlamı kalır ne de yapılan müzik sahnelere taşınabilir. Bunu hiçbir zaman unutmamak lazım.

Değerli dostum Bobby’nin listelediği bu 10 özellik profesyonel müzik insanları için gerçekten büyük önem taşıyor. Akılda tutmakta fayda var.

Bobby Owsinski ve Ufuk Önen (ATMM 2012 Konferansı, Bilkent Üniversitesi, Ankara)

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Flavio Gasperini | Unsplash

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik | Leave a comment

Mikste Referans Parça Kullanımı

Miks sırasında yaptığımız işi, kalitesinden emin olduğumuz bir prodüksiyon ile kıyaslamak amacıyla kullandığımız parçalara referans parça adı veriliyor. Bazıları referans parçaları sadece amatörlerin ya da işe yeni başlayan miks mühendislerinin kullandığını düşünüyor, ancak bu doğru değil. Referans parçalar deneyimli miks mühendisleri tarafından da sıklıkla kullanılıyor.

Referans parça kullanımı çalışmakta olduğunuz miksi bitmiş bir iş ile karşılaştırma yapmak için size imkan tanır. Miks sırasında yapılan bu karşılaştırmalar hedefe giden doğru yol üzerinde ilerlemeniz için size rehberlik eder.

 

Referans Parça Seçimi

İşe ilk önce referans parça seçmekle başlamak gerekiyor. Seçeceğiniz parça veya parçaların tür ve sound olarak üzerinde çalışmakta olduğunuz parçalara uyması gerekiyor. Bir parçanın çok popüler olması parçanın miksinin o müzik türündeki en iyi mikslerden biri olması anlamına gelmiyor. Bu sebepten dolayı referans parça seçerken biraz araştırmacı olmak gerekiyor.

Referans parçalarla çalıştıkça bir süre sonra farklı müzik türleri ve farklı sound’lar için elinizin altında bir referans havuzu oluşmaya başlayacaktır. Hatta bir süre sonra kendi yapmış olduğunuz ve gerçekten kendini ispat etmiş mikslerinizi de bu referans havuzuna dahil edebilirsiniz.

 

Referans Parça Ses Dosyası

İkinci adım olarak referans parçasının DAW içine almak gerekiyor. Eskiden bu çok kolaydı çünkü her parçayı CD’de bulmak mümkündü. Şimdi müzik tüketimi streaming servislerine kaydığı için artık her parçanın CD’si bulunmuyor. Eğer parçanın CD’si yoksa bu durumda parçayı başka yollarla edinmek gerekiyor.

Parçayı streaming servislerinden indirmek ya da parçayı streaming servislerinin çıkışından DAW içine kaydetmek bazılarının aklına gelen ilk seçenek oluyor. Bu asla yapmak istediğimiz bir şey değil çünkü bu servisler sıkıştırılmış formatlar kullanıyorlar.

En iyi yol, eğer bulabilirseniz, parçanın yüksek çözünürlüklü bir ses dosyasını almak. Bunun için HDtracks gibi servisler mevcut.

 

Seviyeler

Referans parçasının ve sizin mikslemekte olduğunuz parçanın seviyelerinin eşit ya da en azından birbirlerine çok yakın olması yapacağınız karşılaştırmaların sağlıklı olması açısından çok önemli olduğunu unutmamak gerekiyor.

Kullanacağınız referans parçası mastering’i yapılmış bir parça olacağından seviyesi de yüksek olacaktır. Parçayı DAW içine aldıktan sonra seviyesini fader, clip gain ya da benzer bir yolla azaltabilirsiniz. Bunu nasıl yaptığınızın önemi yok. Önemli olan hem referans parçasının hem de üzerinde çalışmakta olduğunuz miksin seviyelerinin eşit olarak duyulması.

 

Karşılaştırma

Referans parça kullanımında ve karşılaştırmalar sırasında dört farklı noktaya dikkat etmek gerekiyor:

  • Seviye dengesi
  • Tonlar
  • Dinamik alan
  • Stereo panorama ve derinlik

Buradan yola çıkarak karşılaştırma yaparken kendimize çeşitli sorular sorabiliriz:

  • Vokal miksin içine nasıl oturtulmuş?
  • Enstrümanların birbirleri ile dengesi nasıl kurulmuş?
  • Alt, orta ve üst frekans aralıklarındaki dengeler nasıl? Bu aralıklarda hangi enstrümanlar daha hakim?
  • Genel bas ve tiz dengesi nasıl?
  • Reverb kullanımı nasıl?

Bu sorular sadece birkaç örnek. Daha birçok soru sormak mümkün.

ISOL8 adlı ücretsiz plug-in’i kullanarak istediğiniz bir frekans aralığını solo olarak dinleyebilirsiniz. ISOL8, sinyali LF (Low Frequency), LMF (Low Mid Frequency), MF (Mid Frequency), HMF (High Mid Frequency) ve HF (High Frequency) olarak beş frekans aralığına bölüyor. İndirme linki için buraya tıklayın.

 

Referans parça kullanırken doğru yaklaşım yukarıda saydığım dört nokta üzerinden resmin tamamına bakıp öyle bir karşılaştırma yapmaktır. Referans parçadaki her şeyi kopyalamaya çalışmak doğru bir yaklaşım değildir. Her kayıt farklı olduğu için bu zaten mümkün olmayacaktır. Bir de miksinizin kendine ait bir estetiğinin olması gerektiğini unutmamak gerekir.

 

Teknoloji Desteği

Referans parça kullanımında kulak elbette çok önemli ancak günümüzün teknolojisi ile yazılımlardan destek almak da bir seçenek. Mastering The Mix tarafından geliştirilen Reference adlı plug-in (Mac: AAX, AU, VST / Win: AAX, VST) buna bir örnek. Benzer fonksiyonlara sahip başka plug-in’ler de mevcut.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Photo by Adi Goldstein on Unsplash

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Youlean Loudness Meter 2 Pro İle Çalıştım

Ücretsiz Plug-in’ler serisini takip ediyorsanız belki hatırlıyorsunuzdur, 15. bölümde Youlean Loudness Meter 2 adında bir plug-in paylaşmıştım. Youlean Loudness Meter 2, LUFS skalası kullanarak mono, stereo ve 5.1 surround sinyaller üzerinde ölçüm yapan bir plug-in. Aynı zamanda sinyaldeki ‘true peak’, ‘loudness range’ ve daha birçok değeri de ölçüyor.

Ücretsiz versiyonu indirip kullandıktan sonra plug-in’i çok beğenip “Pro” versiyonunu satın almıştım. Ancak açıkçası yakın zamana kadar herhangi bir projede ciddi anlamda kullanmamıştım.

1988-1995 yılları arasında oldukça aktif olan bir grubum vardı: Hazy Hill. Eski kayıtlarımızı Spotify, Apple Music ve diğer streaming servislerine koyma kararı aldık. Bununla birlikte YouTube’a yüklemek üzere parçaları ve parçalar ile ilgili anılarımızı anlattığımız 17 adet kısa video çektik. Videoların sesleri üzerinde çalışırken hem seviye ayarları sırasında hem de final miksin son seviye kontrollerini yaparken Youlean Loudness Meter 2 Pro kullandım.

Spotify, Apple Music, YouTube ve Diğerleri… Streaming Servisleri ve Seviyeler” başlıklı yazımda belirttiğim gibi YouTube referans seviyesi olarak -13 LUFS kullanıyor. Videoları Youtube’a yükleyeceğimiz için ben de bu seviyeyi referans olarak aldım. Sinyaldeki en yüksek seviyenin de “true peak” olarak -1 dB’yi geçmemesine karar verdim.

Plug-in’i master kanalda en son noktaya insert ettim. ITU-R BS.1770 standardı ile uyumlu olan Youlean Loudness Meter 2 Pro dünyadaki tüm yayın standartları ve bunun yanı sıra Spotify, Apple Music, YouTube ve Tidal gibi streaming servisleri için preset’lere sahip. -13 LUFS için ayrıca ayar yapmaya gerek kalmadan plug-in üzerindeki YouTube preset’ini seçtim.

Bu plug-in’in bence en faydalı özelliklerinden biri, DAW içinde parça ya da program akarken seviyeleri de akan grafik olarak görebiliyor olmamız. Bir de plug-in’in penceresini istediğimiz gibi büyültüp küçültebiliyor olmamız da önemli bir özellik.

Miksi tamamlayıp export/bounce ettikten sonra Youlean penceresinde “integrated / long term”, “true peak” ve “loudness range” ile birlikte diğer ilgili değerleri görebiliyorsunuz. Hatta daha da iyisi, hem bu değerleri hem de seviyelerin zaman çizgisi üzerindeki akışını rapor olarak PDF, PNG veya SVG formatında saklayabiliyorsunuz.

Miksi ilk olarak export/bounce ettiğimde aldığım raporun ekran görüntüsünü aşağıya ekliyorum:

Rapora baktığımızda integrated seviye değerinin -12.4 LUFS, true peak değerinin ise -0.96 dB olduğunu görüyoruz.

Referans olarak aldığımız seviyenin -13 LUFS, true peak değerinin de -1 dB olduğunu düşündüğümüzde hedefimize ulaştığımızı söyleyebiliriz.

Yine de bu değerler benim tam içime sinmediğinden dolayı mikse geri dönüp birkaç ufak ayar yaptım ve miksi tekrar export/bounce ettim. Bu ikinci export/bounce için aldığım raporun ekran görüntüsünü aşağıya ekliyorum:

İkinci raporda integrated seviye değerinin -13.1 LUFS, true peak değerinin ise -1.25 dB çıktığını görünce aldığım bu export/bounce dosyası içime sindi.

Youlean Loudness Meter 2 Pro’nun diğer cazip bir özelliği de istediğiniz herhangi bir ses veya video dosyasını plug-in penceresine sürükleyip hızlıca analiz edebiliyor olmamız. Bu dosyayı karşılaştırma amacı ile kullanmak da mümkün.

Youlean Loudness Meter 2 Pro bence oldukça marifetli bir plug-in. Özellikle podcast ve video gibi projeler için çalışırken seviye tutarlılığını takip etme ve program içindeki seslerin birbirlerine olan dengelerini izleme açısından çok faydalı. Plug-in penceresinin ve PDF, PNG veya SVG olarak kaydettiği raporun tasarımları da çok başarılı.

Link: Youlean Loudness Meter 2

 

İlgili yazılar:

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

iPhone ve iPad İçin 9 Mikrofon

iPhone için 10 Ücretsiz Ses Uygulaması başlıklı yazım büyük ilgi görmüştü. Yazıyı okuyanlardan soranlar olmuştu, “uygulamalar tamam da, iPhone’un üstündeki mikrofon yerine daha kaliteli kayıtlar yapmak için harici mikrofon olarak ne seçeneklerimiz var?” Ben de 2017 Temmuz’da beş marka/modelden oluşan bir liste hazırlamıştım. Üzerinden biraz zaman geçti. Modeller değişti. Yeni modeller eklendi. Bu yazı orijinal yazının güncellenmiş versiyonudur.

Mikrofonlar ile ilgili tüm bilgileri (türleri, çalışma prensipleri, özellikleri vb.) Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri  adlı kitabımda bulabilirsiniz. Burada kullanılan teknik terimler için sözlükten yardım alabilirsiniz.

 

Shure MV88

Shure MV88 (stereo)

 

Shure MV88, iOS cihazları için üretilen stereo mikrofonlar arasında en popüler olanlardan. MV88, Lightning Connector üzerinden doğrudan iPhone veya iPad’e takılabiliyor ve açısı isteğe göre ayarlanabiliyor. Mikrofonun bence en önemli özelliği, içindeki farklı kapsüller sayesinde, (ayarlanabilir genişlikte) stereo, figure-of-8 ve Mid-Side (M-S) gibi birçok polar pattern seçeneği sunması. MV88, 24-bit ve 48 kHz’e kadar destek veriyor. Condenser bir mikrofon olan MV88’in frekans aralığı 20 Hz – 20 kHz, maximum SPL değeri ise 120 dB SPL. Mikrofonla birlikte gelen ShurePlus Motive app ile kayıtlara EQ, kompresör ve limiter uygulamak mümkün. Programın diğer önemli bir özelliği ise kaydedilen ses dosyalarını doğrudan Dropbox’a gönderebiliyor olması. Mikrofonun bence en büyük dezavantajı Apple’ın yeni iPhone’larda mini jack çıkışını kaldırdıktan sonra kulaklık ile kullanmanın mümkün olmaması. Bu sebepten dolayı şu anda aşağıdaki Shure MV88+ Video Kit bence daha iyi bir seçenek. Link: Shure MV88

 

Shure MV88+ Video Kit

Shure MV88+ Video Kit (stereo)

 

Shure MV88+ yukarıdaki MV88’in yeni versiyonu. Mikrofon özellikleri hemen hemen aynı. MV88+’ın en büyük farkı, üzerinde bir kulaklık çıkışı olması. Eskiden iPhone’larda hem Lighting gibi bir data/şarj kapısı hem de kulaklık için bir mini jack bulunuyordu. Yeni iPhone’larda ayrı bir kulaklık çıkışı yok. Dolayısıyla mikrofonun üzerinde kulaklık çıkışı olması, o anda kaydetmekte olduğunuz sesleri dinlemek açısından çok önemli. Diğer bir fark ise MV88+’ın “Video Kit” adı verilen bir set içinde geliyor olması. Setin içinde bir mini tripod, mikrofon klip ve telefon tutucu var. Shure MV88+, tıpkı MV88’de olduğu gibi ShurePlus Motive app ile birlikte geliyor. Link: Shure MV88+ Video Kit

 

Apogee MiC PLUS

Apogee MiC PLUS (mono)

 

Apogee MiC PLUS ağırlıklı olarak müzisyenlere hitap eden, stüdyo kalitesinde, cardioid pick-up pattern’a sahip condenser bir mono mikrofon. Bu mikrofonu sadece iMac ve iPad ile değil, kolaylıkla Apple Mac bilgisayarla da kullanmak mümkün. 24-bit ve 96 kHz’i destekliyor. Mini tripod ile birikte geliyor. Mikrofon üzerinde kulaklık çıkışı bulunuyor. Apogee ürünleri ABD’de üretiliyor. Link: Apogee MiC PLUS

 

Rode iXY

Rode iXY (stereo)

 

Rode, fiyat ve performans açısından her zaman benim favori markalarımdan biri olmuştur. iXY da bence diğer Rode ürünleri gibi oldukça iyi bir performans ortaya koyuyor. iXY, XY konfigürasyonunda iki adet yarım-inç cardioid (uni-directional) condenser kapsülden oluşuyor. Mikrofonlar 139 dB SPL ses basıncına dayanıklı. Rode Rec veya Rode Rec LE uygulamalarını kullanarak 96 kHz, 24-bit kayıt yapmak ve kaydedilen dosyaları doğrudan Dropbox’a yüklemek mümkün. Rode mikrofonların fiyat ve performans açısından iyi olduğunu söylemiştim, bir de bu cihazın Çin’de değil Avusturalya’da üretildiğini göz önüne almak gerekir. Rode iXY’nin bence en büyük dezavantajı (tıpkı Shure MV88 gibi) Apple’ın yeni iPhone’larda mini jack çıkışını kaldırdıktan sonra kulaklık ile kullanmanın mümkün olmaması. Link: Rode iXY

 

Rode VideoMic Me-L

Rode VideoMic Me-L (mono)

 

VideoMic Me-L, ağırlıklı olarak video ile çalışanlara hitap eden, cardioid pick-up pattern’a sahip electret condenser bir mono mikrofon. iPhone’un üzerine doğrudan takılabiliyor. 115 dB SPL ses basıncına kadar dayanıklı. 24 bit ve 44.1 kHz ile 48 kHz’i destekliyor. Üzerinde kulaklık çıkışı var. Link: Rode VideoMic Me-L

 

 

Zoom iQ7

Zoom iQ7 (stereo)

 

Zoom iQ7, Mid-Side stereo kayıt özelliğine sahip, kapsülü dönebilen condenser bir stereo mikrofon. Lightning Connector üzerinden doğrudan iPhone ve iPad’e takılabiliyor. iQ7 üzerinde gain kontrolü ve kulaklık çıkışı bulunuyor. iQ7, 120 dB SPL ses basıncına dayanıklı. 16 bit ve 44.1 kHz ile 48 kHz’i destekliyor. Mikrofonla birlikte gelen iOS programı ile kayıtlara EQ, reverb ve kompresör uygulamak mümkün. Link: Zoom iQ7

 

Zoom iQ6

Zoom iQ6 (stereo)

 

Zoom iQ6, XY stereo kayıt özelliğine sahip condenser bir stereo mikrofon. Lightning Connector üzerinden doğrudan iPhone ve iPad’e takılabiliyor. iQ6 üzerinde gain kontrolü ve kulaklık çıkışı bulunuyor. iQ6, 130 dB SPL ses basıncına dayanıklı. 16 bit ve 44.1 kHz ile 48 kHz’i destekliyor. Mikrofonla birlikte gelen iOS programı ile kayıtlara EQ, reverb ve kompresör uygulamak mümkün. Link: Zoom iQ6

 

IK Multimedia iRig Mic Field

IK Multimedia iRig Mic Field (stereo)

 

iRig Mic Field, iPhone veya iPad’lere doğrudan takılabilen, cardioid condenser bir stereo mikrofon. Kendi içinde 90 derece dönebiliyor. Üzerinde kulaklık çıkışı mevcut. 44.1 kHz / 48 kHz ve 24-bit destekliyor. 115 dB SPL ses basıncına dayanıklı. iRig Recorder Free app ile geliyor. Link: IK Multimedia iRig Mic Field

 

IK Multimedia iRig Mic Studio

IK Multimedia iRig Mic Studio (mono)

 

IK Multimedia iRig Mic Studio da Apogee MiC PLUS gibi ağırlıklı olarak müzisyenlere hitap eden cardioid pick-up pattern’a sahip condenser bir mono mikrofon. Bu mikrofonu sadece iMac ve iPad ile değil, Mac ve Windows bilgisayarla da kullanmak mümkün. 24-bit ve 44.1/48 kHz’i destekliyor. Mikrofon üzerinde kulaklık çıkışı bulunuyor. Link: IK Multimedia iRig Mic Studio

 

İlgili linkler:

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı Zoom Corporation web sitesinden alınmıştır.

© 2017-2019 Ufuk Önen. Bu yazının tüm hakları saklıdır. İzinsiz olarak kullanılamaz, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntı yapılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Gitar Kayıtlarında Tellerden Çıkan Sürtünme Seslerinden Nasıl Kurtulabiliriz?

“Gitar kayıtlarında tellerden çıkan sürtünme seslerinden nasıl kurtulabiliriz?” Bu soru bana hem klasik hem de akustik gitar kayıtları için defalarca soruldu. Geçenlerde bir kişi daha sorunca bununla ilgili bir blog yazısı yazmaya karar verdim.

Öncelikle şunu belirteyim: Ben tellerden çıkan bu sürtünme seslerinin aslında enstrümanın sesinin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan, çok yüksek duyulduklarında bu sürtünme seslerini çok rahatsız edici buluyorum.

Buradan yola çıkarak benim yaklaşımımın bu seslerden tamamen kurtulmak değil de bu sesleri daha az duyulacak hale getirmek olduğunu söyleyebilirim. Tabii herkes bu fikre katılmak durumda değil ama ben diğer türlü, yani bu seslerden tamamen kurtulmanın suni olacağını savunuyorum.

Esas soruya geri dönecek olursa… Bu sürtünme seslerinden kurtulmanın veya bu sesleri rahatsız etmeyecek hale getirmenin bir yolu var mıdır?

Aslında ilk önce kayıt sırasında farklı teller denemek gerekiyor ama gerçekçi olmak gerekirse buna pek kimse yanaşmıyor. Dolayısıyla akla ilk gelen çözüm EQ oluyor. Ancak sürtünme seslerinden kurtulmak için gitar kanalına EQ uyguladığınızda, bu sesleri azaltmaya çalışırken gitarın tonu radikal bir şekilde değişiyor! Hatta bazen gitar, gitarlıktan çıkıyor! Dolayısıyla gitar kanalına doğrudan EQ uygulamak sorunumuza çözüm getirmiyor.

Sorunun çözümü var ama biraz uğraştırıcı.

Çözüm: otomasyon!

Eskiden analog teknoloji ile çalışırken otomasyon sadece bazı stüdyo tipi mikserlerde üzerinde olan bir sistemdi. Görsel referans kısıtlı olduğu için yazması, yazılan otomasyonu değiştirmesi, kısacası kullanımı zordu. Bir de kısıtlı bir şeydi. Örnek olarak, EQ ya da kompresör gibi cihazların üzerinde bulunan parametreleri otomasyona sokamazdınız.

Bugün tamamen ‘in-the-box’ çalışıyorsanız DAW içindeki her şeyi, kanalların seviye ayarlarından seslerin panorama içindeki dağılım noktalarına, kompresörün üzerindeki threshold parametresinden delay üzerindeki dry/wet dengesine kadar, otomasyona sokmak mümkün.

Şimdi gelelim otomasyonu gitar kayıtlarında tellerden çıkan sürtünme sesleri için nasıl kullanacağımıza…

Bunu iki farklı yöntem ile yapabiliriz: Seviye ve/veya EQ.

İstediğimiz sonucu elde etmek için sadece seviye üzerinden gidebiliriz veya sadece EQ uygulayabiliriz ya da gerekirse her iki yöntemi de kullanabiliriz.

 

Seviye

Seviye yönteminde sürtünme seslerinin geldiği yerleri tespit edip, o kısımların seviyesini otomasyon ile anlık olarak indirmek gerekiyor. Daha önce de belirttiğim gibi, ben sürtünme sesinin aslında gitarın sesinin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Bu sebepten dolayı çoğu zaman 5-6 dB’lik azaltmalar benim için yeterli oluyor.

 

EQ

EQ Yönteminde sürtünme sesinin ağırlıklı olduğu frekansları tespit edip, sadece sürtünme sesi gelen yerlerde otomasyon ile bu EQ ayarını uygulamak gerekiyor. Yukarıda da yazdığım gibi, otomasyonsuz bir şekilde kanalın tamamına EQ uygularsanız gitar tonu olmadık bir hal alabilir! Gitar, gitarlıktan çıkabilir!

Sürtünme sesinin ağırlıklı olduğu frekansları parametrik bir EQ kullanarak sweeping tekniği ile tespit edebilirsiniz. Daha önce bununla ilgili olarak “EQ Kullanımında Sweeping Tekniği” başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazı için hazırladığım videoyu aşağıya ekliyorum.

 

Detaylı otomasyon yazımı biraz zaman alan ve zahmetli bir şey ama bence alınan sonuca değiyor!

 

İlgili yazılar:

Otomasyon Modları

 

EQ Kullanımında Sweeping Tekniği

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Photo by Quốc Bảo from Pexels

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Efekt ve Sinyal İşlemcilerin Sırası Üzerine…

Ben müziğe gitarla başladım. Elektrogitar çalmak istemiştim. 1980’li yıllarda Türkiye’de herkese “ilk önce klasik gitarla başla, sonra elektrogitar ile devam edersin” şeklinde tavsiyeler verilirdi. Bana saçma gelmişti ama baktım ki başka çaresi yok, ben de klasik gitarla başladım.

Klasik gitar ve elektrogitarın aslında iki farklı dünyalar olduğunu kavramam fazla uzun sürmedi. Çalma teknikleri farklı, çalınan müzikler farklı… Her şey farklı! Başta saçma gelen klasik gitar ile başlayıp sonra elektrogitara geçme tavsiyesinin gerçekten saçma olduğuna kanaat getirip hızlıca elektrogitara geçtim.

Elektrogitara geçince sadece istediğim enstrümana geçmiş olmadım. Önümde yeni bir kapı açıldı: efektler!

Elektrogitar için farklı farklı pedallar vardı. Böyle söyleyince sanki yüzlerce, binlerce çeşit varmış gibi anlaşılıyor ama aslında öyle değildi tabii. 1980’li yıllarda Türkiye’de enstrüman ve ekipman bulması çok zordu. İnsanlar zar zor buldukları enstrümanlarla, amplifikatörlerle, ekipmanla müzik yapmaya çalışırdı. Yine de o gördüğüm, belki sayıları sadece 10-15 civarında olan farklı gitar pedalları çok ilgimi çekmişti.

Biraz araştırma yaptım. Genelde söylenilen, “bir overdrive ya da distortion pedalı al, onun arkasına chorus ya da flanger gibi bir efekt koy, en sona da bir delay ekle, amfi üzerinden de reverb alırsın” şeklindeydi.

Overdrive, distortion, chorus, flanger, delay, reverb… Bir anda bir sürü bilmediğim şeyle karşılaşmıştım. Bunların ne olduklarını, ne işe yaradıklarını tek tek araştırmaya başladım. Yüzeysel bir şekilde değil, tam anlamıyla öğrenmeye çalışıyordum. 1980’li yıllarda internet olmadığını, Türkçe kitap bulunmadığını, İngilizce kitapların da çok zor bulunduğunu düşündüğümüzde, bu araştırmanın pek kolay olmadığını tahmin edersiniz.

İşin içine girdikçe suyun aslında göründüğünden daha derin olduğunu anladım. Kompresör, noise gate, EQ, filtreler… Karşıma sürekli bilmediğim şeyler çıkıyordu. Bu pedalların hepsini bulup denemeye çalışıyordum. Ne işe yaradıklarını, nasıl çalıştıklarını öğrenmek için büyük çaba harcıyordum. Özellikle kompresör gibi pedallar pek kimsenin bilip kullandığı pedallar değildi, o yüzden onları bulmak çok daha zor oluyordu.

Müzik teknolojisiyle tanışmam böyle oldu diyebilirim.

Şimdi düşünüyorum da, bunları iyi ki yapmışım diyorum. Müzik ve ses teknolojileri alanındaki kariyerimde bana her zaman gerekli olacak bilgilerin bir kısmını ve bazı deneyeyimleri bu sayede çok erken zamanda edinmişim.

30+ yıllık emektar BOSS DS-2 Turbo Distortion pedalım. Hala çalışıyor!

 

Lafı çok uzattım. Daha da uzatmadan söylemek istediğime geleyim…

Gitar pedalları ile uğraşırken genel kabul gören bir sıralama olduğunu fark ettim:

  • Kompresör, noise gate gibi dinamik işlemciler
  • Wah pedal
  • Overdrive veya distortion
  • Chorus, flanger, tremolo gibi modülasyon efektleri
  • Delay
  • Reverb

Alternatif olarak, modülasyon efektleri ile delay ve reverb, gitar amplifikatörü üzerindeki effects send/return noktaları üzerinden de kullanılıyordu.

Bu sıralama günümüzde de hala yaygın olarak kullanılmakta. Ben de kullandım ve hala da kullandığım oluyor.

Beni rahatsız eden şey, bu sıralamanın kendisi değil de birçok gitaristin bu sıralamayı kanun gibi uyguluyor olmasıydı.

Pedallar benim için Lego parçaları gibiydi. Yerlerini istediğim gibi değiştirip farklı farklı sıralamalar deniyordum. Örnek olarak, flanger’ı overdrive öncesine aldığınızda çıkan sonuç çok farklı oluyor. Wah pedal her zaman overdrive öncesinde durmak zorunda değil, yerlerini değiştirebilirsiniz; hatta modülasyon sonrasına bile koyup çok farklı sesler elde edebilirsiniz! Mutlaka tek bir overdrive pedalı kullanmak zorunda değilsiniz. Bir overdrive bir de distortion pedalı kullanarak ikisinin karışımından bambaşka bir ses elde edebilirsiniz Yerlerini değiştirebilirsiniz.

Tüm bunları deniyor ve ilginç sonuçlar alıyordum. Bazen çok iyi bazen de saçma sapan sesler elde ediyordum.

O zaman bu pedalları bulup bunları denemek zordu. Şimdi dijital teknoloji sayesinde her şey elimizin altında. Tavsiyem, kuralları bilin ama kuralları çiğnemekten ve özellikle yeni bir şeyler denemekten korkmayın. Her yaptığınız iyi olacak, işinize yaracak diye bir kural yok. Önemli olan denemek. Efekt ve sinyal işlemcilerin sırası bunun için gerçekten güzel bir örnek. Sıralamayı ve sinyal akışını değiştirdiğinizde elde ettiğiniz sesler farklılaşıyor. Farklar bazen büyük bazen de küçük olabiliyor.

Reverb ve Delay Efektlerini Birlikte Kullanırken..” başlıklı yazımı okuduysanız hatırlarsınız: Kanaldaki sinyali send yöntemi ile aynı anda hem reverb hem de delay’e gönderdiğimizde (Şekil 1) aldığımız sonuç ile sinyali yine send yöntemi ile aynı anda hem reverb hem de delay’a gönderip, sonra ek bir adım olarak delay’in çıkışını da reverb’e yönlendirdiğimizde (Şekil 2) aldığımız sonuç farklı oluyordu. Yazı ve video için buraya tıklayınız.

Şekil1

Şekil 2

 

Peki, biraz daha farklı bir şeyler denesek? Delay hep reverb öncesinde olur denir ya… Delay’i reverb sonrasına alsak (Şekil 3)? Belki her zaman bu şekilde kullanamayız ama üzerinde çalıştığınız parçaların birinde bunun da bir yeri mutlaka vardır.

Şekil 3

 

Diğer bir örnek olarak, filtre ve kompresör kullanırken filtreyi nereye koyduğunuz kompresörün sinyale verdiği tepkiyi değiştirebilir. Sinyalde alt frekansları kesmek için bir filtre kullanıyorsanız, bu filtreyi kompresörden önce koyarsanız bu durumda hem alt frekansları kesmiş olursunuz hem de kompresör alt frekanslara göre tepki vermemiş olur. Filtreyi kompresörden sonra koyarsanız, sonuç olarak sinyaldeki alt frekansları kesmiş olursunuz ancak kompresör alt frekanslara tepki vererek sinyali işlemiş olur. Alternatif olarak filtreyi belki sidechain kapısına koyabilirsiniz? Bu durumda sinyaldeki alt frekansları kesmeden kompresörün alt frekanslara göre tepki vermesini önlersiniz.

Yukarıda da belirttiğim gibi, yeni bir şeyler denemekten korkmayın. Her yaptığınız iyi olacak, işinize yaracak diye bir kural yok. Önemli olan denemek!

 

İlgili yazılar:

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Luchador | Pixabay

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Reverb ve Delay Efektlerini Birlikte Kullanırken…

Reverb ve delay, müzik prodüksiyonunda sürekli kullandığımız iki efekt. Yerine göre, bazı enstrümanlar için sadece reverb, bazı enstrümanlar için sadece delay, diğerleri için ise aynı anda hem reverb hem de delay kullanıyoruz. Reverb ve delay’i birlikte kullanırken tercih ettiğimiz sinyal akışının aldığımız sonuç üzerinde bir etkisi oluyor. Bu etki bazen küçük bazen de büyük olabiliyor. Küçük dahi olsa detaylar ve ayrıntılar bir araya geldiğinde bütünü ciddi anlamda etkileyebiliyor. Bu sebepten dolayı reverb ve delay’i birlikte kullanırken sinyal akış seçeneklerini dikkate almakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Yazıya devam etmeden önce, efekt işlemcilerin send yöntemi ile kullanılmasına aşina değilseniz aşağıdaki yazıları okumanızı şiddetler tavsiye ederim:

 

Orijinal Sinyal + Reverb + Delay

Reverb ve delay’i birlikte kullanırken bir seçenek olarak kanaldaki sinyali send yöntemi ile aynı anda hem reverb hem de delay’e gönderebiliriz. Bu seçenekte sonuçta elimizde üç farklı sinyal oluyor. Bunları seviye olarak kendi aralarında dengeleyip ve stereo panorama içinde dağıtıp miksin içinde kullanıyoruz:

  • Orijinal (dry) sinyal
  • Reverb eklenmiş sinyal
  • Delay eklenmiş sinyal

 

(Orijinal Sinyal + Reverb) + (Delay + Reverb)

Diğer bir seçenek olarak sinyali yine send yöntemi ile aynı anda hem reverb hem de delay’a gönderebiliriz. Fakat bundan sonra ek bir adım olarak delay’in çıkışını da reverb’e yönlendirebiliriz. Bu sinyal akış seçeneğinde delay tarafından üretilen tekrarlar kuru (diğer bir deyişle reverb’süz) kalmıyor. Orijinal sinyale nasıl reverb efekti ekliyorsak, delay tarafından üretilen tekrarlara da reverb eklemiş oluyoruz. Bu seçenekte de sonuçta elimizde üç farklı sinyal oluyor. Bunları seviye olarak kendi aralarında dengeleyip ve stereo panorama içinde dağıtıp, miksin içinde kullanıyoruz.

 

Karşılaştırma

Aşağıdaki videoda birinci seçenek ve ikinci seçeneğin karşılaştırmasını bulabilirsiniz. Birinci seçenekte efektsiz gitar aynı anda hem reverb hem de delay’e gönderiliyor ve bu üç sinyal birleştiriliyor. İkinci seçenekte ise efektsiz gitar hem reverb hem de delay’e gönderiliyor, daha sonra delay tarafından üretilen tekrarlar reverb’e gönderiliyor. Son olarak yine bu üç sinyal birleştiriliyor.

İki seçenek arasında çok büyük olmasa da miksin içinde değişiklik yaratacak kadar bir fark duyuluyor. İkinci seçenekte delay tarafından üretilen tekrarlar orijinal sinyal ile birlikte aynı hacim/alan içine giriyor.

 

Sonuç

Peki, hangisi doğru? Hangi seçeneği kullanmalıyız? Bence doğrusu yok. Hangisinin kullanılacağı duruma ve tercihlere göre değişir. Eğer tekrarları miks içinde kuru sinyalden daha farklı bir alana konumlandırmak istiyorsak birinci seçenek daha isabetli bir seçim olabilir. Diğer yandan tekrarları kuru sinyal ile aynı alana konumlandırmak istiyorsak, bu durumda ikinci seçenek daha isabetli olacaktır.

 

İlgili Yazılar:

Müzik Prodüksiyonlarında Reverb Kullanımı

Reverb Üzerindeki Decay ve Pre-Delay Parametrelerinin Ayarlanması

Ters Reverb Efekti

Gated Reverb: Yanlışlıkla Bulunan ve 80’lere Damgasını Vuran Efekt!

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı Karsten Schneidermann | Unsplash

Videodaki gitar kanalı: Boogiesnakes “It’s My Right” | Link

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 1 Comment