Otomasyon Modları

İngilizcede ‘automation’ olarak adlandırılan otomasyonu klasik anlamda “mikserin üzerinde yapılmış olan ayarların bir kısmını veya tümünü ve de bu ayarların miks içindeki değişimlerini hatırlayan ve tekrar edebilen sistem” olarak tanımlayabiliriz.

Klasik anlamda diye özellikle belirttim çünkü analog teknoloji ile çalışırken otomasyon sadece bazı stüdyo tipi mikserlerde (ya da o zamanki isimleriyle kayıt konsolları) üzerinde olan bir sistemdi. EQ ya da kompresör gibi bir outboard gear üzerinde bulunan parametreleri otomasyona sokamazdınız.

Bugün tamamen in-the-box çalışıyorsanız DAW içindeki her şeyi, kanalların seviye ayarlarından seslerin panorama içindeki dağılım noktalarına, kompresörün üzerindeki threshold parametresinden delay üzerindeki dry/wet dengesine kadar, otomasyona sokmak mümkün.

Günümüzde otomasyonun modern sound’un ayrılmaz bir parçası haline geldiğini, hatta modern sound’u şekillendiren ögelerden biri olduğunu söylesek sanırım abartmış olmayız.

 

DAW İçinde Otomasyon Yazımı

DAW içinde otomasyon yazmanın üç yolu var:

Birincisi, ekranda kanal üzerine mouse ile otomasyon eğrileri (çizgileri) çizmek.

İkincisi, ekrandaki kontrolleri kullanarak gerçek zamanlı olarak otomasyon yazmak. Örnek olarak playback sırasında (parça çalarken) istediğimiz kanalın seviye ayarını DAW içindeki mikserin fader’ı ile kontrol etmek, istediğimiz yerleri açıp kısmak.

Üçüncüsü ise yine playback sırasında (parça çalarken) dış bir kontrol ünitesi kullanarak gerçek zamanlı otomasyon yazmak. Yukarıdaki örnekten devam edecek olursak, istediğimiz kanalın seviye ayarını dış bir kontrol ünitesi ile kontrol etmek, istediğimiz yerleri açıp kısmak.

DAW için üretilmiş birçok kontrol ünitesi bulunuyor. Bunlara ingilizcede ‘control surface’ adı veriliyor. Aralarında fiyat olarak çok hesaplı olanlar da var. Aklıma ilk gelenler Presonus Faderport ve Behringer X-Touch.

Presonus FaderPort

 

Otomasyon Modları

Şimdi gelelim yazımın esas konusu olan otomasyon modlarına. Farklı firmalar otomasyon modları için farklı isimler kullanabiliyor. Hatta bazı yazılımlar içinde alternatif modlar da bulunuyor. Ancak temel olarak ele alacak olursa beş farklı otomasyon modu olduğunu söyleyebiliriz:

  • Off
  • Read
  • Write
  • Touch
  • Latch

Ben bu otomasyon modlarını size Pro Tools üzerinden anlatacağım ama diğer DAW’larda da bu modların çalışma prensipleri hemen hemen aynı.

 

Off

Adından kolayca anlaşılabileceği gibi, Off modunda otomasyon kapatılır. Eğer varsa otomasyon verisi saklanır, silinme gibi bir durum söz konusu olmaz, ancak otomasyon devre dışı kalır.

Read

Read modunda kanalda bulunan tüm otomasyon verisi okunur ve işlenir (uygulanır). Bu modda otomasyon verisi üzerinde gerçek zamanlı değişim yapılamaz. Bu sebepten dolayı Read modunu güvenli mod olarak düşünebiliriz.

Write

Write modunda otomasyon verisi playback başladığı anda kaydedilmeye başlar ve playback durana kadar devam eder. Eğer daha önce yazılmış ya da kaydedilmiş otomasyon eğrileri varsa veriler bu işlem sırasında silinir. Diğer bir deyişle Write modu ile yazılan otomasyon verisi daha önceki tüm verilerin üzerine kayıt yapar.

Touch

Touch modu küçük değişiklikler yapmak için ideal bir otomasyon modudur. Playback sırasında DAW içindeki ya da dış kontrol ünitesi üzerindeki bir parametreye veya düğmeye dokunduğunuzda yaptığınız değişiklik hemen otomasyon eğrisine yansır ve kaydedilir. Parametreden veya düğmeden elinizi çektiğinizde otomasyon eğrisi daha önceki kayıtlı haline geri döner. Örnek olarak bir klavyenin sesini sadece birkaç notada açmak için fader’ı yükseltip sonra elinizi çekebilirsiniz. Otomasyon eğrisi sadece sizin müdahale ettiğiniz bölümde değişecektir.

 

Kırmızı çizgiler Touch modu ile müdahale edilmiş otomasyon eğrisini gösteriyor.

Latch

Latch modu, Touch moduna benzer. Aradaki fark ise şudur: Touch modunda otomasyon yazımı parametrenin ayarını veya kontrol ünitesindeki düğmenin konumunu değiştirdiğinizde başlar ve elinizi çekince biter. Latch modunda ise otomasyon yazımı parametrenin ayarını veya kontrol ünitesindeki düğmenin konumunu değiştirdiğinizde başlar ancak playback duruncaya veya siz yeni bir değişiklik yapıncaya ya da otomasyon modunu Off / Read konumuna alıncaya kadar devam eder.

 

Sonuç

Yukarıda da belirttiğim gibi günümüzde otomasyon artık çok önemli. Gerçek zamanlı otomasyon yazımı için, özellikle de dış bir kontrol ünitesi kullanıyorsanız, Write, Touch ve Latch modlarını bilmek, aralarındaki farklılıklara hakim olmak çok önemli.

İyi miksler!

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Presonus FaderPort fotoğrafı: www.presonus.com

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Fotoakustik Etki ve Lazer ile Kişiye Özel Ses İletimi

Yıllardan beri kayıtlı sesleri dinlemek için hoparlör kullanıyoruz. Büyük hoparlörler, küçük hoparlörler, kulaklıklar… Hepsinin çalışma prensibi aynı. Elektrik enerjisini akustik enerjiye dönüştürüp ses dalgalarını hava aracılığı ile kulağımıza iletiyorlar.

Peki, şöyle bir sistem düşünün…

Sistemin içinde hoparlör yok. Kayıtlı sesler bir verici aracılığı ile size yönlendiriliyor, siz de hiçbir cihaz kullanmadan bu sesleri duyabiliyorsunuz. Ve sadece siz duyabiliyorsunuz!

Böyle bir şey mümkün mü?

Massachusetts Institute of Technology (MIT), Lincoln Laboratory’de yapılan bir çalışma bunun mümkün olduğunu gösteriyor!

 

Kişiye Özel İletim

The Optical Society (OSA) tarafından yayınlanan Optics Letters dergisinde, araştırmacılar Sullenberger, Kaushik ve Wynn, lazer bazlı iki farklı yöntem kullanarak müzik ve konuşma gibi çeşitli kayıtları konuşma seviyesinde hedefledikleri kişinin kulağına aktarabildiklerini belirtiyorlar.
Araştırma ekibinin lideri Charles M. Wynn bunu şöyle açıklıyor:

Geliştirdiğimiz sistem ile bilgiyi [kayıtlı sesi] belli bir mesafeden bir kişinin kulağına doğrudan gönderebiliyoruz. Bu, insan gözüne ve cildine herhangi bir zarar vermeden, sadece tek bir kişi tarafından duyulabilen sinyal taşıyabilen ilk lazer sistemi.

 

Fotoakustik Etki

Kulanılan her iki yöntem de fotoakustik etki (photoacoustic effect) prensibi üzerine kurulmuş. Fotoakustik etkisini, kabaca, bir materyalin ışığı emmesinden sonra oluşturduğu ses dalgası olarak açıklayabiliriz.

Wynn ve ekibi havadaki su buharını ışığı emmek ve sonrasında ses dalgaları oluşturmak için kullanmış:

Bu yöntem neredeyse kuru denilebilecek ortamlarda bile işe yarıyor çünkü hemen hemen her zaman havada az da olsa su bulunuyor, özellikle de insanların çevresinde. Lazer dalgaboyu ses tarafından güçlü bir şekilde absorbe edildiği taktirde sistem için fazla suya ihtiyacımız olmadığını keşfettik. Bu çok önemli çünkü absorbe ne kadar güçlü olursa o kadar çok ses üretmek mümkün.

İki Farklı Yöntem

Araştırmacılar, yukarıda da belirttiğim gibi, fotoakustik etki prensibi üzerinden iki farklı yöntem kullanmışlar.

Bunlardan biri, “sweeping” tekniği. Bu teknik ile laboratuvarlarda yapılan testlerde araştırmacılar karşılarındaki kişiye 2.5 metreden 60 dB şiddetinde ses göndermeyi başarmışlar. Sistemin daha uzun mesafeler için kolayca geliştirilebileceğini düşünüyorlar.

Araştırmacılar diğer teknikte ise kayıtlı sesi lazerin gücünü ayarlayarak lazer ışını içine encode etmişler. Yaptıkları testler sonucunda bu yöntemde sesin daha kaliteli (net) fakat seviyesinin daha düşük olduğunu belirtiyorlar.

 

Sonraki Adım

Araştırma ekibinden Sullenberger bir sonraki adımın çalışmaları açık havada daha uzun mesafelere taşımak olduğunu söylüyor ve bu teknolojinin bir gün ticarileşmesini umduğunu belirtiyor.

Böyle bir sistemle çok yaratıcı ses uygulamaları ortaya çıkabilir, bu teknoloji sahnelerden müzelere, arabalardan okullara kadar farklı farklı yerlerde kullanılabilir.

 

İlginizi çekebilir:

Cips Paketi, Saksı ve Diğer Objeleri Görsel Mikrofona Çeviren Teknoloji

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Kaynaklar: (1) R. M. Sullenberger, S. Kaushik, C. M. Wynn. “Photoacoustic communications: delivering audible signals via absorption of light by atmospheric H2O”  (2) The Optical Society, “New Technology Uses Lasers to Transmit Audible Messages to Specific People

Fotoğraflar: Massachusetts Institute of Technology (MIT), Lincoln Laboratory.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

 

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Ücretsiz Plug-in’ler (16)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 16: Steven Slate Drums 5 Free (Steven Slate Drums), Acqua Tan Free (Acustica), FreeMod Phase Modulator (Audiority),  SonEQ (Sonimus).

 

Steven Slate Drums 5 (Steven Slate Drums)

 

Steven Slate Drums 5 (SSD5), Slate’in ünlü sanal davul enstrümanının ücretsiz versiyonu. Süre ile sınırlı olmayan bu ücretsiz versiyonda sadece tek bir davul seti var ama kalite ve editing açısından herhangi bir kısıtlama yok. Plug-in’i çalıştırmak için iLok zorunluluğu bulunmuyor.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Acqua Tan Free (Acustica)

 

Acqua Tan, analog VCA kompresör simülasyon plug-in’i. Üzerinde threshold, ratio, attack, release gibi klasik parametrelere ek olarak bir de ShMod adlı bir parametre bulunuyor. ShMod kompresördeki attack parametresinin eğrisini kontrol ediyor.

Mac: AU, AAX, RTAS, VST | Win: AAX, RTAS, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

FreeMod Phase Modulator (Audiority)

 

FreeMod, bir faz modülasyon plug-in’i. Faz modülasyon osilatörü (PM Osc) 10, alt frekans osilatörü (LFO) ise 11 farklı dalga şekline sahip.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

SonEQ (Sonimus)

 

SonEQ bir müzikal ton kontrol plug-in’i. Hassas düzeltme işlemleri yapmak için değil de daha çok sese nazik müdahaleler için tasarlanmış bir EQ.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Spotify, Apple Music, YouTube ve Diğerleri… Streaming Servisleri ve Seviyeler

Spotify, Apple Music, Tidal, YouTube… Günümüzde artık birçok streaming servisi var. Bu servisler farklı farklı referans seviyeleri kullanıyorlar. Belli bir standart oluşması adına bu seviyeler genelde LUFS skalası üzerinden ifade ediliyor. Şimdi ilk önce Spotify, Apple Music, Tidal ve YouTube’un referans seviyelerine bakalım, sonra bu seviyelerin ne anlama geldiği üzerine konuşalım.

 

Spotify, Apple Music, Tidal ve YouTube

Spotify referans seviyesi olarak -14 LUFS kullanıyor. Bu değer daha önce -12 LUFS’tı ancak Apple Music’ten sonra -14 LUFS’a çekildi.

Apple Music referans seviyesi olarak -16 LUFS kullanıyor. Streaming servisleri içinde en geniş dinamik alana sahip olan servis Apple Music.

Tidal referans seviyesi olarak Spotify gibi -14 LUFS kullanıyor.

YouTube referans olarak -13 LUFS kullanıyor.

 

Streaming Servisleri ve Mastering Seviyeleri

Streaming servislerinin bu seviyeleri belirlemiş olması, bizim mastering sırasında bu seviyeleri hedef almamız gerektiği anlamına gelmiyor. Farklı servislerin farklı seviyeleri referans aldığını düşünürsek zaten bu mümkün değil. “Müziğinizi iTunes, Apple Music, Spotify ve Benzeri Dijital Platformlara Nasıl Dağıtabilirsiniz?” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi müziğinizi streaming servislerine bir aracı firma yoluyla koyabiliyorsunuz ve bu firmalar genellikle sadece tek bir master (her parça için sadece bir ses dosyası) kabul ediyor.

 

Farklı Algoritmalar

Buna ek olarak, her ne kadar seviyeler LUFS cinsinden ifade edilse de aslında bazı servisler LUFS skalasını kullanmıyor. Örnek olarak Tidal LUFS skalası üzerinden seviye ayarlaması yapıyor ancak diğer taraftan Spotify ReplayGain, Apple ise Sound Check algoritmasını kullanıyor. Seviyelerin LUFS cinsinden ifade edilmesinin sebebi, LUFS skalasının tüm dünyada, özellikle yayıncılık sektöründe, standart haline gelmiş olması. ReplayGain ve Sound Check gibi algoritmaların LUFS değerlerine çok yakın sonuçlar verdiğini belirtmekte de fayda var.

 

Dinamik Alan

Yukarıda da belirttiğim gibi, mastering sırasında bu seviyeleri hedef almamız, servislere göndereceğimiz ses dosyalarını bu seviyelere göre optimize etmemiz gerekmiyor. Diğer yandan bu seviyeleri göz ardı etmemek gerekiyor çünkü müziğin streaming servislerinde çalındığında nasıl duyulacağını bilmek oldukça önemli. Örnek olarak gönderdiğiniz ses dosyasının seviyesi Spotify tarafından 6 dB azaltılacaksa, bu sizin mastering sırasında 6 dB daha az dinamik alan sıkıştırması yapabileceğiniz anlamına gelebilir. Bu sebepten dolayı streaming servislerinin belirlediği bu seviyeleri ben, kayıtlarda dinamik alanın korunması adına, önümüze çıkmış iyi bir fırsat olarak görüyorum.

 

Her Servis veya Ortam için Farklı Mastering?

Yukarıda da belirttiğim gibi her streaming servisi için ayrı bir master hazırlanması mümkün değil. Ancak streaming servislerine gidecek ses dosyalarını alışılagelmiş “süper yüksek sesli” CD master’larından farklı olarak ele almak da fena bir fikir değil. Artık günümüzde bazı prodüksiyonlar için streaming, CD ve plak olmak üzere üç farklı master hazırlanıyor.

Spotify, Apple Music ve diğerleri için verilen LUFS seviyeleri ‘long-term’ / ‘integrated’ değerleri. Servisler kendilerine gelen parçaların seviyelerini belirlemiş oldukları bu değerlere göre tekrar ayarlıyorlar. Mastering mühendisleri ise çoğu zaman parçanın ‘integrated’ seviyesinin bu değerlerden fazla uzak olmadan ‘short-term’ değerinin -9 LUFS’ı, true peak değerinin ise -1 dB’yi geçmemesine özen gösteriyorlar.

 

Birkaç Tavsiye

Mastering yapmıyor olsanız bile LUFS ve true peak hakkında bilgi sahibi olmak, kaydını ya da miksini yaptığınız parçaların LUFS skalasında farklı referans seviyelerinde nasıl duyulacağı hakkında fikir sahibi olmak oldukça önemli. LUFS, true peak ve loudness range ile ilgili olarak “LKFS / LUFS Nedir ve Neden Önemlidir?“, “True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?” ve “Loudness Range (LRA)” başlıklı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Bence herkesin sisteminde LKFS/LUFS skalasında ölçüm yapan bir plug-in bulunmalı. Daha önceki blog yazılarımda Youlean Loudness Meter 2 ve TBProAudio mvMeter 2’nin linklerini paylaşmıştım. Göz atmak isterseniz: Ücretsiz Plug-in’ler (12) ve Ücretsiz Plug-in’ler (15).

Son olarak, streaming servislerine göndereceğiniz parçaların seviye olarak nasıl etkileneceğini görmek için Loudness Penalty sitesinden ses dosyalarınızı test edebilirsiniz. Dosyayı siteye yüklemek gerekmiyor, dolayısıyla güvenlik açısından endişe etmenizi gerektirecek bir durum yok.

 

 

İlgili yazılar:

LKFS / LUFS Nedir ve Neden Önemlidir?

 

True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?

 

Loudness Range (LRA)

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: TheAngryTeddy | Pixabay

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

İzolasyon ve Akustik Düzenleme Arasındaki Fark

İzolasyon ve akustik düzenleme arasındaki fark birçok insan tarafından karıştırılıyor. Hatta stüdyo ve akustik dediğimizde bazı insanlar sadece izolasyondan bahsettiğimizi zannediyor. Hem izolasyon hem de akustik düzenleme, her ikisi de bir ses stüdyosu için olmazsa olmazlardan! Birbirlerinden farklılar ama bir araya gelince bir bütünü oluşturuyorlar. Şimdi her ikisine de genel olarak bir bakalım…

 

İzolasyon

Stüdyoda izolasyonun iki amacı vardır:

  • Dışarıdaki seslerin içeri girmesini engellemek.
  • İçerideki seslerin dışarı çıkmasını önlemek.

Stüdyolarda genel olarak birbirinden bağımsız iki ayrı duvar kullanılır. Bu iki duvar arasında hava boşluğu ve izolasyon malzemesi vardır. İzolasyon malzemesi olarak ülkemizde en popüler seçim taş yünüdür. Duvarların birbirinden bağımsız olmasının, diğer bir deyişle iki duvarın birbirine değmemesinin ve arada hava boşluğu bırakılmasının sebebi bir duvardaki titreşimin diğer duvara iletilmesini önlemektir.

Stüdyonun tabanı da aynı şekilde yapılır. Mevcut taban üzerine yükseltilmiş olarak ikinci bir taban daha inşa edilir. Bu ikinci taban destek ve ayaklarla yerden yükseltilir. Titreşimin iletilmesini önlemek için bu destek ve ayakların mevcut tabana bastığı noktalarda titreşimi emecek malzemeler kullanılır.

Stüdyonun tavanı asma tavan tekniği ile mevcut tavandan ayrılır. Asma yerlerinde yine titreşimin iletilmesini önlemek amacıyla titreşimi emici malzemeler kullanılır.

Bu izolasyon tekniği ile “oda içinde oda” inşa edilmiş olur. Bu tip odalar yüzen oda, İngilizcede ise ‘floating room’ olarak adlandırılır.

Kapılar dikkat edilmesi gereken diğer önemli bir konudur. Stüdyolarda özel izolasyonlu çift kapı kullanılır. İki kapı arasında kalan ve yüzeylerine yüksek oranda emici maddeler uygulanmış boşluğa ‘sound lock area’ adı verilir.

İzole edilmiş küçük odalara ‘iso-booth’ denir. Bunlar stüdyoda aynı anda farklı sesleri ya da enstrümanları kayıt ederken seperasyonu sağlamak için yapılmış bölmelerdir. Örnek olarak, ana kayıt odasında grup çalarken solisti böyle bir bölmeye yerleştirerek veya diğer enstrümanları ana kayıt odasında kaydederken sadece davulu başka bir bölmeye yerleştirerek ses kanalları arasında seperasyonu sağlayabilirsiniz. Iso-booth, stüdyonun, diğer bir deyişle ana kayıt odasının bir köşesinde veya bağımsız olarak başka bir yerde olabilir.

Sadece dublaj yapılan veya voice-over kayıt edilen stüdyolarda büyük kayıt odaları yerine iso-booth bulunur. Dublaj ve voice-over stüdyolarında bu tip oda ve bölümler anons odası, İngilizcede ise ‘announce booth’ olarak adlandırılır.

 

 

 

 

Akustik Düzenleme

Akustik düzenleme ağırlıklı olarak mekân içindeki yansımaları kontrol altına almak içim yapılan bir işlemdir. Bütün mekânlarda yansıma vardır. Genişliği 4 metreden küçük odalarda yansımaları, ses kaynağından direkt olarak gelen sesten ayrı duyamayız fakat yine de bu yansımalar o odanın bir parçasıdır ve farkında olmasanız bile kayıt ettiğiniz veya önceden kayıt edilmiş bir sesi oda içinde yansımalı olarak duyarsınız.

Yansımaları kontrol almanın yöntemi, çok kaba bir anlatımla, duvarlara ve diğer yüzeylere ses dalgalarını emen ve kıran malzemeler yerleştirmektir. Bu işlemin tam doğru olarak yapılabilmesi için odada ölçüm yapılması ve formül ve hesaplamalar yardımıyla hangi malzemenin ne kadar kullanılacağının belirlenmesi gerekir. Bundan sonra bu veriler doğrultusunda emici (absorber) ve kırıcı (diffuser) paneller hazırlanıp stüdyonun ve monitör odasının iç yüzeylerine uygulanır.

Bunlara ek olarak mekân içinde alt frekanslardan kaynaklanan problemleri gidermek için ‘bass trap’ adı verilen bass kapanları kullanılır.

 

Sonuç Olarak…

Sonuç olarak, izolasyon ve akustik düzenleme birbirlerinden çok farklı iki işlem/uygulama ancak birbirlerini tamamladıkları için ikisi de bir stüdyonun olmazsa olmazlarından!

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Jungle City Studios, New York, ABD | Walters-Storyk Design Group (WSDG) | Wikimedia Commons Creative Commons lisansı ile kullanılmıştır.

Orta üçlü fotoğraf grubu: Ufuk Önen arşivi

Alt fotoğraf: Berklee Valencia, İspanya | Walters-Storyk Design Group (WSDG) | Wikimedia Commons Creative Commons lisansı ile kullanılmıştır.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

LKFS / LUFS Nedir ve Neden Önemlidir?

Sinyal seviyesini ölçmek için iki ana yöntem bulunuyor: peak ve RMS. Peak, sinyal seviyesinin en üst (maksimum) noktası veya noktaları, RMS ise sinyal seviyesinin belli bir süre içinde elde edilen ortalama değeridir. Hem peak hem de RMS ölçümleri sinyalin genliğini (İngilizcede ‘amplitude’ olarak adlandırılan değerini) tespit etmek için kullanılan yöntemlerdir.

Bugüne kadar, dijital ortamda çalışırken genellikle hep ‘peak’ değerler dikkate alındı. Hatta daha da spesifik olmak gerekirse, dijital ortamda sinyal seviyesi için ‘sample peak’ ölçümleri kullanıldı.

Sample peak ölçüm metodunu kullanmaktaki amaç, sinyaldeki en yüksek noktaları belli bir seviyede tutarak sinyalin bozulmasını önlemekti.

Bildiğiniz gibi dijital ortamda dBFS (desibel Full Scale) kullanılıyor ve bu skalada sinyalin çıkabileceği en yüksek nokta 0 dBFS. Bu noktadan sonra bozulma (distortion) başlıyor. Bu sebepten dolayı sample peak yöntemi ile yapılan ölçüm ve seviye ayarlamalarında parçanın (ya da programın) final seviyesi yıllardan beri -0.2 dBFS civarında tutuldu.

Inter-sample peak (true peak) devreye girince işin rengi değişti… Sample peak ve true peak (inter-sample peak) arasındaki farkı “True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?” başlıklı yazımda açıklamıştım, okumadıysanız tavsiye ederim.

 

Loudness

Yukarıda da belirttiğim gibi peak ve RMS ölçüm metotları sinyalini genliğini (amplitude) tespit etmek için kullanıyor. Diğer yandan bir de, Türkçede ‘sesin gürlüğü’ olarak geçen, ‘loudness’ kavramı var. Loudness, sesin yüksekliğini bizim nasıl algıladığımız ile ilgili bir kavram olduğu için oldukça önemli. Kabaca, amplitude (genlik) sinyal, loudness (gürlük) ise insanların algısı ile ilgili diyebiliriz.

İki farklı parçayı ele alalım. İkisinin de peak noktaları -0.2 dBFS’e ayarlanmış olsun. Birinci parçanın dinamik alanını kompresör ve limiter ile sıkıştıralım. İkincisine ise dokunmayalım ya da birinciye göre çok daha az sıkıştırma (kompresyon) uygulayalım. Bu iki parçayı insanlara dinlettiğinizde herkes ilk parçanın seviyesinin daha yüksek olacağını söyleyecektir. Diğer bir deyişle birinci parça herkese daha ‘loud’ gelecektir.

Bu sebepten dolayı müzik ve kayıt endüstrisi yıllardan beri ‘loudness war’ (gürlük/volüm savaşları) ile uğraşıyor: “Benim parçam CD’de ve radyoda diğer parçalara göre daha yüksek duyulsun!”

Aynı can sıkıcı durum senelerce radyo ve televizyon yayıncılığını da etkiledi. Televizyonda bir film ya da bir program seyrederken araya reklam girdiğinde yerimizden zıplayıp, uzaktan kumandanın volüm düğmesine çılgın gibi basarak sesi kısmaya çalışmanın ne kadar sinir bozucu bir şey olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

 

LKFS ve LUFS

Radyo ve televizyon yayınlarındaki bu durum çeşitli araştırmalar yapılmasında ve yeni standartların geliştirilmesinde büyük rol oynadı. Bu çabalar sonucunda sesin algılanan yüksekliği (gürlüğü) üzerinde ölçüm yapan LKFS (Loudness K-Weighted Full Scale) skalası ortaya çıktı.

LKFS, ITU (International Telecommunication Union) tarafından ITU-R BS.1770 sayılı standart haline getirildi. LKFS, ATSC (Advanced Television Systems Committee) A/85 standardında da kullanıldı. Diğer yandan EBU (European Broadcasting Union), LKFS’nin ismini kendi adlandırma yöntemlerine uymadığı gerekçesi ise LUFS (Loudness Units Full Scale) olarak değiştirdi ve R-128: Loudness Normalisation and Permitted Maximum Level of Audio Signals başlıklı dokümanına dahil etti.

Kısa bir süre içinde Avrupa, ABD ve diğer bir takım ülkelerdeki radyo ve televizyon yayınları LKFS/LUFS skalasına göre seviye ayarı yapmaya başladılar, hatta bu skalanın kullanımı bazı ülkelerde kanun haline geldi.

Sonuç olarak, bu skalaya göre yayın yapan ülkelerde televizyon seyrederken araya reklam girdiğinde panik içinde uzaktan kumandaya sarılıp sesi kısma devri kapandı.

 

LKFS ve LUFS ile İlgili Bilmemiz Gerekenler

LKFS, LUFS ve genel olarak sesin algılanan yüksekliğinin (gürlüğünün) ölçümleri ile ilgili olarak bilmemiz gereken terimleri ve kavramları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • LKFS
  • LUFS
  • LU
  • LRA
  • True Peak

LKFS (Loudness K-Weighted Full Scale), yukarıda da belirttiğim gibi sesin gürlüğünün (loudness) ölçümü için kullanılan bir skala.

LUFS (Loudness Units Full Scale), LKFS ile tamamen aynı. Sadece isimler farklı. LKFS, ITU ve ATSC; LUFS ise EBU tarafından kullanılan isim.

LKFS ve LUFS için birim olarak LU (Loudness Units) kullanılıyor. 1 LU, 1 dB’ye eşit: 1 LU = 1 dB. Bu skalada en üst seviye (tıpkı dBFS’te olduğu gibi) 0 dB, dolayısıyla ölçüm seviyeleri eksi (-) değerlerle ifade ediliyor.

LRA (Loudness Range) ile ilgili olarak ses örnekleri de içeren “Loudness Range (LRA)” başlıklı bir yazı paylaşmıştım. Göz atmanızı tavsiye ederim.

Sample peak ve true peak (inter-sample peak) ile ilgili olarak “True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?” başlıklı yazımı okumanızı öneririm.

 

LKFS ve LUFS Müzik İçin Neden Önemli?

LKFS ve LUFS sadece yayıncılık alanında değil, müzik prodüksiyonu üzerine çalışanların da bilmesi gereken kavramlar çünkü Spotify, Apple Music, YouTube gibi streaming servislerinin referans seviyeleri LUFS cinsinden ifade ediliyor.

Mastering yapmıyor olsanız bile en azından bu skalalar konusunda bilgi sahibi olmak, daha da önemlisi parçaların bu skalalarda farklı seviyelerde nasıl duyulacağı hakkında fikir sahibi olmak bence oldukça önemli.

Bunun için ücretsiz bir LKFS/LUFS ölçüm plug-in’i kurup denemeler yapabilirsiniz. Daha önceki blog yazılarımda Youlean Loudness Meter 2 ve TBProAudio mvMeter 2’nin linklerini paylaşmıştım: Ücretsiz Plug-in’ler (12) ve Ücretsiz Plug-in’ler (15).

 

İlgili yazılar:

True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?

 

Loudness Range (LRA)

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

2018 DAW Anketi Sonuçları

2018 DAW anketinin sonuçları belli oldu. Bu yıl üçüncüsünü düzenlediğim ankete katılım önceki yıllara göre biraz daha fazla oldu. 2016 yılında 1112 kişi, 2017 yılında ise 1009 kişi ankete katılmıştı. 2018 anketine 1186 kişi katıldı.

Eski anketlerin sonuçlarına şu linklerden ulaşabilirsiniz:

2016 ve 2017 anketleri iki sorudan oluşuyordu. 2018 anketi için beş soru hazırladım. Bir de sizlerden gelen istekler üzerine “ikinci tercih” opsiyonunu da ekledim. Son yıllarda artık bazılarımız birden fazla DAW kullanmaya başladık, bu sebepten bu “ikinci tercih” opsiyonunu eklemek isabetli bir karar oldu bence.

Şimdi gelelim sonuçlara… Biliyorum, en çok anketim galibini merak ediyorsunuz ama ben yine de anketteki sıralama ile soruların ve sonuçların üzerinden tek tek gideyim.

 

Soru: “Müzik ve ses teknolojileri ile ilginiz”

1186 katılımcıdan 618’i müzik ve ses teknolojileri ile profesyonel olarak ilgilendiğini söylemiş, bu da toplamda %52.11’i oluşturuyor. 618 kişiden 317’si gelirinin bir kısmını, 301’i ise gelirinin büyük bölümünü bu sektörden elde ediyor.

568 katılımcı müzik ve ses teknolojileri ile hobi olarak ilgilendiğini söylemiş, bu da katılımcıların %47.89’unu oluşturuyor.

Bu denge tam tahmin ettiğim gibi (neredeyse yarı yarıya) çıktı.

Bu arada, hemen belirtmekte fayda var, bu işten gelir elde etmese de evde çok kaliteli prodüksiyonlar yapanlar var. Para kazanmıyor olmak veya bu işi hobi olarak yapmak ortaya çıkan prodüksiyonların iyi olmayacağı anlamına kesinlikle gelmiyor.

 

Soru: “Ağırlıklı olarak kullandığınız bilgisayar işletim sistemi”

Ankete katılanlardan %60.37’sinin tercihi Windows oldu. Diğer yandan 465 kişi (%39.21) ağırlıklı olarak Mac OS X kullandığını söylemiş. Açıkçası ben Windows’un daha büyük bir yüzdeye sahip olacağını düşünüyordum. Daha önceki yıllarda bu soru olmadığı için karşılaştırma yapamıyorum ama sanırım son yıllarda, özellikle bu sektörde profesyonel çalışanlar arasında Mac’e doğru bir geçiş var.

 

Soru: “DAW kullanımınız”

Yukarıda da belirttiğim gibi bazılarımız artık birden fazla DAW kullanıyor. Bu soruyu eklemenin bunu ölçmek adına faydalı olduğunu düşünüyorum.

631 katılımcı (%53.20) sadece tek bir DAW, 555 katılımcı (%46.80) ise birden fazla DAW kullandığını söylemiş. Bu iki yüzde birbirlerine çok yakın. Bu da kullanıcıların neredeyse yarısının artık birden fazla DAW kullandığına işaret ediyor. Birden fazla DAW kullananların sayısının önümüzdeki yıllarda daha da artacağını düşünüyorum.

 

Soru: “Birinci tercih olarak kullanmakta olduğunuz DAW”

Evet, işte muhtemelen herkes tarafından en çok merak edilen sonuç… 2018 DAW anketinin galibi sürpriz bir isim: Studio One (Presonus).

Studio One, 2016 anketinde %11.33 ile 6. sırada, 2017 anketinde ise %15.76 ile 3. sıradaydı. Studio One, 2018 anketinde 238 oy ile tüm oyların %20.07’sini alarak birinci oldu!

İkinci sırada 210 oy ile oyların tamamının %17.71’ini alan Logic Pro (Apple) var! Logic Pro, 2016 anketinde %17.54, 2017 anketinde ise %17.84 ile yine ikinci sıradaydı. Logic Pro, üç yıldan beri ikinciliği kimseye bırakmıyor.

Logic Pro ile ilgili dikkat çeken bir noktayı belirtmekte fayda var: Bildiğiniz gibi Logic Pro sadece Mac OS X altında çalışıyor. Ankete katılan 1186 kişiden 465’i ağırlıklı olarak Mac OS X kullandığını söylemişti. Burada yola çıkarak Logic Pro’nun Mac kullanıcılarının %44.87’si tarafından birinci DAW olarak tercih edildiğini söyleyebiliriz.

2018 yılının üçüncüsü 188 oy ile oyların tamamının %15.85’ini alan Cubase (Steinberg) oldu. Cubase, 2016 anketinde %18.35, 2017 anketinde ise %18.33 ile üst üste iki yıl birinci olmuştu. Anketimize göre 2018 Cubase için bayağı ciddi bir düşüş yılı olmuş.

Dördüncü sırada FL Studio’yu (Image-Line) görüyoruz. FL Studio 2016’da beşinci, 2017’de ise dördüncü sıradaydı.

Beşinci sırada Live (Ableton) var. Live, 2016’da dördüncü, 2017’de ise beşinci sıradaydı.

Altıncı sırada Pro Tools (Avid) var. Pro Tools, 2016’da üçüncü, 2017’de ise yine altıncı sıradaydı. Pro Tools daha çok profesyoneller tarafından tercih edilen bir DAW, o yüzden kullanıcı sayısı kısıtlı. Bir de Avid’in fiyat politikasını da göz önüne aldığımızda Pro Tools’u önümüzdeki yıllarda da listenin üst sıralarında göreceğimizi pek sanmıyorum açıkçası.

Yedinci sırada Reaper’ı (Cockos) görüyoruz. Reaper, hem 2016’da hem de 207’de yine yedinci sıradaydı.

Tam listeyi ve DAW’ların aldıkları oy sayıları ile yüzdeleri aşağıdaki tabloda bulabilirsiniz.

 

Soru: “İkinci tercih olarak kullanmakta olduğunuz DAW”

İkinci tercih olarak başı çeken DAW, oyların %17’sini alan Logic Pro oldu!

Logic Pro ile ilgili (yukarıda belirttiğime ek olarak) dikkat çeken bir nokta daha var. Ankete katılan 1186 kişiden 465’i ağırlıklı olarak Mac OS X kullandığını söylemişti. Logic Pro birinci tercih olarak 210 oy, ikinci tercih olarak da 94 oy aldı. Bu da 465 Mac kullanıcısından 304’ünün bir şekilde Logic Pro kullandığını gösteriyor. Diğer deyişle her 100 Mac kullanıcısından 65’i birinci ya da ikinci tercihi olarak Logic Pro kullanıyor. Bu, oldukça büyük bir yüzde!

Aslında çok mantıklı çünkü Mac ve Logic Pro birlikte çok stabil ve sağlıklı çalışıyor. Bir de Logic Pro, diğer birçok DAW’larda olduğunun aksine, güncellemeler ve yeni sürümler için ücret istemiyor.

İkinci tercih listesinin ikinci sırasında Cubase, üçüncü sırasında ise (Ableton) Live var.

Tam listeyi ve DAW’ların aldıkları oy sayıları ile yüzdeleri aşağıdaki tabloda bulabilirsiniz.

 

Soru: “Kullanmakta olduğunuz DAW’ı 2019 içinde değiştirmeyi düşünüyor musunuz?”

2016 yılında ankete katılanların %86.33’ü bu soruya “hayır” cevabını vermişti. 2017 yılında da benzer bir şekilde katılımcıların %84.54’ü yine “hayır” cevabını vermişti.

DAW tercihinin biraz da alışkanlık olduğunu düşündüğümden bu yıl da benzer bir sonuç bekliyordum. Sonuç şaşırtıcı olmadı. Katılımcıların %76.80’i bu soruya “hayır cevabını” verdi.

Bu yıl “hayır” cevabının yüzdesi geçmiş senelere göre biraz daha düşük ama bunun sebebinin bu yıl seçenekler arasında farklı bir cevap bulunmasının olduğunu düşünüyorum. Ankete katılanlardan %12.24’ü yeni olan “Çalışma düzenimi değiştirmek ve projelerimi başka bir platforma taşımak riskli gelmese düşünürdüm.” seçeneğini işaretlemiş.

Yukarıda da belirttiğim gibi DAW kullanımın biraz da alışkanlıkla ilgili olduğunu düşünüyorum ama diğer yandan projeleri başka bir platforma taşımanın, çalışma düzeninin değiştirmenin çok zor olması da DAW değişikliği yapmaktan vazgeçiren sebepler arasında.

 

Benim Cevaplarım

Geçtiğimiz yıllarda sonuçları açıkladıktan sonra benim cevaplarımı ve seçimlerimi soran mesajlar aldım. Bu yıl buradan açıklayayım… Hemen belirteyim, aşağıda yazacağım markalar ve firmalar ile ticari veya başka herhangi bir bağım bulunmamakta.

Ağırlıklı olarak kullandığım bilgisayar işletim sistemi Mac OS X. 1992 yılından bu yana Apple kullanıcısıyım. Bazı akustik ve ölçüm programları dışında bütün işlerim için Mac kullanıyorum.

DAW için birinci tercihim Pro Tools. 1995’ten bu yana kullandığım ve çok alıştığım için Pro Tools ile çalışırken kendimi evde hissediyorum. Diğer yandan, Avid’in fiyat politikasını ve kullanıcılarına uzak durmasını hiç beğenmiyorum. Ancak hem alışkanlıktan dolayı hem de profesyonel müzik ve ses post prodüksiyon piyasasında hâlâ standart olmasından dolayı yakın zamanda Pro Tools’u bırakacağımı düşünmüyorum.

Pro Tools’un yanı sıra Logic Pro ve Reaper da kullanıyorum. Anketi ben de doldurdum, ikinci seçenek olarak biraz da destek olmak amacıyla Reaper’ı işaretledim.

Buraya not düşeyim, öğrencilerime Reaper’ı indirmelerini tavsiye ediyorum çünkü oldukça uzun bir deneme süresi var ve eğer almak isterlerse fiyatı diğer DAW’lara göre çok daha makul.

Kullanmakta olduğum DAW’ı 2019 içinde değiştirmeyi yukarıda açıkladığım sebeplerden dolayı düşünmüyorum. Ayrıca yukarıdaki sebeplere ek olarak platform değiştirmenin gerçekten çok zor olduğunu düşünüyorum.

 

Teşekkürler!

Ankete katılan, sosyal medyada paylaşan ve destek veren herkese çok teşekkür ediyorum.

Bakalım, 2019’da neler olacak, neler değişecek… Onları da 2018 DAW anketinde göreceğiz.

 

 

2018 Yılında En Çok Okunan Yazılar

 

Frekans Aralıkları

 

Headroom Nedir ve Neden Önemlidir?

 

Formant Frekanslar ve Pitch Shifting

 

Müziğinizi iTunes, Apple Music, Spotify ve Benzeri Dijital Platformlara Nasıl Dağıtabilirsiniz?

 

Vokal Kaydı: Birkaç Tavsiye

 

Stüdyo Mikrofonları Neden Ters Asılır?

 

Reverb Üzerindeki Decay ve Pre-Delay Parametrelerinin Ayarlanması

 

Müzik Prodüksiyonlarında Reverb Kullanımı

 

EQ Kullanımı: Birkaç Tavsiye

 

Önce Kompresör mü, Yoksa EQ mu? Kompresör ve EQ Kullanımında Sıralama Nasıl Olmalı?

 

Günümüzde Elektrogitar Kaydetmenin 4 Yolu

 

Pan Kuralları

 

True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?

 

VCA ile Subgroup Arasındaki Fark

 

Dinamik EQ

 

Gated Reverb: Yanlışlıkla Bulunan ve 80’lere Damgasını Vuran Efekt!

 

7 Maddede Desibel

 

Dengeli Sinyal

 

1/4″ ve XLR Konnektörler: Hangisi Ne İçin Kullanılır?

 

Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Ufuk Önen

UfukOnenUfuk Önen, Türkiye’de birçok müzik albümü ve benzeri çalışmaların yapımcılığını ve kayıt mühendisliğini üstlenmiş, aralarında uluslararası festivallerde gösterilmiş filmler de olmak üzere Türkiye, Avrupa ve Kuzey Amerika tabanlı 200’den fazla görsel-işitsel projede besteci, ses tasarımcısı ve ses kayıt mühendisi olarak çalışmış, konser ve sinema ses sistemleri alanlarında danışmanlık yapmıştır.

Önen, alanında ilk Türkçe kaynak olan Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabın yazarıdır ve yine bu alanda 40’tan fazla makalesi yayınlanmıştır. Önen’in Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli YaklaşımlarSynthesizer Teknolojileri ve Programlama ve Image, Time and Motion adlı kitaplarda imzası bulunmaktadır.

What Is and What Should Be adlı ses çalışması Barcelona’da 2009 Zeppelin ve Köln’de NewMedia 2010: SoundLab VII festivallerinde, Feeding Back Through the Door isimli ses çalışması ise 2009 Avrupa Kültür Başkenti Vilnius’ta Sounding Door projesi kapsamında sergilenmiştir.

Yönetmenliğini yaptığı Light (2011) adlı film 4th Annual Columbia Gorge International Film Festival, WA, USA ve 7th SoCal International Film Festival, Huntington Beach, CA, USA festivallerinde gösterilmiştir.

Ses tasarımını yaptığı Hunger adlı film 2013 yılında aralarında Chicago (ABD), Woodstock (ABD), St. Louis (ABD), San Francisco (ABD), Leeds (İngiltere) ve Calgary (Kanada) festivallerinin de bulunduğu dokuz uluslararası film festivalinde gösterilmiştir.

Ufuk Önen, Hazy Hill grubunun vokalisti ve gitaristidir. 1988-2000 yıları arasında Hazy Hill ile birlikte Türkiye ve Avrupa’da birçok konsere çıkmış, bunun yanı sıra demo, EP ve albüm çalışmaları yapmıştır. Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dil Bilimi bölümünü ve LARW (Los Angeles, ABD) ses kayıt mühendisliği sertifika programını tamamlamıştır. Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım bölümünden burslu olarak yüksek lisans, University of Salford’dan (Manchester, İngiltere) doktora derecesi almıştır.

AES (Audio Engineering Society) ‘Vice President’ (başkan yardımcısı), IASIG (Interactive Audio Special Interest Group) üyesi olan ve ATMM (Audio Technologies for Music and Media International Conference) komitesinde yer alan Önen, Bilkent Üniversitesi, İletişim ve Tasarım Bölümü’nde ses tasarım, müzik ve medya ile görsel medya dersleri vermektedir.

Ufuk Önen’in yakın tarihli çalışmaları 37. İstanbul Film Festivali ile ABD’de Miami Independent, Las Vegas Lift-Off ve World Music and Independent Film adlı film festivallerinde gösterilen Gri Değil, Siyah: Ankara Rocks! adlı uzun metraj belgesel ve 2019 yılı içinde yayımlanacak olan Miks Üzerine-2: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar isimli kitaptır.

İletişim için aşağıda yer alan e-posta adresine mesaj gönderebilirsiniz:skmt_iletisim

 

twitter Ufuk Önen @ Twitter     facebook Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri

 

Posted in Uncategorized | 2 Comments

2018’i Kapatırken…

2018’i kapatırken bir yandan yıl içindeki projelerin ve gelişmelerin bir özetini sizlerle paylaşmak, diğer yandan da yeni yılınızı kutlamak istedim.

Öncelikle, blog yazılarıma gösterdiğiniz ilgiden dolayı çok teşekkür ederim!

2012 yılında bu adreste ara sıra yazılar paylaşmaya başlamıştım. 2017 Temmuz ayından bu yana ise her Pazartesi ses ve müzik teknolojileri ile müzik endüstrisi üzerine yeni bir yazı paylaşıyorum. 2018 yılı içinde blogda sayfa görüntülenme sayısı 160 bini geçti!

Aldığım geri bildirimlerden yazıların birçok insana faydalı olduğunu anlıyorum. Bu da tabii beni gerçekten çok mutlu ediyor. 2019 yılında da yazılara aynen devam etmeyi planlıyorum.

Sayfanın altına 2018 yılı içinde en çok okunan yazılarımın başlıklarını ve linklerini ekliyorum.

 

Audio Engineering Society (AES)

 

Audio Engineering Society (AES), 1948 yılında New York’ta kurulmuş olan bir birlik. Şu anda dünyaya yayılmış 75 yerel şubesi ve toplamda 15 bin üyesi var. AES, biri Amerika diğeri ise Avrupa’da olmak üzere her yıl iki büyük kongre yapıyor. Bu kongreler içinde fuarlar da yer alıyor. Bunların yanı sıra yıl boyunca konferanslar ve yerel şubelerin düzenlediği çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor.

Audio Engineering Society’nin geçen yıl yapılan seçimlerde 2017-2019 dönemi için aralarında Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerin de olduğu Southern Europe, Middle East, Africa bölgesinden sorumlu başkan yardımcısı seçilmiştim.

Ekim ayında New York’ta yapılan kongreye katıldım ve “Vice President” (VP) (“başkan yardımcısı”) sıfatıyla ilk defa yönetim kurulu toplantılarına girdim. Benim için oldukça heyecan verici bir deneyim oldu.

2019 yılında AES’in Türkiye içindeki faaliyetlerine de hız vermek için çalışacağız.

AES profilime göz atmak isterseniz tıklayınız.

 

Yeni kitap! Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar 2

 

Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar (MPMT) çıktığı günden beri büyük ilgi gördü, iki yılda iki baskı yaptı.

Birçok okuyucudan kitabın kendilerine ne kadar çok faydası dokunduğunu anlatan mesajlar aldım. Sosyal medyada da benzer içerikli yüzlerce paylaşım gördüm. Bunları okumak, kitabın faydalı olduğunu bilmek gerçekten harika bir duygu.

2019 içinde kitabın ikinci cildi geliyor! Bu sefer 20 röportaj var ev konu yelpazesi biraz daha geniş!

 

Yeni ders: COMD-527 Creative Sound Design and Synthesis

 

Bu yıl benim için diğer bir önemli gelişme de uzunca bir süreden beri hayata geçirmeyi istediğim ses tasarımı ve sentez üzerine olan yükseklisans dersini açmak oldu.

Bilkent Üniversitesi‘nde bölümümüz İletişim ve Tasarım (Communication and Design) altında açtığımız COMD-527 Creative Sound Design and Synthesis adlı bu derste ses tasarımı ve ses sentezleme tekniklerine ve bu tekniklerin yaratıcı amaçlarla kullanılması üzerine çalışıyoruz.

Ders kapsamında bir dizi seminer için KV331 Audio‘nun kurucusu ve Synthmaster’ın babası Bülent Bıyıkoğlu’nu misafir ettik.

Bülent, ses sentezleme ve ses tasarımı konusunda öğrencilerimize hem teorik hem de pratik bilgiler aktardı. Daha sonra birlikte öğrencilerimizin yaptığı ‘preset’lere kritik verdik. Kendisine buradan çok teşekkür ediyorum.

 

Gri Değil, Siyah: Ankara Rocks!

 

Black, Not Gray: Ankara Rocks! / Gri Değil, Siyah: Ankara Rocks! adlı belgeselimiz 37. İstanbul Film Festivali kapsamında 12 Nisan’da Beyoğlu, 17 Nisan’da da Kadıköy Rexx sinemalarında gösterildi.

Gösterimlere ek olarak 12 Nisan akşamı Salon İKSV’de filmimiz için bir de konser düzenlendi.

O gece Demir Demirkan, Kalben, Son Feci Bisiklet, Özge Fışkın ve Asena (Karakedi) sahnede bizlere birlikte oldu.

Ayrıca Razor, Dr. Skull ve Hazy Hill parçaları çaldı. Ben de onlarla birlikte “Burning Shades” adlı parçamızı söyledim.

Yıllar sonra bu parçayla tekrar sahnede olmak benim için gerçekten hem çok garip hem de muhteşem bir histi!

Hem festival hem de Salon İKSV’deki gece için büyük yardımları dokunan değerli dostum Çağlan Tekil’e buradan teşekkür ediyorum.

Ankara Rocks hakkında bilgi için: www.ankararocks.com

 

TrainYourEars EQ Edition

 

TrainYourEars EQ Edition, nota üzerine kurulmuş müzik kulak eğitimlerinden farklı olarak EQ ve frekanslar üzerine yoğunlaşan, Mac ve PC için geliştirilmiş bir kulak eğitim programı.

İspanyol bir firma tarafından geliştirilmiş bu programın lokalizasyon çalışmalarına destek verdim. Bu çalışmaların bir parçası olarak 2017 yılında programa Türkçe dil desteği ekledik. TrainYourEars 2018’de de oldukça ilgi gördü.

İncelemek isterseniz buraya tıklayın.

 

Herkese mutlu bir yıl diliyorum… 2019 hepimiz için çok güzel bir sene olsun!

 

 

 

2018 Yılında En Çok Okunan Yazılar

 

Frekans Aralıkları

 

Headroom Nedir ve Neden Önemlidir?

 

Formant Frekanslar ve Pitch Shifting

 

Müziğinizi iTunes, Apple Music, Spotify ve Benzeri Dijital Platformlara Nasıl Dağıtabilirsiniz?

 

Vokal Kaydı: Birkaç Tavsiye

 

Stüdyo Mikrofonları Neden Ters Asılır?

 

Reverb Üzerindeki Decay ve Pre-Delay Parametrelerinin Ayarlanması

 

Müzik Prodüksiyonlarında Reverb Kullanımı

 

EQ Kullanımı: Birkaç Tavsiye

 

Önce Kompresör mü, Yoksa EQ mu? Kompresör ve EQ Kullanımında Sıralama Nasıl Olmalı?

 

Günümüzde Elektrogitar Kaydetmenin 4 Yolu

 

Pan Kuralları

 

True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?

 

VCA ile Subgroup Arasındaki Fark

 

Dinamik EQ

 

Gated Reverb: Yanlışlıkla Bulunan ve 80’lere Damgasını Vuran Efekt!

 

7 Maddede Desibel

 

Dengeli Sinyal

 

1/4″ ve XLR Konnektörler: Hangisi Ne İçin Kullanılır?

 

Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu

 

 

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Yazı içindeki fotoğraflar: Ufuk Önen, Yusuf Akçura, Aycan Yücel, Lalin Yüksel, Deniz Çağlarcan, Ersin Durmuş.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ders & Workshop, Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

2019 TECnology Hall of Fame: Ses Teknolojisine Yön Veren 8 Cihaz ve Buluş

2004 yılında George Petersen tarafından kurulan ve 2015 yılından bu yana NAMM Museum of Making Music tarafından sunulan TECnology Hall of Fame, her yıl ses teknolojisine önemli katkılar sağlayan cihaz ve buluşlardan oluşan bir seçim yapıyor. Bu seçimi yapan kurul, 50’den fazla ses mühendisi, eğitimci, yazar ve ses alanında çalışan profesyonellerden oluşuyor.

Bir cihazın veya buluşun aday gösterilmesi ve seçilmesi için en az 10 yıllık olması gerekiyor.

2019 yılı için TECnology Hall of Fame’e eklenmek üzere sekiz adet cihaz ve buluş seçilmiş. Yapılış ve icat tarihleri 1943 ile 2000 arasında değişiyor.

 

1943 Anechoic Chamber (Leo Beranek | Harvard Elektro-Akustik Laboratuvarı)

 

1957 M160 ribbon mikrofon (Beyerdynamic)

 

1964 Elektret mikrofon patenti (Gerhard Sessler ve James West | Bell Labs)

 

1964 Moog modüler synthesizer (Robert Moog | Moog)

 

1991 RADAR-1st 24 kanal hard disk kayıt cihazı (iZ Technology)

 

1991 Labs Source Independent Measurement (SIM) ölçüm sistemi (Meyer Sound)

 

1992 HV-3 mikrofon pre-amplifikatörü (Millennia Media)

 

2000 VerTec line array hoparlör sistemi (JBL)

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Fotoğraflar NAMM web sitesinden alınmıştır.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment