Headroom Nedir ve Neden Önemlidir?

 

“Headroom nedir?” “Headroom neden önemlidir?” Bu soruları cevaplamadan önce dinamik alanın (dynamic range) ne olduğunu iyi anlamak gerekir.

 

Dinamik Alan

Dinamik alan, sinyalde gürültü eşiği ile bozulma (distortion) noktası arasında kalan alandır. Daha basit bir anlatımla, dinamik alan, sinyalde mümkün olan en düşük ve en yüksek seviyeler arasındaki farktır. En düşük seviye sinyalin dip sese karıştığı, dip ses içinde kaybolmaya başladığı noktadır. En yüksek seviye ise sinyalin bozulmadan (sinyalde distortion olmadan) çıkabileceği en üst noktadır. Dinamik alan, dB cinsinden ifade edilir.

 

Normal Çalışma Seviyesi

Gürültü eşiği ve bozulma noktasına ek olarak bir de İngilizcede “nominal operating level” olarak adlandırılan normal (ya da ideal) çalışma seviyesi vardır.

Analog sistemlerde 0 VU normal çalışma seviyesi olarak kabul edilir. 0 VU değeri profesyonel cihazlarda +4 dBm (1.228 Volt), yarı-profesyonel ve ev tipi cihazların bir çoğunda ise -10 dBV (0.316) değerine göre kalibre edilir. Profesyonel analog cihazların çoğunda üst nokta (bozulma olmadan çıkılabilecek en yüksek seviye) +24 dBm civarındadır.

VU Meter (Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımdan alınmıştır)

 

Dijital sistemlerde dBFS skalası kullanılır. Bu sistemlerde normal çalışma seviyesi farklılıklar göstermektedir. Yaygın olarak -20 dBFS, -14 dBFS ve -12 dBFS seviyeleri referans olarak kabul edilir. Dijitalde en üst nokta 0 dBFS’tir.

dBFS Meter

 

Sinyalin Gürültüye Oranı

Sinyalin gürültüye oranı (Signal-to-Noise Ratio ya da kısaca S/N Ratio), gürültü eşiği (sinyalin dip sese karıştığı en düşük seviye) ile normal çalışma seviyesi arasında kalan alandır. Bu oran da dinamik alan gibi dB cinsinden ifade edilir.

 

Headroom

Evet, sonunda headroom’a geldik… Headroom, dinamik alan ve sinyalin gürültüye oranı arasındaki farktır. dB cinsinden ifade edilir. Headroom, normal çalışma seviyesinden sonra, sinyal en üst noktaya ulaşıp bozulmaya başlamadan önce kaç dB marj olduğunu belirtir.

Aşağıdaki grafikte dinamik alan, normal çalışma seviyesi, sinyalin gürültüye oranı ve headroom arasındaki ilişkiyi görebilirsiniz.

 

 

Headroom Neden Önemlidir?

Headroom dört sebepten dolayı önemlidir.

1- Dijital sistemlerde 0 dBFS en üst noktadır. Sinyalde anlık, kısa süreli veya uzun süreli bozulmaları önlemek için 0 dBFS noktasından uzak durmak gereklidir. Headroom bu bağlamda güvenli bir alan olarak düşünülebilir. Normal çalışma seviyesi 0 dBFS’e yakın tutulursa bu alan daha küçük olur ve buna bağlı olarak sinyaldeki seviye artışlarının bozulmaya yol açma riski daha fazla olur. Headroom, güvenli bir alan oluşturduğu için önemlidir.

2- Sinyal normal bir göstergede 0 dBFS’in altında görünüyor olsa da intersample peak kaynaklı olarak aslında 0 dBFS’in üzerine çıkıyor ve bozulmaya uğruyor olabilir. Headroom, intersample peak kaynaklı bozulmalara karşı güvenli bir alan oluşturduğu için önemlidir.

3- Miksi tamamladıktan sonra dönüp revize etmeniz gerekirse, kanalların seviye ayarlarında değişiklik yaptığınızda ya da efektler eklediğinizde veya EQ, kompresör gibi işlemciler kullanarak sinyal üzerinde modifikasyon yaptığınızda miksin genel seviyesi yükselebilir. Headroom, miksin genel seviyesindeki küçük artışların (genel seviyeyi master fader ile azaltmaya gerek kalmadan) tolere edilebilmesi açısından önemlidir.

4- Mastering mühendisleri bitmiş miks üzerinde çalışırken EQ ve kompresör gibi sinyal işlemciler kullanırlar. Bu işlemciler sinyalde artışa sebep olabilir. Bu sebepten dolayı mastering mühendisleri 3-6 dB civarında bir alana ihtiyaç duyarlar. Headroom, mastering mühendislerine çalışma alanı sağladığı için önemlidir.

Günümüzde artık A/D çeviricilerin oldukça geliştiğini ve bunun yanı sıra projelerimizde 24-bit ile çalıştığımızı düşünürsek headroom bırakmamak için hiçbir sebebimiz yok.

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Sašo Tušar | Unsplash

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Çevirici Kablolar… Bir Gün Mutlaka İşinize Yarayacaktır!

Müzik ve ses prodüksiyonu ile ilgilenen herkesin elinin altında olması gereken çevirici kabloların bir listesini hazırladım.

Bu tip kabloları hazır olarak bulmak oldukça zor. Bu sebepten dolayı, aramakla uğraşmak yerine kablo ve konnektörleri satın alıp, oturup kendi kendinize yapmak daha pratik bir çözüm olacaktır.

Eğer lehim konusunda kendinize güvenmiyorsanız titiz çalışan bir teknisyene ücret karşılığı yaptırabilirsiniz.

Yaptırdığınız kişiye ne kadar güvenirseniz güvenin, konnektörlerin pin bağlantılarını kontrol etmeyi ihmal etmeyin!

Bu çevirici kabloların tamamını stüdyoda bulundurmakta fayda var. Emin olun, bir gün mutlaka işinize yarayacaklardır.

 Mono Dengeli Sinyaller İçin

  • XLR erkek – XLR erkek
  • XLR dişi – XLR dişi
  • XLR erkek – 1/4″ TRS erkek
  • XLR dişi – 1/4″ TRS erkek
  • XLR – XLR faz değiştirici [1. XLR pin 2 (+) /// 2. XLR pin 2 (-)]

 Mono Dengesiz Sinyaller İçin

  • 1/4″ TS erkek – 1/4″ TS erkek
  • 1/4″ TS dişi – 1/4″ TS dişi
  • 1/4″ TS erkek – phono

 Mono Dengeli veya Stereo Dengesiz Sinyaller İçin

  • 1/4″ TRS erkek – 1/4″ TRS dişi
  • 1/4″ TRS dişi – 1/4″ TRS dişi

 Stereo Dengesiz Sinyaller İçin

  • 1/8″ stereo erkek – 1/4″ TRS erkek
  • 1/8″ stereo erkek – 1/4″ TRS dişi
  • 1/8″ stereo erkek – 1/4″ TS erkek + 1/4″ TS erkek (sol ve sağ kanallar için toplam iki adet)
  • 1/8″ stereo erkek – phono + phono (sol ve sağ kanallar için toplam iki adet)
  • 1/4″ TRS erkek – phono + phono (sol ve sağ kanallar için toplam iki adet)

 Dengeli ve Dengesiz Sinyaller Arasında Bağlantı İçin

  • XLR dişi – 1/4″ TS erkek
  • 1/4″ TRS erkek – 1/4″ TS erkek

Dengeli ve dengesiz sinyal arasındaki bağlantılar ile ilgili detaylı bilgi için Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımın “Sinyal, Kablo ve Konnektörler” bölümünü inceleyebilirsiniz.

 

Kullanılan Konnektörler

Neutrik NC3MXX (XLR erkek)

 

Neutrik NC3FXX (XLR dişi)

 

Neutrik NP2X (1/4″ TS)

 

Neutrik NP3X (1/4″ TRS)

 

Neutrik NJ3FC6 (1/4″ TS ve TRS uyumlu dişi)

 

Neutrik NF2C-B2 (phono)

 

Neutrik NTP3RC (1/8″ stereo)

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Pixabay

Konnektör fotoğrafları Neutrik sitesinden bilgilendirme amaçlı kullanılmak üzere alınmıştır. Neutrik Türkiye temsilcisi SF Ses ve Işık Sistemleri A.Ş.‘dir

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Reverb Üzerindeki Decay ve Pre-Delay Parametrelerinin Ayarlanması

Reverb üzerindeki decay ve pre-delay parametreleri parçanın temposuna göre ayarlanırsa reverb’ün sesi çamurlu bir hale getirmeden ve mikste karışıklık yaratmadan müziğin içine oturması çok daha kolay olur. Profesyonel miks mühendisleri mikslerinde reverb kullanırken özellikle bu iki parametreye çok dikkat ederler.

 

Decay

Decay parametresini parçanın temposuna göre ayarlamanın iki yolu vardır. Birincisi, kulak ile; ikincisi, hesaplayarak.

Eğer kulak ile ayarlamak isterseniz şu yöntemi kullanabilirsiniz:

– Reverb plug-in’ini bir auxiliary kanalına insert olarak yerleştirin. Bu arada, eğer okumadıysanız “Plug-in’lerin ‘Insert’ ve ‘Send’ olarak Kullanımları” başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim.

– Trampet ya da vuruşu belirgin bir enstrümanı reverb kanalına gönderin. Send seviyesini reverb efektini rahatça duyabileceğiniz bir şekilde yükseltin.

– Reverb üzerindeki decay parametresini reverb’ün kuyruğu bir sonraki trampet vuruşundan hemen önce sönecek ya da bitecek şekilde ayarlayın.

 

Decay parametresini parçanın temposuna göre ayarlamanın diğer bir yolu ise delay süresi formülünü kullanmaktır.

Çeyrek (1/4) nota için milisaniye cinsinden delay süresi formülü aşağıdaki gibidir:

Delay süresi (ms) = (60 / bpm) x 1000

Örnek olarak temposu 120 bpm olan bir parça için çeyrek nota delay süresi 500 milisaniyedir.

Bu sayıyı iki ile çarparak yarım (1/2) nota, dört ile çarparak tam nota değerlerini bulabilirsiniz.

Aynı şekilde bu sayıyı ikiye bölerek sekizlik nota (1/8), bu değeri de yine ikiye bölerek on altılık nota (1/16) ve bu şekilde devam ederek diğer nota değerlerini hesap edebilirsiniz.

Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımın “Editing, Miks ve Sonrası” başlıklı bölümünde triplet ve noktalı değerler de dahil olmak üzere hesaplamaların nasıl yapıldığını detaylı bir şekilde anlatmıştım.

Kitabın sonunda 40 bpm ile 300 bpm arasındaki delay sürelerinin milisaniye karşılıklarını gösteren “Tempo ve Nota Değerlerine Göre Delay Süreleri” başlıklı bir de tablo bulunuyor.

Formülle hesapladığınız ya da tablodan aldığınız milisaniye cinsinden delay süresini reverb plug-in’iniz üzerindeki decay parametresine girerek bu parametreyi parçanın temposuna göre ayarlayabilirsiniz.

 

Pre-Delay

Reverb efektleri üzerinde bulunan ve milisaniye cinsinden ifade edilen pre-delay parametresi orijinal ses ile efektin başlaması arasındaki geçen süredir. Diğer bir deyişler pre-delay, ses kaynağından kulağımıza ulaşan direkt ses ile ilk yansımaların bize ulaşması arasında geçen zamandır.

Pre-delay süreleri decay sürelerine göre çok daha kısa olduğu için kulak ile ayarlaması zordur. Bu sebepten dolayı hesaplama yöntemi kullanmak çok daha pratik bir çözümdür.

Pre-delay süresini parçanın temposuna göre ayarlarken kullanılan değerler (her zaman olmasa da genel olarak) 1/64 ve 1/32 nota değerleridir.

 

Deneyin!

Reverb kullanırken decay ve pre-delay parametrelerini yukarı anlattığım şekilde parçanın temposuna göre ayarlayın ve tempoya göre ayarlanmamış reverb ile karşılaştırın. Aradaki farkı duyacak ve büyük ihtimalle bundan sonra bu parametreleri bu şekilde kullanmayı tercih edeceksiniz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Brandon Daniel | Wikimedia Commons sitesinden indirilmiştir.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Ücretsiz Plug-in’ler (12)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 12: mvMeter (TBProAudio), 4U+ DynamicTiltEQ (Hofa), Filterjam (AudioThing), HoRNet Harmonics (HoRNet Plugins).

 

mvMeter (TBProAudio)

 

 

mvMeter, farklı ölçüm metodlarına sahip bir sinyal ölçer. Peak, RMS, VU PPM veya EBU R128 modlarında kullanabiliyorsunuz. Buradaki dikkat çeken özellik elbette EBU R128 standardında ölçüm yapabiliyor olması. mvMeter’da stereo, left, right, mid, side channel olmak çeşitli kanal opsiyonları bulunuyor. Beş farklı arayüz tasarımına sahip. Kaçırmayın!

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

4U+ DynamicTiltEQ (Hofa)

 

4U+ DynamicTiltEQ değişken noktalı tilt özelliğine sahip bir tilt EQ. Aşağıdaki kısa videoyu izleyince nasıl çalıştığını hemen anlayacaksınız. Eğer isterseniz opsiyonel dinamik modülünü satın alarak plug-in’i dinamik EQ özelliği ile kullanabilirsiniz. Dinamik EQ ile ilgili bilgi için tıklayınız.

Mac: AU, VST | Win: VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Filterjam (AudioThing)

 

Filterjam, ring modülasyonu benzeri sonuçlar veren bir multiband rezonans filtresi. Girişteki sinyal dörde bölünüp çıkışta seçili moda göre toplanıyor ya da çarpılıyor. Filterjam’i çok nazik ya da çok sert şekilde kullanmak mümkün.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

HoRNet Harmonics (HoRNet Plugins)

 

HoRNet Harmonics, adından da anlaşılabileceği gibi bir harmonik şekillendirici. Benzerlerinden farklı olarak hangi harmonik üzerinde işlem yapacağınıza sizin karar vermenize imkan sunuyor Plug-in üzerinde genlik ve fazını ayarlayabileceğiniz on adet harmonik üreteci bulunuyor. Bu özelliği sayesinde HoRNet Harmonics ile diğer harmonik şekillendiri plug-in’lere göre çok daha farklı ve ilginç sonuçlar elde etmek mümkün.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar

Internet üzerinden satın almak için:
Idefix  | D&R  |  MyDukkan

 

Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri (SKMT) kitabımı tamamladığımdan beri aklımın bir köşesinde miks üzerine kitap yazma fikri dönüp duruyordu. Bu fikri hayata geçirmeye karar verdiğimde tek bir doğrusu olmayan, bir formülü bulunmayan bu işi nasıl anlatırım diye kendi kendime sormaya başladım. Miks o kadar geniş bir yelpazeyi kaplıyor ki… Çok farklı teknikler ve çok farklı yaklaşımlar var.

Düşündüm, üzerinde kafa yordum ve en sonunda miksi sadece kendi kullandığım teknikler ve kendi yaklaşımlarım üzerinden anlatırsam bu işin geneline at gözlüğü ile bakmış olacağıma kanaat getirdim. Bu, hiç istemediğin bir şeydi; ben bu işe birçok açıdan bakmak istiyordum. Kitabın tamamını röportajlar üzerine kurma fikri işte buradan çıktı. Röportajlar sayesinde Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar, tek bir doğrusu olmayan bir işi birçok profesyonelin farklı ve yer yer birbirleri ile çelişen görüşleri, yöntemleri ve yaklaşımları ile ele alan bir kitap haline geldi.

Bu kitapta çok değerli on beş müzik insanının röportajı bulunuyor. Genelde sıralamalar yapılırken soyadı esas alınır ama ben röportajları ilk isimlere göre sıraladım: Alen Konakoğlu, Alp Turaç, Barış Büyük, Bora Uslusoy, Çağan Tunalı, Doruk Somunkıran, Ender Balcı, Erkan Tatoğlu, Garo Mafyan, Hakan Kurşun, Haluk Çevik, İlter Kalkancı, Levent Büyük, Uğur Memiş ve Volkan Yırtıcı.

Bu değerli müzik insanlarımızın tamamı çok tecrübeli, çok bilgili ve hayatlarını âdeta müzik ve prodüksiyon işine adamış profesyoneller. Sorulara verdikleri cevaplar ise birbirlerinden çok farklı. Hatta bazen birbirleri ile çelişiyorlar. Hangisi doğru diye sormak kesinlikle büyük bir hata olur çünkü hepsi kendi yaklaşımları ile kendilerine göre doğru olan şekilde işlerini yapıyorlar ve çok iyi sonuçlar ortaya koyuyorlar.

Miksi sadece kendi kullandığım teknikler ve kendi yaklaşımlarım üzerinden anlatsaydım bu çeşitliliği ve derinliği yakalayamazdım.

Tüm okuyuculara faydalı olması dileklerimle.

 

Internet üzerinden satın almak için:
Idefix  | D&R  |  MyDukkan

 

İçindekiler:
– Önsöz
– Giriş
—– Temel Bilgiler
—– Monitörler
—– Oda Akustiği
—– Mikse Başlamadan Önce
—– Mikse Nereden Başlamalı
—– Denge
—– Sinyal İşlemciler ve Efektler
—– In-the-Box
—– Ses İşlemcilerin ve Efekt Ünitelerinin Insert ve Send Olarak Kullanımları
—– Miksin Sonunda
—– Dosyaları İsimlendirme
—– Miks sonrasında
– Röportajlar
—– Alen Konakoğlu
—– Alp Turaç
—– Barış Büyük
—– Bora Uslusoy
—– Çağan Tunalı
—– Doruk Somunkıran
—– Ender Balcı
—– Erkan Tatoğlu
—– Garo Mafyan
—– Hakan Kurşun
—– Haluk Çevik
—– İlter Kalkancı
—– Levent Büyük
—– Mehmet Uğur Memiş
—– Volkan Yırtıcı

• Sayfa sayısı: 192
• Sayfa boyutu: 16.5 cm X 23.5 cm.

1. Basım: Kasım 2016
2. Basım: Ocak 2018

Yayınevi: Çitlembik Yayınları

 

Ses, müzik ve müzik teknolojileri ile ilgili haberler ve çeşitli paylaşımlar için Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri’nin Facebook sayfasını ‘beğenebilir’, beni Twitter’dan takip edebilir ve mesaj listeme üye olabilirsiniz.



 

Ses Kayıt ve Müzik Teknolojieri 10. baskı

 

Posted in Kitap | 7 Comments

Müzik Prodüksiyonlarında Reverb Kullanımı

 

Müzik prodüksiyonlarda reverb kullanımını beş farklı amaç altında ele alabiliriz.

 

1- Kayıtlı sesi belirli bir akustik ortamdaymış gibi duyurmak amacıyla.

Kayıt yaparken enstrümanın veya ses kaynağının bulunduğu mekanın akustiği yeteri kadar iyi olmayabilir veya akustik, hedeflenen ses için uygun olmayabilir. Bu sebeplerden dolayı miks sırasında mekan akustiği, reverb kullanılarak kayıtlı sesin üzerine eklenir.

 

2- Birden fazla farklı sesi aynı akustik ortamdaymış gibi duyurmak amacıyla.

Miks sırasında bazen farklı seslerin aynı odanın içinde ve yan yanaymış gibi duyulması isteriz. Bunu elde etmek için kullanılan tekniklerden biri bu enstrümanları ‘send’ yoluyla aynı reverb ünitesine göndermektir. Bu konu ile ilgili olarak “Plug-in’lerin ‘Insert’ ve ‘Send’ Olarak Kullanımları” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

 

3- Sese renk katmak, sesi ilgi çekici hale getirmek amacıyla.

Derinlik ve ambiyans için reverb kullanırken sıkça yapılan yanlışlardan biri reverb’ü gerektiğinden fazla miktarda duyurmaya çalışmak ve bunu yaparken de reverb’ün süresini uzatmak ve seviyesini artırmaktır. Eğer reverb’ü ilgi çeken bir şekilde değil de sadece derinlik ve ambiyans amaçlı olarak kullanıyorsanız bu durumda reverb’ü duyurmaktan çok dinleyiciye hissettirmeniz lazım; başka bir deyişle reverb varken varlığı belli olmayacak fakat kapattığınızda yokluğu belli olacak şekilde kullanılmalıdır. Diğer yandan, reverb’ü derinlik ve ambiyans için değil de sese renk katmak ya da sesi ilgi çekici hale getirmek için de kullanmak mümkündür. Böyle bir kullanımda efekti kulağınıza iyi gelen ve dinleyicinin ilgisini çekecek herhangi bir şekilde kullanabilirsiniz.

 

4- Sesi daha geniş ya da olduğundan daha büyük duyurmak amacıyla.

Bir enstrümanı veya sesi daha geniş ya da olduğundan daha büyük duyurmak için kısa reverb kullanmalısınız. Genelde 1 saniye (1000 milisaniye) altındaki reverb programları bu iş için idealdir. Örnek olarak bir enstrümanı biraz sağa yatırıp, kısa bir reverb’e gönderip reverb’ün dönüşünü de biraz sola yatırabilirsiniz.

 

5- Sesleri yakınlaştırmak veya uzaklaştırmak amacıyla.

1 saniye üzerindeki uzun reverb programları sesi uzaklaştırır. Farklı uzunlukta reverb programları kullanarak mikste enstrümanları derinlik (uzaklık – yakınlık) olarak farklı noktalara yerleştirmek mümkündür. Örnek olarak mikste trampeti gitarın önüne yerleştirmek için trampeti kuru bırakıp ya da kısa bir reverb kullanıp, gitarda daha yüksek seviyeli ve daha uzun decay süresine sahip bir reverb kullanabiliriz. Eğer tam tersine gitarı öne çıkartmak istersek bu durumda gitarı kuru bırakıp ya da kısa bir reverb kullanıp, trampette seviye olarak yüksek, uzun bir reverb kullanabiliriz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: John Hult | Unsplash

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Behringer Deepmind 12 Synthesizer İncelemesi

 

Çıktığı günden bu yana, hatta daha çıkmadan önce, adından bol bol söz edilen Behringer DeepMind 12’yi “masaya yatırma” kararı aldım. Kararı aldım ancak bunu tek başıma yapmak istemedim. Synthesizer’lar hep özel ilgi alanıma girmiş olsa da birinci enstrümanım olmadığı için bu işi birlikte yapabileceğim sağlam bir ekip olsun istedim.

Kurduğumuz inceleme ekibimiz gerçekten çok sağlam oldu:

Mustafa Ertan, Bülent Bıyıkoğlu ve Gerçek Dorman ile Bilkent’teki stüdyomuzda buluştuk ve hep birlikte DeepMind 12’yi inceledik. Teoman Hocam o gün işi olduğu için bize katılamadı ancak daha sonra DeepMind 12’yi kendi stüdyosuna aldı ve deyim yerindeyse cihazın altını üstüne getirdi!

İnceleme ekibimizin görüşlerine geçmeden önce ben hemen kendi görüşlerimden oluşan bir giriş yapmak istiyorum.

 

Ufuk Önen, Mustafa Ertan, Bülent Bıyıkoğlu, Gerçek Dorman

 

Behringer

Behringer benim yakından tanıdığım bir firma. 1990’ların ortalarından bu yana birçok ürününü kullandım. Behringer 90’larda fiyatına göre iyi ürünler yapıyordu. 2000’lere geldiğimizde, ürün yelpazesi büyüdü, satışlar arttı. Sanırım bu büyüme sırasında bazı şeyler kontrolden çıktı ve Behringer ürünleri ile ilgili şikayetler artmaya başladı. Çin’de farklı fabrikalarda üretilen ürünlerin kalite kontrolünü yeterince sağlayamadığını düşünen Behringer, diğer firmalar gibi fabrikaları denetlemeye çalışmak yerine Çin’de tamamı kendisine ait büyük bir fabrika kurdu. Behringer City adı verilen bu fabrika kompleksinde üretimin kontrolünü tamamen eline alan Behringer, bu sayede daha kaliteli ürünler yapmaya başladı.

Bu arada firmanın kurucusu Uli Behringer Music Group adı altında bir çatı oluşturup Midas, Klark Teknik, Lab.gruppen, TC Electronic gibi çok önemli firmaları satın alarak bu çatı altında topladı. Bu sayede Behringer hem ar-ge hem de üretim olarak çok güçlü bir marka haline gelmiş oldu ve ürünleri profesyonel ses dünyasında tekrar kabul görmeye başladı. Sanırım bunun en iyi örneği Behringer X32 dijital mikserdir.

 

DeepMind 12 Hakkında

DeepMind 12, üzerine velocity hassasiyeti ve aftertouch özelliklerine sahip dört oktav klavye bulunan, 12-sesli polifonik ve monotimbral analog/dijital hibrit bir synthesizer. Cihazda her ses için iki adet DCO (Digitally Controlled Oscillator), bir adet VCF (Voltage Controlled Filter), iki adet LFO (Low Frequency Oscillator) ve bir de modülasyon matris bulunuyor.

İlk olarak cihazın fiziksel yapısı dikkatimi çekti. Klavyesi ve kasası beklediğimden çok daha oturaklı çıktı. Cihazın sağlam bir hissiyatı var.

DeepMind 12, synthesizer konsepti olarak Roland Juno-106 üzerine kurulmuş ancak Juno-106 kopyası demek haksızlık olur. Deepmind 12 için Juno-106’dan esinlenmiş ama ondan daha fazla özelliğe sahip bir synthesizer diyebiliriz.

Ses açısından dikkatimi çeken nokta DeepMind 12’nin kendine özgü bir sound yaratmaya yatkın olduğu oldu. Nasıl ki Oberheim, Moog, Roland ve benzeri synthesizer’ların tanınabilir sesleri varsa, bu DeepMind 12 için de mümkün olabilir.

DeepMind 12’nin performanstan çok stüdyo kullanımı için daha uygun bir synthesizer olduğunu düşünüyorum. Güçlü özellikleri ve derin menüleri var ancak özellikle canlı performans sırasında her şeyi elinizin altında hissettirecek “yakınlık hissi” eksik geldi bana.

Yukarıda da belirttiğim gibi, synthesizer birinci enstrümanım olmadığı için esas incelemeyi Teoman Pasinlioğlu, Mustafa Ertan, Bülent Bıyıkoğlu ve Gerçek Dorman’dan oluşan ekibimize bırakıyorum ve onların görüşlerine geçiyorum.

 

Mustafa Ertan, Bülent Bıyıkoğlu, Gerçek Dorman

 

Bülent Bıyıkoğlu

İlk önce Bülent Bıyıkoğlu’ndan genel bir değerlendirme aldım.

Deepmind 12 bence gayet güzel bir synthesizer. Filtresini Moog’un filtresine benzettim. Çaldığım zaman akordunda analog duygusu belirgin, bu iyi bir şey. Parametrelerde drift var. Bu ve bunun gibi diğer özellikler alete gerçekten çok artı puan sağlıyor. Bu özellikler dijital kontrol sayesinde olan özellikler. DeepMind 12 dijital kontrollü bir analog synthesizer. 12 ses olması çok iyi. Analog synthesizer’larda 12 ses bu fiyata kolay bulunan bir şey değil. Fiyat – performans olarak ben iyi diyorum kesinlikle.

 

Gerçek Dorman

Gerçek Dorman DeepMind 12’nin sesleri, menüleri ve kullanımı üzerine bir değerlendirme yaptı.

Seslerini çok beğendim, çok sıcak. Kullanımı kolay. Hafif olması güzel. Menüsünün göreceli az tuşlu olup, tek tuşla bütün menüye yaklaşması güzel. Ben çok eksi bir yönünü göremiyorum çünkü synthesizer tercih meselesi. Ben synthesizer üzerinde biraz daha fazla düğme görmek isteyenlerdenim. O analog havayı öyle yaşamak isterim ama bu belki benim “synth guy” olmam ile alakalı bir duygu olabilir. Yine de o kadar az tuşla bütün menüye hakim olması müthiş olduğunu düşünüyorum. Genel olarak ele aldığımızda, DeepMind 12 bence Behringer’in yaptığı en iyi atılımlardan biri.

 

Mustafa Ertan

Mustafa Ertan’a ilk olarak genel izleniminin nasıl olduğunu sordum.

DeepMind 12 mekanik olarak gerçekten kaliteli. Düğmelerin yerleşimi ve şekli ile ön paneldeki waveform’ların gösterim şekli gayet başarılı. Bu açılardan baktığımızda DeepMind 12 beklentilerimin ötesinde çıktı.

Mustafa Ertan daha sonra sesler ile ilgili görüşlerini aktardı.

Müzisyen sahnede şöyle bir şey düşünemiyor: “G bankasının 121. sesinden H bankasının 16. sesine zıplayayım”. Nasıl zıplayacaksın? İşte burada sıkıntı var. Müzisyen bunu sahnede daha kolay seçiyor olmalı. Stüdyoda zamanı var ama sahnede zamanı yok. Şöyle olsaydı bankalar, mesela piyano sesleri ardışık olsaydı, 1 ile başlayanlar piyano sesleri veya A bankası piyano, B bankası yaylılar, C bankası nefesliler gibi, o zaman seslere hızlıca ulaşmak daha kolay olurdu. Korg taktile bunu çok iyi çözmüş, seslere ulaşmak çok daha kolay.

Efektleri hızlı bir şekilde devreye almak ya da devreden çıkartmak da pek o kadar kolay gelmedi bana. Performans synthesizer’ı olarak düşündüğümüzde efekt işi biraz uğraştırıcı.

Son olarak fiyat konusunda bir yorum yaptı.

Türkiye’deki fiyatı yurtdışındaki fiyata göre biraz yüksek kaçmış. Bazı markalarda öyle olmuyor. Bu konu ile ilgilenseler fiyat – performans açısından süper olur!

 

Teoman Pasinlioğlu

 

Teoman Pasinlioğlu

Teoman Pasinlioğlu’ndan ilk olarak detaylı bir genel değerlendirme aldım.

Behringer uygun fiyatlı audio ürünleri ile tanınan bir firma olarak biliniyor. Daha önce synthesizer enstrümanı ile herhangi bir çalışması bulunmayan Behringer son yıllarda pazar payı gözle görülür şekilde artan uygun fiyatlı analog synthesizer dünyasına da beklenmedik bir giriş yapmış durumda. Minimoog ile ilgili yaptığı duyurunun ardından DeepMind 12 adlı enstrümanı geçtiğimiz yıl piyasaya süren firma daha önce hemen hiçbir üreticinin girmediği bir alana, yani analog Roland modeli üretmeye soyunmuş oldu. Moog, Arp, Korg gibi markaların yeni üretim teknolojileri ile uygun fiyatlarını üreten firmalar bulunsa da, Roland dışında eski analog Roland synthesizer’ları tekrar gündeme alan Behringer ölçeğinde bir başka firma bulunmuyor.

Aslında Behringer’in klasik Roland analoglarına olan ilgisinin altında 1980’lerin popüler analoğu Juno-106’nın halen popülerliğini koruması ve zaman içinde arıza yapan ses çiplerinin yerine küçük firmalarca klon çiplerin üretiliyor olması yatıyor. Bu durum Juno-106’nın kullanım ömrünü uzatmasının yanında, ayrık elemanlı elektronik devrelere kıyasla modellemesi daha zor olan çipli elektronik devrelerin de gayet başarıyla modellenebildiğini göstermiş oldu. Bu sayede, klasik Juno tonlarının yeni nesil müzisyenler arasında da yaygınlaşmaya başlaması Behringer’in son derece akıllı bir hamleyle Juno-106’yı gözüne kestirmesi ve onu temel alarak çok daha gelişmiş bir enstrüman olarak piyasaya sürmesiyle sonuçlandı. Tabii dört oktavlık klavyesiyle günümüzün ihtiyaçlarını dikkate alan firma tuşesinden, slider ve tekerlerine kadar özen gösterilmiş mekanik yapısıyla göz dolduran bir ürün çıkarmış.

Teoman Pasinlioğlu daha sonra DeepMind 12’nin sentez mimarisi hakkında bir değerlendirme yaptı.

Juno-106’yı yakından tanıyanlar tek osilatörü ve envelope üreteci olmasına rağmen son derece organik filtresi ve sıcak chorus efekti ile ne denli müzikal bir enstrüman olduğunu bilirler. Tabii sentez mimarisinin oldukça minimalist ve kolay programlama imkanı sunması da 106’nın geçmişte 40 bin adetten fazla satmasında önemli bir etken. Haliyle Juno-106 filtresini başarıyla modelleyen DeepMind 12’nin de benzer özellikler sunmasını beklemek gerekiyor. Enstrümanın kontrol panelinde soldan sağa doğru benzer bir sinyal akışı gözlense de DeepMind 12, 2017 teknolojisinin sağladığı imkanlarla ilk başta görünenden daha karmaşık bir enstrüman. Gelişmiş dijital efektler ve modülasyon imkanları bir Juno-106 kadar basit kullanıma izin vermese de, büyük ekran ve Juno-106’dan miras kalan bilindik özellikler DeepMind 12’yi günümüz müzisyenleri için birkaç saat içinde aşina olunacak bir synthesizer haline getiriyor.

Juno-106’dan en büyük farklarından birisi de ses başına çift DCO olan DeepMind 12 teknik olarak Juno-106’yı baz alan, ama daha çok Roland Super-JX ya da MKS-70 rack liginde yer alan bir synthesizer olarak değerlendirilebilir. Bu haliyle DeepMind 12 rahatlıkla bir “süper” Juno olarak değerlendirilebilir. Orijinal Juno-106’lara uygulanan Kiwi upgrade gibi üçüncü parti firma bazlı geliştirmelere kıyasla DeepMind 12’nin çok daha gelişmiş olduğunu belirtmekte fayda var. Üç envelope üreteci, Wi-Fi bağlantısı, kaliteli efektler ve modülasyon imkanları DeepMind 12’yi oldukça farklı bir noktaya taşıyor. Behringer’in Amerikan menşeli Curtis çiplerinin üretim haklarını almış olması da firmanın yakın gelecekte analog synthesizer pazarında ağırlığını daha da hissettireceğini gösteriyor. Bu bakımdan Behringer synthesizer’ları müzikal değeri yüksek enstrümanlar olmaları yanında uzun vadede değerini koruyacak birer yatırım olarak da düşünülebilir.

Sentez mimarisinden sonra seslere ve tonlara geçtik. Bu konuda Teoman Pasinlioğlu’nun değerlendirmesi şu şekilde:

Juno-106’yı baz alan bir analog synthesizer’ın gerçeğine ne kadar yakın tınladığı her potansiyel DeepMind 12 sahibinin merak edeceği bir husus elbette. Şu ana kadar üretilmiş modern analog enstrümanlar içinde Roland ses karakterine en yakın olan ve doğrudan Juno-106 ile karşılaştırıldığında son derece tatmin edici bir akrabalık ilişkisine sahip olduğunu söyleyebileceğim DeepMind 12 bir Juno’dan beklenen tınıların tamamını oldukça başarılı bir şekilde üretebiliyor. Test etme imkânı bulabilen okuyucularımızın C-102 presetini sıfır noise ve filter LFO değerleri ile dinlemelerini tavsiye ederim. Klasik Juno filtresine ne denli yakın bir tını duyacaklarını söylemek gerekiyor. Özelikle filtrenin rezonans karakteri bir Juno’dan beklenen ile neredeyse aynı. Madonna, Wham gibi başarılı müzisyen ve grupların birçok şarkısına hayat veren Juno-106 tonlarının DeepMind 12 ile ufak bir çaba ile yeniden elde edilebileceğini söylemek mümkün. Juno’ya has strings ve bas tonları presetler içinde bile hazır bulunabilirken, presetlerde bolca kullanılan efektlerin ilk etapta kapatılmasını öneriyorum. Beğenilen Juno-106 karakterine hızla ulaşmak bu sayede daha kolay olacaktır.

Son olarak kendisinden kapanış için genel bir değerlendirme rica ettim:

Behringer, DeepMind 12 ile seksenlerin klasik Roland tonlarını elde etmek isteyen müzisyenler için son derece dikkate değer bir enstrüman geliştirmiş. Otantik Juno tonları için oldukça elverişli ve dayanıklı mekanik yapısıyla göz dolduran Behringer’i kutlamadan edemeyeceğiz.

 

Sonuç

Daha önce de belirttiğim gibi DeepMind 12, konsept olarak Roland Juno-106 üzerine kurulmuş bir synthesizer ancak Juno-106 kopyası demek haksızlık olur. Deepmind 12 için Juno-106’dan esinlenmiş ama ondan daha fazla özelliğe sahip bir synthesizer diyebiliriz. DeepMind 12 kendine özgü bir sound yaratmaya yatkın bir synthesizer: nasıl ki Oberheim, Moog, Roland ve benzeri synthesizer’ların tanınabilir sesleri varsa, bu DeepMind 12 için de mümkün olabilir. Kaliteli mekanik yapısı, oturaklı kasası ve sıcak tonları ile Behringer DeepMind 12 bizden geçer not aldı.

 

Behringer Türkiye distribütörü: Asimetrik Ses Işık ve Görüntü Sistemleri

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Gated Reverb: Yanlışlıkla Bulunan ve 80’lere Damgasını Vuran Efekt!

Gated reverb, 80’lerde yapılmış yüzlerce hatta binlerce hit ve popüler parçanın drum sound’unda kullanılmış, o döneme adeta damgasını vurmuş bir efekttir. 80’lerde “olmazsa olmaz” durumdayken 90’lara geldiğimizde bir anda ortadan kaybolmuştu.

Birçok şeyde olduğu gibi gated reverb de yıllar sonra geri dönüş yaptı ve günümüzün popüler parçalarında kullanılmaya başladı. Örneklerine son yıllarda çıkan “I Wish You Would” (Taylor Swift), “Don’t Take the Money” (Bleachers) ve “Supercut” (Lorde) gibi parçalarda denk gelebilirsiniz.

Peki, gated reverb efektinin yanlışlıkla bulunduğunu biliyor muydunuz?

Hugh Padgham, 1979 yılında İngiltere’deki Townhouse stüdyolarında Peter Gabriel’ın üçüncü solo albümünü kaydederken kontrol odasından camın diğer tarafındaki müzisyenlerle konuşmak için SSL 4000 kayıt mikseri üzerindeki “Listen mic” özelliğini kullanıyormuş. Listen Mic, konuşmaların daha rahat anlaşılabilmesi için üzerinde kompresör ve gate bulunan bir talkback sistemi. Talkback sistemi açıkken Phil Collins davulu çalmaya başlayınca gated reverb davul sound’u keşfedilmiş olmuş.

 

Gated reverb daha sonra Phil Collins’in 1981’de çıkan “In the Air Tonight” adlı parçasının popülerliği sayesinde 80’lerin sound’unu şekillendiren bir efekt haline gelmiş.

 

Vox tarafından hazırlanan aşağıdaki muhteşem videoda gated reverb efektinin kısa bir tarihçesini ve 80’ler sound’unu nasıl etkilendiğini bulabilirsiniz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

2017 DAW Anketi Sonuçları

 

Bu yıl ikincisini düzenlediğim DAW (Digital Audio Workstation) anketinin sonuçları belli oldu. 4-31 Aralık 2017 tarihleri arasında açık kalan ankete 1009 kişi katıldı.

 

Birinci Soru: “Kullanmakta Olduğunuz DAW”

Anketin galibi 185 oy ile tüm oyların %18.33’ünü alan Cubase (Steinberg) oldu. Onu hemen arkasından çok az bir farkla Logic Pro (Apple) takip etti. Logic Pro, 180 oy ile tüm oyların %17.87’ünü aldı. Bu sonuçlar bir önceki anket ile neredeyse tıpatıp aynı. Geçtiğimiz yıl (2016 anketinde) Cubase %18.35 ile birinci, Logic Pro ise %17.54 ile aynen bu sene olduğu gibi ikinci olmuştu.

Bu yılın üçüncüsü oyların %15.76’sını alan Studio One (Presonus) oldu. Presonus bir önceki yıl %11.33 ile 6. sırada yer almıştı.

Dördüncü sırada oyların %15.26’sını alan FL Studio (Image-Line) var. Geçtiğimiz yıl 5. sırada yer alan FL Studio bir basamak yukarı çıkmış oldu.

Beşinci sırada oyların %11.50’sini alan Live (Ableton) var. Live, geçtiğimiz yıl 4. sıradaydı, bu yıl FL Studio ile yer değiştirmiş oldu.

Benim de tercihim olan Pro Tools bu sene oyların sadece %11.20’sini alabildi ve 6. sıraya geriledi. Pro Tools bir önceki sene 3. sıradaydı.

Yedinci sırada Reaper (Cockos) var. Bu sıra listede kopukluğun başladığı sıra. Reaper oyların %4.06’sını alabilmiş, bir üst sırada yer alan Pro Tools ile aralarında ciddi bir fark var.

Özet olarak 2017’de en popüler DAW’ların Cubase ve Logic Pro olduğunu, Studio One’ın yükselişte, Pro Tools’un ise düşüşte olduğunu söyleyebiliriz.

Detaylı sonuçlar için aşağıdaki görseli inceleyebilirsiniz (büyütmek için görsele tıklayabilirsiniz). Bir önceki yılın (2016 anketinin) sonuçlarını incelemek için buraya tıklayabilirsiniz.

 

İkinci Soru: “Kullanmakta Olduğunuz DAW’ı 2018 İçinde Değiştirmeyi Düşünüyor musunuz?”

Ankete katılanlardan %84.54’ü bu soruya “hayır” cevabını vermiş. DAW tercihinin biraz da alışkanlık olduğunu göz önüne aldığımızda bu şaşırtıcı bir cevap değil. Geçtiğimiz yıl da bu sorunun sonucu %86.33 olarak “hayır” olmuştu. Hem geçen sene hem de bu sene bu soruya ben de “hayır” diyenler arasındaydım.

 

Ankete katılan herkese çok teşekkür ederim!

 

 

2017 YILINDA EN ÇOK OKUNAN BLOG YAZILARIM

 

[01] Stüdyo Mikrofonları Neden Ters Asılır?

 

[02] 7 Maddede Desibel

 

[03] Miksin Sonunda Yapılması ve Yapılmaması Gerekenler

 

[04] Frekans Aralıkları (yazı + video)

 

[05] Dinamik EQ

 

[06] Dengeli Sinyal

 

[07] 1/4″ ve XLR Konnektörler: Hangisi Ne İçin Kullanılır?

 

[08] Billboard Dergisine Göre 2017’nin En İyi Stüdyoları

 

[09] Pan Kuralları

 

[10] Sylvia Massy ve Turşu Deneyi!

 

[11] Miks Tamamlandıktan Sonra

 

[12] Küba’daki Amerikalı Diplomatlara Yönelik Sonik Saldırı İddiaları Sonrasında Kaydedilen ‘Tehlikeli’ Sesi Dinleyin

 

[13] Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu

 

[14] Şarkı Sözlerindeki Tekrarlar ile Ticari Başarı Arasındaki İlişki

 

[15] Multiband Kompresör

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Projelerinizi, Ses Dosyalarınızı ve Diğer Verilerinizi Yedekliyor musunuz?

Bilgisayar ile ilgili olarak hem şahsi hem de profesyonel işlerim için en dikkat ettiğim noktalardan biri yedekleme yapmak ve yedekleri sürekli olarak güncel tutmaktır.

Şöyle bir gerçek var: her disk bozulur! Soru, diskin bozulup bozulmayacağı değil, ne zaman bozulacağıdır. Bazı diskler yıllarca sorunsuz çalışır, bazıları ise daha yeniyken bozulur… Ama dediğim, er ya da geç tüm diskler bozulur.

Bu sebepten dolayı verilerimizi sürekli olarak yedeklemeliyiz. Diğer bir deyişle verilerimizi yedeklemeli ve yedeklerimizi de her zaman güncel tutmalıyız.

Üzerinde durulması gereken bir nokta daha var… Yedeğimiz ne kadar güvenli?

Diyeceksiniz ki hem orijinal diskin hem de yedek diskin aynı anda bozulması pek olası değil.

Peki ya evinize, ofisinize veya stüdyonuza hırsız girerse ve bilgisayarınız ile birlikte yedek diskinizi de alıp giderse? Ya da evinizde, ofisinizde veya stüdyonuzda yangın çıkarsa? Sigorta şirketi cihazların kaybını maddi olarak tazmin edebilir ancak disklerin içindeki verileri geri getiremez.

 

Yedekleme Yöntemleri

Yedekleme ile ilgili olarak profesyoneller arasında ortak kabul gören iki farklı uygulama vardır:

I/ Üç kopya: Orijinal disk + 1. yedek disk + 2. yedek disk (farklı bir yerde)

II/ Dört kopya: Orijinal disk + 1. yedek disk + 2. yedek disk farklı bir yerde) + 3 . yedek (bulutta)

I. seçenekte orijinal disk ve 1. yedek disk hırsızlık ya da yangın gibi bir sebepten dolayı elinizden giderse farklı bir yerde tuttuğunuz 2. yedek disk imdadınıza yetişecektir. Tabii farklı yer derken aynı daire ya da aynı ofis içinde farklı bir odadan değil, en azından farklı bir binadan bahsediyorum. Diskler hiçbir zaman aynı binada birlikte saklanmamalı, kısa süreli olarak bile bir araya getirilmemelidir.

II. seçenek en güvenlisi çünkü bu seçenekte 3. yedek tamamen farklı bir yerde (başka bir şehirde, başka bir ülkede hatta başka bir kıtada) ve bulut hizmeti aldığınız firmanın güvencesi ile saklanıyor. Eğer imkanınız varsa bu seçeneği şiddetle tavsiye ederim. Tabii bu seçenek özellikle bizim alanlarda çalışanlar için maalesef her zaman mümkün olamıyor. Word, Excel gibi dosyalar çok az yer kaplıyor, bunları bulutta saklamak kolay. Diğer yandan bizim çalıştığımız ses ve video dosyalarının boyutları çok büyük, bulutta çok yer kaplıyor. Yer kaplamasını da geçtim, Türkiye’de internet hizmeti veren firmaların yükleme (upload) hızları çok çok yavaş! Büyük boyutlu dosyaları buluta yüklemek çok uzun zaman gerektiriyor. Yine de, dediğim gibi, imkan varsa yedekleme sistemi olarak bu II. seçeneği tavsiye ederim.

 

Mac için Yedekleme Programları

Mac için yedekleme programı olarak popüler seçenekler arasında şunları sayabiliriz:

Benim şahsi tercihim yıllardan beri SuperDuper. Hem güvenilir, hem kullanımı çok pratik ve kolay.

 

Windows için Yedekleme Programları

Mac için olduğu gibi Windows için de birçok yedekleme programı bulunuyor. Tavsiyeler için şu listelere göz atabilirsiniz:

 

 

Bulut (Cloud) Servisleri

Bulut (cloud) teknolojisi ile çalışırken öncelikle ‘sync’ ve ‘backup’ servisleri arasındaki farkı iyi anlamak gerekir.

Sync servislerde bilgisayarınızdaki seçmiş olduğunuz klasörler buluttaki sunucularla senkron halinde çalışır. Bilgisayarınızda bulunan bir dosya üzerinde yaptığınız değişiklik buluttaki sunucuya aktarılır. Aynı dosya bulut ile senkron çalışan diğer tüm bilgisayarlarda da güncellenir. Örnek olarak masaüstü bilgisayarınızda bulunan bir dosya üzerinde değişiklik yaptığınızda bu değişiklik hemen buluta yansıtılır. Bu değişiklik aynı zamanda buluta senkron olarak çalışan dizüstü bilgisayarınıza da yansıtılır. Eğer bulut üzerinden bir dosyayı silerseniz o dosya buluta bağlı çalışan tüm bilgisayarlardan silinir. Sync servisleri bir yandan farklı bilgisayarlar üzerindeki klasör ve dosyaları senkron halde tutmak, diğer yandan da kolayca dosya paylaşımında bulunmak için idealdir.

Backup servislerde ise bilgisayarınızdaki seçmiş olduğunuz klasörler bulut üzerinde yedeklenir. Bu servisleri bilgisayarınız takılı dış bir hard disk olarak düşünebilirsiniz. Tek fark hard diskin bilgisayarınıza kablo ile değil internet üzerinden bağlı olmasıdır.

Sync servislerini (her ne kadar o iş için yapılmış olmasalar da) backup için kullanmak mümkün olabiliyor ama tersi geçerli değil.

Hem sync hem de backup için birçok farklı servis var.

Bence sync için en iyi servis Dropbox. Ben 2011’den beri Dropbox kullanıcısıyım ve Dropbox’ın hayatımı gerçekten kolaylaştırdığını söyleyebilirim.

Backup için CrashPlan, Carbonite ve iDrive öne çıkan servisler arasında ancak benim şahsi tercihim Backblaze.

 

Yedekleme Hafife Alınabilecek Bir İş Değil!

Yazımın başında da belirttiğim gibi, soru, diskin bozulup bozulmayacağı değil, ne zaman bozulacağıdır. Bu sebepten dolayı yedekleme hafife alınabilecek bir iş değil! Eğer yedekleme için bir yöntem ve stratejiniz yoksa en kısa sürede (hatta hemen) harekete geçmelisiniz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Geralt | Pixabay

Ara fotoğraf: Geralt | Pixabay

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment