Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri

Ses ve ses cihazları ile ilgili ölçümler yapılırken alınan sonuçlar genelde insan kulağının hassasiyeti ve insanın algısı ile uyuşmaz. Bu sebepten dolayı, özellikle ses şiddeti ile ilgili ölçümlerde, farklı frekans dengesi içeren metotlar kullanılır. Bu dengeler ‘weighting’ olarak adlandırılır. Ses seviyesi (ya da daha doğru bir ifade ile ses basınç seviyesi) ölçümlerinde standart olarak kullanılan iki farklı denge vardır: A–weighting ve C–weighting.

 

A–Weighting Dengesi

A–weighting dengesi Fletcher-Munson equal loudness contours çizelgesindeki 1 kHz’de 30 dB SPL’e (ya da 30 phon’a) denk gelen eğrinin tam tersidir. A–weighting dengesi düşük seviyelerde insanın algıladığı ses seviyesine eş değerdir, bu sebepten dolayı A–weighting düşük seviyelerin ölçümü için idealdir.

Belediyeler ve benzeri kurumlarca yapılan gürültü ölçümlerinde A–weighting dengesi kullanılır. Yüksek ses seviyelerinde A–weighting ile yapılan ölçümler C–weighting ile yapılan ölçümlere göre daha düşük değerler verir.

A-Weighting Dengesi

 

C–Weighting Dengesi

Fletcher-Munson eğrilerini incelediğimizde ses şiddeti arttıkça farklı frekanslarda algılanan ses seviye değerlerinin birbirlerine yaklaştığını, diğer bir deyişle algılanan seviyelerin ‘flat’ hâle yakınlaştığını görüyoruz. Bu sebepten dolayı yüksek seviyelerdeki ses ölçümlerinde C–weighting dengesini kullanmak daha mantıklıdır. C–weighting dengesi flat bir dengeye sahiptir; 31.5 Hz ve 8 kHz noktalarında –3 dB değerinde düşüş gösterir. Sinema ses sistemleri ve stüdyo monitörlerinin kalibrasyonu için C–weighting dengesi kullanılmaktadır.

C-Weighting Dengesi

 

dB(A) ve dB(C)

A–weighting ile yapılan ölçümler “dB SPL (A–weighting)” ya da kısaca “dB(A)”; C–weighting ile yapılan ölçümler ise “dB SPL (C–weighting)” veya kısaca “dB(C)” olarak belirtilir.

 

Ses Basınç Seviyesi Ölçüm Cihazı

Ses seviyesi (dB SPL) ölçümleri İngilizcede ‘dB SPL meter’ ya da ‘sound level meter’ olarak adlandırılan cihazlar ile yapılır.

NTi XL2 (fotoğraf NTi Audio web sitesinden alınmıştır)

 

iPhone üzerinde çalışan ses basınç seviyesi ölçme programları, profesyonel cihazlar ile yapılan ölçümlere yakın sonuçlar verebilmektedir. Ben profesyonel işler için NTi firmasının XL2 kodlu cihazını (Türkiye distribütörü SF Ses ve Işık Sistemleri), telefonum ile yaptığım ölçümler için de  Decibel X adlı uygulamayı tercih ediyorum. Decibel X’i ücretsiz olarak indirmek için buraya tıklayınız.

Decibel X

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Sasint | Pixabay

NTi XL2 fotoğrafı NTi Audio web sitesinden alınmıştır | Türkiye distribütörü: SF Ses ve Işık Sistemleri

A-Weighting ve C-Weighting eğrilerinin çizimleri Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımdan alınmıştır.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

DAW İçinde Video Dosyaları ile Çalışmak

Eskiden bilgisayarda sequencer ile görüntü için müzik üzerine çalışırken ya da bir ses programı kullanarak video veya film için ses tasarımı, audio editing’ ve benzeri bir iş yaparken görüntü ile eş zamanlı çalışmanın tek yolu, bilgisayarı time code ve synchronizer aracılığı ile video kayıt cihazına senkronize etmekti.

Ev ortamında çalışırken senkronizasyon için VHS bantların ses kanalına yazılan time code’u kullanırdık. VHS master cihaz olurdu. Synchronizer, VHS’den gelen time code’u bilgisayara gönderirdi ve bu sayede bilgisayarı videoya senkronize ederdik.

Stüdyolarda profesyonel video cihazları bulunurdu. Genel olarak sistemler daha karmaşıktı. Diğer yandan çalışma prensibi evde kullanılan sistemlerden çok da farklı değildi. Video kayıt cihazları üzerinden gelen time code, stüdyodaki tüm ses ve MIDI cihazlarına dağıtılır, sistemdeki tüm cihazlar videoya senkronize edilirdi. Alternatif olarak bazı stüdyolarda senkronizasyon için ‘black burst’ veya ‘house sync’ kullanılırdı. Bu sistemlerde tüm ses ve görüntü cihazları ‘house sync generator’ tarafından üretilen time code’a senkronize olurdu.

Böyle bir sistemle çalışmamış olanlar bunun ne kadar büyük bir azap olduğunu bilemezler! Bu sistemler müthiş derecede hantaldı çünkü çalışırken sürekli olarak video kaseti ileri geri sarmanız gerekiyordu. Bir bölümün başına dönmek istediğinizde, her seferinde kaseti durdurup, istediğiniz bölümün başına geri sarıp (bu arada eğer sistemde makara bant kayıt cihazları gibi başka bantlı cihazlar da varsa onların da o bölümün başına sarmasını bekleyip), daha sonra ‘play’ tuşuna basıp bu sefer de sistemdeki tüm cihazların master konumunda olan video cihazına ‘kilitlenmesini’ beklemeniz (ya da kötü sistemlerde ummanız) gerekiyordu.

Eğer yukarıdaki cümleyi okumak size sıkıntı verdiyse bir de bu işlemi gün içinde yüzlerce defa tekrarladığınızı düşünün!

Bilgisayarlarımızın işlemcileri ve donanımları video ve ses işlemek için yeterli hâle geldiğinde bu hantal sistemlerden kurtulduk. Görüntüleri video dosyası olarak kullandığımız ‘host’ programın (Pro Tools, Cubase, Logic vb.) içine alıp, görüntü/ses/MIDI ile tek bir platformda, tek bir bilgisayar içinde çalışmaya başladık. İleri geri sarma derdi olmadan ve cihazların master konumundaki video cihazına kilitlenmesini beklemeden, kısacası çile çekmeden çok hızlı bir şekilde çalışabilir duruma geldik. Tabii bu bir anda olmadı, bir süreçten geçtik ama özellikle 7-8 yıldan beri sorunsuz çalışabiliyoruz diyebilirim.

 

Neden Video?

Bazılarınızın “video benim ne işime yarayacak?” diye sorduğunu duyabiliyorum…

Müzik ve ses teknolojileri üzerine çalışanların video konusunda bilgi sahibi olmasını sürekli tavsiye etmişimdir. Görüntü için ses tasarımı, ses kurgusu ve müzik yazımı birçok profesyonelin farkında olmadığı ancak aslında maddi getirisi olan geniş bir alan. Filmler, televizyon dizileri, tanıtım videoları, reklamlar, eğitim videoları… Daha birçok şey saymak mümkün. Üzerine biraz eğilmekte fayda var.

 

DAW ve Video

Peki DAW içinde video ile ve video için neler yapabiliriz? Pro Tools ya da benzeri ‘host’ programlarda:

  • video dosyasını ve dosyadaki ses kanallarını ayrı ayrı olarak programın içine alabilir (‘import’ edebilir);
  • programın tüm özelliklerini kullanarak ses ve MIDI kanalları üzerinde görüntüyle eş zamanlı olarak çalışabilir;
  • otomasyon kullanarak ses miksini yapabilir;
  • miksin son halini video dosyası üzerine yazabilirsiniz veya ses dosyası olarak kaydedebiliriz.

 

Video Formatları, Boyutları ve Time Code

Host programlar birçok video dosya formatı ile çalışabilir. Günümüzde yaygın olarak QuickTime Movie (.MOV) ve MPEG-4 (.MP4) formatları kullanılmaktadır. Codec olarak da genelde H.264 tercih ediliyor. Dosya formatı ile codec’in farklı şeyler olduğuna dikkatinizi çekmek isterim.

Video boyutları her geçen gün artıyor. Şu anda en yaygın video boyutu HD (1920 x 1080) ama yavaş yavaş 4K Ultra-HD’ye (7680 x 4320) doğru gidiyoruz. Sonra onu 8K takip edecek. Boyutlar büyüyor ancak diğer yandan siz DAW içine alacağınız video dosyasını görsel referans amacıyla kullanacağınız için boyutunun fazla büyük olması gerekmez. Çoğu zaman 720p bile yeterli olacaktır.

DAW içinde oluşturacağınız session dosyasının time code ayarına dikkat etmeyi unutmayın. Bu ayar videonun ‘frame rate’i ile aynı olmak zorundadır. Aşağıda Pro Tools Session Setup ekranın görüntüsünü inceleyebilirsiniz. Diğer programlarda da buna benzer ayarlar ve pencereler bulunmaktadır.

Time code ve frame rate ile ilgili olarak “Görüntü için Ses ve Müzik ile Çalışırken Time Code’un Önemi” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

 

Video Dosyalarının DAW İçine Alınması

Şimdi video dosyalarının program içine nasıl alındığına bakalım. Ben örnekleri Pro Tools üzerinden vereceğim ancak diğer programlarda da işleyiş hemen hemen aynı.

Pro Tools’ta video dosyasını program içine almanın en kısa yolu “File” menüsünden “Import” > “Video” komutunu kullanmaktır (aşağıdaki ekran görüntülerini üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz)..

 

Videoyu seçtikten sonra Pro Tools size videoyu nereye yerleştirmek istediğinizi ve video dosyası içindeki ses kanallarını programa almak isteyip istemediğinizi soracaktır.

 

Pro Tools seçtiğiniz video dosyası için otomatik olarak bir video kanalı açacak ve dosyayı bu kanala yerleştirecektir. Video ayrıca üstte yüzen ekran olarak görüntülenecektir. Video ekranını istediğiniz gibi küçültüp büyütebilirsiniz.

 

Video dosyasındaki görüntüler küçük kareler halinde video kanalında gösterilmektedir. Bu kareleri video kanalı üzerinde “frames” yerine “blocks” seçeneğini kullanarak gizleyebilirsiniz. Bu kareleri gizlemek bilgisayara biraz daha az güç binmesini sağlayacaktır.

 

Son olarak…

Yukarıda da belirttiğim gibi görüntü için ses tasarımı, ses kurgusu ve müzik yazımı birçok profesyonelin farkında olmadığı ancak aslında maddi getirisi olan geniş bir alan. Ses ve müzik üzerine çalışanların üzerine eğilmesi gereken bir alan. Standart müzik prodüksiyonundan çok daha farklı bir işleyişe sahip. Ses ve müzik üzerine olduğu kadar görüntü üzerine de (hem teknik hem de teorik) bilgi gerekiyor.

Başlangıçta biraz zaman ve çaba istiyor ama sonuçta her iş öyle değil mi? Bugün kullandığınız programı açıp, programın içine bir video alıp ilk adımınızı atabilirsiniz.

 

Konu ile ilgili olarak “Film Sesleri (1. Bölüm)“, “Film Sesleri (2. Bölüm)” ve “Görüntü için Ses ve Müzik ile Çalışırken Time Code’un Önemi” başlıklı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Film Sesleri (1. Bölüm)

 

Film Sesleri (2. Bölüm)

 

Görüntü için Ses ve Müzik ile Çalışırken Time Code’un Önemi

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Anthony | Pexels

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses Tasarımı | Leave a comment

VCA ile Subgroup Arasındaki Fark

 

VCA (Voltage Controlled Amplifier) ve subgroup çoğu zaman birbirleri ile karıştırılıyor. Hatta bazen ikisinin aynı şey olduğu düşünülüyor. Yaptıkları iş benzer ama çalışma prensipleri farklı ve bu farklılık bazen kullanım açısından önemli olabiliyor.

 

VCA

VCA, seçtiğiniz bir grup kanalın seviyesini tek bir fader ile azaltmak veya artırmak için kullanılır. Bu sırada kanalların kendi aralarındaki seviye dengesi değişmez.

Örnek olarak üç farklı synthesizer kanalını gruplayıp seviyelerini tek bir fader ile kontrol etmek istiyorsunuz. Synth 1 fader -12 dB; synth 2 fader -6 dB, synth 3 fader -9 dB konumunda olsun. VCA fader 0 dB konumundayken seviyelerde değişiklik olmaz. VCA fader’ını -3 dB konumuna çektiğinizde grupta bulunan kanalların seviyeleri de tek tek 3 dB azalır: Synth 1 fader -15 dB; synth 2 fader -9 dB; synth 3 fader -12 dB konumuna gelir.

VCA, dijital ortamda DCA (Digitally Controlled Amplifier) olarak da adlandırılıyor.

 

Subgroup

Subgroup da VCA gibi seçtiğiniz bir grup kanalın seviyesini topluca kontrol etmek için kullanılır. Subgroup fader (ya da submaster fader) ile azaltma veya artırma yapılırken (yine VCA’de olduğu gibi) kanalların kendi aralarındaki seviye dengesi değişmez.

 

VCA ile Subgroup Arasındaki Fark

Peki, diyeceksiniz ki VCA ile subgroup arasında ne fark var?

VCA ile “normal” subgroup arasındaki en önemli fark, ‘summing’ adı verilen sinyali birleştirme işlemidir.

VCA, sadece kanalların seviyelerini kontrol etmek için kullanılır. VCA üzerinde sinyal bulunmaz. Subgroup ise kanallardan gelen sinyalleri toplayıp birleştirir. Subgroup, sinyal taşıdığı için bir ‘buss’tır. VCA bir buss (ya da ‘bus’) değildir. VCA, üzerinden sinyal geçmediği için, ses seviyesini uzaktan kontrol eden bir kumanda gibi düşünülebilir.

Subgroup

 

Uygulamalardaki Farklılıklar

VCA ile subgroup arasındaki fark teknik olarak bu şekilde. Kullanım olarak ele alacak olursak, eğer yapmak istediğiniz iş bir grup kanalın seviyesini topluca kontrol etmekse, o zaman VCA ile subgroup arasında pratikte herhangi bir fark yok. İkisini de kullanabilirsiniz.

Diğer yandan eğer grupladığınız kanallar üzerinde topluca bir sinyal işleme yapacaksanız o zaman “normal” subgroup kullanmalısınız. Yukarıda da belirttiğim gibi VCA bir buss olmadığı ve summing yapmadığı için grupladığınız kanallar üzerinde topluca sinyal işleme yapamazsınız.

Örnek olarak yine elimizde üç synthesizer kanalı olduğunu düşünelim. Bu üç kanalı birleştirip grup halinde kompresör uygulamak istersek bunu ancak subgroup ile yapabiliriz.

Aynı örnek üzerinden devam ederek bu üç synthesizer için iki farklı reverb kullandığımızı düşünelim. Synth 1 ve 2 için send yolu ile reverb 1; synth 3 için de yine send yolu ile reverb 2 üzerinden efekt kullandığımızı varsayalım. Böyle bir durumda reverb 1 ve reverb 2’nin kanallarını da subgroup içine dahil etmek durumundayız. Aksi taktirde subgroup fader ile grubun seviyesini topluca azalttığımızda post fader konumunda send yolu ile reverb’e gönderdiğimiz sinyal seviyesi değişmez. Diğer bir deyişle gruptaki synthesizer kanallarının seviyelerinin toplamı azalır ancak reverb seviyesi azalmayacağı için reverb yüksek kalır.

VCA kullanarak yaptığımız gruplamada ise kanalların kendi seviyeleri azaldığı veya arttığı için post fader konumunda send yolu ile gönderilen sinyal seviyeleri de azalır veya artar. Örneğimizdeki üç synthesizer kanalını VCA ile kontrol ederseniz seviyeyi topluca azalttığınızda veya artırdığınızda reverb’e giden sinyal de (diğer deyişle reverb seviyesi de) artar veya azalır. Reverb kanallarını VCA grubuna dahil etmeye gerek kalmaz.

Sadece bu üç synthesizer değil de grup dışındaki başka enstrümanlarla da send yöntemi ile ortak kullanılan bir reverb veya efekt varsa VCA ve “normal” subgroup farkına dikkat etmek gerekir.

Konu ile ilgili olarak “Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu” ve “Plug-in’lerin ‘Insert’ ve ‘Send’ Olarak Kullanımları” başlıklı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu

 

Plug-in’lerin ‘Insert’ ve ‘Send’ Olarak Kullanımları

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Başlık fotoğrafı: Dylan McLeod | Unsplash

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Film Sesleri (2. Bölüm)

Yazının birinci bölümünü okumak için tıklayınız.

 

Ses Efektleri (1. bölümden devam)

Ses efektleri bunlarla sınırlı değildir. İnsan ve eşyalara bağlı sesler, ses efektleri içinde ayrı bir grubu oluşturur. Bu gruba örnek olarak ayak sesleri, bardağı masaya koyduğumuzda çıkan ses ve elbise hışırtılarını gösterebiliriz.

İnsan ve eşyalara bağlı sesler stüdyoda ‘foley’ tekniği ile kayıt edilir. Bu tekniğin adı 1940’larda Hollywood’da bir editör olan Jack Foley’in soyadından gelmektedir. Bu teknikte foley sanatçısı, filmi ekranda seyrederken oyuncuların hareketlerini benzer eşyalarla tekrar ya da taklit ederek ses efektlerini oluşturur. Bir foley stüdyosunda çeşit çeşit eşyalar, ayakkabı ve giysiler, ayak sesleri için tahta, mermer, çakıl gibi farklı farklı yüzeyler, su efektleri için küvet veya çocuk havuzu ve daha bir çok eşya ve araç gereç bulunur.

Kayıt edilebilir bu efektlerin dışında bir de doğada ya da gerçek hayatta bulunmayan, dolayısı ile kayıt edilemeyen efektlerin oluşturduğu bir grup vardır. Bu gruba örnek olarak uzay gemilerini ya da canavarları gösterebiliriz. Bu tip araç, eşya ve yaratıklar için özel olarak sesler tasarlanması gerekmektedir. Bu tamamen yaratıcı bir işlemdir. Synthesizer ve sampler ile yeni sesler oluşturularak ve mevcut sesler üzerinde (tersine çevirme, pitch ve süre değiştirme gibi) işlemler yapılarak, daha sonra da birçok ses birleştirilerek doğada ve gerçek hayatta bulunmayan yeni sesler tasarlanır. Bu sesler ‘designed sound effects’ (tasarlanmış ses efektleri) olarak adlandırılır.

Bilkent Üniversitesi COMD-361 Sound Design I dersimden bir kare

 

Bilkent Üniversitesi COMD-361 Sound Design I dersimden bir kare

 

Bilkent Üniversitesi COMD-361 Sound Design I dersimden bir kare

 

Müzik

Film ve televizyon dizisi gibi prodüksiyonlarda müzik kullanımını üç grupta toplayabiliriz: score, soundtrack ve kaynak müzik (source music).

Score, sadece söz konusu film için özel olarak bestelenen, genelde vokal ve söz bulunmayan, görüntüyü destekleyen ve gerektiğinde tamamlayan müziktir. Bu müzikler bir besteci tarafından filme senkron olacak şekilde yazılır.

Bazı yönetmenlerin score için sürekli çalıştığı besteciler vardır. Bunun en popüler örneği Steven Spielberg ve John Williams ikilisidir — Spielberg’ün hemen hemen bütün sinema filmlerinin müzikleri Williams imzalıdır. Bazı yönetmenler ise farklı bestecilerle çalışırlar ancak yine de tercih ettikleri, başka bir deyişle dönüp dolaşıp kapılarını çaldıkları besteciler vardır. Örnek olarak ilk aklıma gelenler Alfred Hitchcock ve Bernard Herrmann (Psycho, Vertigo, North by Northwest, The Man Who Knew Too Much); Tim Burton ve Danny Elfman (Batman, Batman Returns, The Nightmare Before Christmas, Beetlejuice, Planet of the Apes, Edward Scissorhands, Alice in Wonderland); David Lynch ve Angelo Badalamenti (Blue Velvet, Twin Peaks [televizyon dizisi], Twin Peaks: Fire Walk With Me, Wild at Heart, Mulholland Drive, Lost Highway); Luc Besson ve Eric Serra (Léon,La Femme Nikita, Fifth Element, The Messenger: Story of Joan of Arc, Le Grand bleu).

Soundtrack, filmlerde kullanılan, genelde sözlü ve popüler türlerdeki müzik parçalarına verilen isimdir. Bu parçalar genelde albüm haline getirilir ve satışa sunulur.

Kaynak müzik (source music), filmde herhangi bir karakter tarafından çalınan ya da radyo, televizyon gibi bir cihazdan gelen müziktir. Örnek olarak, filmdeki bir sokak müzisyenin çaldığı ve bizim (seyircilerin) duyduğu bir parça, kaynak müzik olarak değerlendirilir.

Müzik hem görüntüyü destekleyici hem de insanları etkileyici bir unsur olduğu için bir filmde ya da televizyon dizisinde müzik, özellikle score, kullanmamak aslında çok iddialı bir karardır. Bu sebepten dolayı müzik olmayan film çok azdır.

Score olmayan filmlere örnek olarak Birds(Alfred Hitchcock), No Country for Old Man(Ethan Coen & Joel Coen) ve Cloverfield‘ı (Matt Reeves) verebiliriz. Diğer yandan Tarantino gibi bazı yönetmenler filmlerinde sadece soundtrack kullanmayı tercih ediyorlar.

 

Görüntü için Müzik: Önemli Bir Pazar

Yazımın başında da belirttiğim gibi son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de müzisyen ve besteciler tarafından film, video ve dizi müziklerine gösterilen ilgi oldukça arttı çünkü bu alan müzisyenler için önemli bir pazar haline geldi. Yine yazımın başında bahsettiğim gibi, görüntülü herhangi bir program için müzik yazarken tabloyu bir bütün olarak düşünmemiz ve müziğin bu tablo içinde bir parça olduğu iyice kavramamız gerektiğini, bunu yapabilmek için de “film sesleri” hakkında bilgi sahibi olmamız gerektiğini düşünüyorum. Umarım bu yazı bir giriş ve başlangıç olarak faydalı olmuştur.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Jeremy Yap | Unsplash

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses Tasarımı | 1 Comment

Dengeler Değişti, “Thriller” Artık En çok Satan Albüm Değil! | Gelmiş Geçmiş En Çok Satan Albümler

RIAA verilerine göre gelmiş geçmiş en çok satan albümler listesinde uzun yıllar boyunca bir numarada kalan Michael Jackson’ın Thriller albümü geçtiğimiz günlerde yerini bir başka albüme kaptırdı.

25 Eylül 2017’de bu konu ile ilgili bir blog yazısı yayımlamıştım. O yazıda güncel listeyi vermiş, liste ile birlikte RIAA’nın ne olduğunu ve satışları nasıl hesapladığını anlatmıştım.

Yazıyı okumamış olanlar için burada tekrar edeyim…

RIAA (Recording Industry Association of America), Amerika Birleşik Devletleri’nde Gold (altın), Platinum (platin) ve Diamond (elmas) plak sertifikalarını ve ödüllerini veren kuruluştur. Bu sertifikalar ve ödüller sadece ABD içindeki satışları yansıtır, diğer ülkelerdeki satışlar dahil edilmez.

  • Altın plak sertifikası için 500,000 ünite;
  • Platin plak sertifikası için 1,000,000 ünite;
  • Elmas plak sertifikası için de 10,000,000 ünite satış gerekmektedir.

Orijinal olarak 1 ünite, satılan her bir plak (LP) ya da CD’ye karşılık geliyordu (“physical sales”). Daha sonra, iTunes Store üzerinden yapılan dijital satışların (“downloads”) ve ardından Spotify, YouTube gibi servisler aracılığı ile internet üzerinden müzik dinleme (“streaming”) alışkanlıklarının artması üzerine RIAA yeni düzenlemeler getirdi.

RIAA’ın son düzenlemelerine göre 1 ünite,

  • satılan her bir fiziki albüm (LP ya da CD)
  • aynı albümden 10 adet download şarkı
  • aynı albümden 1500 adet audio/video streaming şarkı

olarak tanımlanıyor.

Physical sales, downloads ve streaming ünitelerinin toplam sonucunda altın, platin ve elmas plak ödülleri veriliyor.

 

Listenin Yeni Birincisi

 

RIAA’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamaya göre listenin yeni birincisi Eagles’ın Their Greatest Hits 1971-1975 adlı ‘best-of’ albümü!

Bu, aslında bayağı büyük bir sürpriz oldu.  Olay şöyle gelişmiş…

Eagles’ın plak şirketi RIAA’ya başvuruda bulunmuş, Eagles’ın albüm satışlarını yıllardan beri güncellenmediğini söylemiş ve yeni platformlar da dikkate alınarak verilerin güncellenmesini istemiş. Bunun üzerine RIAA albüm satışlarını yukarıda açıklamış olduğum kriterler doğrultusunda tekrar hesaplayıp güncellemiş.

Son hesaplamalara göre Eagles’ın Their Greatest Hits 1971-1975 albümünün satış sayısı 29 milyondan 38 milyona çıkmış ve 33 milyon satışı bulunan Thriller‘ı geçerek listede birinci sıraya oturmuş.

Yani artık RIAA verilerine göre Amerika’da gelmiş geçmiş en çok satan albüm Eagles Their Greatest Hits 1971-1975.

 

Bir Sürpriz Daha!

 

Bir sürpriz daha var! Yeni hesaplamalar göre Eagles’ın Hotel California albümünün satış sayısı 16 milyondan 26 milyona çıkmış ve en çok satan albümler listesinde 18. sıradan üçüncü sıraya yükselmiş!

Bu gelişmeden sonra eski listeye göre üçüncü sırada bulunan Billy Joel’in Greatest Hits Volume I & Volume II, dördüncü sırada bulunan Led Zeppelin’in Led Zeppelin IV ve beşinci sırada Pink Floyd’un The Wall albümleri listede birer basamak gerilemiş.

 

En Çok Satan Albümler

 

RIAA verilerine göre gelmiş geçmiş en çok satan albümlerin güncel listesini aşağıda bulabilirsiniz. Listenin bir önceki hali için buraya tıklayınız.

1- EAGLES – Their Greatest Hits 1971-1975 (Rhino) [38 milyon]

2- MICHAEL JACKSON – Thriller (Epic) [33 milyon]

3- EAGLES – Hotel California (Rhino) [26 milyon]

4- BILLY JOEL – Greatest Hits Volume I & Volume II (Columbia) [23 milyon]

5- LED ZEPPELIN – Led Zeppelin IV (Atlantic) [23 milyon]

6- PINK FLOYD – The Wall (Columbia) [23 milyon]

7- AC/DC – Back in Black (Epic) [22 milyon]

8- GARTH BROOKS – Double Live (Capitol Nashville) [21 milyon]

9- HOOTIE & THE BLOWFISH – Cracked Rear View (Rhino) [21 milyon]

10- FLEETWOOD MAC – Rumours (Warner Bros) [20 milyon]

11- SHANIA TWAIN – Come on Over (Mercury Nashville) [20 milyon]

12- THE BEATLES – The Beatles (Apple) [19 milyon]

13- GUNS N’ROSES – Appetite for Destruction (Geffen) [18 milyon]

14- WHITNEY HOUSTON – The Bodyguard (Soundtrack) (Arista) [18 milyon]

15- BOSTON – Boston (Epic) [17 milyon]

16- ELTON JOHN – Greatest Hits (Island) [17 milyon]

17- GARTH BROOKS – No Fences (Capitol) [17 milyon]

18- THE BEATLES – The Beatles 1967-1970 (EMI) [17 milyon]

19- ALANIS MORISSETTE – Jagged Little Pill (Maverick) [16 milyon]

20- BEE GEES – Saturday Night Fever (Capitol) [16 milyon]

21- LED ZEPPELIN – Physical Graffiti (Swan Song) [16 milyon]

22- METALLICA – Metallica (Atlantic/Elektra) [16 milyon]

23- BOB MARLEY & THE WAILERS – Legend (Island) [15 milyon]

24- BRUCE SPRINGSTEEN – Born in the U.S.A. (Columbia) [15 milyon]

25- JOURNEY – Greatest Hits (Columbia) [15 milyon]

Satış sayılarına her ne kadar downloads ve streaming dahil edilmiş olsa da, yeni jenerasyon sanatçılar arasında listenin üst sıralarında yer alan henüz yok. Tepeye en yakın olarak Adele’in 21 albümünü görüyoruz (14 milyon satışla 29. sırada).

 

En Çok Satan Sanatçı ve Gruplar

 

RIAA’ın bir de tüm albümlerinin satış toplamları temel alınarak oluşturulan en çok satış yapan sanatçılar listesi var. Eagles’ın satış rakamlarının güncellenmesinden sonra bu listede de bazı değişiklikler oldu. En önemli değişiklik de önceden beşinci sırada olan Eagles ve dördüncü sırada olan Led Zeppelin’in yer değiştirmesi.

RIAA verilerine göre gelmiş geçmiş en çok satan sanatçı ve grupların güncel listesini aşağıda bulabilirsiniz. Listenin bir önceki hali için buraya tıklayınız.

1- The Beatles [178 milyon]

2- Garth Brooks [148 milyon]

3- Elvis Presley [146.5 milyon]

4- Eagles [120 milyon]

5- Led Zeppelin [111.5 milyon]

6- Michael Jackson [84 milyon]

7- Billy Joel [82.5 milyon]

8- Elton John [78 milyon]

9- Pink Floyd [75 milyon]

10- AC/DC [72 milyon]

11- George Strait [69 milyon]

12- Barbra Streisand [68.5 milyon]

13- The Rolling Stones [66.5 milyon]

14- Aerosmith [66.5 milyon]

15- Bruce Springsteen [65.5 milyon]

16- Madonna [64.5 milyon]

17- Mariah Carey [64 milyon]

18- Metallica [63 milyon]

19- Whitney Houston [58.5 milyon]

20- Van Halen [56.5 milyon]

21- U2 [52 milyon]

22- Celine Dion [50 milyon]

23- Fleetwood Mac [49.5 milyon]

24- Neil Diamon [49.5 milyon]

25- Journey [48 milyon]

Bu listeki sanatçı ve gruplar, en çok satan albümler listesindekilere göre değişiklik gösteriyor. Tek bir albümü rekor seviyede satmamış olsa da, kariyerleri boyunca başarılı albümlere imza atmış Elvis Presley, George Strait, The Rolling Stones, Aerosmith, Bruce Springsteen, Madonna, Mariah Carey, Metallica ve Van Halen gibi sanatçı ve grupları bu listede görebiliyoruz.

 

İlgili yazı: “Beat It” Demo…. Sadece Michael Jackson’ın Sesi ile…

 

İlgili yazı: “Müzik Endüstrisine Bakış”

1. bölüm | 2. bölüm | 3. bölüm | 4. bölüm | 5. bölüm | 6. bölüm

 

İlgili yazı: Bruce Swedien ile Vokal Kaydı Üzerine

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Fotoğraf: Pixabay

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Endüstrisi | Leave a comment

Film Sesleri (1. Bölüm)

Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de müzisyen ve besteciler tarafından film, video ve dizi müziklerine gösterilen ilgi oldukça arttı. Günümüzün dijital teknolojisi sayesinde bir bestecinin bir film, video veya dizi müziğinin büyük bir bölümünü, hatta bazı durumlarda tamamını, evde kurduğu stüdyosunda çalışarak bitirmesi mümkün hâle geldi. Küçük bütçeli işlerde kendi ev stüdyosunda çalışan besteciler özellikle tercih ediliyor.

Önceleri, müzik yazım aşamasında, MIDI sequencer ve gerekli durumlarda ses kayıt cihazları timecode ile videoya senkronize ediliyor ve görüntü referans alınarak müzik besteleniyordu. Mevcut dijital teknoloji sayesinde işler daha kolay ve çabuk bir hale geldi. Video artık dijital olarak Pro Tools, Logic veya Cubase gibi bir ‘host program’ içine alınıyor ve bu program içinde MIDI, audio ve video birbirlerine senkronize olarak çalışabiliyor.

İşin teknik yönü üzerine uzun uzun yazmak mümkün ancak ben bu yazıda senkronizasyon veya diğer teknik konulara girmek yerine “film sesleri” üzerine genel bilgiler vereceğim. Sinema filmleri de dahil olmak üzere görüntülü herhangi bir program (televizyon dizisi, kısa film, belgesel, tanıtım videosu ve benzerleri) için müzik yazarken tabloyu bir bütün olarak düşünmemiz ve müziğin bu tablo içinde bir parça olduğu iyice kavramamız gerekir. Bu yapabilmek için de “film sesleri” hakkında bilgi sahibi olmamız ve bu seslerin bütün içindeki işlevlerini anlamamız gerektiğini düşünüyorum.

Ses tasarımını yaptığım Hunger adlı filmin Pro Tools ekranından bir kare

 

Görüntü ve Ses

Film ve diğer görüntülü programlarda ses, bazen ekranda gördüklerimizi destekleyen, bazen de görüntünün verilmek istenileni tam olarak veremediği durumlarda eksik kalan noktaları tamamlayan çok önemli bir unsurdur. Çoğu insan film seyrederken sesin öneminin farkında olmaz. Filmde sese dikkat çekmek için yapılacak en basit hareket filmi izlerken sesi kapatmaktadır. Sesin önemli bir unsur olduğu, ses olmayınca fark edilebiliyor!

Bunu yapmak gerekli midir? Bence değildir çünkü Francis Ford Coppola’nın da dediği gibi, ses, seyircilerin üzerinde fark ettirmeden bir etki oluşturuyor. Buradan yola çıkarak sesi yönetmenin “gizli silahı” olarak düşünebiliriz. Bunun bilincinde olan yönetmenler filmlerinde ses konusunda çok titiz davranırlar.

 

Soundtrack Nedir?

Bir film veya herhangi bir görüntülü prodüksiyonun ses kanalı İngilizcede ‘soundtrack’ olarak adlandırılır. Soundtrack terimi her ne kadar popüler olarak bir filmdeki müzik parçalarını ve bu parçalarla oluşturulan albümleri ifade etmek için kullanılsa da esas anlamı bu değildir. “Sound”, “ses”; “track” ise “kanal”dır. ‘Soundtrack’, filmin tüm seslerini barındıran “ses kanalı” anlamına gelmektedir.

 

Filmin Tüm Sesleri

‘Soundtrack’ filmin tüm seslerini barındırır dedik… Peki, “filmin tüm sesleri” ya da “film sesleri” nelerdir? Kategorilere bölebilir miyiz? Bu kategorilere hangi sesler dahildir?

Filmlerde veya diğer görüntülü prodüksiyonlardaki sesleri, diğer bir deyişle “film sesleri”ni üç ana gruba ayırabiliriz:

  • İnsan sesleri
  • Efektler
  • Müzik

 

İnsan Sesleri

Filmlerdeki insan sesleri denilince akla ilk gelen diyaloglar oluyor ama aslında insan sesleri altında üç farklı kategori bulunuyor: monologlar, diyaloglar ve voice-over.

Monolog, Yunancada “tek başına konuşma” anlamına gelen “monologos” kelimesinden gelmektedir. Monolog, filmde oyuncunun kendi kendine yaptığı konuşmadır.

Diyalog, iki ya da daha fazla oyuncunun tarafından yapılan karşılıklı konuşmadır. Diyaloglar genellikle film ve video çekimi sırasında sette kaydedilir. Sette kaydedilen diyaloglar daha sonra teknik veya diğer nedenlerden dolayı stüdyoda değiştirilebilir veya tekrar kaydedilebilir. Bu işleme İngilizcede ADR adı verilir. ADR’ın açılımı “Automatic Dialog Replacement”tır, “otomatik diyalog değiştirme” anlamına gelir. Oyuncular stüdyoda, ekranda filmi seyrederken repliklerini dudak hareketleri ile oturacak şekilde tekrar ederler. Dilimize ‘dublaj’ olarak yerleşilen bu işlemin İngilizcede ADR dışında kullanılan diğer iki adı da ‘looping’ ve ‘dubbing’dir.

İnsan sesleri kategorisinde monolog ve diyaloğun yanı sıra bir de ‘voice-over’ bulunmaktadır. Görüntünün üzerine eklenen ve dudak senkronizasyonu gerektirmeyen “dış ses” olarak verilen konuşmalar ‘voice-over’ olarak adlandırılır. Bunun akla gelen ilk örneği belgesellerdeki anlatıcılardır ama voice-over kurmaca filmlerde de kullanılmaktadır.

 

Efektler

Efektler için çok geniş bir tanım yapacak olursak, “filmde insan sesi ve müzik dışındaki diğer tüm sesler efekttir” desek yanlış olmaz sanırım. Efektler denilince genelde ilk olarak silah, patlama ya da araba çarpışma sesleri gibi gürültülü ve seyirciyi etkileyen sesler akla gelir. Bunlara İngilizcede ‘hard effects’ veya ‘principal effects’ adı verilir.

Öne çıkan bu efektlerin yanı sıra bir de herhangi bir ortamda bulunan arka plan (background) sesler vardır. Bu sesler ambiyans (ambient sounds) olarak da adlandırılır.  Bu gruba örnek olarak açık havada rüzgarın çıkarttığı sesleri veya görüntüde arkada bulunan dereden gelen su seslerini gösterebiliriz.

Tüm bu efektler sette film çekimi sırasında veya sonrasında ya da film çekiminden bağımsız olarak stüdyoda veya çeşitli iç ve dış mekanlarda kaydedilebilir. Alternatif olarak, ihtiyaç duyulan ses efektleri piyasada bulunan ticari efekt kütüphanelerinden satın alınabilir.

Yazının ikinci bölümü okumak için tıklayınız.

 

Bilkent Üniversitesi, İletişim ve Tasarım Bölümü’nde bir video çekimi

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Jeremy Yap | Unsplash

Çizim: 35 mm optik ses kanalı | Wikimedia Commons

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses Tasarımı | 1 Comment

Apple, Kulaklıkla Müzik Dinleme Deneyimimizi Değiştirmeye Hazırlanıyor

Apple, 22 Eylül 2016 tarihinde “Spatial Headphone Transparency” adını verdiği, kulaklıklara yönelik yeni bir sinyal işleme tekniği için patent başvurusunda bulunmuştu. Apple’ın başvurusu geçtiğimiz Temmuz ayında kabul edildi ve böylelikle Apple, kullanıcıların kulaklık ile dinleme deneyimlerini değiştirmeyi hedefleyen bu tekniğin patent sahibi oldu.

Peki, nedir bu “Spatial Headphone Transparency”?

Türkçeye birebir çevirince bir garip oluyor! “Uzaysal Kulaklık Şeffaflığı” ya da “Alansal Kulaklık Şeffaflığı” diyebiliriz belki. Aslında İngilizcesi de bir garip. Biz en iyisi ne yaptığına bakalım…

Apple, bu tekniğin arkasındaki mantık için ‘acoustic transparency’ (akustik şeffaflık) terimini kullanıyor. Çalışma prensibi şu şekilde:

  • Kulaklık, üzerinde bulunan mikrofonlar aracılığı ile kullanıcının etrafındaki sesleri alıyor.
  • Bu sesler, sol ve sağ kanallar ayrı ayrı olmak üzere, özel bir algoritma ile işleniyor ve kullanıcının dinlemekte olduğu sinyal/program (müzik, podcast vb.) ile karıştırılıyor.
  • Bu sayede kullanıcı, dinlemekte olduğu programı kulaklık takmadan dinliyormuş gibi oluyor.

Apple’ın bu ses işleme tekniğinin bir özelliği de kulaklığa verilen çevre seslerinin uzaysal/alansal dağılımını ve yerleşimini koruması. Apple bunu başarabilmek için duyum ve lokalizasyon üzerinde büyük etkisi olan kafa ve diğer anatomik özellikleri hesaba katıyor.

Apple’ın bu yeni ses işleme tekniği ile başarmayı hedeflediği diğer bir şey ise kullanıcının kulaklık ile dinlediği müziği ya da herhangi bir programı “kafasının içinden” alıp “kafasının üstüne” taşımak. Diğer bir deyişle, Apple, kullanıcının kulaklık ile müzik dinlerken müziği kafasının içinde duymasını değil, kafasının üzerindeki bir çift hayali hoparlörden dinlemesini istiyor. Bu sayede müziğin kulaklıktaki çevre seslerden ayrışmasını ve kullanıcının yakınında olan sesleri müzik tarafından maskelenmeden duymasını amaçlıyor.

Patent dosyasının indirmek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Apple’ın 2019 yılında piyasaya sürmek için kulak üstü tipte yeni bir kulaklık üzerinde çalıştığı söyleniyordu. Apple, o kulaklıkta bu yeni ses işleme tekniğini kullanabilir diye düşünüyorum.

Bekleyip göreceğiz.

İlgili yazılar:

Waves Nx Program ve Head Tracker: Herkes için 3D Ses!

 

Stüdyo Tipi Kulaklıklar ve Yeni Gelişmeler

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Başlık fotoğrafı: Alice Moore | Unsplash

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Cips Paketi, Saksı ve Diğer Objeleri Görsel Mikrofona Çeviren Teknoloji

“Hareket” dediğimiz zaman çoğumuzun aklına görebildiğimiz bir şey geliyor ancak gözümüzün göremeyeceği belirsizlikte olan hareketler de var. Göremediğimiz bu hareketleri videoya kaydettiğimizde fotoğraf gibi oluyor.

Birkaç yıl önce Massachusetts Institute of Technology’deki araştırmacılar ‘hareket mikroskopu’ (motion microscope) adını verdikleri bir yazılım geliştirdiler. Bu yazılım, video kaydındaki göremediğimiz, fark edemediğimiz belirsiz hareketleri deyim yerindeyse büyütüyor ve görebileceğimiz bir hale getiriyor. Örnek olarak bir kişinin bileğini videoya çekip, hareket mikroskopu yazılımını kullanarak hareketleri büyütüp, dokunmadan o kişinin nabzını saymak mümkün.

Diyeceksiniz ki, “bunun ses ile ilgisi nerede?”

Sesle ilgili kısmı bilgisayar, görüntü ve insan-bilgisayar etkileşimi üzerine çalışan bilim insanı Abe Davis’in ortaya çılgın bir fikir atmasından sonra başlıyor.

Davis, ses dalgalarının cisimleri titreştirdiğini, ses titreşimlerinin de bir türlü hareket olduğunu ve videoya kaydedilen bu hareketlerin, hareket mikroskopu ya da benzer bir yazılım ile büyütülerek tekrar sese dönüştürülebileceğini iddia ediyor.

Davis ve çalışma arkadaşları hemen deneylere başlıyor! Bir odaya içinde çiçek olan bir saksı ve bir hoparlör koyuyorlar. Daha sonra müziği açıyorlar ve saksıdaki çiçeği saniyede bin kare kaydedebilen bir kamera ile videoya çekiyorlar. Bu kadar yüksek hızda video kullanmalarının sebebi çiçeğin yapraklarının çok küçük bir şekilde, yalnızca bir mikrometre (santimetrenin onda biri) kadar hareket etmesi.

Kaydedilen videoyu izleyince ne hareket görüyorsunuz ne de ses duyuyorsunuz. Davis ve ekibi yazdıkları bir algoritma sayesinde bu hareketsiz ve sessiz videodan ses titreşimlerinin oluşturduğu çok küçük hareketleri tekrar sese dönüştürmeyi başarıyorlar.

Bu teknoloji aslında inanılmaz bir şeyin kapısını açıyor: sıradan nesneleri uzak görsel mikrofonlara çevirmek!

Davis ve ekibi cips paketleri de dahil olmak üzere birçok nesne ile deney yapıyorlar.

“Kaydedilen” sesleri dinlemek ve bu teknoloji ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için Abe Davis’in TED konuşmasının videosunu mutlaka seyredin. Videoda Türkçe alt yazı mevcut.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Stereo Çıkış (Master Bus) Üzerinde Sinyal İşlemci Kullanılır mı?

Bu yazımda sizinle ‘mix bus’ veya diğer adıyla ‘master bus’ yani stereo çıkış üzerinde plug-in ve hardware sinyal işlemci kullanımı ile ilgili görüşlerimi paylaşmak ve birkaç tavsiyede bulunmak istiyorum.

Yazıya şu soru ile başlamak hiç fena bir fikir olmaz sanırım: “Stereo çıkışta plug-in veya hardware işlemci kullanılır mı?”

Bu soru üzerine çok tartışmalar yapıldı, yapılmaya da devam ediyor. Tahmin edebileceğiniz gibi bu sorunun tek bir cevabı yok. Farklı görüşler var.

Benim gördüğüm, duyduğum ve okuduğum kadarıyla ortada şöyle bir tablo var: Miks mühendisleri, stereo çıkış üzerinde plug-in veya işlemci kullanmaya (kendileri kullanmasalar bile) genel olarak sıcak bakıyorlar. Diğer yandan mastering mühendislerinin bir çoğu stereo çıkış üzerinde plug-in ve işlemci kullanmaya karşı çıkıyorlar.

Aslında mastering mühendislerini anlayabiliyorum çünkü master bus üzerindeki işlemci yanlış kullanıldığında hem miksi olduğundan daha kötü veya sorunlu bir hale getiriyor, hem de (eğer parça mastering’e gidecekse) mastering mühendisinin çalışma alanını daraltıyor ve elini kolunu bağlıyor.

Diğer yandan, master bus üzerindeki işlemcinin yerinde ve doğru bir şekilde kullanıldığı zaman ortaya çok güzel sonuçlar çıktığını düşünüyorum.

Bu sebepten dolayı ben stereo çıkış üzerinde plug-in veya hardware sinyal işlemci kullanılmasına karşı değilim.

Şimdi gelelim tavsiyelere…

 

Sadece Kompresör ve Limiter Değil

Stereo çıkış üzerinde sinyal işlemci deyince akla gelenler kompresör ve limiter oluyor. Belki bir de EQ. Ancak stereo çıkış için kullanılabilecek plug-in veya cihazları sadece dinamik işlemciler ve EQ ile sınırlamak hata olur. Biraz daha geniş düşünmekte fayda var.

Ben şöyle bir liste yaptım:

  • Dinamik alan işlemcileri
  • Ton ve frekans işlemcileri
  • ‘Saturation’ işlemcileri
  • Stereo alan işlemcileri
  • Harmonik ve psikoakustik işlemcileri

Bunların hepsini ya da bunlardan en az birisini kullanalım gibi bir tavsiyede bulunmuyorum. Sadece kullanılabilecek sinyal işlemci grupları olarak aklımızda bulunsun istedim. Bazen gerek olmaz, stereo çıkışta hiçbir şey kullanmayız. Bazen de yukarıdakilerden bir veya birkaç tanesini kullanırız. Her prodüksiyon, her sound, her parça farklı.

Bu yukarıdaki sinyal işlemci grupları ile ilgili bir blog yazısı yazmayı düşünüyorum. Yeni blog yazıları yayımlandıkça size haber verebilmem için mesaj listeme üye olabilirsiniz.

WaveArts – Tube Saturator (ücretsiz indirme linki için görsele tıklayınız)

 

Kendinizden Emin Değilseniz Yapmayın!

Herhangi bir kanala uyguladığınız bir sinyal işlemci ile ilgili ters giden bir şey varsa (parametrelerin doğru ayarlanmaması, yerli yersiz kulanım gibi), ortaya çıkan problem sadece o kanalı etkiler. Tabii sineğin ufak olsa da mide bulandırdığını biliyoruz ancak yine de sorunlu bir kanal miks içinde bir ihtimal “araya kaynayabilir”. Böyle bir durum olsun istemeyiz ama olabiliyor.

Diğer yandan stereo çıkış üzerinde uyguladığınız sinyal işlemci yüzünden bir sorun olursa onun “araya kaynaması” çok zor. Bu sebepten dolayı master bus üzerinde işlem yapmak aslında çok riskli bir şeydir.

Stereo çıkış üzerinde kullanmak istediğiniz sinyal işlemciye hakim değilseniz, kendinizden emin olamıyorsanız bu durumda o işlemciyi kullanmamak, risk almamak en iyisi.

 

Küçük Dokunuşlar

Eğer master bus üzerinde bir işlemci kullanıyorsanız, işlemci üzerindeki parametreleri sinyale çok küçük dokunuşlarla müdahale edecek şekilde ayarlayın. Etkisi büyük olabilecek ayarlardan kaçının.

Eğer işlemcinin sinyal üzerindeki etkisinin fazla olup olmadığından emin olamıyorsanız, ayarları iki ‘tık’ geri çekin. Eğer işlemcinin sinyal üzerindeki etkisinin kararında olduğunu düşünüyorsanız, ayarları bir ‘tık’ geri çekin. Bu yaklaşım bende hep işe yaramıştır ama tabii arada biraz zaman bırakıp, parçayı sonradan taze kulakla tekrar dinleyip, son kararı öyle vermekte fayda var.

 

Son Dakikaya Kadar Beklemeyin

Master bus üzerinde sinyal işlemci kullanacaksanız, işlemciyi insert etmek için son dakikaya kadar beklemeyin. Hatta işlemciyi miks sürecinde mümkün olan en erken noktada devreye alın.

Bunun arkasında yatan mantık şu: Stereo çıkıştaki sinyal işlemci bitmiş mikse şekil vermek için değil, miksi şekillendirmek ve karakter katmak için kullanılır. Diğer bir deyişle, stereo çıkıştaki sinyal işlemci miksin bir parçasıdır; miksteki sorunları örtmek veya hataları telafi etmek için sonradan eklenmiş bir plug-in veya cihaz değildir.

Bu sebepten dolayı stereo çıkışta kullanacağınız sinyal işlemciyi miksin erken safhalarında devreye almak dikkat edilmesi gereken bir noktadır.

 

Diğer Görüşler…

Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar adlı kitabımdaki röportajlarda okuyabileceğiniz gibi, bazı miks mühendisleri mikslerinin ana çıkışında sinyal işlemciler kullanıyorlar ve bunu miksin bir parçası olarak ele alıyorlar. Kitap hakkında bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Photo by Oleg Pliasunov | Unsplash

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Ücretsiz Plug-in’ler (14)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 14: Infected Mushroom Wider (Polyverse Music), TAL-Vocoder (TAL), Snapshot 2 (Non-Lethal Applications), Subspace (Zynaptiq).

 

Infected Mushroom Wider (Polyverse Music)

 

Wider, adından da anlaşılabileceği gibi, bir stereo genişletici plug-in. Wider bir dizi all-pass ve comb filter kullanarak sinyalin stereo imajını genişletiyor. Wider, hem stereo, hem de mono sinyaller için kullanılabiliyor. Wider’ın en önemli özelliklerinden biri işlenmiş sinyalde hiçbir zaman faz problemleri olmaması. Diğer bir deyişle, işlenmiş (yani genişletilmiş) sinyal monoyo çevrildiğinde faz kaybı sebebi ile bir sorun yaşanmıyor. Deneyin, bence memnun kalacaksınız!

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

TAL-Vocoder (TAL)

 

TAL-Vocoder, 80’li yılların klasik vocoder seslerini emüle eden bir plug-in. İnsan sesi için optimize edilmiş olan plug-in, sesi daha anlaşılabilir kılmak adına sessiz harfler için birtakım algoritmalar içeriyor.

Mac: AU, VST | Win: VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Snapshot 2 (Non-Leathal Applications)

 

Snaphot 2 bir plug-in ama sinyal işleyen bir plug-in değil. Eğer sadece in-the-box değil de DAW ve plug-in’lerin yanı sıra outboard gear ile de çalışıyorsanız Snapshot 2’yi seveceksiniz. Aslında fikir çok basit. Kompresör, EQ, efekt cihazları… Kullandığınız tüm hardware cihazların ayarlarının fotoğraflarını telefonunuz ile çekiyorsunuz. Çektiğiniz fotoğrafı plug-in olarak DAW session’ı içine yerleştiriyorsunuz. Böylelikle hangi kanalda hangi hardware cihaz kullandığınızı ve bu cihazı hangi ayarlarla kullandığınızı parçanızın session dosyası içinde saklamış oluyorsunuz.

Mac: AU, AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Subspace (Zynaptiq)

 

Subspace, üzerinde sadece dört adet preset bulunan bir reverb plug-in’i. Subspace’in üzerinde sadece iki kontrol var: preset seçimi ve dry/wet dengesi. Bu şekilde anlatınca daha çok “oyuncak” gibi geliyor ama Subspace aslında iyi ve kullanılabilir bir reverb plug-in’i. Denemenizi tavsiye ederim.

Mac: AU, VST | Win: VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment