“Bu İşi Evde Nasıl Yaparım?”: Eskişehir Etkinliği ve İmza Günü

90’ların ilk yarısında grubum Hazy Hill ile müzik çalışmalarımızı çok hızlı bir şekilde sürdürüyorduk. Bir yandan parçalar yapıyor ve stüdyolarda bu parçaları kaydedip yayınlıyor, diğer yandan da sürekli konserler veriyorduk. Yanlış hatırlamıyorsam 1993 yılının başıydı, Eskişehir’deki ilk konserimiz için trenle yola çıktık. Oldukça heyecanlıydık. Eskişehir bir üniversite şehri olduğu için genç ve dinamik bir kitlesi olduğunu biliyorduk. Soundcheck için konser salonuna girdiğimizde doğrusunu söylemek gerekirse moralimiz bayağı bozuldu çünkü ses sistemi çok kötü “görünüyordu”.

Kitabı kapağına göre değerlendirmenin yanlış olduğu söylenir… Bizim Eskişehir’de karşılaştığımız durum da aynen öyle oldu. Kitabı kapağına göre yani ses sistemini görünümüne göre değerlendirdik ve (neyse ki) yanlış çıktık. Konserden sonra salon içinde sesin gayet dengeli ve iyi olduğunu söylediler. Öyledir muhtemelen. Beni en çok şaşırtan ise sahne içindeki ses oldu. Monitör miksi o kadar dengeli ve temizdi ki… O güne kadar sahne içinde davulu, bas gitarı, gitarı ve kendi vokalimi hiç bu kadar net ve tane tane ayırt edilebilen bir şekilde duymamıştım. Yurtdışındakiler de dahil olmak üzere Hazy Hill ile çıktığım hiçbir konserde bir daha hiç o kadar temiz bir monitör miksine denk gelmedim. Bu da Eskişehir ile ilgili unutamadığım bir anımdır.

O konserden neredeyse 25 yıl sonra, 11 Kasım 2017’de, yine trenle Eskişehir’e doğru yola çıktım. Bu seferki ziyaretimin sebebi konser vermek değil, “Bu İşi Evde Nasıl Yaparım?” adlı, müzik prodüksiyon ile ilgili bir sunum yapmaktı. “Bu İşi Evde Nasıl yaparım?” aslında 2016 yılında Tanerman ile birlikte oluşturduğumuz bir konseptti. Bu konsept üzerine Ankara ve İstanbul’da bir dizi workshop düzenlemiştik. Bu workshoplarla ilgili yazımı buradaki linkte bulabilirsiniz. 11 Kasım 2017 tarihli Eskişehir etkinliğini ise tek başıma gerçekleştirdim.

Sunum ile birlikte imza günü de içeren Eskişehir etkinliğini Music Office ve Public Tube Performance Hall ev sahipliğinde Özcan Yapıcı ve Umur Sağdıç organize etti. Yaklaşık 75 dakika süren sunumumda ilk önce müzik prodüksiyonu ile ilgili olarak son 30 yılda yaşanan değişiklikler üzerine konuştum ve kendi tecrübelerim üzerinden gözlemlerimi paylaştım. Daha sonra evde müzik prodüksiyonu yapmak için gereken donanım ve yazılım üzerine yine kendi tecrübelerime dayanarak önerilerde bulundum. Bir sonraki adımda ise bu işi öğrenmek ve ilerletmek için neler yapılabileceği ve nasıl hareket edilmesi konusunda tavsiyelerde bulundum. Son olarak, ses teknolojileri üzerine çalışırken tek alanın müzik prodüksiyon olmadığını vurguladım ve diğer alanlar hakkında bilgiler verdim. Sunumdan sonra soruları cevapladım, etkinliğe katılanlarla tanıştım ve kitaplarımı imzaladım.

Özcan Yapıcı, Umur Sağdıç, Music Office ve Public Tube Performance Hall başta olmak üzere etkinlikte emeği geçen herkese ve tüm katılımcılara çok teşekkür ediyorum. Sayelerinde 25 yıl sonra Eskişehir ile ilgili tekrar çok güzel bir anım oldu. Umarım yakın zamanda başka etkinlikler yapma fırsatını da yakalarız.

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Etkinlik fotoğrafları: Kadir Kartal

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ders & Workshop | Leave a comment

Billboard Dergisine Göre 2017’nin En İyi Stüdyoları

Billboard dergisi, Ekim ayında 2017’nin en iyi 24 stüdyosundan oluşan bir liste yayınladı. Listenin hangi kriterlere göre oluşturulduğu açıklanmamış. Listede herhangi bir sıralama da bulunmuyor. İlk baktığımda alfabetik sıralama var sanmıştım ama öyle değilmiş.

Listedeki 24 stüdyodan yirmisi ABD, dördü ise İngiltere’de. listeye en çok stüdyo sokan şehirler sırasıyla Los Angeles (11), New York (4) ve Londra (3).

Listedeki 24 stüdyodan üçü tüm dünyaca tanınan mastering stüdyoları: Bernie Grundman (Los Angeles), Sterling Sound (New York) ve sektörün efsane isimlerinden Bob Ludwig’in sahibi olduğu Gateway Mastering Studios (Portland, Maine).

Mix This!, yine sektörün önemli isimlerinden Bob Clearmountain’ın stüdyosu. Konumu harika: Los Angeles’ta, okyanusun kıyısındaki Pacific Palisades’te! Bildiğim kadarıyla Mix This! sadece Clearmountain’ın miks işleri için kullanılıyor.

Billboard’un listesindeki 24 stüdyonun isimleri ve bulunduğu şehirler şöyle:

• Abbey Road Studios — Londra, İngiltere

• Air Studios — Londra, İngiltere

• Bernie Grundman Mastering — Los Angeles, California, ABD

• Capitol Studios — Los Angeles, California, ABD

• Criteria Recording Studios — Miami, Florida, ABD

• Conway Recording Studios — Los Angeles, California, ABD

• Eastwest Studios — Los Angeles, California, ABD

• Electric Lady Studios — New York

• Gateway Mastering Studios — Portland, Maine, ABD

• The Power Station At Berklee Nyc — New York, New York, ABD

• Germano Studios — New York, New York, ABD

• Henson Recording Studios — Los Angeles, California, ABD

• Larrabee Studios — Los Angeles, California, ABD

• Mix This! — Pacific Palisades, Los Angeles, California, ABD

• Real World Studios — Box, Wiltshire, İngiltere

• Ocean Way Nashville — Nashville, Tennessee, ABD

• Metropolis Studios — Londra, İngiltere

• Island Sound Studios — Honolulu, Hawaii, ABD

• Record Plant — Los Angeles, California, ABD

• Sound City Studios — Los Angeles, California, ABD

• Sterling Sound — New York, New York, ABD

• Sun Studio — Memphis, Tennessee, ABD

• United Recording Studios — Los Angeles, California, ABD

• The Village Studios — Los Angeles, California, ABD

 

Dave Pensado, Ekim ayında Capitol Studio’a bir ziyaret gerçekleştirmişti. Videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.

 

Warren Huart ise Sunset Sound’a bir ziyaret gerçekleştirmiş ve videosunu YouTube kanalında paylaşmıştı.

 

Dave Grohl (Nirvana, Foo Fighters) Sound City Studios ve oradaki Neve 8028 kayıt masası üzerine Sound City (2013) adında bir belgesel çekmişti.

 

Billboard, tarihi değeri olan Sun Studio’yu da unutmamış. ABD’nin Tennessee eyaletinde, Nashville şehrinde bulunan Sun Studio, Elvis Presley, Johhny Cash, Carl Perkins ve Roy Orbison gibi çok büyük isimlerin kayıtları için ev sahipliği yapmıştı.

 

Google’ın hazırladığı interaktif Abbey Road turuna katılmadıysanız hemen aşağıdaki fotoğrafa tıklayın!

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: JacoTen (Own work) [CC BY-SA 3.0], via Wikimedia Commons

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Sanal Gerçeklik İçin Ses: Ambisonics Format-B (2. Bölüm)

Bu yazı iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm için tıklayınız.

Birinci bölümde “Ambisonics Nedir?”, “Ambisonics B-Format”, “Dinleme Alanı Açısından Ambisonics ile Stereo ve Standart Surround Sistemler Arasındaki Fark”, “Kanal ve Hoparlör Sayısı Açısından Ambisonics ile Stereo ve Standart Surround Sistemler Arasındaki Fark” ve “Neden Ambisonics Format-B?” başlıkları ile Ambisonics B-Format’ı incelemeye başlamıştım. Bu yazıda kaldığım yerden devam ediyorum. Eğer birinci bölümü okumadıysanız buraya tıklayarak yazıya ulaşabilirsiniz.

 

Ambisonics B-Format Çalışma Prensibi

Yukarıda da belirttiğim gibi, 360˚ video ve sanal gerçeklik uygulamaları için en yaygın olarak kullanılan ambisonics formatı, dört kanal ses taşıyan, First-Order Ambisonics olarak da bilinen B-Format’tır. Daha detaylı üç boyutlu alanlar oluşturmak için second-order (9 kanal), third-order (16 kanal), fourth-order (25 kanal), fifth-order (36 kanal), sixth-order (49 kanal) ve daha yüksek ambisonics formatları da bulunmaktadır ancak ticari olarak bunların uygulaması (en azından şu an için) yoktur.

Peki, standart surround sistemler altı ya da sekiz kanal ile yatay bir dinleme alanı oluşturabilirken Ambisonics B-Format sadece dört kanal ile (hem yatay hem de dikey boyutları olan) küre şeklindeki bir dinleme alanını nasıl oluşturuyor?

Format-B’de bulunan dört kanal W, X, Y ve Z olarak adlandırılır. Her kanal küre şeklindeki dinleme alanının farklı bir armonik bileşenini (spherical harmonic component) temsil eder. Basitçe ele alacak olursak, her bir kanalı, farklı bir yöne bakan bir mikrofon olarak düşünebiliriz. Dört kanal, kürenin içinde farklı yönlere bakan dört farklı mikrofondan oluşmaktadır.

Ambisonics kayıtlar için kullanılan bu dört mikrofonun biri omni-directional, diğer üçü ise figure-of-8 (bi-directional) polar pattern’a sahiptir. Kanallara göre bu mikrofonların dağılımı şöyledir:

  • W – omni-directional – kürenin içindeki tüm sesleri almak için
  • X – figure-of-8 – ön ve arka yönler için
  • Y – figure-of-8 – sol ve sağ yönler için
  • Z – figure-of-8 – yukarı ve aşağı yönler için

Ambisonics, M-S (mid-side) stereo tekniğinin üç boyutlu şekli olarak açıklanabilir: M-S tekniğinde M (mid) için omni-directional veya cardioid mikrofon, S (side) için ise figure-of-8 (bi-directional) mikrofon kullanılır. Bi-directional mikrofonlarda iki kapsül bulunur. Ön kapsüle gelen sesler pozitif, arka kapsüle gelen sesler ise negatif (fazları ters) olarak kaydedilir. Daha sonra M ve S mikrofonlarından gelen sinyaller M-S matriks devresi ile birleştirilerek stereo panorama oluşturulur. Mid mikrofonundan gelen sinyal her iki kanala eşit olarak; bi-directional side mikrofondan gelen sinyal ise pozitif taraf sol, negatif taraf sağ olacak şekilde dağıtılır.

Stereo: Sol Kanal = (M) + (S) | Sağ Kanal = (M) + (-S)

Aynı prensip ambisonics format için de geçerlidir. M-S tekniğindeki M, ambisonics tekniğindeki W; M/S tekniğindeki S ise ambisonics tekniğindeki X olarak düşünülebilir.

MS = WX (ön arka)

Bu, ambisonics tekniğinde bulunan diğer kanallar için de geçerlidir:

MS = WY (sol sağ) | MS = WZ (yukarı aşağı)

Bu sebepten dolayı, yukarıda da belirttiğim gibi, ambisonics, M-S tekniğinin üç boyutlu şekli olarak kabul edilebilir. First-Order Ambisonics Format-B, bu teknik sayesinde sadece dört kanal ses kullanarak (hem yatay hem de dikey boyutları olan) küre şeklindeki bir dinleme alanını nasıl oluşturabilmektedir.

 

FuMa ve AmbiX

Ambisonics Format-B’nin kanal dizilimi olarak iki farklı versiyonu bulunuyor: FuMa ve AmbiX. FuMa, kanal dizilimi olarak WXYZ; AmbiX ise WYZX kullanıyor:

  • FuMa = WXYZ
  • AmbiX = WYZX

AmbiX, YouTube ve Waves gibi servis ve firmaların tercih ettiği, FuMa’ya göre daha yaygın olarak kullanılan bir dizilimdir.

 

Ambisonics Formatta Kayıt

Teorik olarak bir omni-directional ve üç bi-directional (figure-of-8) mikrofonu bir araya getirip Ambisonics B-Format’ta kayıt yapmak mümkündür. Diğer yandan, uygulama sırasında dört mikrofonu kapsülleri aynı noktaya gelecek şekilde yerleştirmek çok zordur. Yerleştirilse bile yukarı-aşağı yönündeki mikrofondan gelen sinyal özellikle üst frekanslarda comb-filtering problemine yol açmaktadır. Bu sebepten dolayı doğrudan B-Format’ta yapılan kayıtlarında genelde üç mikrofon kullanılır ve WXY kanalları kaydedilir; dikey boyut (X) kullanılmaz.

Dr Halliday tarafından Nimbus için tasarlanan B-Format mikrofon kümesi. Fotoğraf: Paul Hodges. Creative Commons lisansı altında kullanılmıştır.

 

Bu problemi aşmak için dört cardioid kapsülden oluşan tetrahedral mikrofonlar geliştirilmiştir. Bu mikrofonlar Ambisonics A-Format’ında kayıt yaparlar. Yapılan bu kayıtlar daha sonra B-Format’a dönüştürülür.

Günümüzde 360˚ video ve sanal gerçekli uygulamaları için ambisonics formatta kayıt yapmak amacıyla farklı firmalar tarafından geliştirilmiş, farklı fiyatlara sahip çeşitli mikrofonlar bulunmaktadır. Örnek olarak Sennheiser AMBEO VR, Soundfield SPS200, Core Sound TetraMic ve Twirling720 Lite’ı sayabiliriz. Bu mikrofonlar A-Format’ta kayıt yapıp daha sonra kaydı mikrofon ile birlikte gelen bir program ya da plug-in aracılığı ile B-Format’a çevirirler.

 

Mono, Stereo ve Surround Sinyallerin Ambisonics B-Format için Kodlanması

Mono, stereo ve surround sinyalleri bir plug-in ya da program aracılığı ile Ambisonics B-Format’a uygun bir şekilde kodlayabilirsiniz. Bu sayede hazır B-Format kayıtlara yeni sesler ekleyebilir, eldeki sesleri kullanarak sıfırdan bir B-Format miks yaratabilir ya da 5.1 veya 7.1 surround formattaki bir kaydı B-Format’a dönüştürebilirsiniz.

Waves, bu işleri kolay yolla yapmak isteyen kullanıcılar için 2017 Ekim ayında B360 Ambisonics Encoder plug-in’ini piyasaya sürdü. B360, girişte mono, stereo, 5.1 surround ve 7.1 surround formatlarını destekliyor; çıkışı ise AmbiX sıralaması ile (WYZX) First-Order Ambisonics B-Format olarak kodlayabiliyor.

Örnek olarak, bir mono sinyali B360 aracılığı ile küre biçimindeki dinleme alanın istediğiniz herhangi bir yerine yerleştirip dört kanal Ambisonics B-Format çıkış alabilirsiniz.

Waves B360 mono

 

Aynı şekilde, stereo (iki kanal) ve surround (5.1 için altı, 7.1 için sekiz kanal) formatındaki kayıtların kanallarını B360 plug-in’i aracılığı ile küre biçimindeki dinleme alanı içinde istediğiniz noktalara yerleştirip, dört kanal Ambisonics B-Format çıkış alabilirsiniz.

Waves 360 surround

 

Waves B360’ın yanı sıra B-Format’ta ses dağılımı ve kodlama yapmak başka plug-in’ler de bulunuyor. Bunlara örnek olarak Soundfield SPS200 mikrofonu ile birlikte ücretsiz olarak gelen Soundfield SurroundZone2 (Mac: AAX, AU, VST | Win: AAX, VST) ve Harpex (498.-Euro | Mac: AAX, AU, VST | Win: AAX, VST) plug-in’lerini sayabiliriz.

 

Dinleme Sistemleri

Teorik olarak Ambisonics B-Format’taki kayıtların herhangi bir ses sisteminde dinlenmesi mümkün. Bunun için dört kanal ambisonics formatındaki kaydın, dinleme yapılacak sisteme göre decode edilmesi gerekiyor. Bu işlemi M-S kayıtların stereo sistemler için decode edilmesine benzetebiliriz. Decode işleminde dört kanalın her biri farklı kazanç ve faz ayarı ile dinleme yapılacak ses sisteminde bulunan hoparlörlere dağıtılır. Dağılıma ve ses sistemine göre bazı kanallar bir hoparlörde aynı fazdayken, diğerleri ters fazla olabilir.

360˚ video ve sanal gerçeklik uygulamalarında kullanıcılar sesi genelde kulaklık üzerinden dinlediklerinden dolayı son yıllarda ambisonics miksler için kulaklıklar referans ve hedef olarak alınmaya başlanmıştır. Diğer bir sebep de ambisonics kayıtlar için tasarlanan ve birçok hoparlörden oluşan ses sistemlerinin çok pahalı olmasıdır. Kulaklıklarda üç boyutlu ses dağılımı binaural tekniği ile mümkün olmaktadır. Bu uygulama için ambisonics miksin çıkışı hoparlörler yerine binaural işlemciye gönderilir. Binaural işlemci sesleri hoparlörlerin olması gerektiği yerlere konumlandırır ya da diğer bir deyişle, kulaklıkla dinleme yaparken seslerin dinleyici tarafından o noktalardaymış gibi algılanmasını sağlar.

Daha önce Waves’in Nx Virtual Mix Room plug-in’i ve Nx Head Tracker donanımı ile ilgili bir yazı yazmıştım (okumak için tıklayınız). Nx Virtual Mix Room plug-in’i içinde bulunan Nx Ambisonics adlı bir eklenti ile Ambisonics B-Format’taki kayıt ve mikslerinizi standart bir kulaklık ile dinleyebilirsiniz. Eğer işi bir adım daha ileri götürmek isterseniz, herhangi bir kulaklığa takılabilen Waves Nx Head Tracker donanımı sayesinde üç boyutlu dinleme alanı içinde seslerin konumlarını sizin kafa hareketlerinize göre konumlandırmak da mümkün. Bu plug-in’leri ve donanımı ayrı ayrı ya da 360˚ Ambisonics Tools seti ile paket halinde temin edebilirsiniz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Samuel Zeller (Unsplash) | Manipülasyon: Ufuk Önen

Fotoğraf: Andrew Robles (Unsplash)

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Küba’daki Amerikalı Diplomatlara Yönelik Sonik Saldırı İddiaları Sonrasında Kaydedilen ‘Tehlikeli’ Sesi Dinleyin!

Geçtiğimiz aylarda, basında, Küba’da bulunan Amerikalı diplomatlar ile ilgili haberler çıkmıştı. Bu haberlerde bazı diplomatların kendilerinde ve ailelerinde gizemli bir şekilde işitme kaybı, mide bulantısı, baş dönmesi ve hafif şiddette beyin travması görüldüğü bildirilmişti. Bu sağlık sorunlarını yaşayan diplomatlar ile yapılan görüşmeler sonucunda hepsinin ince bir ses duyduğu ancak buna çok önem vermedikleri ve üzerinde durmadıkları anlaşılmıştı.

Bunun ardından Amerikalı yetkililer Küba’nın “sonik silah” kullandığından süphelenmiş, diplomatlarını ülkelerine geri çağırmış ve Amerikadaki iki Kübalı diplomatı sınırdışı etmişti. Amerikalı diplomatların yanı sıra bazı Kanadalı diplomatlar da benzer sorunlar yaşamıştı.

İlgili haberlere şu linklerden ulaşabilirsiniz: BBC Türkçe | Amerika’nın Sesi | Hürriyet | NTV | The Guardian (İngilizce)

Küba, Amerika’nın sonik silah iddialarını yalanlamış, bu konuyla ilgili herhangi bir ilgilerinin ya da bilgilerinin olmadığını açıklamıştı. Hatta iyi niyet göstergesi olarak FBI’ın Küba’ya girip araştırma yapmasına izin bile vermişti.

Havana, Küba

 

Çıkan haberlere göre Amerikalı yetkililer bu işin arkasında kimin olduğunu henüz bulamamış ancak diplomatların sağlık sorunlarına sebep olan sesi kaydetmeyi başarmış. Sesin Amerikalı ve Kanadalı diplomatlara nasıl ve hangi cihaz ile dinletildiği, bahsi geçen sağlık sorunlarına tam olarak nasıl yol açtığı henüz netleşmiş değil.

Associated Press, kaydedilen bu sesin kısa bir örneğini geçtiğimiz günlerde basına dağıttı. 7 kHz civarında yoğunlaşan üst perdeli bu sesi, Business Insider’ın YouTube kanalında yayınladığı aşağıdaki videodan dinleyebilirsiniz. Uzmanlar sesin kısa süreli olarak dinlediğinde zararsız olduğunu söylüyorlar ancak yine de dikkatli olmakta fayda var!

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Sanal Gerçeklik İçin Ses: Ambisonics Format-B (1. Bölüm)

Geçtiğimiz son birkaç yıl içinde VR (virtual reality / sanal gerçeklik) uygulamaları ve donanımları ile Facebook ve YouTube üzerinde paylaşılan 360˚ videolar çok popüler hale geldi. Durum böyle olunca üç boyutlu (360˚) ses de önemli hale geldi. Eğer ses üzerine çalışıyorsanız, şu ana kadar bu dünyaya girmemiş olsanız bile yakın zamanda girmeniz olasılık dahilinde. Bu sebepten dolayı, bu uygulamalar için kullanılan Ambisonics B-formatı hakkında bilgi sahibi olmakta fayda var.

 

Ambisonics Nedir?

Ambisonics, 1970’lerde İngiltere’de National Research Development Corporation tarafından geliştirilmiş olan, küre biçiminde bir ses dağılım alanına sahip kayıt ve çalma (playback) tekniğidir. Tekniğin kendisi eski olsa da ticari uygulamalarda kullanılması oldukça yakın tarihli olduğundan dolayı adı yeni yeni duyulmaktadır. Ambisonics, dinleyiciyi küre biçimindeki bir alanın orta noktasına konumlandırır. Bu orta nokta, kayıt sırasında mikrofonun yerleştirildiği noktadır. Referans konumu olarak kabul edilen bu nokta, kürenin yüzeyindeki tüm noktalara eşit mesafededir. Yaratılan bu küresel alan sayesinde dinleyici, 360˚ video ya da bir sanal gerçeklik uygulaması tarafından oluşturulan üç boyutlu dünyanın içine girer, onun bir parçası olur.

 

Ambisonics B-Format

Sanal gerçeklik ve 360˚ video uygulamaları için yaygın olarak kullanılan ambisonics formatı Format-B’dir. Ambisonics Format-B, yukarıda tarif ettiğim küre şeklindeki dinleme alanını sadece dört kanal ses kullanarak oluşturur. Ambisonics, M-S (mid-side) stereo tekniğinin üç boyutlu şekli olarak düşünülebilir. Detayların yazı içinde açıklayacağım.

 

Dinleme Alanı Açısından Ambisonics ile Stereo ve Standart Surround Sistemler Arasındaki Fark

Stereo sistemlerde sol (left) ve sağ (right) olarak bölünmüş şekilde iki kanal ses ve iki adet hoparlör bulunur. Sol ve sağ hoparlörler arasında stereo panorama olarak adlandırılan, düz çizgiyi andıran yatay bir alan vardır. Bu alan içinde sesleri istediğiniz yere yerleştirebilirsiniz. Bir sesi tam olarak sol tarafa yatırabilirsiniz, bir başkasını biraz sağ hoparlöre yakın bir noktaya konumlandırabilirsiniz… Stereo sistemler, bu yerleştirme işini sol ve sağ kanallar arasındaki seviyeleri ayarlayarak yaparlar. Eğer sesi tam olarak sol tarafa yatırırsanız, sinyal sadece sol kanaldan gelir. Sesi sol kanala yakın bir yere konumlandırırsanız, sinyal hem sol hem de sağ kanaldan gelir ancak sol kanaldan gelen sinyalin seviyesi sağ kanaldakine göre daha yüksek olur. Sesi tam orta noktaya konumlandırırsanız sinyal hem sol hem de sağ kanaldan eşit yükseklikte gelir. Sesi ortaya konumlandırdığınızda insan kulağı bu sesi sanki ortada üçüncü bir hoparlör varmış ve ses buradan geliyormuş gibi algılar. Buna phantom center (hayalet orta kanal) adı verilir.

Surround sistemlerde, stereo sistemlerdeki yatay alan yerini dairesel bir alana bırakır. Dinleyici bir çemberin orta noktasında oturuyor gibidir. Yaygın olarak kulanılan 5.1 surround sistemlerde altı kanal ses ve beş farklı noktada hoparlör bulunur: sol (left), orta (center), sağ (right), arka sol (left surround) ve arka sağ (right surround). Bu beş hoparlöre ek olarak (genelde orta hoparlörün altına yerleştirilmiş bulunan) bir de LFE (Low Frequency Effects) adı verilen bir subwoofer vardır. Surround sistemlerde sesleri, dairesel bir alan içinde istediğiniz noktalara konumlandırabilirsiniz. Stereo ile karşılaştırdığımızda surround ses, seslerin dağılımı ve dinleyiciyi sarması açısından, çok daha etkileyicidir.

Ambisonics, standart surround ses formatlarını bir adım daha ileri götürerek sese yükseklik boyutunu da katar. Stereo sistemlerde yatay düz bir çizgi, standart surround sistemlerde ise yatay bir çember şeklinde olan alan, ambisonics formatta küre biçiminde bir hacme dönüşür. Bu açıdan ele aldığımızda, ambisonics ile Dolby Atmos, Auro-3D ve DTS:X formatlarının birbirlerine daha yakın olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yandan, Dolby Atmos, Auro-3D ve DTS:X bu alanı oluşturmak için çok sayıda kanal kullanırken, Ambisonics B-Format’ta kanal sayısı sadece dörttür.

Ambisonics’in alansal açıdan diğer bir farkı da kürenin içindeki tüm seslere eşit davranmasıdır. Standart surround sistemlerde ağırlık sol, orta ve sağ kanallardadır; önemli sesler bu kanallara yerleştirilir. Arkadaki iki kanal daha çok efekt ve ambiyans kanalları olarak değerlendirilir. Ambisonics sistemlerde ise tüm seslere önem açısından eşit davranılır.

 

Kanal ve Hoparlör Sayısı Açısından Ambisonics ile Stereo ve Standart Surround Sistemler Arasındaki Fark

Yukarıda da belirttiğim gibi stereo ve standart surround ses sistemlerinde her kanal için bir hoparlör kullanılır: stereo sistemlerde iki kanal için iki hoparlör; 5.1 surround sistemlerde altı kanal için altı hoparlör; 7.1 surround sistemlerde ise sekiz kanal için sekiz hoparlör vardır. Her kanal, bağlı olduğu hoparlöre sinyal gönderir. Ambisonics B-Format sistemlerde ise dört kanal herhangi bir ses sistemi için decode edilebilir. Diğer bir deyişle, dört kanal sinyal için mutlaka dört adet hoparlör olması gerekmez. Burada anahtar kelime decode etmektir. Ambisonics B-Format sinyalinin kullanılacak ses sistemine uygun olarak decode edilmesi gerekir. Tam küresel bir dinleme alanı için altı hoparlöre ihtiyaç duyulmaktadır. Ambisonics sistemler kolayca küçültülebilir veya genişletilebilir. Örnek olarak, altı hoparlör kullanarak oluşturduğunuz tam küresel bir dinleme alanını, sistemi küçültüp içinden iki hoparlör çıkartarak sadece yatay bir alan haline dönüştürebilirsiniz.

Küresel dinleme alanından dolayı Ambisonics sistemlerde sesler çok yumuşak bir şekilde hareket eder. Dinleyici, seslerin bir hoparlörden diğerine atladığı hissine kapılmaz. Bunun sebebi Ambisonics sistemlerde kanalların belli hoparlörlere atanmamış olmasıdır.

 

Neden Ambisonics Format-B?

Ambisonics B-Format’ın 360˚ video ve sanal gerçeklik uygulamaları için bir standart haline gelmiş olmasının nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Standart surround sistemlerde, yukarıda da belirtiğim gibi, ağırlık sol, orta ve sağ kanallara, yani ön kanallara verilir; arka kanallar (surround hoparlörler) genelde efektler ve ambiyans için kullanılır. Ambisonics formatında ise tüm seslere eşit önem verilir. Örnek olarak, standart surround sistemler için yapılan mikslerde diyaloglar hemen hemen her zaman orta kanaldan gelir. Diğer yandan bir sanal gerçeklik uygulamasının (mesela bir oyunun) içindeki üç boyutlu ortamda, kullanıcının arkasında bulunan bir kişi konuşuyorsa, kullanıcı bu konuşmayı arkadan geliyormuş gibi duyar. Eğer konuşan kişi ile yüzleşmek isterse, dönmesi gerekir. Dönerse bu durumda sesler kullanıcıya yüzü doğrultusunda gelmeye başlar. Bu, elbette, sesin kullanıldığı ortam ile de doğrudan ilgilidir. Film, statik bir deneyim sunar, izleyicinin hareketlerine göre değişmez, değişmesi beklenemez. Diğer yandan oyun gibi sanal gerçeklik uygulamaları kullanıcının tercihleri ve hareketleri doğrultusunda sürekli değişen dinamik deneyim sunarlar. Buna bağlı olarak hemen ikinci maddeye geçebiliriz.

2- Standart surround sistemler statik uygulamalar için ses dağılımı açısından genelde başarılıdır. Ancak, ses alanı kaydığında ya da yer değiştirdiğinde (birinci maddedeki örnekte olduğu gibi oyuncu arkadan gelen konuşmanın sahibi ile yüzleşmek için döndüğünde) standart surround sistemler bu hareketleri yumuşak ve akışkan bir şekilde takip etmekte yetersiz kalır. Ambisonics sistemlerde seslerin yaratılan dinleme alanı içindeki hareketleri çok daha yumuşak ve akışkan olabilmektedir, bunun da sebebi ses kanallarının belli hoparlörlere atanmamış olmasından dolayı kaynaklanmaktadır.

3- Ambisonics sistemlerde yatay alana ek olarak bir de dikey alan vardır. Yükseklik, 360˚ videolar ve sanal gerçeklik uygulamaları için vazgeçilmez bir boyuttur.

4- Patent koruma süresi dolduğundan dolayı Ambisonics’in çekirdek teknolojisi herkese açıktır. Firmalar herhangi bir lisans ücreti ödemeden bu teknolojiyi kullanabilmektedir.

 

Yazının ikinci bölümü için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Samuel Zeller (Unsplash) | Manipülasyon: Ufuk Önen

Fotoğraf: Andrew Robles (Unsplash)

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Frekans Aralıkları

EQ ve filtrelerle çalışırken frekans aralıklarını tanımak, bu aralıklarda neler olup bittiğini bilmek çok önemlidir. İnsan kulağının duyduğu frekans aralığı teorik olarak 20 Hz ile 20 kHz olarak kabul edilir. Teorik olarak diyorum çünkü özellikle üst frekansların duyumu kişiden kişiye değişiyor. Bunda yaş ve duyum üzerindeki hasarlar da önemli rol oynuyor. Yaş ilerledikçe üst frekansların duyumunda azalmalar oluyor. Diğer yandan sürekli yüksek sese maruz kalan kişilerde de üst frekanslardan başlayarak duyma kayıpları oluşuyor. Yaş konusunda yapılabilecek bir şey yok ama yüksek ses konusunda çok dikkatli olmalı ve duyumumuzu korumaya büyük özen göstermeliyiz.

Esas konumuz olan frekans aralıklarına geri dönecek olursak, 20 Hz – 20 kHz, hatta biraz daha aşağıya inip 16 Hz – 20 kHz arasını kabaca beşe bölebiliriz:

  • 16 Hz – 60 Hz aralığını sub-bass (alt-bas)
  • 60 Hz – 250 Hz aralığını bass (bas)
  • 250 Hz – 2 kHz aralığını low-mid (alt-orta)
  • 2 kHz – 6 kHz aralığını high-mid (üst-mid) ve
  • 6 kHz – 20 kHz aralığını da high (üst) olarak tanımlayabiliriz.

Aşağıdaki videoda prodüktörlüğünü yaptığım Tanerman EP’den “Kanımda Pes Etmek Yoktur” (Tanerman feat. Anıl Piyancı & Grogi) adlı parçayı beş frekans aralığına böldüm. Bölmek için parçayı beş defa ayrı kanallara kopyalayıp, her kanala TDR Nova insert edip, aralık dışında kalan frekansları low-pass ve high-pass filtelerle kestim.

TDR_Nova_Screenshot

Filtreleri 72 dB/octave slope ile kullandım ancak yukarıdaki ekran görünütüsünde ve aşağıdaki videoda görebileceğiniz gibi frekansları bıçak gibi keskin bir şekilde kesmek mümkün olmuyor.

Spektrum analizör olarak Blue Cat’s FreqAnalyst kullandım.

BlueCat_FreqAnalyst_Screenshot

Hem TDR Nova hem de Blue Cat’s FreqAnalyst için ücretsiz indirme linklerini sayfanın altında bulabilirsiniz.

 

Video

 

16 Hz – 60 Hz

Sub-bass olarak tanımladığımız 16-60 Hz aralığı (özellikle 40 Hz’in altında kalan kısım) duymaktan çok hissedilir. Bu aralıkta insan sesinde kullanılabilir bir frekans yoktur. Bu yüzden vokal ve benzeri kayıtlarda bu aralık (hatta erkek sesleri için 75 Hz’in, kadın sesleri için ise 100 Hz’in altı) low-cut filtre ile kesilir. Sub-bass özellikle yüksek volümle çalınan müziklerde güç açısından önemlidir, ancak bu aralığın gereğinden fazla yükseltilmesi sesi bulandırır ve çamurlu bir hale getirir. Videodaki örnek parçamızda bu aralık oldukça yoğun enerji içeriyor, tabii bunda parçanın türü de büyük etken.

60 Hz – 250 Hz

100–300 Hz arası, özellikle 200 Hz civarı, çoğu müzik enstrümanlarının ‘fundamental frequencies’ olarak tabir edilen temel frekanslarını barındırır. Bu aralıktaki artışlar sesin dolgunlaşmasına, azalışlar ise incelmesine sebep olur. İnsan sesinde bu aralık enerji ve sıcaklığı barındırır. Sesli harfler bu aralıkta anlaşılabilir halde değildir. Örnek parçamızda, bu aralıkta vokallerin alt frekanslarını belli belirsiz olarak duyuyoruz. Enstrümanların “gövde”leri bu aralıkta yoğunlaşmış durumda. Bunlara ek olarak kick de bu aralalık oldukça belirgin bir şekilde.

250 Hz – 2 kHz

İnsan sesinin alt harmonikleri 300-600 Hz arasında başlar. Konuştukça dilimiz ağzımızın arkasına doğru farklı boşluklar oluşturur. Bu boşluklar birer filtre gibi hareket eder ve her ayrı pozisyonda başka harmoniği öne çıkartır, vurgular. Bu harmoniklerin kombinasyonu ile sesli harfler çıkar. Bu frekans aralığı sesli harfleri duymaya başladığımız aralıktır, fakat konuşmanın anlaşılabilirliği açısından çok da fazla önemi yoktur. Bu aralığı filtreleseniz bile konuşma yine anlaşılabilir kalacaktır. Şunu da unutmamak lazım, 300 Hz–1 kHz arası insan sesinin en yoğun olduğu aralıktır. Örnek parçamızda da vokallerin en belirgin olarak bu aralalıkta bulunduğunu duyabiliyoruz.

Müzik kayıtlarında enstrümanların rezonansları 300–320 Hz civarında üst üste binebilir. Bu sebepten dolayı bu frekansların biraz kısılması gerekebilir. Bunu ezberden yapmayıp dinleyerek ve gerektiği kadar kısmakta fayda vardır. 400 Hz ve civarı fazla kısılırsa müzik ağırlığını kaybedebilir. 500–800 Hz arası “kutu” hissi ya da diğer bir deyişle istenmeyen, kulağa hoş gelmeyen bir dolgunluk yaratır. Bu aralıktaki frekansları seviye olarak yükseltirken dikkatli olmak gerekir. 1–2 kHz arası müzikte “teneke efekti” etkisi yapar; bu aralığı seviye olarak yükseltmek dinleyici üzerinde sesin “incelmesi” hissini uyandıracaktır.

2 kHz – 6 kHz

2-4 kHz arası tüm sesli ve sessiz harfleri barındırdığı için insan sesi açısından önemli bir aralıktır. Enstrümanlarda 3 kHz civarını bir miktar azaltarak, seslerini kısmaya gerek kalmadan vokali öne çıkartabiliriz. Diğer yandan 2-4 kHz aralığının çok da fazla vurgulanmaması gerekir çünkü bu aralık, kulak üzerinde yorucu bir etkiye sahiptir. 5 kHz civarı müzikte ‘presence’ (varlık) ve ‘definition’ (tanım) açısından çok önemlidir. Volümü açmadan müziği dinleyiciye daha yakın hissettirmek için 5 kHz’i 3–6 dB açabilirsiniz. Tam tersine, müziği veya sesleri volümü kısmadan dinleyiciden uzaklaştırmak için yine 5 kHz’i 3–6 dB kısabilirsiniz. Videodaki örnek parçamızda bu aralaıkta ağırlıklı olarak vokallerin ve synthesizer’ların üst frekanslarını duyuyoruz.

6 kHz – 20 kHz

8 kHz civarı ‘sibilance’ (sibilans) olarak tabir edilen FI, SI, ŞI gibi seslerin vurgulanma alanıdır; bu sebepten dolayı insan sesinde 8 kHz civarına dikkat edilmelidir. Sibilans, kulağı çok rahatsız eder. Maalesef ülkemizde yıllardır televizyon ve radyo yayınlarında bol bol sibilans duymaktayız. Bu yüzden olsa gerek sibilans, Türkleri, Avrupalıları ve Amerikalıları olduğu kadar rahatsız etmiyor. Sibilans probleminin üstesinden de-esser yardımıyla ve doğru mikrofon seçimi ve mikrofonlama teknikleri ile gelebilirsiniz. 6–16 kHz arası müzikte parlaklık, açıklık, ferahlık olarak tabir edilir. İngilizce terminolojide bu aralık için “brightness”, “brilliance”, “clarity” ve “openness” kelimeleri kullanılır. Örnek parçamızda bu aralıkta 2-6 kHz aralığında olduğu gibi ağırlıklı olarak vokal, synthesizer ve zillerin olduğunu duyuyoruz ancak işlevsel olarak bu aralık, 2-6 kHz aralığında olduğu gibi tanım için değil, açıklık ve parlaklık sağlamak için kullanılıyor.

 

“Kanımda Pes Etmek Yoktur” adlı örnek parçamızın tamamını sayfanın altında bulunan YouTube videosundan dinleyebilirsiniz.

TDR Nova plug-in’ini ücretsiz olarak indirmek için tıklayın.

Blue Cat’s FreqAnalyst plug-in’ini ücretsiz olarak indirmek için tıklayın.

Başlık fotoğrafı: Pixabay

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Şarkı Sözlerindeki Tekrarlar İle Ticari Başarı Arasındaki İlişki

Kitaplarda ya da metinlerde cümleler, paragraflar tekrar etmez. Filmlerde sahneler, replikler tekrar etmez. Örnekleri çoğaltabiliriz. Müzikte ise, diğerlerinden farklı olarak, tekrarlama oldukça sık karşılaştığımız, hatta müziğin temel yapı taşlarından biri olarak kabul edebileceğimiz bir özelliktir. Davul ritmleri, melodiler, sözler ve diğer ögeler parça içinde tekrar eder. Diğer yandan, sevdiğimiz bir parçayı tekrar tekrar dinlemek de hoşumuza gider. Aynı filmi iki defa seyretmeyen, aynı kitabı iki defa okumayan birçok insan vardır ama hemen hemen herkes aynı parçayı birçok defa dinler.

Şarkı sözlerini ele alacak olursak, popüler müzik türlerinde sözlerin bazılarının parça içinde defalarca tekrarlandığını görürüz. Elizabeth Hellmuth Margulis, On Repeat: How Music Plays the Mind adlı kitabında, parça içinde sürekli tekrarlanan sözlerin bir süre sonra anlamlarını kaybettiklerini ve bir ses yumağı haline geldiklerini söylüyor. Buna İngilizcede “semantic satiation” adı veriliyor. Türkçeye “anlamsal doygunluk” olarak çevirebiliriz. Margulis, tekrarları dinleyiciye parçaya katılmaları için yapılmış bir davet olarak görüyor. Tekrarlar sayesinde dinleyici sesli veya sessiz olarak parçaya eşlik ediyor, bu da dinleyicide parçayı sonradan tekrar dinleme isteği yaratıyor. Bu açıdan baktığımızda hit olmuş parçalarda sözlerin sürekli tekrarlanıyor olmasına şaşırmamak gerekir.

VH-1 Music, tüm zamanların sözleri en çok tekrarlanan parçalarını bir liste haline getirmiş. Listeyi aşağıya kopyalıyorum. Parantez içindeki rakamlar tekrar sayısını gösteriyor.

  • “Roxanne” – The Police – Tekrarlanan söz: “Roxanne” (27)
  • “Tubthumping” – Chumbawamba – Tekrarlanan söz: “I get knocked down” (28)
  • “Let It Be” – The Beatles – Tekrarlanan söz: “Let it be” (36)
  • “Say What You Need to Say” – John Mayer – Tekrarlanan söz: “Say what you need to say” (36)
  • “New Day Rising” – Hüsker Dü – Tekrarlanan söz: “New day rising” (37)
  • “Womanizer” – Britney Spears – Tekrarlanan söz: “Womanizer” (39)
  • “I’m Your Captain” – Grand Funk Railroad – Tekrarlanan söz: “I’m getting closer to my home” (41)
  • “My Name Is” – Eminem – Tekrarlanan söz: “”My name is” (48)
  • “She Got a Donk” – Soulja Boy – Tekrarlanan söz: “She got a donk” (49)
  • “My Humps” – The Black Eyed Peas – Tekrarlanan söz: “My hump” (55)
  • “Halo” – Beyonce – Tekrarlanan söz: “”Halo” (67)
  • “Surfin’ Bird” – The Trashmen – Tekrarlanan söz: “Bird” (85)
  • “Lovely Day” – Bill Withers – Tekrarlanan söz: “Lovely day” (95)
  • “Birthday Cake” – Rihanna – Tekrarlanan söz: “Cake” (106)
  • “This Is the Song That Doesn’t End – Lampchop – Tekrarlanan söz: “This is the song that doesn’t end, yes it goes on my friend” (sonsuz)

University of California’da yapılan bir araştırmaya göre sözlerin tekrarları parçanın ticari ya da liste başarısında önemli bir rol oynuyor. Çalışmanın bir parçası olarak bir de liste hazırlanmış Aşağıya kopyaladığım bu listede 1960’lardan bu yana müzik listelerinde bir numara olmuş parçalar arasında en çok nakarat tekrarına sahip parçaları bulabilirsiniz. Her on yıl için iki parça listelenmiş. Bu parçalarda nakarat en az yedi defa tekrarlanıyor.

1960’lar

  • “El Paso” – Marty Robbins
  • “In the Year 2525” – Zager and Evans

1970’ler

  • “Photograph” – Ringo Starr
  • “Jive Talkin'” – Bee Gees

1980’ler

  • “We Are the World” – USA for Africa
  • “Shout” – Tears for Fears

1990’lar

  • “Baby, Baby” – Amy Grant
  • “Hypnotize” – Notorious B.I.G.

2000’ler

  • “U Remind Me” – Usher
  • “I’m Real” – Jennifer Lopez

2010’lar

  • “S&M” – Rihanna
  • “Set Fire to the Rain” – Adele

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Pixabay

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik, Müzik Endüstrisi | Leave a comment

Sylvia Massy ve Turşu Deneyi!

Sylvia Massy gerçekten müthiş bir diskografiye sahip bir prodüktör ve ses mühendisi. Birlikte çalıştığı sanatçı ve gruplar arasında Aerosmith, Joe Satriani, Johhny Cash, Prince, Red Hot Chili Peppers, Skunk Anansie, Sonic Youth ve Tool gibi müzik dünyasında önemli yerleri olan isimler var. Massy’nin 25 tane altın ve platin plak ödülü bulunuyor.

Massy, “normal” müzik çalışmalarının yanı sıra deneysel yönü ile de tanınan bir isim. Massy, sinyal zinciri arasına çeşitli yiyecekler ve mutfak cihazları yerleştirerek deneyler yapmayı seviyor. Örnek olarak gitar soloları için gitar amplifikatörü ve kabin arasına matkap yerleştirip, çeşitli notalarla tetiklenen matkabın sesini kayda eklemişliği var.

Massy, sinyal zinciri içine yerleştirdiği birçok gıda ile de deneyler yapmış. Patatesin üst frekanslarda azalmaya sebep olduğunu söylüyor. Elma, muz, havuç ve portakal ise ağırlıkları oranında üst frekanslarda azaltmaya sebep oluyormuş. Sosisli sandviçin ise oldukça düz bir frekans cevabına sahip olduğunu gözlemlemiş.

Aşağıdaki videoda Massy’in turşu ile yaptığı deneyin sonucunu hem görebilir hem de duyabilirsiniz. Turşu tuzlu olduğundan ve tuz da iyi bir iletken olduğundan dolayı turşu oldukça iyi bir seçim olmuş.

Videodan önce Massy’nin bu deney için kullandığı sinyal zincirinden biraz bahsetmek istiyorum.

Massy, bu deney için ilk önce bir test sinyalini Crest marka bir güç amplifikatörüne gönderiyor.

Amplifikatör tarafından yükseltilen sinyal daha sonra turşuya bağlanıyor. Aslında iki turşu var: pozitif turşu (kırmızı tabaktaki) ve negatif turşu (mavi tabaktaki)!

Turşudan çıkan sinyal Power Soak adlı üniteye giriyor. Power Soak, Boston grubundan tanıdığımız Tom Scholz tarafından tasarlanmış, seviye azaltıcı bir ünite (attenuator). Amplifikatör ve hoparlör arasında kullanılıyor. Gitar amplifikatörlerinin tonu, ses seviyeleri ile birlikte değişir ve genelde iyi ton yüksek sesle elde edilir. Power Soak, amplifikatörün yüksek seviyeli çıkışla çalışmasını ancak hoparlöre giden sinyalin seviyesinin ton bozulmadan azaltılmasını sağlıyor.

Power Soak aracılığı ile azaltılan sinyal daha sonra Tone Tubby markalı gitar hoparlörüne gidiyor.

Massy’nin diğer videolarını YouTube kanalından izleyebilirsiniz.

Sylvia Massy’nin Recording Unhinged: Creative and Unconventional Music Recording Techniques adlı bir kitabı ve ilüstrasyonlarını kendi yaptığı iki tane de boyama kitabı buluyor (linkler için tıklayınız).

Başlık fotoğrafı Sylvia Massy’nin web sitesinden alınmıştır.

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

RIAA Verilerine Göre Gelmiş Geçmiş En Çok Satan Albümler

Aşağıda, RIAA verilerine göre şu ana kadar gelmiş geçmiş en çok satan albümlerin listesini bulabilirsiniz.

Listeye geçmeden önce birkaç açıklama yapmakta fayda var.

RIAA (Recording Industry Association of America), Amerika Birleşik Devletleri’nde Gold (altın), Platinum (platin) ve Diamond (elmas) plak sertifikalarını ve ödüllerini veren kuruluştur. Bu sertifikalar ve ödüller sadece ABD içindeki satışları yansıtır, diğer ülkelerdeki satışlar dahil edilmez.

  • Altın plak sertifikası için 500,000 ünite;
  • Platin plak sertifikası için 1,000,000 ünite;
  • Elmas plak sertifikası için de 10,000,000 ünite satış gerekmektedir.

Orijinal olarak 1 ünite, satılan her bir plak (LP) ya da CD’ye karşılık geliyordu (“physical sales”). Daha sonra, iTunes Store üzerinden yapılan dijital satışlar (“downloads”) ve ardından Spotify, YouTube gibi servisler aracılığı ile internet üzerinden müzik dinleme (“streaming”) alışkanlıklarının artması üzerine RIAA yeni düzenlemeler getirdi.

RIAA’ın son düzenlemelerine göre 1 ünite,

  • satılan her bir fiziki albüm (LP ya da CD)
  • aynı albümden 10 adet download şarkı
  • aynı albümden 1500 adet audio/video streaming şarkı

olarak tanımlanıyor.

Physical sales, downloads ve streaming ünitelerinin toplam sonucunda altın, platin ve elmas plak ödülleri veriliyor.

 

En Çok Satan Albümler

 

RIAA verilerine göre gelmiş geçmiş en çok satan albümlerin listesi şöyle (ilk 20):

1- MICHAEL JACKSON – Thriller (Epic) [33 milyon]

2- EAGLES – Their Greatest Hits 1971-1975 (Elektra) [29 milyon]

3- BILLY JOEL – Greatest Hits Volume I & Volume II (Columbia) [23 milyon]

4- LED ZEPPELIN – Led Zeppelin IV (Atlantic) [23 milyon]

5- PINK FLOYD – The Wall (Columbia) [23 milyon]

6- AC/DC – Back in Black (Epic) [22 milyon]

7- GARTH BROOKS – Double Live (Capitol Nashville) [22 milyon]

8- FLEETWOOD MAC – Rumours (Warner Bros) [20 milyon]

9- SHANIA TWAIN – Come on Over (Mercury Nashville) [20 milyon]

10- THE BEATLES – The Beatles (Apple) [19 milyon]

11- GUNS N’ROSES – Appetite for Destruction (Geffen) [18 milyon]

12- BOSTON – Boston (Epic) [17 milyon]

13- ELTON JOHN – Greatest Hits (Island) [17 milyon]

14- GARTH BROOKS – No Fences (Capitol) [17 milyon]

15- THE BEATLES – The Beatles 1967-1970 (EMI) [17 milyon]

16- WHITNEY HOUSTON – The Bodyguard (Soundtrack) (Arista) [17 milyon]

17- ALANIS MORISSETTE – Jagged Little Pill (Maverick) [16 milyon]

18- EAGLES – Hotel California (Asylum) [16 milyon]

19- HOOTIE & THE BLOWFISH – Cracked Rear View (Atlantic) [16 milyon]

20- LED ZEPPELIN – Physical Graffiti (Swan Song) [16 milyon]

Satış sayılarına her ne kadar downloads ve streaming dahil edilmiş olsa da, yeni jenerasyon sanatçılar arasında listenin üst sıralarında yer alan henüz yok. Tepeye en yakın olarak Adele’in 21 albümünü görüyoruz (14 milyon satışla 29. sırada).

 

En Çok Satan Sanatçı ve Gruplar

 

RIAA’ın bir de tüm albümlerinin satış toplamları temel alınarak oluşturulan en çok satış yapan sanatçılar listesi var. İlk 20 şöyle:

1- The Beatles [178 milyon]

2- Garth Brooks [148 milyon]

3- Elvis Presley [136 milyon]

4- Led Zeppelin [111.5 milyon]

5- Eagles [101 milyon]

6- Billy Joel [82.5 milyon]

7- Michael Jackson [81 milyon]

8- Elton John [78 milyon]

9- Pink Floyd [75 milyon]

10- AC/DC [72 milyon]

11- George Strait [69 milyon]

12- Barbra Streisand [68.5 milyon]

13- The Rolling Stones [66.5 milyon]

14- Aerosmith [66.5 milyon]

15- Bruce Springsteen [65.5 milyon]

16- Madonna [64.5 milyon]

17- Mariah Carey [64 milyon]

18- Metallica [63 milyon]

19- Whitney Houston [57 milyon]

20- Van Halen [56.5 milyon]

Bu listeki sanatçı ve gruplar, en çok satan albümler listesindekilere göre değişiklik gösteriyor. Tek bir albümü rekor seviyede satmamış olsa da, kariyerleri boyunca başarılı albümlere imza atmış Elvis Presley, George Strait, The Rolling Stones, Aerosmith, Bruce Springsteen, Madonna, Mariah Carey, Metallica ve Van Halen gibi sanatçı ve grupları bu listede görebiliyoruz.

 

İlgili yazı: “Müzik Endüstrisine Bakış”

1. bölüm | 2. bölüm | 3. bölüm | 4. bölüm | 5. bölüm

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Fotoğraf: Pixabay ve Pexels

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Endüstrisi | Leave a comment

7 Maddede Desibel

Desibel, kuşkusuz müzik ve ses ile uğraşan herkesin duymuş olduğu bir kelimedir. Ses cihazlarının ve yazılımlarının hepsinde karşımıza çıkar. Bunları kullanan herkes desibelin ne olduğunu iyi kötü bilir. Ancak sorun şu ki, iyi kötü bilmek yetmez! Profesyonel olarak ses teknolojileri ve müzik prodüksiyonu üzerine çalışıyorsak ya da çalışmak istiyorsak, desibel nedir ne değildir, çok iyi anlamamız gerekir. Eğer desibel kavramını kafamızda çok iyi oturtamazsak, yaptığımız işi tesadüfen yapıyor oluruz.

Aşağıda, yedi maddede, desibel ile ilgili en önemli noktaları listeledim. Bu noktaları “konu başlıkları” olarak kabul edip, her başlık için derinlemesine araştırma yapmak çok faydalı olacaktır.

• 1

Desibel, ses ve sinyal ölçümleri için kullanılan logaritmik bir birimdir. Logaritmik skala sayesinde değerler arasındaki büyük değişimleri, daha küçük ve basitçe anlaşılabilir sayılarla ifade etmek mümkündür. Örnek olarak, “insanlarda duyma eşiğini 0.00002 Pa kabul ettiğimizde, duyma eşiği ile 0.02 Pa ses basınç seviyesindeki normal bir konuşma arasındaki fark 0.01998 Pa’dır” yerine “normal konuşma 60 dB SPL’dir” demek daha kullanışlıdır!

• 2

Desibel, Bel biriminin onda biridir. Diğer bir deyişle 10 desibel, 1 Bel’e eşittir. Bel adı, Alexander Graham Bell’in isminden gelmektedir. Desibel için kullanılan dB kısaltmasındaki B harfinin büyük yazılması bu sebepten dolayıdır.

• 3

Desibelin kendisi bir değer değildir. Desibel, metre ya da kilogram gibi sabit bir birim değildir. Desibel her zaman iki değerin oranını ifade etmek için kullanılır.

• 4

Desibeli iyi anlamak için logaritmik skalayı iyi anlamak gerekir. İki değer arasındaki değişim lineer skalada “fark”, logaritmik skalada ise “oran” olarak ifade edilir. Lineer skalada 1 ve 2 arasındaki değişim ile 4 ve 5 arasındaki değişim aynıdır: her ikisinde de fark 1’dir. Logaritmik skalada ise 1 ve 2 arasındaki değişim 1:2 oranı ile ifade edilir. Buna göre aynı oranı (1:2) elde etmek için gerekli değişim 4’ten 8’e olmalıdır.

• 5

Çok sayıda desibel türü vardır. Ses basıncı ve ses sinyalleri için en çok kullanılanlar dB SPL (ses basıncı), dBu (sinyal), dBV (sinyal) ve dBFS’tir (dijital sistemlerde sinyal). Bunları Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımda detaylı olarak açıklamıştım.

• 6

Desibel ile işlem yaparken yüzde (%) ile hesaplama yapılamaz (çünkü desibel logaritmik bir birimdir). Örnek olarak, 80 desibelin %70’i 56 desibeldir gibi bir ifade söz konusu bile olamaz.

• 7

Desibel ile basitçe toplama işlemi yapılamaz (çünkü desibel logaritmik bir birimdir). Örnek olarak, elinizde 90 dB SPL ses üreten bir hoparlör varsa, aynı hoparlörden ikinci bir tane daha aldığınızda 180 dB SPL ses elde edemezsiniz! Elde edeceğiniz ses 93 dB SPL civarında olacaktır. Başka bir örnek olarak, 60 dB SPL, 75 dB SPL ve 80 dB SPL ses basıncı üreten üç farklı ses kaynağının oluşturduğu toplam ses basıncı 215 dB SPL değil, 81 dB SPL civarında olacaktır. Bu hesaplamaları da Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımda detaylı olarak açıklamıştım.

Yazının başında da belirttiğim gibi, bu noktaları “konu başlıkları” olarak kabul edip, her başlık için derinlemesine araştırma yapmak çok faydalı olacaktır.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Pixabay

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment