7 Maddede Desibel

Desibel, kuşkusuz müzik ve ses ile uğraşan herkesin duymuş olduğu bir kelimedir. Ses cihazlarının ve yazılımlarının hepsinde karşımıza çıkar. Bunları kullanan herkes desibelin ne olduğunu iyi kötü bilir. Ancak sorun şu ki, iyi kötü bilmek yetmez! Profesyonel olarak ses teknolojileri ve müzik prodüksiyonu üzerine çalışıyorsak ya da çalışmak istiyorsak, desibel nedir ne değildir, çok iyi anlamamız gerekir. Eğer desibel kavramını kafamızda çok iyi oturtamazsak, yaptığımız işi tesadüfen yapıyor oluruz.

Aşağıda, yedi maddede, desibel ile ilgili en önemli noktaları listeledim. Bu noktaları “konu başlıkları” olarak kabul edip, her başlık için derinlemesine araştırma yapmak çok faydalı olacaktır.

• 1

Desibel, ses ve sinyal ölçümleri için kullanılan logaritmik bir birimdir. Logaritmik skala sayesinde değerler arasındaki büyük değişimleri, daha küçük ve basitçe anlaşılabilir sayılarla ifade etmek mümkündür. Örnek olarak, “insanlarda duyma eşiğini 0.00002 Pa kabul ettiğimizde, duyma eşiği ile 0.02 Pa ses basınç seviyesindeki normal bir konuşma arasındaki fark 0.01998 Pa’dır” yerine “normal konuşma 60 dB SPL’dir” demek daha kullanışlıdır!

• 2

Desibel, Bel biriminin onda biridir. Diğer bir deyişle 10 desibel, 1 Bel’e eşittir. Bel adı, Alexander Graham Bell’in isminden gelmektedir. Desibel için kullanılan dB kısaltmasındaki B harfinin büyük yazılması bu sebepten dolayıdır.

• 3

Desibelin kendisi bir değer değildir. Desibel, metre ya da kilogram gibi sabit bir birim değildir. Desibel her zaman iki değerin oranını ifade etmek için kullanılır.

• 4

Desibeli iyi anlamak için logaritmik skalayı iyi anlamak gerekir. İki değer arasındaki değişim lineer skalada “fark”, logaritmik skalada ise “oran” olarak ifade edilir. Lineer skalada 1 ve 2 arasındaki değişim ile 4 ve 5 arasındaki değişim aynıdır: her ikisinde de fark 1’dir. Logaritmik skalada ise 1 ve 2 arasındaki değişim 1:2 oranı ile ifade edilir. Buna göre aynı oranı (1:2) elde etmek için gerekli değişim 4’ten 8’e olmalıdır.

• 5

Çok sayıda desibel türü vardır. Ses basıncı ve ses sinyalleri için en çok kullanılanlar dB SPL (ses basıncı), dBu (sinyal), dBV (sinyal) ve dBFS’tir (dijital sistemlerde sinyal). Bunları Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımda detaylı olarak açıklamıştım.

• 6

Desibel ile işlem yaparken yüzde (%) ile hesaplama yapılamaz (çünkü desibel logaritmik bir birimdir). Örnek olarak, 80 desibelin %70’i 56 desibeldir gibi bir ifade söz konusu bile olamaz.

• 7

Desibel ile basitçe toplama işlemi yapılamaz (çünkü desibel logaritmik bir birimdir). Örnek olarak, elinizde 90 dB SPL ses üreten bir hoparlör varsa, aynı hoparlörden ikinci bir tane daha aldığınızda 180 dB SPL ses elde edemezsiniz! Elde edeceğiniz ses 93 dB SPL civarında olacaktır. Başka bir örnek olarak, 60 dB SPL, 75 dB SPL ve 80 dB SPL ses basıncı üreten üç farklı ses kaynağının oluşturduğu toplam ses basıncı 215 dB SPL değil, 81 dB SPL civarında olacaktır. Bu hesaplamaları da Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımda detaylı olarak açıklamıştım.

Yazının başında da belirttiğim gibi, bu noktaları “konu başlıkları” olarak kabul edip, her başlık için derinlemesine araştırma yapmak çok faydalı olacaktır.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Pixabay

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Phaser (Yazı ve Video)

 

Phaser, 1970’li yıllarda popüler hale gelmiş bir efekt ünitesidir. Phaser denilince akla ilk olarak gitar ve klavye gelse de bu efekt farklı enstrümanlar için de kullanılmaktadır.

 

Sinyal İşleme Şekli

Phaser, girişteki sinyalin bir kopyasını çıkartır ve “all-pass” olarak adlandırılan bir dizi filtreden geçirir. Böylelikle iki ayrı sinyal elde edilmiş olur: orijinal (ham) ve işlenmiş sinyal. All-pass filtreler sinyalin frekans içeriği üzerinde herhangi bir değişiklik yapmaz. Diğer yandan, all-pass filtrelerin frekans faz tepkisi lineer olmadığından dolayı, ham sinyal ve işlenmiş sinyal arasında frekanslara göre değişiklik gösteren faz farklılıkları oluşur. Diğer bir deyişle, ham sinyaldeki farklı frekanslar farklı sürelerde gecikmeye uğramış olur ve bu da çıkış sinyalinde çoğu zaman armonik olarak birbirleriyle uyumlu olmayan çukur noktaları oluşturur. Gecikme süresi bir LFO (Low Frequency Oscillator) aracılığı ile periyodik olarak değiştirilir, bunun sonucunda çıkış sinyalindeki çukur noktalarının yerleri değişir. Ortaya çıkan bu efekt “phasing effect” ya da “phaser effect” olarak adlandırılır.

Filtrelerin çıkışındaki işlenmiş sinyal, filtre zincirinin girişine geri döndürülür. Buna “feedback” (geri besleme) adı verilir. Feedback ile çukur noktalarının yükseklikleri artar, rezonanslar oluşmaya başlar ve efektin tınısı değişir.

Oluşan çukur noktalarının sayısı kullanılan all-pass filtrelerin sayısının yarısı kadardır. All-pass filtrelerin sayısı “stage” olarak adlandırılır. Örnek olarak, 8-stage phaser içinde sekiz adet all-pass filtre vardır ve oluşan çukur noktalarının sayısı dört olacaktır.

 

Parametreler

Gitar pedalları, analog üniteler, plug-in’ler… Geçmişten günümüze kadar birçok firma tarafından çok farklı phaser cihaz ve programları geliştirilmiş… Durum böyle olunca parametreler de değişiklik gösteriyor, standart bir parametre seti bulunmuyor. Sıkça karşılaşılan phaser parametreleri olarak rate, range/depth, feedback ve mix’i sayabiliriz.

Rate: Hertz (Hz) cinsinden ifade edilir. LFO’nun hızını kontrol eden parametredir.

Range/Depth: LFO tarafından modüle edilecek olan frekans aralığını kontrol eden parametredir. Tavan (ceiling) ve taban (floor) frekanslar belirlenerek, bu iki frekans arasında kalan aralıkta sweeping (süpürme) işlemi yapılır. Bazı cihaz veya plug-in’lerde “depth”, işlenmiş sinyal ile ham sinyal arasında karışım dengesini adlandırmak için kullanılmaktadır, bu konuda dikkatli olmak gerekir.

Feedback: Filtrelerin çıkışındaki işlenmiş sinyalin hangi oran ya da yüzde ile filtrelerin girişine döndürüldüğünü kontrol eden parametredir.

Mix: Yüzde (%) cinsinden ifade edilir. Ham ve işlenmiş sinyallerin karışım dengesini kontrol eden parametredir.

 

Örnek Efekt

Aşağıdaki videoda örnek olarak hazırladığım ve gitara uyguladığım phaser efektini dinleyebilirsiniz:

 

Kullanım Örnekleri

Yazının başında da belirttiğim gibi phaser denilince akla ilk olarak gitar ve klavye gelse de bu efekt farklı enstrümanlar için de kullanılmaktadır. Aşağıdaki bağlantılarda phaser ile ilgili örnekler bulabilirsiniz (Spotify ve YouTube) (Spotify bağlantılarını göremiyorsanız lütfen sayfayı tekrar yükleyin):

 

“Little Wing” – Jimi Hendrix (gitar)

 

“Eruption” – Van Halen (gitar)

 

“Dancing in the Moonlight” – Thin Lizzy (bas gitar)

 

“Kashmir” – Led Zeppelin (davul ve diğer enstrümanlar)

 

“Just the Way You Are” – Billy Joel (Fender Rhodes)

 

“Solitude Is Bliss” – Tame Impala (gitar)

 

“Peg” – Steely Dan (klavye)

 

“Bridge of Sighs” Robin Trower (gitar)

 

“Paranoid Android” – Radiohead (gitar)

 

“Have a Cigar” Pink Floyd (gitar)

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Brandon Daniel

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

“Sound Design” ve “Music & Media” Dersleri

SoundDesign_MusicMedia

 

Bu dönem (2017-2018 Fall)  COMD-361 Sound Design I dersini iki ‘section’,  COMD-363 Music & Media dersini de bir ‘section’ olarak açıyorum. Dersleri, isteyen ve bu konulara ilgi duyan tüm Bilkent Üniversitesi öğrencileri alabilir. COMD-362 Sound Design II dersini 2017-2018 Spring döneminde açmayı planlıyorum. Derslerin isimlerine tıklayarak katalog tanımlarına ulaşabilirsiniz.

Dersler hakkında bilgi vermeden önce hemen sıkça sorulan bir soruyu cevaplamak istiyorum… Özellikle Sound Design I dersi için müzik veya ses teknolojisi alanlarında önceden kazanılmış bilgi, tecrübe vb. gerekip gerekmediği soruluyor. Sound Design I ve Music and Media dersleri tüm üniversiteye açık, ön koşulu bulunmayan seçmeli dersler olarak tasarlandığından dolayı bu dersler için önceden edinilmiş bilgi veya tecrübeye ihtiyaç duyulmamaktadır. Bu dersleri geçtiğimiz yıllarda Bilkent’teki hemen hemen tüm fakültelerden farklı farklı öğrenciler aldı ve bugüne kadar hiç problem yaşamadık.

Sound Design II için birinci dersin alınmış olması şartı aranmaktadır. Ancak eğer daha önce ses ve ses teknolojisi ile ilgili çalışmalarınız ve/veya deneyiminiz varsa birincisini almadan ikinci dersi almak için benimle bağlantıya geçebilirsiniz.

 

COMD-361 Sound Design I

COMD-361 Sound Design I, sesin görsel medyadaki yeri ve önemine dikkat çekmek, bu konuda farkındalık yaratmak için tasarlanmış giriş seviyesinde bir ses tasarım dersidir. Bu derste ilk önce ses ve görüntü arasındaki ilişkiyi inceliyoruz, daha sonra prodüksiyon ve post-prodüksiyon tekniklerine bakıp uygulamalara geçiyoruz.

 

COMD-362 Sound Design II

COMD-362 Sound Design II projelerden oluşan tamamen pratik bir derstir. Aşağıdaki video Serda Ceren Sağbaş ve Arda Tezok tarafından Sound Design II dersi projesi olarak hazırlanmıştır. Bas gitar dışında duyduğunuz bütün sesler (efektler ve “enstrümanlar”) fermuar, zar ve benzeri eşyalardan üretilmiş veya ağız ile yapılmıştır.

Geçtiğimiz yıllarda Sound Design derslerinde çekilmiş fotoğraflara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:

Galeri 1Galeri 2Galeri 3Galeri 4

 

COMD-363 Music & Media

COMD-363 Music and Media, müzik ve müzik teknolojilerinin yeni ve geleneksel medya ile olan ilişkilerini inceleyen, bu ilişkileri sanatsal, teknik, endüstriyel ve kavramsal olarak ele alan bir derstir. Derste geliştirilen araştırma projelerinin bazılarını başlıklarını aşağıda bulabilirsiniz:

  • The Role of Streaming Music in Today’s Life and in the Future
  • Contemporary Copyright Debates and the Turkish Law
  • Crowd-Sourcing: New Face of the Music Industry
  • Social Media Goes Gaga
  • Impact of the Gilded Gramophone: “The Grammy Effect” on Album Sales
  • The New Music Perception of the New Generation
  • How Involvement of Technology in Music Changed Audience’s Satisfaction: An Interview Content Analysis
  • Comparison of Radiohead’s Social Media Stategies with Bobby Owsinski’s Social Media Criteria
  • Effects of the Politics in “Eurovision Song Contest” and the Contribution of Mass Media to These Effects
  • Cutting Out the Middleman in the Music Industry
  • The Effects of Music Discovery Tools on People’s Music Preferences
  • Where Do We Go From Here? Is the Next Step for Sexual Exploitation in Pop Culture Going To Be A Step Back?
  • The Significance of Music in Identity Construction of Baltics Sea States: The Events of
  • Singing Revolution
  • The Album Sale Experiment of “Pay-What-You-Want” system, its Efficiency for the Music Industry and the Possible Outcomes of the Idea / Free Music Controversy
  • From Interim Injunction to the Distinctive Course of Last.fm Banning
  • The Role of Brand Imagery and Visuality in Rock and Metal Music
  • Social Media: An Alternative Way of Music Distribution
  • Russian Shanson and Its Impact on Soviet Society and Films
  • Analyzing Pearl Jam’s Ticketmaster Boycott
  • Effects of Leitmotif in Movies on the Gender Understanding of Society
  • How Did the Image of Turkish Folk Music and Musicians Changed in Public Mind, and Did Media (Private Television) Have an Effect on This Process?
  • How Does Media Create & Use the Phenomenon of “27”
  • Analyzing Turkey’s Music Copyright System in Last 10 Years
  • Media Killed The Rockstar
  • Does Soundtrack Create a Different Image or Is It Just a Reminder of that Movie?

 

Beni  Twitter‘da ve Instagram‘da takip edebilir ve Facebook‘ta ekleyebilirsiniz.

 

Posted in Ders & Workshop | 3 Comments

Ücretsiz Plug-in’ler (11)

“Ücretsiz Plug-in’ler” adlı seriye Kasım 2015’te başlamıştım. Takip ediyorsanız biliyorsunuzdur, bu serideki her bir blog yazısında dört adet ücretsiz plug-in bulunuyor. Bu sefer biraz farklı. Bu yazımda Blue Cat Audio firmasına ait Freeware Plug-ins Pack II paketini paylaşıyorum, içinde altı adet plug-in var.

Bu arada, eğer daha önceki paylaşımları incelemediyseniz linklerine ana sayfadan ulaşabilirsiniz.

Ücretsiz plug-in’ler serisi 11: Freeware Plug-ins Pack II – Blue Cat’s FreqAnalyst, Blue Cat’s Gain Suite, Blue Cat’s Triple EQ, Blue Cat’s Phaser, Blue Cat’s Chorus, Blue Cat’s Flanger (Blue Cat Audio).

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Blue Cat’s FreqAnalyst

 

Blue Cat’s FreqAnalyst, benim de sıkça kullandığım gerçek zamanlı (real time) bir spektrum analizör plug-in’i. Threshold ayarı sayesinde takip etmek istediğiniz bölgeye kolaylıkla odaklanabiliyorsunuz. FreqAnalyst’in sahip olduğu diğer iki önemli özellik ise zoom ve freeze (dondurma). Kesinlikle tavsiye ederim!

 

Blue Cat’s Gain Suite

 


Gain Suite, ilk bakıldığında herhangi bir gain ayarlama plug-in’i gibi görünüyor ama aslında çok farklı bir özelliği var. Gain Suite plug-in’ini birden fazla kanala insert edip, kanalları plug-in üzerinde grupladığınızda, tek bir düğme ile gruptaki tüm kanalların gain ayarlarını kontrol edebiliyorsunuz.

Örnek olarak, ‘Gitar 1’, ‘Gitar 2’ ve ‘Gitar 3’ adlı adet üç elektro gitar kanalınız olduğunu varsayalım. Bu üç kanala Gain Suite plug-inini insert edip, üç kanalı da plug-in üzerinden A grubuna atadığınızda, bu üç kanalın gain ayarlarını ‘Gitar 1’ kanalına insert ettiğiniz plug-in üzerinden tek bir düğme ile kontrol edebilirsiniz.

 

Blue Cat’s Triple EQ

 


Triple EQ, tek bir filtre gibi kontrol edilebilen 3-band yarı-parametrik bir EQ plug-in’i. Girişte sinyal olmadığı zaman (insert ettiğiniz kanalın ses olmayan kısımlarında) kendini kapatıyor, böylelikle işlem yapmadığı sırada bilgisayarın işlemcisi üzerine yük bindirmiyor.

 

Blue Cat’s Phaser

 


Blue Cat’s Phaser, eski analog phaser devrelerinden modellenmiş bir plug-in. Analog phaser ünitelerinde ‘stage’ adı verilen all-pass (tam geçirgenli) filtrelerden 4-12 adet bulunur. Dijital teknolojinin avantajları sayesinde Blue Cat’s Phaser üzerinde 32 stage bulunuyor.

 

Blue Cat’s Chorus

 


Blue Cat’s Chorus, adından da anlaşılabileceği gibi, bir chorus plug-in’i. Deneyin, beğeneceksiniz!

 

Blue Cat’s Flanger

 


1970’ve 1980’li yıllarda çok popüler olan flanger efekti günümüzde artık fazla kullanılmıyor ama oldu da kullanmak isterseniz Blue Cat’s Flanger’ı deneyebilirsiniz.

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Slayer “Raining Blood” Davul Kanalları

Slayer’ın üçüncü albümü Reign in Blood (1986), bir yandan grubun kariyerinde adeta bir dönüm noktası olması, diğer yandan da Amerikan thrash metal akımını şekillendiren albümler arasında yer alması açısından büyük bir öneme sahiptir. Reign in Blood‘ı 1986’da ilk dinlediğimde gerçekten çok etkilenmiştim çünkü albüm bir yandan çok karanlık, diğer yandan da ‘çiğ’ ya da ‘vahşi’ olarak tabir edebileceğim bir enerji ile doluydu (bu ikisi kolay kolay bir araya gelmiyor). Aradan otuz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen albümün üzerimde yarattığı etki ve albüm hakkındaki düşüncelerim hiç değişmedi!

Albümde dikkatimi çeken diğer bir şey daha olmuştu. O zamanlar da prodüksiyon konusuna çok ilgili olduğum için plak kapaklarının arkalarında ve içlerinde yer alan tüm isimlere bakar, albüm nerede kaydedilmiş, prodüktörü kim, kayıt ve miksi kim yapmış, mutlaka okurdum. Reign in Blood‘ın prodüktörünün Beastie Boys ve Run DMC’den tanıdığımız, metal müzikle ilgisi bulunmayan bir isim, Rick Rubin, olduğunu görünce bayağı şaşırmıştım. Tek bir kişinin hem rap ve hip hop, hem de metal müzik üzerine çalışıyor olması o dönemlerde pek görülen bir durum değildi. O günden bu yana Rick Rubin’i hep takip ettim. Red Hot Chili Peppers, Tom Petty and the Heartbreakers, Johhny Cash, Jay Z, Lana Del Ray, Black Sabbath, Metallica, Kanye West ve daha birçokları… Rubin’in çalıştığı sanatçı ve grupların bu kadar geniş bir yelpazeye dağılmış olması benim için gerçekten hep hayret ve hayranlık uyandıran bir durum olmuştur.

Reign in Blood’a dönecek olursak… Yukarıda bahsettiğim o ‘çiğ’ ve ‘vahşi’ enerjide davulun gerçekten çok büyük bir rolü olduğunu düşünüyorum. Reign in Blood ve onu takip eden South of Heaven (1988) albümlerine baktığımızda Dave Lomboardo’nun metal müzikte efsane davulcular arasında yer almasının ne kadar normal bir durum olduğunu kabul etmemek elde değil.

Aşağıdaki videoda albümün kapanış parçası “Raining Blood”ın davul kanallarını dinleyebilirsiniz.

Davulda EQ kullanımı minimum düzeyde. Kick günümüzün metal sound’undan çok uzak, eski rock sound’una daha yakın. Alt frekanslara fazla yüklenilmemiş ama tok bir sesi var. Üst-orta frekanslar açılmamış. Oldukça doğal duyuluyor. Aynı şeyi trampet ve davulun diğer parçaları için de söyleyebiliriz. Hi-hat ve zillerde de herhangi bir abartılı müdahale yok.

00:11-00:35 ile 02:15-02:20 arasındaki özel efekt olarak eklenmiş reverb’ü saymazsak davul genel olarak oldukça ‘kuru’. Bu oldukça isabetli bir karar çünkü bu kadar hızlı bir müzikte uzun ve yoğun reverb, sound’un çamurlu hale gelmesine yol açabilirdi.

Davulu genel olarak ele aldığımızda en çok dikkat çeken özelliklerinden biri davulun her parçasının ve Lombardo’nun her vuruşunun çok net bir şekilde ve tane tane duyulması.

İşin teknik tarafı bir yana, dinlediğimiz bu parçada davul ile ilgili olan en müthiş olan şey bence Lombardo’nun performansı! Unutmayalım ki bu kayıt, editing imkanlarının çok kısıtlı olduğu analog bant dönemlerine ait bir kayıt!

 

Dave Lombardo fotoğraf: Krousky Peutebatre

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik, Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Stüdyo Mikrofonları Neden Ters Asılır?

“Stüdyo mikrofonları neden ters asılır?” Bu soru bana çok sorulmuştur. Geçenlerde Bobby Owsinski’nin blog yazısını görünce bu konuyla ilgili bir yazı da ben yazayım diye düşündüm.

Stüdyo mikrofonlarının ters asılmalarının sebebi eski lambalı condenser mikrofonlara dayanıyor. Eski mikrofonlarda lambadan çıkan ve yükselen ısı zaman içinde mikrofonun diyaframını etkiliyor ve sesin değişmesine yol açıyordu. Mikrofonu ters asınca (lamba üstte, diyafram altta kalınca) lambadan çıkan ısı diyaframı etkilemeden yukarıya doğru yayılıyordu. Günümüzde minyatür lambalar kulanıldığı için artık bu durum sorun olmaktan çıktı.

Peki neden hala stüdyo mikrofonları ters asılıyor?

En önemli sebeplerinden biri havalı gözükmesi! Şaka bir yana, geniş diyaframlı stüdyo mikrofonlarının ters asılmasına gözümüz öyle bir alışmış ki, aksini gördüğümüzde yadırgıyoruz.

Tabii aslında (lambalı veya lambasız) stüdyo mikrofonlarının hala ters asılmasının teknik açıdan önemli bir sebebi var. Mikrofonu ters olarak asıp solistin ağız hizasından yaklaşık 10 cm yukarıda olacak şekilde konumlandırırsak, PI ve BI gibi seslerin doğrudan mikrofonun diyaframına ve gövdesine vurmasını büyük ölçüde engellemiş ve bu seslerden kaynaklanan patlamaları azaltmış oluruz. 2-3 kHz civarının ağızdan yaklaşık 30 derece yukarıya çıktığını düşünürsek anlaşılabilirlik olarak da bir kaybımız olmaz.

Mikrofonu ters asmanın diğer bir avantajı ise soliste daha fazla alan vermektir. Bu sayede solistler nota veya sözleri istediği gibi yerleştirebilir, parçayı söylerken ellerini ve kollarını rahatça hareket ettirebilirler (bu, solistlerin stüdyo kayıtları sırasında çok yaptıkları bir şeydir).

Mikrofonu asacağınız standın (özellikle T kolunu sıkışıran mekanizmanın) sağlam olmasına çok dikkat etmek gerekir aksi halde mikrofonlar yere çakılabilir!

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Pixabay

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu

Analog, dijital ya da DAW içindeki mikserlerde, kanaldaki sinyali dışarı göndermek için auxiliary, kısaca ‘aux’ (send) kullanırız. Aux kullanırken önümüzde iki seçenek bulunur: pre-fader ve post-fader.

Pre “önce”, post “sonra” anlamına gelir. Pre-fader, fader’dan önce; post-fader ise fader’dan sonra demektir.

Sinyal akış şemasında da görebileceğiniz gibi, pre-fader konumunda sinyal fader’dan önce, post-fader konumunda ise fader’dan sonra alınıp kanal dışına gönderilir.

Aux pre konumundayken kanalın fader’ı ile yaptığımız seviye değişiklikleri aux’tan gönderilen sinyalin seviyesini etkilemez. Kulaklık miksleri için genelde pre konumu kullanılır böylelikle kanal kayıt sırasında monitör odasında kanal volümlerini fader’larla değiştirseniz bile kulaklıktaki miks değişmez. Daha basit bir dille anlatacak olursak, auxiliary pre konumundayken, aux üzerinden kulaklıklara giden miks ile sizin monitör odasında dinlediğiniz miks birbirinden tamamen bağımsız olur.

Aux üzerinden efektlere sinyal gönderirken genelde post seçeneği tercih edilir. Post konumundayken fader’la volümü azalttığınızda efekte giden sinyalin seviyesi de azalır. Bu sayede, kuru ve efektli sinyal arasındaki denge (dry/wet dengesi) korunmuş olur.

Kısaca özetleyecek olursak:

  • Pre-fader: kulaklık miksi
  • Post-fader: efektler

Bazı mikserlerde aux send’ler pre ya da post konumuna sabit olarak ayarlanmıştır. Diğerlerinde ise (özellikle dijital ve DAW içinde bulunan mikserler ile büyük analog mikserlerde) kullanıcıya “pre/post switch” adı verilen bir düğme aracılığı pre/post kullanım seçeneği tanınır.

Behringer X2442USB

Avid Pro Tools

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Sinyal akış şeması Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımdan alınmıştır.

Mikser fotoğrafı: Music-Group Behringer X2442USB

Başlık fotoğrafı: Pixabay

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

iPhone ve iPad için 5 Mikrofon

iPhone için 9 Ücretsiz Ses Uygulaması başlıklı yazım büyük ilgi gördü. Yazıyı okuyanlardan soranlar oldu, “uygulamalar tamam da, iPhone’un üstündeki mikrofon yerine daha kaliteli kayıtlar yapmak için harici mikrofon olarak ne seçeneklerimiz var?” Ben de oturdum beş marka/modelden oluşan bir liste hazırladım. Sizinle paylaşmak istediğim bu beş mikrofon, sırasıyla Shure MV88, Rode iXY, Apogee MiC, Zoom iQ7 ve IK Multimedia iRig MIC Cast.

Mikrofonlar ile ilgili tüm bilgileri (türleri, çalışma prensipleri, özellikleri vb.) Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri  adlı kitabımda bulabilirsiniz. Burada kullanılan teknik terimler için sözlükten yardım alabilirsiniz.

 

Shure MV88

 

Shure MV88

Shure MV88, iOS cihazları için üretilen mikrofonlar arasında en popüler olanlardan. MV88, Lightning Connector üzerinden doğrudan iPhone veya iPad’e takılabiliyor ve açısı isteğe göre ayarlanabiliyor. Mikrofonun bence en önemli özelliği, içindeki farklı kapsüller sayesinde, (ayarlanabilir genişlikte) stereo, figure-of-8 ve Mid-Side (M-S) gibi birçok polar pattern seçeneği sunması. MV88, 24-bit ve 48 kHz’e kadar destek veriyor. Condenser bir mikrofon olan MV88’in frekans aralığı 20 Hz – 20 kHz, maximum SPL değeri ise 120 dB SPL. Mikrofonla birlikte gelen iOS programı ile kayıtlara EQ, kompresör ve limiter uygulamak mümkün. Programın diğer önemli bir özelliği ise kaydedilen ses dosyalarını doğrudan Dropbox’a gönderebiliyor olması. Link: Shure MV88

 

 

Rode iXY

Rode iXY

 

Rode iXY

Rode, fiyat ve performans açısından her zaman benim favori markalarımdan biri olmuştur. iXY da bence diğer Rode ürünleri gibi oldukça iyi bir performans ortaya koyuyor. iXY’ın iki versiyonu bulunuyor: yeni jenerasyon iXY-L (Lightning kapısı bulunan iPhone ve iPad’lerle uyumlu) ve iXL-30PIN. iXY, XY konfigürasyonunda iki adet yarım-inç cardioid (uni-directional) condenser kapsülden oluşuyor. Mikrofonlar iXY-L’de 139 dB SPL, iXY-30PIN’de ise 120 dB SPL ses şiddetine dayanıklı. Rode Rec veya Rode Rec LE uygulamalarını kullanarak 96 kHz, 24-bit kayıt yapmak ve kaydedilen dosyaları doğrudan Dropbox’a yüklemek mümkün. Rode mikrofonların fiyat ve performans açısından iyi olduğunu söylemiştim, hemen şunu belirtmekte fayda var; iXY diğer bazı modellere göre (örnek olarak Tascam IM2’ye göre) daha pahalı ancak bu cihazın Çin’de değil Avusturalya’da üretildiğini göz önüne almak gerekir. Link: Rode iXY

 

 

Apogee MiC

 

Apogee MiC

Apogee MiC bu listedeki diğer mikrofonlardan biraz daha farklı. MiC, iOS cihazlarına doğrudan takılmak yerine kablo ile bağlanıyor. MiC, iPhone ve iPhone için pratik bir çözümden çok hem iPhone ve iPad hem de USB bağlantısı üzerinden Apple Mac bilgisayarlarla kullanılabilinen, stüdyo kalitesine sahip bir ürün. Dolayısıyla bu mikrofonu Mac üzerinde çalışan Pro Tools, Logic ve benzeri bir programla kullanmak da mümkün. MiC, cardioid pick-up pattern’a sahip condenser bir mikrofon. 24-bit ve 96 kHz’i destekliyor. Apogee ürünleri ABD’de üretiliyor. Link: Apogee MiC

 

 

Zoom iQ7

 

Zoom iQ7

Zoom iQ7, Mid-Side stereo kayıt özelliğine sahip, kapsülü dönebilen condenser bir mikrofon. Lightning Connector üzerinden doğrudan iPhone ve iPad’e takılabiliyor. iQ7 üzerinde gain kontrolü ve kulaklık çıkışı bulunuyor. iQ7, 120 dB SPL ses şiddetine dayanıklı. 16 bit ve 44.1 kHz ile 48 kHz’i destekliyor. Mikrofonla birlikte gelen iOS programı ile kayıtlara EQ, reverb ve kompresör uygulamak mümkün. Link: Zoom iQ7

 

 

IK Multimedia iRig MIC Cast

IK Multimedia iRig MIC Cast

 

IK Multimedia iRig MIC Cast

iRig MIC Cast, iPhone veya iPad’lere kulaklık/mikrofon girişinden bağlanabilen, kullanımı çok basit bir cihaz. Üzerinde bir adet condenser elektret kapsül var, dolayısıyla stereo değil mono kayıt yapabiliyor. 1/8″ kulaklık çıkışı mevcut. Frekans aralığı yukarıdaki cihazlara göre daha dar (100 Hz – 15 kHz). Çok kaliteli bir kayıt imkanı sunmasa da fiyatından ve kullanım kolaylığından dolayı tercih edilebilir. Link: IK Multimedia iRig MIC Cast

 

İlgili linkler: iPhone için 9 Ücretsiz Ses Uygulaması – Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri – Müzik Teknojisi, Müzik Prodüksiyonu ve Ses Kayıt Terimleri Sözlüğü

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

 

© 2014-2017 Ufuk Önen. Bu yazının tüm hakları saklıdır. İzinsiz olarak kullanılamaz, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntı yapılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Ücretsiz Plug-in’ler (10)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 10: Backmask (Freakshow Industries), WatKat (GSI), Rough Rider 2 (Audio Damage), OTT (Xfer Records).

 

Backmask (Freakshow Industries)

 

Backmask, programı geliştiren Freakshow Industries adlı firmanın tanımıyla, sesleri paradoks işleme teknikleri ile “kaotik” bir şekilde ters çeviren bir plug-in. Kullanımı çok basit. İlginç sonuçlar elde edilebiliniyor.

Program aslında ücretsiz değil, fiyatı 20.-USD, ancak sayfadaki ‘steal’ tuşuna tıklarsanız ödeme yapmadan indirebiliyorsunuz!

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

WatKat (GSI)

 

Watkins Copicat, 1958 yılında İngiltere’de Charles Watkins tarafından geliştirilen bir eko cihazı. Lambalar ve banttan oluşan bu cihaz, 1960’lı yıllarda sadece İngiltere’de değil, daha birçok ülkede çok popüler hale gelmiş. Bugün altmış yaşında olan cihazların bazıları günümüzde hala sorunsuz bir şekilde çalışmaya devam ediyor. Watkins Copicat’in farklı modelleri bulunuyor.

Aşağıdaki indirme linki bulunan WatKat, Watkins Copicat’in “Custom” modelinin plug-in klonu. Orijinal cihazda olduğu gibi, plug-in üzerinde beş adet kontrol bulunuyor: ‘Swell’, tekrarların seviyesini, ‘sustain’ ise tekrar sayısını kontrol etmek için kullanılıyor. ‘Gain 1’ ve ‘gain 2’, sol ve sağ kanalların giriş seviyelerini ayarlamak için kullanılıyor. ‘Head 1’, ‘Head 2’ ve ‘Head 3’, bant okuma kafalarını seçmenizi sağlıyor. Okuma kafaları fiziksel olarak farklı yerlerde olduğu için elde edilen gecikme (delay) süresi seçtiğiniz kafaya göre değişiyor.

Mac: AU, VST | Win: VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Rough Rider 2 (Audio Damage)

 

Rough Rider 2, programı geliştiren Audio Damage firmasının kendi tanımıyla “biraz ‘vintage’ bir hissiyata sahip, kendine has sıcak bir sound’u olan, modern bir kompresör”. Rough Rider 2, firma tarafından başta davul olmak üzere synth bas, gitar ve geri vokaller için tavsiye ediliyor. Plug-in üzerinde ‘ratio, ‘attack’, ‘release’, ‘gain reduction’, ‘sensitivity’, make-up gain’ ve ‘mix’ olmak üzere toplam yedi adet parametre bulunuyor.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

OTT (Xfer Records)

 

OTT, dubstep ve EDM prodüksiyonları için uygun bir multiband kompresör [multiband kompresör ile ilgili bilgi için tıklayınız]. Üzerinde dört parametre bulunuyor: ‘depth’, ‘in gain’, ‘out gain’ ve hem attack hem de release sürelerini ayarlayabileceğiniz ‘time’.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

 

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Nirvana “Smells Like Teen Spirit”… Sadece Kurt Cobain’in Sesi ile…

“Smells Like Teen Spirit”, Eylül 1991’de, Nevermind albümünün çıkışından hemen önce, albümün ilk single’ı olarak yayınlanmıştı. Alternatif rock ve grunge’ın büyük kitlelere ulaşmasında büyük rolü olan Nevermind, o dönem çıkmış olan albümlere göre (istemli olarak) daha az işlenmiş ve daha “çiğ” bir sound’a sahipti. Albüm, Los Angeles’ta, Fleetwood Mac, Tom Petty and the Heartbreakers, Red Hot Chili Peppers, Dio, Foreigner gibi birçok önemli sanatçı ve gruba ev sahipliği yapmış Sound City Studios’ta kaydedilmişti.

Yıllar sonra Nirvana’nın davulcusu Dave Grohl, Sound City (2013) adında, Sound City Studios ve stüdyodaki Neve 8028 kayıt mikseri ile ilgili bir belgesel yaptı. Sayfanın sonuna belgeselin fragmanını ekliyorum, bir göz atın bence.

Yukarıdaki videoda Kurt Cobain’in “Smells Like Teen Spirit” parçasının vokal kanallarını dinleyebilirsiniz.

Vokallerin üst frekansları EQ ile biraz desteklenmiş. Reverb olarak genelde tercih edilen hall ya da plate yerine delay/ambiance karışımı kullanılmış.

Vokaller tek başına çok cazip sound etmese de parçada miksin içine çok başarılı bir şekilde oturuyor. Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar adlı kitabımda ve “Miks Tamamlandıktan Sonra” başlıklı blog yazımda da belirttiğim gibi, miksin bir bütün olduğunu, içindeki seslerin tek başlarına değil, bu bütün içinde nasıl duyulduklarının önemli olduğunu ve bu bütününün de parçaya, diğer bir deyişle müziğe hizmet etmesi gerektiğini hiçbir zaman unutmamalıyız.

 

Sound City (belgesel fragman)

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik, Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment