Zero Crossing Nedir ve Neden Önemlidir?

Bu yazımda bir yandan oldukça basit, diğer yandan da önemli bir noktaya değinmek istiyorum: Zero crossing.

 

Zero Crossing Nedir?

DAW ya da herhangi bir audio editor içinde ekrandaki ses dalgalarına görüntüyü büyüterek baktığınızda belirli yerlerde orta çizgi ile kesiştiklerini göreceksiniz. Bu kesişme noktalarına zero crossing adı verilir.

DAW içindeki ses dosyası

 

DAW içindeki ses dosyası (zoom)

 

Görselleri üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

 

Zero Crossing Neden Önemlidir?

Edit işlemlerini gerçekleştirirken seçtiğiniz bölümlerin başlangıç ve bitiş noktalarının ya da kesmek istediğiniz yerin tam zero crossing noktasında olmasına özen göstermelisiniz. Aksi halde sinyalde temsil edilen voltaj değerlerinin farklılıklarından dolayı seste “click”, “klik”,”pop”, “çıtırtı” ve benzeri kelimelerle tabir edilen istenmeyen atlamalar olabilir.

Aşağıdaki ekran görüntüsünde edit edilen bölümlerin başlangıç ve bitiş noktaları zero crossing’e denk gelmemiş olduğunu görüyoruz.

 

Edit edilen bölümlerin başlangıç ve bitiş noktaları zero crossing noktasından ne kadar uzaksa istenmeyen atlama seslerinin duyulma ihtimali de o kadar yükselir.

 

Fade In, Fade Out ve Crossfade

Edit etmek istediğiniz bölümlerin başlangıç veya bitiş noktaları her zaman zero crossing’e denk gelmiyor olabilir. Özellikle, stereo bir ses dosyası üzerinde çalışırken kanallardan biri zero crossing’e denk geliyor ancak diğeri denk gelmiyor olabilir.

Stereo ses dosyası: Üst (sol) kanal ve alt (sağ) kanal arasında zero crossing noktalarının yerlerinde farklar var

 

Böyle durumlarda istenmeyen atlamaları önlemek için, fade in, fade out veya crossfade uygulayabiliriz.

Sorun edit ettiğimiz bölümün başında ise fade in uygulayabiliriz.

 

Sorun edit ettiğimiz bölümün sonunda ise fade out uygulayabiliriz.

 

Sorun arka arkaya yerleştiğimiz iki bölüm arasındaysa, bu iki ses arasında yumuşak bir geçiş yapmak için crossfade (ya da diğer kullanılan adıyla x-fade) uygulayabiliriz.

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Dengeli ve Dengesiz Sinyaller Arasında Bağlantı

Dengeli (balanced) ve dengesiz (unbalanced) sinyallerle ilgili olarak “Dengeli Sinyal” başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazıda, dengeli sinyal taşıma yöntemini açıklamış ve bu yöntemde kullanılan kablo tiplerini anlatmıştım.

Peki, dengeli ve dengesiz sinyal taşıma yöntemini kullanan iki farklı cihaz arasında bağlantı yapmak istersek nasıl hareket etmemiz gerekir?

 

Önemli Bir Kural

Öncelikle, önemli bir kuralın altını çizmek istiyorum. Bir sinyal zincirinde, sinyalin ilk noktadan son noktaya kadar dengeli bir şekilde taşınabilmesi için o zincirdeki tüm halkaların (diğer deyişle o sistemdeki tüm cihazların) dengeli sinyal yöntemini destekliyor olması gerekir.

Sinyal zincirindeki cihazlardan biri dengesiz sinyal kullanıyorsa, o zincirdeki sinyal akışı dengesiz olacaktır.

Aynı şekilde, iki cihaz arasında bağlantı yaparken, dengeli sinyal kullanan bir cihazı dengesiz sinyal kullanan bir cihaza bağladığınızda aradaki bağlantı dengesiz olacaktır. Sinyalin dengeli olabilmesi için iki cihazın da dengeli sinyal kullanması gerekir.

 

Bağlantı Şekilleri

Biri dengesiz, diğeri dengeli sinyal kullanan iki cihaz arasında bağlantı yaparken iki iletkenli kablo kullanmanız gerekiyor.

Çift iletkenli ses sinyali kablosu

 

Şimdi gelelim konnektörler üzerinde bu bağlantının nasıl yapılacağına…

Dengeli cihaza takılı konnektörün pozitif pinini dengesiz cihaza takılı konnektörün pozitif pinine; dengeli cihaza takılı konnektörün negatif ve şase pinlerini de dengesiz cihaza takılı konnektörün şasesine bağlamanız gerekiyor.

XLR – 1/4″ TS ve 1/4″ TRS – 1/4″ TS arası bağlantıların nasıl yapılacağını aşağıda özetleyeceğim. Ondan önce, eğer isterseniz “1/4″ ve XLR Konnektörler: Hangisi Ne İçin Kullanılır?” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

XLR (f) konnektör

 

1/4″ TRS konnektör

 

1/4″ TS konnektör

 

XLR – 1/4″ TS Arası Bağlantı

XLR’den 1/4” TS’ye bağlantı yaparken, XLR’nin 2 numaralı pini (+) TS’nin pozitif (tip) ucuna; XLR’nin 1 numaralı (ground) ve 3 numaralı (–) pinleri ise TS’nin şasesine bağlanmalıdır.

XLR > > > > > > > > > > > > TS
Pin 2 (+) ————————> Tip
Pin 1 (Ground) ———————> Sleeve
Pin 3 (–) ————————————> Sleeve

 

1/4″ TRS – 1/4″ TS Arası Bağlantı

1/4″ TRS’den 1/4” TS’ye bağlantı yaparken TRS’nin pozitif ucu (tip) TS’nin pozitif ucuna (tip); TRS’nin negatif (ring) ve şase (sleeve) uçları da TS’nin şasesine (sleeve) bağlanmalıdır.

TRS > > > > > > > > > > > > TS
Tip ——————————> Tip
Ring —————————> Sleeve
Sleeve ——————————> Sleeve

 

Son Olarak…

Özetleyecek olursak, bir sinyal zincirinde, sinyalin ilk noktadan son noktaya kadar dengeli bir şekilde taşınabilmesi için o zincirdeki tüm halkaların (diğer deyişle o sistemdeki tüm cihazların) dengeli sinyal yöntemini destekliyor olması gerekir. Sinyal zincirindeki cihazlardan biri dengesiz sinyal kullanıyorsa, o zincirdeki sinyal akışı dengesiz olacaktır.

Dengeli sinyal kullanan bir cihazla dengesiz sinyal kullanan bir cihaz arasında bağlantı yaparken pozitif uç pozitif uca, şase ve negatif uçlar da şaseye bağlanır. Bu bağlantı şekli tüm konnektörler için geçerlidir.

 

İlgili yazı:

Çevirici Kablolar… Bir Gün Mutlaka İşinize Yarayacaktır!

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Byrev | Pixabay

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Solo Modları ve Seçenekleri

DAW ve kayıt konsolları farklı solo modları ve seçenekleri sunuyor. Bu yazımda bu modlardan ve seçeneklerden bahsetmek istiyorum.

Solo Modları

Temel olarak üç farklı solo modu bulunuyor: PFL (Pre Fader Listen), AFL (After Fader Listen) ve SIP (Solo in Place).

PFL

PFL (Pre Fader Listen) konumunda solo butonuna bastığınızda kanaldaki sinyali pan ve fader kontrollerinden önceki noktada dinlersiniz. Diğer bir deyişle soloya aldığınız kanaldaki sinyali, kanal üzerinde yapmış olduğunuz pan ve fader ayarlarından bağımsız olarak, kaydedilmiş olduğu seviye ile duyarsınız.
Pre-fader ve post-fader (after fader) konumları ile ilgili olarak “Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

AFL

AFL (After Fader Listen) konumunda solo butonuna bastığınızda kanaldaki sinyali pan ve fader kontrollerinden sonraki noktada dinlersiniz. Bu konumdayken soloya aldığınız kanaldaki sinyali, kanal üzerinde yapmış olduğunuz pan ve fader ayarlarından etkilenmiş haliyle duyarsınız.

SIP

SIP (Solo in Place) bazı DAW ve kayıt konsollarında AFL ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Ben ayrı bir başlık olarak ele aldım çünkü Pro Tools gibi bazı DAW’lar içinde içinde SIP ve AFL birbirlerinden farklı.

Pro Tools içinde SIP modunda solo butonuna bastığınızda pan ve fader sonrası dinleme yaparsınız. Bu açıdan baktığınızda SIP, AFL ile aynı gibi duruyor. Diğer yandan, Pro Tools içinde SIP modunda soloya aldığınız kanaldaki sinyal ana çıkışa yönlendirilirken, PFL ve AFL modlarında ise soloya aldığınız kanaldaki sinyal sizin seçmiş olduğunuz herhangi bir çıkışa yönlendirilebiliyor. Bu, özellikle video ve televizyon için çalışılan surround sistemlerde ve uygulamalarda bazı esneklik ve kolaylıklar sağlıyor.

 

Solo Seçenekleri

Birçok DAW ve kayıt konsolu kanalları soloya almak için iki temel seçenek sunuyor. Yine Pro Tools üzerinden gidecek olursam, bu iki seçenek Latch ve X-OR.

Latch

Latch seçeneğinde istediğiniz sayıda kanalı soloya alabiliyorsunuz. Diğer bir deyişle, hangi kanalın solo butonuna basarsanız, o kanal solo konumunda dinlemekte olduğunuz kanallara dahil oluyor.

X-OR

X-OR seçeneğinde ise sadece tek bir kanalı soloya alabiliyorsunuz. Başka bir kanalın solo butonuna bastığınızda daha önce soloya almış olduğunuz kanal solo konumundan çıkıyor.

Örnek olarak bas gitar kanalını solo konumunda dinlerken gitar kanalında solo butonuna bastığınızda bas gitar kanalı solodan çıkıyor, sadece gitar kanalını dinleyebiliyorsunuz.

 

Solo Safe

Son olarak, bir de Solo Safe konumu var. Bazı DAW ve kayıt konsollarında Solo Defeat gibi farklı isimler kullanılabiliyor. Bir kanalı Solo Safe konumuna aldığınızda, diğer kanalları soloya aldığınızda bile o kanal duyulmaya devam ediyor. Bu, özellikle efekt dönüşleri için kullanılan aux kanalları veya submix/grup kanalları için çok önemli bir özellik.

Pro Tools içinde herhangi bir kanalı Solo Safe konumuna almak için Command (Mac) veya Control (Windows) tuşuna basılı tutarken o kanalın solo butonuna tıklamak yeterli oluyor.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Paul Pilarte | Unsplash

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Ters Reverb Efekti

Ters (reverse) reverb efektini sanırım herkes duymuştur. Yıllardan beri başta vokal olmak üzere birçok seste, enstrümanda kullanılır. Bu efekt aşırı kullanılmış olsa da birçok insan hâlâ çok sever. Buna ben de dahilim!

“Ters reverb efektini nasıl elde edebiliriz” diye bazen soranlar oluyor. Eskiden, analog bantlarla çalıştığımız dönemde, bu efekti yapmak gerçekten zahmetli bir işti. Bantı tersten çalmak gerekiyordu. Tabii öyle olunca kanal sayılarının yerleri de değişiyordu. O bakımdan sadece zahmetli değil, aynı zamanda biraz da riskli bir işti. Biliyorsunuz, analog bant ile çalışırken ‘undo’ yok! Yanlışlıkla bir şey silerseniz giden gidiyor!

Dijital teknoloji sayesinde bu efekti yapmak artık kolay. İki yolu var: Birincisi, bir plug-in aracılığı ile; ikincisi de eskiden analog bantlarda yaptığımız işlemi DAW içinde yaparak, yani manuel yöntemle.

 

Plug-in Aracılığıyla

Plug-in ile ters reverb efekti yapmak çok kolay. Pro Tools içinde D-Verb plug-in’ini kullanarak bir vokal kanalı üzerinden örnek vereceğim.

Ters reverb uygulamak istediğimiz hece veya kelimeyi öncesinde boşluk olacak şekilde seçiyoruz. Öncesinde boşluk olması önemli çünkü ters reverb buraya gelecek. Ekran görüntülerini üzerlerine tıklayıp büyütebilirsiniz.

Audiosuite menüsünden D-Verb plug-‘inini açıyoruz. Önümüze gelen pencerede parametreleri ayarlayıp “Reverse” butonuna basıyoruz. Sadece bu kadar!

 

Aşağıdaki ses dosyasında vokalin ilk önce orijinal, ardından da ters reverb efekti uygulanmış halini dinleyebilirsiniz.

 

Manuel Yöntem

Manuel yöntemde eskiden analog bantlarda uyguladığımız tekniği DAW içinde uygulamak gerekiyor. Bu yöntemi de yine Pro Tools üzerinden anlatacağım.

İlk önce ters reverb uygulamak istediğimiz hece veya kelimeyi yeni bir kanala taşıyoruz ve ters çeviriyoruz.

 

Ters çevirdiğimiz kelimeyi bu sefer sonrasında boşluk olacak şekilde seçiyoruz. Bu boşluk önemli çünkü reverb efekti buraya gelecek.

Audiosuite menüsünden D-Verb plug-in’ini açıyoruz. Önümüze gelen pencerede parametreleri ayarlayıp “Render” butonuna basıyoruz. Tabii bu sefer ters reverb efektini manuel yöntem kullanarak yaptığımız için herhangi bir reverb plug-in’i kulanabiliriz, plug-in’in üzerinde ‘reverse’ özelliği olup olmaması önemli değil.

Şu anda elimizde tersten okunan kelime ve düz reverb var. Aşağıdaki ses dosyasında duyabilirsiniz.

 

Son adım olarak bu bölümü ters çeviriyoruz ve yerine yerleştiriyoruz. Böylelikle kelime düz oluyor, reverb de ters bir şekilde başa geliyor. Ters reverb efektimiz tamam!

 

Aşağıdaki ses dosyasında vokalin ilk önce orijinal, ardından da ters reverb efekti uygulanmış halini dinleyebilirsiniz.

 

İyi eğlenceler!

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Ufuk Önen

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Otomasyon Modları

İngilizcede ‘automation’ olarak adlandırılan otomasyonu klasik anlamda “mikserin üzerinde yapılmış olan ayarların bir kısmını veya tümünü ve de bu ayarların miks içindeki değişimlerini hatırlayan ve tekrar edebilen sistem” olarak tanımlayabiliriz.

Klasik anlamda diye özellikle belirttim çünkü analog teknoloji ile çalışırken otomasyon sadece bazı stüdyo tipi mikserlerde (ya da o zamanki isimleriyle kayıt konsolları) üzerinde olan bir sistemdi. EQ ya da kompresör gibi bir outboard gear üzerinde bulunan parametreleri otomasyona sokamazdınız.

Bugün tamamen in-the-box çalışıyorsanız DAW içindeki her şeyi, kanalların seviye ayarlarından seslerin panorama içindeki dağılım noktalarına, kompresörün üzerindeki threshold parametresinden delay üzerindeki dry/wet dengesine kadar, otomasyona sokmak mümkün.

Günümüzde otomasyonun modern sound’un ayrılmaz bir parçası haline geldiğini, hatta modern sound’u şekillendiren ögelerden biri olduğunu söylesek sanırım abartmış olmayız.

 

DAW İçinde Otomasyon Yazımı

DAW içinde otomasyon yazmanın üç yolu var:

Birincisi, ekranda kanal üzerine mouse ile otomasyon eğrileri (çizgileri) çizmek.

İkincisi, ekrandaki kontrolleri kullanarak gerçek zamanlı olarak otomasyon yazmak. Örnek olarak playback sırasında (parça çalarken) istediğimiz kanalın seviye ayarını DAW içindeki mikserin fader’ı ile kontrol etmek, istediğimiz yerleri açıp kısmak.

Üçüncüsü ise yine playback sırasında (parça çalarken) dış bir kontrol ünitesi kullanarak gerçek zamanlı otomasyon yazmak. Yukarıdaki örnekten devam edecek olursak, istediğimiz kanalın seviye ayarını dış bir kontrol ünitesi ile kontrol etmek, istediğimiz yerleri açıp kısmak.

DAW için üretilmiş birçok kontrol ünitesi bulunuyor. Bunlara ingilizcede ‘control surface’ adı veriliyor. Aralarında fiyat olarak çok hesaplı olanlar da var. Aklıma ilk gelenler Presonus Faderport ve Behringer X-Touch.

Presonus FaderPort

 

Otomasyon Modları

Şimdi gelelim yazımın esas konusu olan otomasyon modlarına. Farklı firmalar otomasyon modları için farklı isimler kullanabiliyor. Hatta bazı yazılımlar içinde alternatif modlar da bulunuyor. Ancak temel olarak ele alacak olursa beş farklı otomasyon modu olduğunu söyleyebiliriz:

  • Off
  • Read
  • Write
  • Touch
  • Latch

Ben bu otomasyon modlarını size Pro Tools üzerinden anlatacağım ama diğer DAW’larda da bu modların çalışma prensipleri hemen hemen aynı.

 

Off

Adından kolayca anlaşılabileceği gibi, Off modunda otomasyon kapatılır. Eğer varsa otomasyon verisi saklanır, silinme gibi bir durum söz konusu olmaz, ancak otomasyon devre dışı kalır.

Read

Read modunda kanalda bulunan tüm otomasyon verisi okunur ve işlenir (uygulanır). Bu modda otomasyon verisi üzerinde gerçek zamanlı değişim yapılamaz. Bu sebepten dolayı Read modunu güvenli mod olarak düşünebiliriz.

Write

Write modunda otomasyon verisi playback başladığı anda kaydedilmeye başlar ve playback durana kadar devam eder. Eğer daha önce yazılmış ya da kaydedilmiş otomasyon eğrileri varsa veriler bu işlem sırasında silinir. Diğer bir deyişle Write modu ile yazılan otomasyon verisi daha önceki tüm verilerin üzerine kayıt yapar.

Touch

Touch modu küçük değişiklikler yapmak için ideal bir otomasyon modudur. Playback sırasında DAW içindeki ya da dış kontrol ünitesi üzerindeki bir parametreye veya düğmeye dokunduğunuzda yaptığınız değişiklik hemen otomasyon eğrisine yansır ve kaydedilir. Parametreden veya düğmeden elinizi çektiğinizde otomasyon eğrisi daha önceki kayıtlı haline geri döner. Örnek olarak bir klavyenin sesini sadece birkaç notada açmak için fader’ı yükseltip sonra elinizi çekebilirsiniz. Otomasyon eğrisi sadece sizin müdahale ettiğiniz bölümde değişecektir.

 

Kırmızı çizgiler Touch modu ile müdahale edilmiş otomasyon eğrisini gösteriyor.

Latch

Latch modu, Touch moduna benzer. Aradaki fark ise şudur: Touch modunda otomasyon yazımı parametrenin ayarını veya kontrol ünitesindeki düğmenin konumunu değiştirdiğinizde başlar ve elinizi çekince biter. Latch modunda ise otomasyon yazımı parametrenin ayarını veya kontrol ünitesindeki düğmenin konumunu değiştirdiğinizde başlar ancak playback duruncaya veya siz yeni bir değişiklik yapıncaya ya da otomasyon modunu Off / Read konumuna alıncaya kadar devam eder.

 

Sonuç

Yukarıda da belirttiğim gibi günümüzde otomasyon artık çok önemli. Gerçek zamanlı otomasyon yazımı için, özellikle de dış bir kontrol ünitesi kullanıyorsanız, Write, Touch ve Latch modlarını bilmek, aralarındaki farklılıklara hakim olmak çok önemli.

İyi miksler!

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Presonus FaderPort fotoğrafı: www.presonus.com

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Fotoakustik Etki ve Lazer ile Kişiye Özel Ses İletimi

Yıllardan beri kayıtlı sesleri dinlemek için hoparlör kullanıyoruz. Büyük hoparlörler, küçük hoparlörler, kulaklıklar… Hepsinin çalışma prensibi aynı. Elektrik enerjisini akustik enerjiye dönüştürüp ses dalgalarını hava aracılığı ile kulağımıza iletiyorlar.

Peki, şöyle bir sistem düşünün…

Sistemin içinde hoparlör yok. Kayıtlı sesler bir verici aracılığı ile size yönlendiriliyor, siz de hiçbir cihaz kullanmadan bu sesleri duyabiliyorsunuz. Ve sadece siz duyabiliyorsunuz!

Böyle bir şey mümkün mü?

Massachusetts Institute of Technology (MIT), Lincoln Laboratory’de yapılan bir çalışma bunun mümkün olduğunu gösteriyor!

 

Kişiye Özel İletim

The Optical Society (OSA) tarafından yayınlanan Optics Letters dergisinde, araştırmacılar Sullenberger, Kaushik ve Wynn, lazer bazlı iki farklı yöntem kullanarak müzik ve konuşma gibi çeşitli kayıtları konuşma seviyesinde hedefledikleri kişinin kulağına aktarabildiklerini belirtiyorlar.
Araştırma ekibinin lideri Charles M. Wynn bunu şöyle açıklıyor:

Geliştirdiğimiz sistem ile bilgiyi [kayıtlı sesi] belli bir mesafeden bir kişinin kulağına doğrudan gönderebiliyoruz. Bu, insan gözüne ve cildine herhangi bir zarar vermeden, sadece tek bir kişi tarafından duyulabilen sinyal taşıyabilen ilk lazer sistemi.

 

Fotoakustik Etki

Kulanılan her iki yöntem de fotoakustik etki (photoacoustic effect) prensibi üzerine kurulmuş. Fotoakustik etkisini, kabaca, bir materyalin ışığı emmesinden sonra oluşturduğu ses dalgası olarak açıklayabiliriz.

Wynn ve ekibi havadaki su buharını ışığı emmek ve sonrasında ses dalgaları oluşturmak için kullanmış:

Bu yöntem neredeyse kuru denilebilecek ortamlarda bile işe yarıyor çünkü hemen hemen her zaman havada az da olsa su bulunuyor, özellikle de insanların çevresinde. Lazer dalgaboyu ses tarafından güçlü bir şekilde absorbe edildiği taktirde sistem için fazla suya ihtiyacımız olmadığını keşfettik. Bu çok önemli çünkü absorbe ne kadar güçlü olursa o kadar çok ses üretmek mümkün.

İki Farklı Yöntem

Araştırmacılar, yukarıda da belirttiğim gibi, fotoakustik etki prensibi üzerinden iki farklı yöntem kullanmışlar.

Bunlardan biri, “sweeping” tekniği. Bu teknik ile laboratuvarlarda yapılan testlerde araştırmacılar karşılarındaki kişiye 2.5 metreden 60 dB şiddetinde ses göndermeyi başarmışlar. Sistemin daha uzun mesafeler için kolayca geliştirilebileceğini düşünüyorlar.

Araştırmacılar diğer teknikte ise kayıtlı sesi lazerin gücünü ayarlayarak lazer ışını içine encode etmişler. Yaptıkları testler sonucunda bu yöntemde sesin daha kaliteli (net) fakat seviyesinin daha düşük olduğunu belirtiyorlar.

 

Sonraki Adım

Araştırma ekibinden Sullenberger bir sonraki adımın çalışmaları açık havada daha uzun mesafelere taşımak olduğunu söylüyor ve bu teknolojinin bir gün ticarileşmesini umduğunu belirtiyor.

Böyle bir sistemle çok yaratıcı ses uygulamaları ortaya çıkabilir, bu teknoloji sahnelerden müzelere, arabalardan okullara kadar farklı farklı yerlerde kullanılabilir.

 

İlginizi çekebilir:

Cips Paketi, Saksı ve Diğer Objeleri Görsel Mikrofona Çeviren Teknoloji

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Kaynaklar: (1) R. M. Sullenberger, S. Kaushik, C. M. Wynn. “Photoacoustic communications: delivering audible signals via absorption of light by atmospheric H2O”  (2) The Optical Society, “New Technology Uses Lasers to Transmit Audible Messages to Specific People

Fotoğraflar: Massachusetts Institute of Technology (MIT), Lincoln Laboratory.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

 

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Ücretsiz Plug-in’ler (16)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 16: Steven Slate Drums 5 Free (Steven Slate Drums), Acqua Tan Free (Acustica), FreeMod Phase Modulator (Audiority),  SonEQ (Sonimus).

 

Steven Slate Drums 5 (Steven Slate Drums)

 

Steven Slate Drums 5 (SSD5), Slate’in ünlü sanal davul enstrümanının ücretsiz versiyonu. Süre ile sınırlı olmayan bu ücretsiz versiyonda sadece tek bir davul seti var ama kalite ve editing açısından herhangi bir kısıtlama yok. Plug-in’i çalıştırmak için iLok zorunluluğu bulunmuyor.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Acqua Tan Free (Acustica)

 

Acqua Tan, analog VCA kompresör simülasyon plug-in’i. Üzerinde threshold, ratio, attack, release gibi klasik parametrelere ek olarak bir de ShMod adlı bir parametre bulunuyor. ShMod kompresördeki attack parametresinin eğrisini kontrol ediyor.

Mac: AU, AAX, RTAS, VST | Win: AAX, RTAS, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

FreeMod Phase Modulator (Audiority)

 

FreeMod, bir faz modülasyon plug-in’i. Faz modülasyon osilatörü (PM Osc) 10, alt frekans osilatörü (LFO) ise 11 farklı dalga şekline sahip.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

SonEQ (Sonimus)

 

SonEQ bir müzikal ton kontrol plug-in’i. Hassas düzeltme işlemleri yapmak için değil de daha çok sese nazik müdahaleler için tasarlanmış bir EQ.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Spotify, Apple Music, YouTube ve Diğerleri… Streaming Servisleri ve Seviyeler

Spotify, Apple Music, Tidal, YouTube… Günümüzde artık birçok streaming servisi var. Bu servisler farklı farklı referans seviyeleri kullanıyorlar. Belli bir standart oluşması adına bu seviyeler genelde LUFS skalası üzerinden ifade ediliyor. Şimdi ilk önce Spotify, Apple Music, Tidal ve YouTube’un referans seviyelerine bakalım, sonra bu seviyelerin ne anlama geldiği üzerine konuşalım.

 

Spotify, Apple Music, Tidal ve YouTube

Spotify referans seviyesi olarak -14 LUFS kullanıyor. Bu değer daha önce -12 LUFS’tı ancak Apple Music’ten sonra -14 LUFS’a çekildi.

Apple Music referans seviyesi olarak -16 LUFS kullanıyor. Streaming servisleri içinde en geniş dinamik alana sahip olan servis Apple Music.

Tidal referans seviyesi olarak Spotify gibi -14 LUFS kullanıyor.

YouTube referans olarak -13 LUFS kullanıyor.

 

Streaming Servisleri ve Mastering Seviyeleri

Streaming servislerinin bu seviyeleri belirlemiş olması, bizim mastering sırasında bu seviyeleri hedef almamız gerektiği anlamına gelmiyor. Farklı servislerin farklı seviyeleri referans aldığını düşünürsek zaten bu mümkün değil. “Müziğinizi iTunes, Apple Music, Spotify ve Benzeri Dijital Platformlara Nasıl Dağıtabilirsiniz?” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi müziğinizi streaming servislerine bir aracı firma yoluyla koyabiliyorsunuz ve bu firmalar genellikle sadece tek bir master (her parça için sadece bir ses dosyası) kabul ediyor.

 

Farklı Algoritmalar

Buna ek olarak, her ne kadar seviyeler LUFS cinsinden ifade edilse de aslında bazı servisler LUFS skalasını kullanmıyor. Örnek olarak Tidal LUFS skalası üzerinden seviye ayarlaması yapıyor ancak diğer taraftan Spotify ReplayGain, Apple ise Sound Check algoritmasını kullanıyor. Seviyelerin LUFS cinsinden ifade edilmesinin sebebi, LUFS skalasının tüm dünyada, özellikle yayıncılık sektöründe, standart haline gelmiş olması. ReplayGain ve Sound Check gibi algoritmaların LUFS değerlerine çok yakın sonuçlar verdiğini belirtmekte de fayda var.

 

Dinamik Alan

Yukarıda da belirttiğim gibi, mastering sırasında bu seviyeleri hedef almamız, servislere göndereceğimiz ses dosyalarını bu seviyelere göre optimize etmemiz gerekmiyor. Diğer yandan bu seviyeleri göz ardı etmemek gerekiyor çünkü müziğin streaming servislerinde çalındığında nasıl duyulacağını bilmek oldukça önemli. Örnek olarak gönderdiğiniz ses dosyasının seviyesi Spotify tarafından 6 dB azaltılacaksa, bu sizin mastering sırasında 6 dB daha az dinamik alan sıkıştırması yapabileceğiniz anlamına gelebilir. Bu sebepten dolayı streaming servislerinin belirlediği bu seviyeleri ben, kayıtlarda dinamik alanın korunması adına, önümüze çıkmış iyi bir fırsat olarak görüyorum.

 

Her Servis veya Ortam için Farklı Mastering?

Yukarıda da belirttiğim gibi her streaming servisi için ayrı bir master hazırlanması mümkün değil. Ancak streaming servislerine gidecek ses dosyalarını alışılagelmiş “süper yüksek sesli” CD master’larından farklı olarak ele almak da fena bir fikir değil. Artık günümüzde bazı prodüksiyonlar için streaming, CD ve plak olmak üzere üç farklı master hazırlanıyor.

Spotify, Apple Music ve diğerleri için verilen LUFS seviyeleri ‘long-term’ / ‘integrated’ değerleri. Servisler kendilerine gelen parçaların seviyelerini belirlemiş oldukları bu değerlere göre tekrar ayarlıyorlar. Mastering mühendisleri ise çoğu zaman parçanın ‘integrated’ seviyesinin bu değerlerden fazla uzak olmadan ‘short-term’ değerinin -9 LUFS’ı, true peak değerinin ise -1 dB’yi geçmemesine özen gösteriyorlar.

 

Birkaç Tavsiye

Mastering yapmıyor olsanız bile LUFS ve true peak hakkında bilgi sahibi olmak, kaydını ya da miksini yaptığınız parçaların LUFS skalasında farklı referans seviyelerinde nasıl duyulacağı hakkında fikir sahibi olmak oldukça önemli. LUFS, true peak ve loudness range ile ilgili olarak “LKFS / LUFS Nedir ve Neden Önemlidir?“, “True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?” ve “Loudness Range (LRA)” başlıklı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Bence herkesin sisteminde LKFS/LUFS skalasında ölçüm yapan bir plug-in bulunmalı. Daha önceki blog yazılarımda Youlean Loudness Meter 2 ve TBProAudio mvMeter 2’nin linklerini paylaşmıştım. Göz atmak isterseniz: Ücretsiz Plug-in’ler (12) ve Ücretsiz Plug-in’ler (15).

Son olarak, streaming servislerine göndereceğiniz parçaların seviye olarak nasıl etkileneceğini görmek için Loudness Penalty sitesinden ses dosyalarınızı test edebilirsiniz. Dosyayı siteye yüklemek gerekmiyor, dolayısıyla güvenlik açısından endişe etmenizi gerektirecek bir durum yok.

 

 

İlgili yazılar:

LKFS / LUFS Nedir ve Neden Önemlidir?

 

True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?

 

Loudness Range (LRA)

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: TheAngryTeddy | Pixabay

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

İzolasyon ve Akustik Düzenleme Arasındaki Fark

İzolasyon ve akustik düzenleme arasındaki fark birçok insan tarafından karıştırılıyor. Hatta stüdyo ve akustik dediğimizde bazı insanlar sadece izolasyondan bahsettiğimizi zannediyor. Hem izolasyon hem de akustik düzenleme, her ikisi de bir ses stüdyosu için olmazsa olmazlardan! Birbirlerinden farklılar ama bir araya gelince bir bütünü oluşturuyorlar. Şimdi her ikisine de genel olarak bir bakalım…

 

İzolasyon

Stüdyoda izolasyonun iki amacı vardır:

  • Dışarıdaki seslerin içeri girmesini engellemek.
  • İçerideki seslerin dışarı çıkmasını önlemek.

Stüdyolarda genel olarak birbirinden bağımsız iki ayrı duvar kullanılır. Bu iki duvar arasında hava boşluğu ve izolasyon malzemesi vardır. İzolasyon malzemesi olarak ülkemizde en popüler seçim taş yünüdür. Duvarların birbirinden bağımsız olmasının, diğer bir deyişle iki duvarın birbirine değmemesinin ve arada hava boşluğu bırakılmasının sebebi bir duvardaki titreşimin diğer duvara iletilmesini önlemektir.

Stüdyonun tabanı da aynı şekilde yapılır. Mevcut taban üzerine yükseltilmiş olarak ikinci bir taban daha inşa edilir. Bu ikinci taban destek ve ayaklarla yerden yükseltilir. Titreşimin iletilmesini önlemek için bu destek ve ayakların mevcut tabana bastığı noktalarda titreşimi emecek malzemeler kullanılır.

Stüdyonun tavanı asma tavan tekniği ile mevcut tavandan ayrılır. Asma yerlerinde yine titreşimin iletilmesini önlemek amacıyla titreşimi emici malzemeler kullanılır.

Bu izolasyon tekniği ile “oda içinde oda” inşa edilmiş olur. Bu tip odalar yüzen oda, İngilizcede ise ‘floating room’ olarak adlandırılır.

Kapılar dikkat edilmesi gereken diğer önemli bir konudur. Stüdyolarda özel izolasyonlu çift kapı kullanılır. İki kapı arasında kalan ve yüzeylerine yüksek oranda emici maddeler uygulanmış boşluğa ‘sound lock area’ adı verilir.

İzole edilmiş küçük odalara ‘iso-booth’ denir. Bunlar stüdyoda aynı anda farklı sesleri ya da enstrümanları kayıt ederken seperasyonu sağlamak için yapılmış bölmelerdir. Örnek olarak, ana kayıt odasında grup çalarken solisti böyle bir bölmeye yerleştirerek veya diğer enstrümanları ana kayıt odasında kaydederken sadece davulu başka bir bölmeye yerleştirerek ses kanalları arasında seperasyonu sağlayabilirsiniz. Iso-booth, stüdyonun, diğer bir deyişle ana kayıt odasının bir köşesinde veya bağımsız olarak başka bir yerde olabilir.

Sadece dublaj yapılan veya voice-over kayıt edilen stüdyolarda büyük kayıt odaları yerine iso-booth bulunur. Dublaj ve voice-over stüdyolarında bu tip oda ve bölümler anons odası, İngilizcede ise ‘announce booth’ olarak adlandırılır.

 

 

 

 

Akustik Düzenleme

Akustik düzenleme ağırlıklı olarak mekân içindeki yansımaları kontrol altına almak içim yapılan bir işlemdir. Bütün mekânlarda yansıma vardır. Genişliği 4 metreden küçük odalarda yansımaları, ses kaynağından direkt olarak gelen sesten ayrı duyamayız fakat yine de bu yansımalar o odanın bir parçasıdır ve farkında olmasanız bile kayıt ettiğiniz veya önceden kayıt edilmiş bir sesi oda içinde yansımalı olarak duyarsınız.

Yansımaları kontrol almanın yöntemi, çok kaba bir anlatımla, duvarlara ve diğer yüzeylere ses dalgalarını emen ve kıran malzemeler yerleştirmektir. Bu işlemin tam doğru olarak yapılabilmesi için odada ölçüm yapılması ve formül ve hesaplamalar yardımıyla hangi malzemenin ne kadar kullanılacağının belirlenmesi gerekir. Bundan sonra bu veriler doğrultusunda emici (absorber) ve kırıcı (diffuser) paneller hazırlanıp stüdyonun ve monitör odasının iç yüzeylerine uygulanır.

Bunlara ek olarak mekân içinde alt frekanslardan kaynaklanan problemleri gidermek için ‘bass trap’ adı verilen bass kapanları kullanılır.

 

Sonuç Olarak…

Sonuç olarak, izolasyon ve akustik düzenleme birbirlerinden çok farklı iki işlem/uygulama ancak birbirlerini tamamladıkları için ikisi de bir stüdyonun olmazsa olmazlarından!

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Jungle City Studios, New York, ABD | Walters-Storyk Design Group (WSDG) | Wikimedia Commons Creative Commons lisansı ile kullanılmıştır.

Orta üçlü fotoğraf grubu: Ufuk Önen arşivi

Alt fotoğraf: Berklee Valencia, İspanya | Walters-Storyk Design Group (WSDG) | Wikimedia Commons Creative Commons lisansı ile kullanılmıştır.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

LKFS / LUFS Nedir ve Neden Önemlidir?

Sinyal seviyesini ölçmek için iki ana yöntem bulunuyor: peak ve RMS. Peak, sinyal seviyesinin en üst (maksimum) noktası veya noktaları, RMS ise sinyal seviyesinin belli bir süre içinde elde edilen ortalama değeridir. Hem peak hem de RMS ölçümleri sinyalin genliğini (İngilizcede ‘amplitude’ olarak adlandırılan değerini) tespit etmek için kullanılan yöntemlerdir.

Bugüne kadar, dijital ortamda çalışırken genellikle hep ‘peak’ değerler dikkate alındı. Hatta daha da spesifik olmak gerekirse, dijital ortamda sinyal seviyesi için ‘sample peak’ ölçümleri kullanıldı.

Sample peak ölçüm metodunu kullanmaktaki amaç, sinyaldeki en yüksek noktaları belli bir seviyede tutarak sinyalin bozulmasını önlemekti.

Bildiğiniz gibi dijital ortamda dBFS (desibel Full Scale) kullanılıyor ve bu skalada sinyalin çıkabileceği en yüksek nokta 0 dBFS. Bu noktadan sonra bozulma (distortion) başlıyor. Bu sebepten dolayı sample peak yöntemi ile yapılan ölçüm ve seviye ayarlamalarında parçanın (ya da programın) final seviyesi yıllardan beri -0.2 dBFS civarında tutuldu.

Inter-sample peak (true peak) devreye girince işin rengi değişti… Sample peak ve true peak (inter-sample peak) arasındaki farkı “True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?” başlıklı yazımda açıklamıştım, okumadıysanız tavsiye ederim.

 

Loudness

Yukarıda da belirttiğim gibi peak ve RMS ölçüm metotları sinyalini genliğini (amplitude) tespit etmek için kullanıyor. Diğer yandan bir de, Türkçede ‘sesin gürlüğü’ olarak geçen, ‘loudness’ kavramı var. Loudness, sesin yüksekliğini bizim nasıl algıladığımız ile ilgili bir kavram olduğu için oldukça önemli. Kabaca, amplitude (genlik) sinyal, loudness (gürlük) ise insanların algısı ile ilgili diyebiliriz.

İki farklı parçayı ele alalım. İkisinin de peak noktaları -0.2 dBFS’e ayarlanmış olsun. Birinci parçanın dinamik alanını kompresör ve limiter ile sıkıştıralım. İkincisine ise dokunmayalım ya da birinciye göre çok daha az sıkıştırma (kompresyon) uygulayalım. Bu iki parçayı insanlara dinlettiğinizde herkes ilk parçanın seviyesinin daha yüksek olacağını söyleyecektir. Diğer bir deyişle birinci parça herkese daha ‘loud’ gelecektir.

Bu sebepten dolayı müzik ve kayıt endüstrisi yıllardan beri ‘loudness war’ (gürlük/volüm savaşları) ile uğraşıyor: “Benim parçam CD’de ve radyoda diğer parçalara göre daha yüksek duyulsun!”

Aynı can sıkıcı durum senelerce radyo ve televizyon yayıncılığını da etkiledi. Televizyonda bir film ya da bir program seyrederken araya reklam girdiğinde yerimizden zıplayıp, uzaktan kumandanın volüm düğmesine çılgın gibi basarak sesi kısmaya çalışmanın ne kadar sinir bozucu bir şey olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

 

LKFS ve LUFS

Radyo ve televizyon yayınlarındaki bu durum çeşitli araştırmalar yapılmasında ve yeni standartların geliştirilmesinde büyük rol oynadı. Bu çabalar sonucunda sesin algılanan yüksekliği (gürlüğü) üzerinde ölçüm yapan LKFS (Loudness K-Weighted Full Scale) skalası ortaya çıktı.

LKFS, ITU (International Telecommunication Union) tarafından ITU-R BS.1770 sayılı standart haline getirildi. LKFS, ATSC (Advanced Television Systems Committee) A/85 standardında da kullanıldı. Diğer yandan EBU (European Broadcasting Union), LKFS’nin ismini kendi adlandırma yöntemlerine uymadığı gerekçesi ise LUFS (Loudness Units Full Scale) olarak değiştirdi ve R-128: Loudness Normalisation and Permitted Maximum Level of Audio Signals başlıklı dokümanına dahil etti.

Kısa bir süre içinde Avrupa, ABD ve diğer bir takım ülkelerdeki radyo ve televizyon yayınları LKFS/LUFS skalasına göre seviye ayarı yapmaya başladılar, hatta bu skalanın kullanımı bazı ülkelerde kanun haline geldi.

Sonuç olarak, bu skalaya göre yayın yapan ülkelerde televizyon seyrederken araya reklam girdiğinde panik içinde uzaktan kumandaya sarılıp sesi kısma devri kapandı.

 

LKFS ve LUFS ile İlgili Bilmemiz Gerekenler

LKFS, LUFS ve genel olarak sesin algılanan yüksekliğinin (gürlüğünün) ölçümleri ile ilgili olarak bilmemiz gereken terimleri ve kavramları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • LKFS
  • LUFS
  • LU
  • LRA
  • True Peak

LKFS (Loudness K-Weighted Full Scale), yukarıda da belirttiğim gibi sesin gürlüğünün (loudness) ölçümü için kullanılan bir skala.

LUFS (Loudness Units Full Scale), LKFS ile tamamen aynı. Sadece isimler farklı. LKFS, ITU ve ATSC; LUFS ise EBU tarafından kullanılan isim.

LKFS ve LUFS için birim olarak LU (Loudness Units) kullanılıyor. 1 LU, 1 dB’ye eşit: 1 LU = 1 dB. Bu skalada en üst seviye (tıpkı dBFS’te olduğu gibi) 0 dB, dolayısıyla ölçüm seviyeleri eksi (-) değerlerle ifade ediliyor.

LRA (Loudness Range) ile ilgili olarak ses örnekleri de içeren “Loudness Range (LRA)” başlıklı bir yazı paylaşmıştım. Göz atmanızı tavsiye ederim.

Sample peak ve true peak (inter-sample peak) ile ilgili olarak “True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?” başlıklı yazımı okumanızı öneririm.

 

LKFS ve LUFS Müzik İçin Neden Önemli?

LKFS ve LUFS sadece yayıncılık alanında değil, müzik prodüksiyonu üzerine çalışanların da bilmesi gereken kavramlar çünkü Spotify, Apple Music, YouTube gibi streaming servislerinin referans seviyeleri LUFS cinsinden ifade ediliyor.

Mastering yapmıyor olsanız bile en azından bu skalalar konusunda bilgi sahibi olmak, daha da önemlisi parçaların bu skalalarda farklı seviyelerde nasıl duyulacağı hakkında fikir sahibi olmak bence oldukça önemli.

Bunun için ücretsiz bir LKFS/LUFS ölçüm plug-in’i kurup denemeler yapabilirsiniz. Daha önceki blog yazılarımda Youlean Loudness Meter 2 ve TBProAudio mvMeter 2’nin linklerini paylaşmıştım: Ücretsiz Plug-in’ler (12) ve Ücretsiz Plug-in’ler (15).

 

İlgili yazılar:

True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?

 

Loudness Range (LRA)

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment