Müzik Endüstrisine Bakış (6. Bölüm)

Birinci bölüm için tıklayınız – İkinci bölüm için tıklayınız

Üçüncü bölüm için tıklayınız – Dördüncü bölüm için tıklayınız

Beşinci bölüm için tıklayınız

 

“Müzik Endüstrisine Bakış” adlı yazı dizimin bu bölümünde IFPI (International Federation of the Phonographic Industry) 2018 Global Müzik Raporu’ndaki 2017 yılı verilerini inceleyip, 2014, 2015 ve 2016 yıllarının verileri ile karşılaştıracağım.

 

Global Gelirler

Yazı dizimin daha önceki bölümlerinde de bahsettiğim gibi, 1999 yılından beri sürekli düşüşte olan global müzik gelirleri yıllar sonra ilk defa, 2015 yılında, çok az da olsa bir artış sergilemişti. 2016 ve 2017 yıllarında bu artış devam etti ve geçtiğimiz yıl global müzik gelirleri 17.3 milyar dolara ulaştı.

Gelirlerdeki bu artış elbette çok olumlu bir gelişme ancak 2017 yılındaki gelirler toplamının 1999 yılındaki gelirler toplamının hala %68.4’ü olduğunu unutmamakta fayda var. Özet olarak müzik endüstrisi eski zenginliğine henüz daha yaklaşamadı.

Aşağıdaki grafikte müzik endüstrisinin 1999-2017 yılları arasındaki global gelirlerini bulabilirsiniz.

1999-2017 Müzik Endüstrisi Global Gelirler

*** Grafik: 1999-2017 Müzik Endüstrisi Global Gelirler

 

Daha önceki bölümlerde yazmıştım ama buraya da ekleyeyim… Global gelirler dört kalemden oluşuyor: ‘Physical’, ‘digital’, ‘performance rights’ ve ‘synchronization’.

  • ‘Physical’, plak ve CD satışlarından elde edilen gelirleri;
  • ‘digital’, download ve streaming gelirlerini;
  • ‘performance rights’, müziklerin radyo, televizyon ve benzeri kanallarda yayınlanması (umuma iletim) veya bar, otel gibi halka açık yerlerde çalınması yoluyla elde edilen gelirleri;
  • ‘synchronization’ ise müziklerin reklam, televizyon programı, film ve benzeri ticari işlerde kullanılması yoluyla elde edilen gelirleri kapsıyor.

 

Gelirlerin Dağılımı

IFPI’nin (2017 yılının verilerini kapsayan) 2018 Global Müzik Raporu’nda gelirlerin dağılımı şu şekilde:

  • ‘Physical’ (CD ve plak) %30
  • ‘Digital’ (download + streaming) %54
  • ‘Performance rights’ (umuma iletim + halka açık mekanlarda çalınma) %14
  • ‘Synchronization’ (film, TV, reklam senkronizasyon) %2

Plak ve CD satışlarının düşüşü devam ediyor. Bu, zaten beklenilen bir durum, o yüzden şaşırtıcı değil. Diğer yandan fiziksel satışların tüm gelirlerin hala %30’unu oluşturduğunu unutmamak gerekir. Bu azımsanacak bir yüzde değil.

Plak satışları artmaya devam etse de artık hemen hemen tepe noktasına ulaştığı tahmin ediliyor. Bundan sonraki yıllarda fazla bir artış olması beklenmiyor. Zaten her ne kadar ortada çok fazla plak satılıyormuş gibi bir algı olsa da, aslında plak satışları global gelirlerin sadece %3.7’sini oluşturuyor.

Diğer dikkat edilmesi gereken bir konu da bu yüzdelerin global dağılımı temsil ettiği. Yüzdeler ülkeden ülkeye değişkenlik gösteriyor. Örnek olarak fiziksel formatlar global olarak tüm gelirlerin %30’unu oluştururken bu oran Almanya’da %43, Japonya’da %72! Evet, Japonlar hala fiziksel formatı, özellikle de CD’yi tercih ediyorlar.

‘Performance right’ ve ‘synchronization’ gelirlerinin toplamı, tüm gelirlerin %16’sını oluşturuyor.

 

Geçmiş Yıllarla Karşılaştırma

Fiziksel ve dijital gelirler ilk defa 2014 yılında eşitlenmişti. Bu sebepten dolayı 2014 önemli bir yıldır. 2015 yılında dijital gelirler az farklı fiziksel gelirlerin önüne geçmişti. 2016 ve 2017 yıllarında dijital gelirlerin artışı devam etti.

2016 yılı içinde toplam gelirin %50’sini oluşturan dijital gelirler, 2017 yılında %8’lik bir artışla %54’e çıktı.

Dijital gelirlerin kendi içindeki dağılımına baktığımızda streaming gelirlerinin keskin bir artışla tüm dijital gelirlerin %70’ini oluşturduğunu görüyoruz. Bunun yanı sıra streaming gelirleri global gelirlerin %38’ini oluşturuyor ki bu oran tek başına toplam fiziksel gelirlerin oranından yüksek.

Son dört yıl içinde ‘performance right’ ve ‘synchronization’ gelirlerinde bir değişiklik görülmüyor. 2014, 2015 ve 2016 yıllarında olduğu gibi 2017 yılında da bu gelirler aynı oranda devam ediyor.

 

Streaming Servisleri ve Ücretli Kullanıcılar

Spotify ve diğer streaming servislerini ücretli kullananların sayısı 2014 yılında 4 milyon, 2015 yılında ise 68 milyondu. 2016 yılında bu sayı 97 milyona (aile aboneliklerini dikkate aldığımızda 112 milyona) çıktı. 2017 yılında ücretli kullanıcılarda büyük bir artış oldu ve sayı 176 milyona çıktı!

 

En Büyük Pazarlar

2017 yılı gelirleri ülkelere bölündüğü zaman aşağıdaki gibi bir tablo ile karşılaşıyoruz.

1- Amerika Birleşik Devletleri
2- Japonya
3- Almanya
4- İngiltere
5- Fransa
6- Güney Kore
7- Kanada
8- Avustralya
9- Brezilya
10- Çin

 

Değerlendirme

Görünen o ki müzik endüstrisi streaming sayesinde bir hareket kazandı. Streaming servisleri ile müzik dinlemek, CD, plak ve download seçeneklerine göre çok daha kolay. İnsanlar her zaman (her zaman olmasa bile çoğu zaman) tercihlerini kolay olandan yana kullanıyorlar. Ücretli kullanıcı sayılarının artışına baktığımızda insanların bu kolaylık için para ödemeye razı olduklarını görüyoruz.

Tabii unutmamak gerekir ki YouTube hala en büyük streaming platformu ve bedava! Bu belki dinleyiciler için iyi bir şey olabilir ama sanatçılar, besteciler, firmalar ve genel olarak müzik endüstrisinde çalışan profesyoneller için (en azından telif ödemeleri açısından) çok da iyi bir şey değil.

IFPI’nin 2018 raporunda okuduğuma göre 2017 yılında Spotify’ın kullanıcı başına yapımcı firmalara ödediği miktar 20 dolar, YouTube’un ödediği miktar ise sadece 1 dolarmış!

Tabii her madalyonun iki yüzü var… Telif olarak gelir kaybı gibi gözükse de diğer yandan YouTube çok ciddi bir pazarlama platformu.

2018 yılı içinde streaming servislerinin daha da yaygınlaşmasını, fiziksel formatlardan elde edilen gelirlerin azalmasını ve YouTube üzerinde yapılan tartışmaların devam edeceğini tahmin etmek pek zor değil.

 

 

Kaynaklar: IFPI 2015, 2016, 2017, 2018 Global Music Report.

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: theglassdesk | Pixabay

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Endüstrisi | Leave a comment

Önce Kompresör mü, Yoksa EQ mu? Kompresör ve EQ Kullanımında Sıralama Nasıl Olmalı?

Önce kompresör mü, yoksa EQ mu? Bu, hep sorulan ve tartışılan klasik bir konu. Tek bir cevabı yok. Cevap hem duruma göre hem de miksi yapan kişinin teknik ve estetik yaklaşımına göre değişiyor.

Bu soruyu Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar adlı kitabım için röportaj yaptığım tüm değerli müzik insanlarına sormuştum. Tahmin ettiğim gibi hepsinden farklı farklı cevaplar geldi.

Cevapları toplu bir şekilde kitaptaki röportaj sırası ile aşağıda sizlerle paylaşacağım ama ondan önce ben kendi yaklaşımımı size aktarmak istiyorum.

 

Benim Yaklaşımım

Ben ilk önce filtre ile başlamayı tercih ediyorum. Eğer varsa, sinyalde belli bir noktanın altında ya da üstünde kalan frekansları low-cut veya high-cut filtre ile kesiyorum. Filtre kullanımını her kanalda otomatik olarak uygulamıyorum ama çoğu kanalda kesilmesi gereken frekanslar karşıma çıkıyor. Bunlar da genel olarak alt frekans aralıklarında oluyor.

Filtre sonrasında eğer gerekliyse parametrik EQ ile kesilmesi ya da azaltılması gereken frekans aralıklarına müdahale ediyorum.

Filtre ve EQ ile yaptığım temizliği kompresörden önce gerçekleştirmemim nedeni, kompresörün istenmeyen frekanslara (ya da istenmeyen frekanslar sebebi ile) tepki vermesini önlemek. Eğer sinyalde bir problem varsa ben bu problemi her zaman kompresörden önce çözüp, kompresöre mümkün olduğunca sorunsuz bir sinyal göndermeyi tercih ederim.

Sinyali kompresöre gönderip sıkıştırdıktan sonra genelde bir EQ daha kullanıyorum. Bu sefer EQ’yu kullanma sebebim sinyalde vurgulamak istediğim frekansları boost etmek, yani seviyelerini açmak. Bunun için de genellikle parametrik EQ kullanıyorum ama bazen shelving EQ kullandığım da olabiliyor.

Tabii bu yazdıklarım hep genel kullanımıma yönelik bilgileri. Yeri geliyor, vurgulamak istediğim frekanslar için kullandığım EQ’yu kompresörden önce kullanıyorum. Yeri geliyor, ikinci EQ sonunda bir kompresör daha kullanıyorum, sinyal zinciri filtre-EQ1-kompresör1-EQ2-kompresör2 şeklinde oluyor. Örnekler çoğaltılabilir.

Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımda filtre, EQ ve kompresör ile ilgili bilgiler bulabilirsiniz. Çeşitlerini, çalışma prensiplerini ve kullanımlarını detaylı bir şekilde anlatmıştım.

Aşağıda Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar adlı kitabım için röportaj yaptığım değerli müzik insanlarının cevaplarını paylaşıyorum. Kitap ile ilgili bilgi almak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

 

 

Hep sorulan ve tartışılan klasik bir konu… Önce kompresör mü, yoksa EQ mu? Siz hangi durumda hangisini önce kullanıyorsunuz?

 

Alen Konakoğlu

Vokal hariç bütün kanallar için önce EQ, sonra kompresör. Bazen tersi olabiliyor ama çoğunlukla önce EQ. Eğer önce açmış olduğum kompresör tizleri biraz alıyorsa EQ’yu sonra açarak bu durumu düzeltmeyi tercih edebiliyorum. Bazı reverb ve delay’lerime de EQ koyuyorum.

 

Alp Turaç

EQ ile ne yapacağıma bağlı. Eğer boost edeceksem, önce kompresör sonra EQ. Zira, EQ ile boost ettiğim frekanslara kompresörün saldırmasını istemem. Hatta bazen, önce EQ ile bazı frekansları traşlayıp, sonra kompresör, arkasına bir EQ ile boost yaptığım da oluyor. Bence bu tip kuralları ezberlemeyip, yeri geldikçe kulağımıza güvenerek dinleyerek karar vermek gerekiyor.

 

Barış Büyük

Miks sırasında herhangi bir kanal neyi yapmamı gerektiriyorsa onu yapıyorum. Bazen sadece bir kompresör veya bir EQ. Bazen önce bir EQ ile o sesin problemli frekanslarını düzeltip, sonra kompres edip, daha sonra bir EQ ile de renklendirebiliyorum. Tamamen o an, o sesin kaydı ve/veya miks içinde nasıl yer almasını istemem ile ilgili ve değişken bir durum… Bir seste bazen ne EQ, ne kompresör kullanıyorum. Kısacası tamamen mikse nasıl hizmet edecekse o şekilde ilerliyorum.

 

Bora Uslusoy

Bu konu acaba gereğinden fazla mı önemseniyor? Pek fazla takılmıyorum. Genelde davullarda önce dinamik işlemcileri kullanıyorum. Mastering sırasında ise EQ her zaman kompresörden önce geliyor.

 

Çağan Tunalı

Bu kayıt edilen kanala göre değişiyor ama çoğu zaman önce EQ kullanıyorum. Temizlenmiş kanala kompresör uygulamak daha iyi sound veriyor. Bazen özellikle akustik enstrümanlara, önce kompresör kullandığım oluyor. Mesela akustik gitar ve piyano gibi enstrümanlarda kompresörü önce kullanmak bazı durumlarda daha iyi sonuç verebiliyor. O yüzden dediğim gibi önce kaydı duymak gerekir.

 

Doruk Somunkıran

Bence hiçbiri. Ama ikisini de kullanmak durumundaysam, önce EQ sonra kompresör. Zaten EQ ile kesip atacağım gereksiz bir enerji varsa, bunu kesmeden kompresöre yönlendirmek ve kompresörün sonradan atılacak bir enerjiye tepki vermesini sağlamak anlamsız geliyor. EQ’yu sinyali güçlendirmek (boost) amacıyla kullanacak olsaydım durum değişirdi tabii.

 

Ender Balcı

Konser sound’u yaparken kompresörü önce kullanmak daha çok tercih ettiğim bir yöntem. Stüdyoda ise her ikisi birden. Hatta bazen kompresörün öncesi ve sonrası olmak üzere iki adet EQ kullanıyorum. Sonuçta benim için neye hizmet ettiği önemli.

 

Erkan Tatoğlu

Çoğu zaman kompresör önce… Sebebi basit. Kompresörler armonik içeriği, tınıyı ve vurguyu değiştirir. Yapısı gereği bazı karakteristik elementler ekler. Dolayısıyla frekans dizginleme ya da ince ayar zamanı, kompresör sonrası EQ kullanımı daha verimli sonuçlar verir. EQ kullanmadığım ya da kompresör kullanmadığım durumlar oluyor. Herhangi bir kanalda bir kompresör ve EQ kullanmak gerekiyorsa, çoğu zaman önce kompresör. Ne zaman önce EQ? Kaynak ses doğal halinden uzak bir şekilde ve/veya kötü kaydedilmişse.

 

Garo Mafyan

Hangisi ilk sırada olması gerekiyorsa o; ancak genelde kompresör tabii, tüm dikkatle. Ana kaynaktan en iyi sesi almak istiyorsanız önce o kaynağın en doğru haliyle geldiğinden emin olun, sonra küçük düzeltmelere ihtiyaç olup olmadığını dikkatle kontrol edin, ihtiyacın ne olduğuna karar verin ve sonra da dozunu çok az tutarak ekleyin… Burada hep dediğim gibi tek standart dönülmez bir yola girmemek.

 

Hakan Kurşun

Çalgının durumuna ve elde etmek istediğim neticeye bağlı. Genel olarak önce kompresör sonra EQ.

 

Haluk Çevik

Ben çalışmalarımda beste yaparken olsun, düzenleme yaparken olsun, miks ve mastering yaparken olsun, teorik ve pratik gerekliliklere çok uyan bir müzisyen değilim, böyle çalışırsam kendimi çok sınırlanmış ve hapsedilmiş hissederim. Ben bu şartlara sıkı sıkıya uyarak çalışamam, genel bir ifadeyle neticeye odaklanırım. Kafamdaki neticeye ulaşabiliyorsam önce kompresör mü, yoksa EQ mu benim için önemli olmaz. Tabii ki olmazsa olmaz dediğimiz birtakım kurallar var. Kendi mantığımla baktığımda, önce EQ, sonra kompresör diyebilirim, çünkü kompresörden sonra uyguladığımız EQ bazı frekansları gereksiz yere yukarı veya aşağı atabilir, bu da belki de ikinci bir kompresör işlemi gerektirebilir, yani sağ elinle sol kulağını göstermek misali mesaiyi uzatabilir, ortaya çıkacak netice de ne olur bilinmez. Daha önce de ifade ettiğim gibi, her zaman kafamdaki neticeye ulaşabilmem önemli olduğu için, hangi EQ ve kompresör sıralaması bana o neticeyi sağlayacaksa, o sıralamayı tercih ederim.

 

İlter Kalkancı

Bu bence işin teknik kısmını tam olarak öğrenememiş kişilerin takıldığı bir konu. Sadece tartışılması garibime gider. “Araba sürmek için gaz pedalı mı daha önemlidir, yoksa direksiyon mu?” diye sormak gibi bir şey bu. Bir sesi, karakteri şekillendirmek için, bu iki işlemcinin yaptığı işler apayrı. Eldeki kayıt, kaynak ses, mikste oturtmak istediğim haline uzak bir yerdeyse, sorun ton mu yoksa dinamik aralık mı o hemen belli oluyor zaten. Önce EQ’ya sarıldığım da oluyor, kompresöre de.

 

Levent Büyük

Ağırlıklı olarak kompresör sonrası EQ kullanmakla beraber, bu konuda kesin bir kuralım yok. Eğer gereğinden fazla yüklenmiş frekanslardan dolayı kompresör istemediğim bir tepki veriyorsa önden ilgili frekansı kesip sonra kompresöre girerim. Örnek vermek gerekirse kick ya da bas gitarda alt frekans yoğun ise, kompresör, gereğinden fazla tepki verebilir. Bu durumda önden EQ ya da daha iyisi filtre kullanmanın bir yararı olabilir.

 

Mehmet Uğur Memiş

Evet, bu soru çok sorulan bir soru. Benim buna vereceğim cevap aslında çok basit. Kulaklarınıza güvenin. Ne duymak istediğinizden emin olun. Her ikisinin de kendine göre avantaj ve dezavantajları mutlaka var. EQ ardından koyacağınız bir kompresör EQ üzerinde yaptığınız cut ve boost’ları override edebilir (geçersiz kılabilir ya da etkisini azaltabilir). Burada yine en önemli şey kompresör ve EQ’nun kanala olan etkisini iyi bilmektir. Değişik ayarlarda denemeler yapmanızı öneririm. Yani kanalı duplike ederek birinde EQ’yu ilk insert, diğerinde kompresörü ilk insert olarak kullanın. Zamanla kompresör ve EQ kararlarınızı verirken daha hızlandığınızı göreceksiniz.

 

Volkan Yırtıcı

Eğer gate kullanacaksam ilk önce onu kullanırım. Çünkü gate ile bloklamak istediklerimin seviyesini diğer efektler büyütecektir. Gate kullanmayacaksam bana filtrelemek ve EQ kullanmak önce olmalı gibi geliyor. Fakat çok ağır bir EQ kullanmayacaksam kompresörü önce de düşünebilirim. Ben hep ilk önce EQ yaparım ama yine de bazen sonra olsa nasıl duyuluyor diye yer değiştiririm. Aslında bu duyduğumuz sound’a bağlı bir durumdur. Galiba bu artık herkes için yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar sorusuna döndü…

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Anton Ponomarev | Unsplash

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 1 Comment

Müziğinizi iTunes, Apple Music, Spotify ve Benzeri Dijital Platformlara Nasıl Dağıtabilirsiniz?

Müzik ve dijital platform ya da müzik ve ‘streaming’ dediğimiz zaman akla ilk gelenler genelde iTunes, Apple Music ve Spotify oluyor. Aslına bakacak olursanız dünyada şu anda faaliyet göstermekte olan 200’den fazla dijital platform var.

Bir single ya da albüm çıkartıyorsunuz ve bunu dijital platformların tamamına ya da bir kısmına dağıtmak istiyorsunuz… Peki nasıl olacak bu iş?

 

Öncelikle Bilinmesi Gerekenler

Müziğinizi dijital platformlara dağıtmak için bir yapım şirketine bağlı olmanıza gerek yok. Bunu bireysel olarak da yapabilirsiniz. Benzer bir şekilde, herhangi bir meslek birliğine üye olmanıza da gerek yok. Kısacası ‘DIY’ (Do It Yourself – Kendin Yap) mantığı ile ilerleyebilirsiniz.

Elbette bu, yapım şirketlerine ya da meslek birliklerine hiç ihtiyacınız olmayacak anlamına gelmiyor. Yolun başındayken DIY mantığı kolay çalışıyor ancak işler büyüdüğünde bir şirketle çalışmak ya da şirketleşmek ve bir meslek birliğinden destek almak faydalı veya bazı durumlarda gerekli olabiliyor.

 

Aracı Servisler

Müziğinizi dijital platformlara kendiniz dağıtmaya karar verdiğinizde akla gelen soru hemen şu oluyor: “Onlarca hatta yüzlerce dijital platform var, ben bunların hepsine tek tek nasıl ulaşacağım?”

İyi haber, tek tek ulaşmanıza gerek yok! Zaten dijital platformların çoğu şirketlerden ve sanatçılardan doğrudan gelen single ve albüm yükleme taleplerini kabul etmiyorlar.

Dağıtım için bir aracı servis kullanmanız gerekiyor. Dijital platformlara müzik dağıtımı yapan servislere ‘aggregator’ adı veriliyor. Bir aracı servis sayesinde müziğinizi onlarca hatta yüzlerce dijital platforma dağıtmak çok kolay. Üstelik çok pahalı da değil.

 

Kazancınızın Size Ödenmesi

Türkiye içinde yaşıyorsanız işin en sıkıntılı kısmı bu! Aracı servisler dijital platformlardan sizin adınıza tahsilat yapıp daha sonra bu miktarı size ödüyor. Yurtdışında bu iş PayPal ya da çek ile kolayca halledilebiliyor. Türkiye’de PayPal kullanılamadığı için aracı servis seçerken ödemeyi banka transferi ile almanın mümkün olup olmadığına dikkat etmek gerekiyor. Tabii bankalar uluslararası para transferlerinden ciddi komisyonlar alıyorlar.

 

Hangi Aracı Servis?

Zor soru! Dünyada birçok aracı servis var. Hepsi farklı farklı seçenekler ve paketler sunuyorlar. Ben aşağıda dört tanesini inceledim: TuneCore, CD Baby, DistroKid ve Ditto Music. Bu dört servis benim ya da çevremdekilerin kullandığı servisler ancak elbette diğerlerine de bakmakta, araştırma yapmakta fayda var.

 

TuneCore 2005 yılından beri faaliyet gösteren en deneyimli servislerden biri. 150’den fazla dijital platform ile çalışıyor. Dağıtım ücreti olarak albümlerden ilk yıl için 29.99 USD, sonraki her yıl için 49.99 USD; single ve tek parçalardan ise ilk yıl ve sonrasında her yıl için 9.99 USD alıyor. Dijital platformlardan elde ettiğiniz kazanç üzerinden herhangi bir komisyon almıyor. UPC (Universal Product Code) (barkod) ve ISRC (International Standard Recording Code) için ayrı bir ücret almıyor. Cover parçanız varsa mekanik hakların temin edilmesi işlemi için 15-59 USD arasında ücret alıyor. Ödemeleri çek, PayPal ve (sadece ABD içinde olmak üzere) banka transfer yoluyla yapıyor.

 

CD Baby 1998 yılında kurulmuş bir firma. DIY mantığı ile çalışan müzisyenlere kendi CD’lerini basıp satmaları için CD basımı, kapak tasarımı, barkod, CD’lerin posta yoluyla satışı gibi hizmetler veriyordu. DIY mantığına hep yakın birisi olduğum için CD Baby hep ilgimi çekmişti, benzer bir hizmetin bizim ülkemizde de olmasını istemiştim. CD Baby 2004 yılında dijital platformlara dağıtım yapıyor. Şu anda yaklaşık 100 platform ile anlaşması var. Dağıtım ücreti olarak albümlerden 49 USD, single ve tek parçalardan ise 9.95 USD alıyor. Bunlar tek seferlik ücretler, sonradan her yıl için tekrar ücret ödemek gerekmiyor. CD Baby dijital platformlardan elde ettiğiniz kazanç üzerinden %9 komisyon alıyor. ISRC ücretsiz ancak UPC için albümlerden 20 USD, single ve tek parçalardan ise 5 USD ücret alıyor. Cover parçanız varsa mekanik hakların temin edilmesi işlemi için 14.99 USD ücret alıyor. Ödemeleri çek, PayPal ve banka transfer yoluyla yapıyor.

 

DistroKid 2013 yılından beri faaliyet gösteren bir servis. 150’den fazla dijital platform ile çalışıyor. Dağıtım ücreti olarak sınırsız sayıda albüm ve single için yıllık (her yıl için) 19.99 USD alıyor. Dijital platformlardan elde ettiğiniz kazanç üzerinden herhangi bir komisyon almıyor. UPC ve ISRC için ayrı bir ücret almıyor. Cover parçanız varsa mekanik hakların temin edilmesi işlemi için aylık 1 USD ücret alıyor. Ödemeleri çek, PayPal ve banka transfer yoluyla yapıyor.

 

Ditto Music 2005 yılında kurulmuş, alanında en eski servislerden biri. 200’den fazla dijital platform ile çalışıyor. Dağıtım ücreti olarak sınırsız sayıda albüm ve single için yıllık (her yıl için) 19 USD (1 sanatçı), 29 USD (2 sanatçı) ve 69 USD (5 sanatçı) alıyor. Dijital platformlardan elde ettiğiniz kazanç üzerinden herhangi bir komisyon almıyor. UPC ve ISRC için ayrı bir ücret almıyor. Cover parçanız varsa mekanik hakların temin edilmesi işlemi herhangi bir hizmet sunmuyor, bunu kendiniz yapmak zorunda kalıyorsunuz. Ödemeleri PayPal ve banka transfer yoluyla yapıyor.

 

Kolay karşılaştırma için aşağıya bir tablo ekliyorum (üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz):

 

Diğer Aracı Servisler

Yukarıda da belirttiğim gibi, bu dört firma dışında daha bir çok servis var. Birkaç örnek olarak:

Bakmakta, araştırma yapmakta fayda var. Hepsi farklı farklı paketler ve seçenekler sunuyorlar.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Alexas_Fotos | Pixabay

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Endüstrisi | 1 Comment

Ücretsiz Plug-in’ler (13)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 13: ISOL8 (TBProAudio), SnareBuzz (Wavesfactory), Stereo Touch (Voxengo), Pancake (Cableguys).

 

ISOL8 (TBProAudio)

 

ISOL8, istediğiniz bir frekans aralığını kapatmanıza ya da solo olaraak dinlemenizi sağlayan bir monitör plug-in’i. Sinyali LF (Low Frequency), LMF (Low Mid Frequency), MF (Mid Frequency), HMF (High Mid Frequency) ve HF (High Frequency) olarak beş frekans aralığına bölüyor. Crossover noktalarını siz seçebiliyorsunuz. Miks ve mastering sırasında belirli frekans aralıklarına odaklanmak açısından çok faydalı bir plug-in.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

SnareBuzz (Wavesfactory)

 

SnareBuzz, trampet altındaki kort tellerinin diğer enstrümanların etkisi ile titreşmesi sonucunda ortaya çıkan sesleri simüle eden bir plug-in. Sample kullanılan kayıtlara gerçeklik hissi katmak için tasarlanmış. Bence iyi bir fikir!

Mac: AU, VST | Win: VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Stereo Touch (Voxengo)

 

Stereo Touch, mono sinyali stereo sinyale dönüştüren bir plug-in. Özelliği ise klasik M/S tekniğini kullanarak oldukça inandırıcı sonuçlar vermesi. Arayüzü biraz sevimsiz olsa da ses açısından çok başarılı. Mutlaka deneyin!

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Pancake (Cableguys)

 

Pancake, kendi modülasyon eğrilerinizi oluşturabileceğiniz bir panning plug-in’i. LFO, DAW içindeki tempoya senkronize edilebiliyor.

Mac: AU, VST | Win: VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Andrew Scheps ve Rear Buss Tekniği

Andrew Scheps | Waves Audio Scheps Omni Channel videosundan alınmıştır | Bilgi için görsele tıklayınız.

 

‘Rear buss’, Andrew Scheps tarafından kullanılan bir paralel kompresyon tekniği. Scheps bu tekniği analog cihazlarla çalışırken stüdyosundaki Neve kayıt mikseri üzerinde uygulamaya başlamış.

Tekniğin adının ‘rear buss’ olmasının sebebi Scheps’in bu teknik için quadrofonik ses özelliğine sahip olan Neve mikseri üzerindeki ikinci stereo buss’ı kullanmış olması. Quadrofonik sistemlerde ön (front) ve arka (rear) olmak üzere iki stereo kanal bulunuyordu. Scheps, ana miks için ön stereo buss’ı, paralel kompresyon için de arka stereo buss’ı kullanıyordu.

Andrew Scheps mikslerini artık tamamen ITB (in-the-box) olarak Pro Tools üzerinde yapıyor ancak ‘rear buss’ tekniğini hala kullanıyor.

 

‘Rear Buss’ Tekniği Nedir?

‘Rear buss’, yukarıda da belirtmiş olduğum gibi, asında bir paralel kompresyon tekniği. Scheps, davul ve vurmalı enstrümanlar hariç parçadaki diğer tüm kanalları auxiliary yoluyla bir stereo buss’a gönderiliyor. Daha sonra bu stereo buss üzerinde kompresyon uyguluyor.

Bu noktada şöyle bir tablo ortaya çıkıyor:

  • Miks
  • Davulun olmadığı kompres edilmiş diğer bir miks

Scheps son olarak sıkıştırılmış miksi, istediği ve kulağına iyi geldiği bir seviyede orijinal miksin içine katıyor. Dengeyi (sıkıştırılmış miksin seviyesini) ikinci (rear) buss’ın fader’ı ile ayarlıyor.

Bu arada bir hatırlatma yapmakta fayda var: Scheps, kanalları auxiliary üzerinden ikinci stereo buss’a gönderirken aux send’leri ‘post fader’ konumunda kullanıyor. Bununla ilgili olarak “Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

 

Rear Buss Tekniğinin Pro Tools İçinde Uygulanması

Rear buss tekniğinin uygulamasını ekran görüntüleri ile açıklayacağım. Görüntüleri, üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz. Örnek olarak Pro Tools kullandım ancak bu tekniği benzer şekillerde diğer programlarda da uygulamak mümkün.

İlk önce bir auxiliary input kanalı açın ve kanal bir isim verin (örnek olarak ‘rear buss kompresyon’).

 

Auxiliary input kanalının girişi için bir bus seçin.

 

İsterseniz bu bus için istediğiniz bir isim kullanabilirsiniz (örnek olarak ‘rear buss’).

 

Auxiliary kanalın girişinde artık ‘rear buss’ ismini görüyoruz.

 

Auxiliary kanalın çıkış yolunun diğer kanallarla aynı olduğundan emin olun.

 

Davul ve vurmalı enstrümanlar hariç diğer tüm kanalları ‘rear buss’ üzerinden auxiliary kanala gönderin. Bu işlemi her kanal için tek tek yapmak yerine istediğiniz kanalları seçip, ALT ve SHIFT tuşlarını basılı tutarken bir kanal üzerinde yapıp diğer tüm kanallara otomatik olarak uygulanmasını sağlayabilirsiniz.

 

Auxiliary kanala bir kompresör ekleyin ve ayarlarını yapın.

 

Auxiliary kanalın seviyesini istediğiniz dengeyi yakalayacak şekilde ayarlayın.

 

Rear Buss ile Standart Paralel Kompresyon Teknikleri Arasındaki Fark

Tek bir enstrüman ya da enstrüman grubu üzerinde uygulanan paralel kompresyon tekniğinde kompresör, sadece o enstrümana veya enstrüman grubuna tepki veriyor. Farklı enstrümanlara veya enstrüman gruplarına ayrı ayrı paralel kompresyon uygulayıp sonradan bunları ana mikste birleştirmek mümkün. Böyle bir durumda miks içinde birçok paralel kompresyon işlemi yapılmış ve birçok kompresör kullanılmış oluyor. Bu sayede oldukça kontrollü bir sonuç elde edilebiliyor.

Diğer yandan, ‘rear buss’ tekniğinde ise kompresör kanalların toplamına tepki veriyor. O anda mikste en yüksek enstrüman veya ses ne ise kompresörü tetikleyen ya da nasıl çalışacağını tayin eden o oluyor. Durum böyle olunca işler biraz kontrolsüz bir hâle bürünüyor. Ancak bu kontrolsüzlük aslında kötü bir şey değil. Tam tersine, enstrümanlar miks içinde gelişigüzel bir şekilde öne arkaya gittikleri için, bu kontrolsüzlük mikse hareket hissi katıyor. Tabii bunun için miksin genel olarak iyi ve enstrümanların dengelerin yerli yerinde olması şart!

 

Deneyin!

Andrew Scheps’in ‘rear buss’ tekniğini mutlaka deneyin. Her zaman kullanmayabilirsiniz ancak bazı durumlarda gerçekten çok iyi sonuçlar ortaya çıkabiliyor.

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Başlık görseli, Waves Audio‘nun yukarıda linki bulunan Andrew Scheps’ In-Depth Mixing Tips for Scheps Omni Channel adlı videosundan alınmıştır.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Proximity Effect

Cardioid ve bidirectional (figure-of-8) mikrofonlar ses kaynağına yaklaştıkça, özellikle 5 cm ve daha kısa mesafelerde, alt frekansları daha fazla üretmeye, vurgulamaya başlar. Buna “proximity effect” adı verilir. Türkçeye “yakınlık etkisi” olarak çevirebiliriz.

Proximity effect özellikle 200 Hz altında karşımıza çıkar.

Aşağıdaki grafikte cardioid bir mikrofonun frekans cevap eğrisinin 80 Hz civarında yükseldiğini görüyoruz.

Proximity effect bidirectional mikrofonlarda cardioid mikrofonlara göre daha güçlüdür. Ominidirectional mikrofonlarda proximity effect olmaz.

Bazı mikrofonlarda bu etkiyi azaltmak veya yok etmek için roll-off filtre bulunur. Bu filtre, belirlenmiş bir frekansın altında kalan diğer frekansları keser. Filtre, mikrofonun üzerinde bulunan bir düğme aracılığı ile istenildiği zaman aktif hale getirebilir.

Proximity effect istenmeyen bir etki gibi gözükse de, sesi daha dolgun bir hale getirdiği için çoğu spiker ve solist tarafından tercih edilir.

Eğer bir spiker veya soliste omni condenser veya omni dinamik mikrofon verirseniz ve sizden sesinin daha dolgun çıkmasını isterse mikrofonu cardioid bir mikrofonla değiştirip mikrofonu yakın kullanmasını söyleyebilirsiniz. Ses tonundaki değişiklik hemen fark edilecektir.

Benzer bir şekilde elektrogitar kayıtlarında da gitar tonunu daha dolgun bir hale sokmak için de proximity effect tercih edilir.

Proximity effect’in dozu biraz fazla kaçarsa sözlerin anlaşılabilirliği azalabilir, sesler çamurlu hale gelebilir ve bazı frekanslar kick ve bas gitarın frekansları ile çakışmaya başlayabilir.

Multipattern mikrofon

 

Stüdyo tipi multipattern mikrofonların bir avantajı da proximity effect’i kontrol edebilmektir. Eğer bu etki istenmiyorsa omni, isteniyorsa cardioid, daha güçlü olarak isteniyorsa bidirectional pattern seçilebilir.

Proximity effect bir parametrik EQ yardımıyla da kontrollü bir şekilde kullanılabilir. Böyle bir durumda kompresör, parametrik EQ’dan sonra kullanılmalıdır. Tersini yapacak olursanız proximity effect’in istenmeyen frekanslarını da kompresöre göndermiş olursunuz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Simon Maennling | Unsplash

Mikrofon fotoğrafı: rafabendo | Pixabay

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Uzun Zaman Sonra Kasetle Çalıştım

Beni tanıyanlar bilir, kasetleri sevmezdim ancak 1970 ve 1980’li yıllarda Türkiye’de plak bulmak çok zor olduğu için müzik dinlediğimiz ana format kasetti. 1990’lı yıllarda CD yaygınlaşmaya başladı. İleri geri sarmaktan, dip gürültüsünden ve kötü çoğaltılmış ya da kaydedilmiş kasetlerden yavaş yavaş kurtulmaya başladık. Yine de kaset, en azından “mobil” müzik dinleme formatı olarak, yerini korudu. Taşınabilir CD çalarlar hiçbir zaman walkman’in eline su dökemedi. Mobil cephede kaseti bitiren MP3 çalar ve cep telefonlarıdır.

Kaset sadece amatörlerin kullandığı bir format değildi. Grup, sanatçı ve prodüktör, o gün stüdyoda kaydedilenleri ya da kaba miksleri evlerinde, arabalarında dinlesinler diye birkaç kaset kopyası yapmak gerekirdi. Bazen de doğrudan kasete kaydedilmiş bir takım kayıtlar gelirdi; onları temizleme, düzenleme ya da makara bantlara veya bilgisayara aktarma işleri olurdu.

Kasetle uğraşması zordu… Ortadan kaybolmasına hiç üzülmedim. Hatta, sevmediğim için sevindim bile diyebilirim.

Uzun yıllar kasetlerden uzak kaldım… Ta ki geçen haftaya kadar.

Geçtiğimiz hafta içinde bir takım eski kayıtlar bulunan altı adet kaseti dijital formata aktardım.

Bu yazımda size bunun nasıl yaptığımdan bahsetmek istiyorum. Öyle ya da böyle kasetlerdeki eski kayıtlar bir şekilde hepimizin önüne çıkabiliyor ve bunları dijitale aktarmamız gerekebiliyor. Bu yazı o açıdan faydalı olabilir diye düşünüyorum.

 

Kasetçaların Kontrolü ve Temizliği

Bu iş için ilk olarak emektar kasetçalarım Technics RS-TR575’i dolaptan çıkardım. Prize taktım. Güç düğmesine bastım, cihaz açıldı!

 

Bildiğimiz gibi, ister profesyonel makara bant kayıt cihazları isterse kasetçalarlar olsun, analog makinelerin kalbi kafalarıdır. Bant, capstan adı verilen bir motor yardımıyla sabit bir hızla kafanın üzerinden geçer. Bir de bantı capstan’e bastıran lastik bir parça vardır. Buna da pinchroller, roller ya da idler adı verilir.

 

Kafa, capstan ve pinchroller bant ile temas halinde olduğundan, elimdeki kasetlerin sağlığı açısından kasetleri takmadan önce önce bir kontrol ve minik bir temizlik yaptım.

İlk önce pinchroller’ın durumunu kontrol ettim. Rengi mattı. Bu, istediğimiz bir şey. Parlak olsaydı ya da üzerinde çatlaklar olsaydı bu, durumunun kötü olduğu anlamına gelecekti. Böyle bir durumda parçayı değiştirmekten başka yok bulunmuyor.

İkinci adım olarak kafa ve capstan’i temizledim. Temiz bir kulak çubuğunu izopropil alkole batırdım, fazla alkolü atmak için çubuğu iyice salladım, kafayı ve capstan’i güzelce temizledim. Çubukta biraz kir birikti. İkinci bir çubukla aynı işlemi bir defa daha yaptım.

Kasetçaların çıkışını (sol ve sağ kanallar için) iki adet RCA – 1/4″ TS kablo ile ses kartıma bağladım. Kasetlerden birini taktım. All systems go! Her şey çalışıyor!

 

Referans Seviyesi

Analog bir kaynaktan bilgisayara ya da herhangi bir dijital cihaza kayıt yaparken ilk önce kendimize bir referans noktası seçmemiz gerekiyor. Elimdeki kasetlerin kayıt seviyelerine ve dinamik aralıklarına kabaca baktım. Seviyeler benim kasetçalarımda genel olarak 0 dB civarında görünüyordu. Kayıtların dinamik aralıkları ise oldukça dardı.

Bunları göz önüne alarak referans olarak 0 dB = -12 dBFS kullanmaya karar verdim. Diğer bir deyişle kasetçalardaki 0 dB seviyenin Pro Tools’taki karşılığının -12 dBFS olmasına karar verdim. Bu, dijitalde bana 12 dB’lik bir alan (headroom) verdi. Elimdeki materyal için bu oldukça yeterli bir alandı.

 

Kalibrasyon

Kalibrasyonu şu şekilde yaptım:

  • iPhone’u 1/8″ stereo – çift RCA bir kablo ile kasetçaların girişine bağladım.
  • iPhone üzerinde MultiTone Generator Lite programı ile 1 kHz test tonu açtım.
  • Kasetçaları record monitor konumuna aldım.
  • Pro Tools’ta bir kanal açıp kayıt/monitör konumuna aldım.
  • Test tonunu kasetçalarda 0 dB yüksekliğe göre ayarladım.
  • Test tonu devam ederken (ve sinyal seviyesi kasetçalarda 0 dB iken) ses kartımın giriş seviyesini Pro Tools kayıt kanalında -12 dBFS olacak şekilde ayarladım.

Kalibrasyon işlemi tamamlanmış oldu!

 

 

Transfer

Kalibrasyondan sonra altı kaseti Pro Tools aracılığı ile dijitale aktardım. Kabul ediyorum, onca yıl aradan sonra kasetle çalışmak, kasetten transfer için kalibrasyon yapmak bana nostaljik bir gün yaşattı ama bu kadarı yeterli! Bu bana uzunca bir süre yeter diye düşünüyorum.

Eğer sizin de kasetten dijitale aktarma yapmanız gerekirse ilk önce kasetçaların kontrolünü ve temizliğini yapıp sonrasında da yukarıda açıkladığım şekilde kasetçalar – DAW arası kalibrasyonu yapabilirsiniz.

 

İlgili yazılar:

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: sutulo | Pixabay

Fotoğraflar: Ufuk Önen

Kasetçalar çizimi The University of British Columbia UBC Wiki sitesinden alınmıştır.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

iPhone için 10 Ücretsiz Ses Uygulaması

Bu yazımda beğenerek kullandığım on adet iPhone uygulamasını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu uygulamaların çoğu iTunes’ta müzik uygulamaları olarak kategorize edilmiş ancak bence bunlar genel anlamda ses uygulamaları. Müzik uygulamaları denilince aklıma daha çok MIDI sequencer’lar, synthesizer’lar ve benzerleri geliyor.

Lafı fazla uzatmadan hemen uygulamalara geçelim… Sizinle paylaşmak istediğim on uygulama, sırasıyla: iTalk Recorder, Decibel X, Hokusai 2, Audio Spectrum Analyzer HD PRo, Audiofile Calc, AUdioMixer Lite, BPM, MultiTone Generator Lite, ClapIR Acoustics Measurement Tool ve Take Creative Vocal Recorder. Bu uygulamaların tamamı ücretsiz.

Programların başlıklardaki isimlerine tıklayarak iTunes sitesindeki sayfalarına, parantez içindeki firma isimlerine tıklayarak da program geliştiricinin web sayfasına ulaşabilirsiniz.

 

 

iTalk Recorder

iTalk Recorder (Griffin Technology) kullanımı çok basit, arayüzü temiz bir ses kayıt programı. Kayıt kalitesini ‘good’ (11 kHz), ‘better’ (22 kHz) veya ‘best’ (44.1 kHz) olarak seçip, kocaman kırmızı tuşa basıp hızlıca kayıt yapmaya başlayabiliyorsunuz. Dosya formatı olarak AIFF kullanıyor. Yaptığınız kaydın dosya büyüklüğü 2 MB altında ise dosyayı e-mail ile gönderebiliyorsunuz. Daha büyük dosyaları iTunes üzerinden bilgisayara transfer etmek mümkün. Pro versiyonunu satın alırsanız dosyaları programdan Dropbox klaösrünüze aktarmak mümkün. Basit bir ses kayıt programı arıyorsanız iTalk Recorder’ı tavsiye ederim.

iTalk Recorder

iTalk Recorder

 

 

Decibel X

Decibel X (SkyPaw), ses şiddetini ölçen kullanımı çok basit bir program. A, B, C ve Z weighting olarak hem yavaş (500 ms) hem de hızlı (200 ms) ölçüm yapabiliyor. Maksimum değeri siz sıfırlayana kadar ekranda gösteriyor. Gerçek zamanlı FFT görüntüleyebiliyor. 24 saate kadar uzun ölçümler yapmak ve ortalama değerleri hesaplamak mümkün. Ölçümlerinizi kaydedebiliyorsunuz ve isterseniz e-mail ile kendinize veya bir başkasına gönderebiliyorsunuz. E-mail ile gelen ölçümlerin yer aldığı .csv uzantılı dosyayı Excel gibi bir programla açabiliyorsunuz. Kesinlikle tavsiye ederim.

Decibel X

 

 

Hokusai 2

Hokusai Audio Editor (Wooji Juice), çok kanallı ses kayıt ve edit programı. Temiz ve basit bir arayüzü var. Kullanımı oldukça kolay. İlk önce bir proje açıyorsunuz, daha sonra kayıt yaparak ya da ses dosyalarını “import” ederek kanallar oluşturuyorsunuz. Hokusai, WAVE (.wav), AIFF (.aiff), CoreAudio (.caf) ve MPEG (.mp3, .m4a ve .aac) dosyalarını okuyabiliyor. Kayıt işlemi tamamen kanal kayıt mantığı ile işliyor: yeni bir kanal kaydederken önceden kayıt ettiğiniz kanalları dinleyebiliyorsunuz, diğer bir deyişle “overdub” yapabiliyorsunuz.

Kanallar üzerinde sesi istediğiniz gibi edit etmek mümkün, standart işlemlerin tamamı (kes, kopyala, yapıştır, sil) dokunmatik ekran üzerinde çok rahat bir şekilde yapılabiliyor. Standart edit işlemlerinin yanı sıra Hokusai size fade in, fade out gibi ek edit işlemleri yapabilme ile ton üretme (sinüs, kare, üçgen, testere dişi, white noise) imkanları da sunuyor.

Hokusai ücretsiz bir program ancak kompresör, limiter, reverb, chorus, flanger ve benzeri efektler isterseniz bunları paketler halinde satın almanız gerekiyor.

Kayıt ve edit işlemlerini tamamladıktan sonra projenizi mono veya stereo olarak miksleyip, sıkıştırmadan WAVE ya da sıkıştırıp AAC dosya formatında yazabiliyorsunuz. Miks dosyanızı iTunes üzerinden bilgisayara transfer etmek mümkün ancak Dropbox da çok iyi bir alternatif.

Hokusai Audio Editor bence ses ile ilgilenen herkesin iPhone’ununda bulunmalı.

Hokusai 2

 

 

 

Audio Spectrum Analyzer HD Pro

Audio Spectrum Analyzer HD Pro (Elena Polyanskaya), gerçek zamanlı (real time) bir analiz programı. FFT (Fast Fourier Transform; 256-16384 arası) ve Octave RTA (Real Time Analyzer; tam, 1/3 ve 1/6 oktav) özelliklerine sahip. Lineer ve logaritmik skala kullanabiliyor.

Audio Spectrum Analyzer HD Pro

 

Audio Spectrum Analyzer HD Pro

 

 

 

Audiofile Calc

Audiofile Calc (Audiofile Engineering), bir hesaplama programı. Kullanımı kolay, ses ve müzik ile uğraşan herkesin işine yarayabilecek hesaplamalar yapılabilen bir uygulama… Temposu ve bar sayısı belli bir parçanın uzunluğunu hesaplamak, MIDI notasının frekans olarak karşılığını görmek, iki farklı voltaj değerini dB olarak karşılaştırmak, açıkhavada ses kaynağından belirli bir mesafe kadar uzaklaştığımızda yeni ses şiddetinin ne kadar olacağını bulmak mümkün. Uygulamada toplam 23 farklı hesaplama bulunuyor.

Audiofile Calc, tıpkı Hokusai Audio Editor gibi, ses ile uğraşan herkesin iPhone’unda bulunması gereken bir program.

Audiofile Calc

Audiofile Calc

 

 

AudioMixer Lite

AudioMixer Lite (Langomas), telefonunuzda bulunan ses ve müzik dosyaları aynı anda çalmanızı sağlayan bir program. Seçtiğiniz ses ve müzik dosyalarını loop konumuna alabiliyorsunuz, aynı zamanda dosyaların pan ayarlarını yapabiliyor ve hızlarını kontrol edebiliyorsunuz. AudioMixer Lite, beş kanala (beş farklı ses veya müzik dosyasına) kadar destek veriyor. Kanallar arasında geçiş yapmak için her kanalda fade in ve fade out kontrolleri var. Mutlaka deneyin!

AudioMixer Lite

 

 

BPM

BPM (Cheebow) kullanımı gerçekten çok basit, tempo bulmaya yarayan bir program. Ekranda “Tap!” yazan bölüme istediğiniz tempoda tıklıyorsunuz, program tempoyu bpm (beats per minute) olarak gösteriyor.

BPM

BPM

 

 

MultiTone Generator Lite

MultiTone Generator Lite (Thomas Gruber EE Toolkit) çok başarılı bir sinyal jeneratörü. Çeşitli test sinyalleri (sine, sawtooth, square, triangle), sweep’ler ve bunların yanı sıra ‘white noise’ ve ‘pink noise’ üretebiliyor. Sinyali aynı anda hem sol hem de sağ kanala ya da tek olarak sol veya sağ kanala gönderebiliyorsunuz. Aynı anda birden fazla sinyali aktif hale getirmek için ‘pro’ versiyonunu satın almanız gerekiyor.

MultiTone Generator

MultiTone Generator Lite

 

 

ClapIR Acoustics Measurement Tool

ClapIR Acoustics Measurement Tool (Stephen Tarzia) bir araştırma projesi için geliştirilmiş, odaların akustik özelliklerini ölçen bir uygulama. Programı başlattığınızda ilk önce beş saniye boyunca arka plan gürültüsünü ölçüyor ve sonra sizden elinizi çırpmanızı istiyor. Elinizi çırpmanızın ardından program odanın yansıma süresini ve frekans tepkisini ölçüyor.

ClapIR Acoustics Measurement Tool

ClapIR Acoustics Measurement Tool

 

 

Take Creative Vocal Recorder

Take Creative Vocal Recorder (Allihoopa) vokal ve parça fikirlerinizi anında kaydetmenize yarayan bir program. Programın içinden bir ‘loop’ veya ‘beat’ seçip, tempoyu ayarlayıp, hemen kaydetmeye başlayabilirsiniz. Take Creative Voca Recorder üç kanal kayıt yapmanıza imkan tanıyor. “Tune” özelliği ile detone olduğunuz yerleri temizlemek mümkün. Bunun yanı sıra programın içinde çeşitli efektler de bulunuyor. Reason’ın yaratıcısı Propelerhead firmasının ücretiz olarak sunduğu Take Creative Vocal Recorder kullanımı oldukça basit, pratik bir program.

Take Creative Vocal Recorder

Take Creative Vocal Recorder

 

Beğenerek kullandığım on adet ücretsiz iPhone uygulamasını sizlerle paylaştım, sizin de benimle paylaşmak istediğiniz uygulamalar olursa bana biyografi sayfamın altında bulunan e-posta adresi üzerinden ulaşabilirsiniz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Jessica Lewis | Pexels

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 5 Comments

Mikste Stereo Panorama İle İlgili Birkaç Not (2. Bölüm)

Yazının ilk bölümünde modern mikslerin hemen hemen hepsinde kick, trampet, bas gitar ve ana vokallerin stereo panorama içinde orta noktaya yerleştirildiğini söylemiş daha sonra vokal ile bas gitar ve alt frekans ağırlıklı enstrümanlar hakkında bazı görüşler paylaşmıştım (birinci bölüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz).

Yazının ikinci ve son bölümünde davul, stereo çıkışlı elektronik enstrümanlar, stereo kayıtlı akustik enstrümanlar ile devam ediyorum. Yazının sonunda ise stereo kanalların panlanması ve mono kanallarda efekt kullanımına değineceğim.

 

Davul

Kick ve trampet dışında kalan davulun diğer parçalarının panoraması için ilk önce perspektife karar vermelisiniz. Davulun panoraması karşıdan dinleyene göre mi ayarlanacak, yoksa davulcuya göre mi? Panoramayı solak olmayan bir davulcunun perspektifine göre ayarlayacak olursanız hi-hat’i sola yatırmanız gerekir. Panoramayı yine solak olmayan bir davulcuya göre, fakat bu sefer davulcuya karşıdan bakıyormuş gibi ayarlayacak olursanız bu durumda hi-hat’i sağ tarafa yatırmanız gerekir. Bu tamamen bir tercih meselesidir.

Panoramada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, bir enstrümanın sağa veya sola yatırılmasının (panlanmasının) çoğu zaman tam sağ veya sol anlamına gelmediğidir. Orta, tam sağ ve tam sol miks için üç kritik noktadır. Bir sesi veya enstrümanı ortada bırakmak ya da tam sağa veya tam sola yatırmak için gerçekten iyi bir sebep olması gerekiyor.

Davul örneğimize geri dönelim ve panoramayı solak olmayan bir davulcunun perspektifine göre ayarladığımızı düşünelim. Kick ve trampeti saat 12 konumunda ya da diğer bir deyişle ortada bırakacağız. Hi-hat’i saat 9 konumunda sola yatırabiliriz. Sol tom’u saat 10 veya 11 konumunda sola, sağ tom’u saat 2 konumunda sağa, bas tom’u da saat 3 ya da 4 konumunda sağa yatırabiliriz.

Bu değerleri sadece rehberlik etmesi amacıyla veriyorum. Formülden gitmektense denemek ve dinlemek her zaman daha önemlidir. Eğer kayıt sırasında overhead mikrofonlarının konumları iyi ayarlanmışsa, davul olması gerektiğinden daha geniş duyulmuyorsa, bu mikrofonları tam sağa ve sola yatırabiliriz.

 

 

Stereo Çıkışlı Elektronik Enstrümanlar

Synthesizer, klavye gibi enstrümanların çıkışları genelde stereodur, fakat bu çıkışlar çoğu zaman sol tarafta kuru (efektsiz) sinyal, sağ tarafta ise chorus, phaser gibi bir efekt kullanılmış sinyalden oluşur. Birden fazla klavye veya synthesizer varsa ve bunları miks içinde tam sol ve tam sağ olarak panlarsanız hepsi birbirinin üzerine binecek ve sonuç bir bakıma kocaman bir mono olacaktır.

Çözüm olarak bunların pan ayarlarını daraltabilir veya diğer kanallarla örtüşmemeleri için stereo panorama içinde farklı yerlere yerleştirebilirsiniz.

Daha radikal ve belki de daha iyi bir çözüm ise efektli kanalı tamamen atıp kuru sinyali kullanmak ve delay veya pitch shifter kullanarak kendi stereo simülasyonunuzu yaratmaktır.

 

Stereo Kayıtlı Akustik Enstrümanlar

Stereo kaydedilmiş akustik enstrümanları tam sağ ve tam sola yatırmak çoğu zaman istenilenden daha geniş bir şekilde duyulmalarına yol açar. Bunun yanı sıra bu enstrümanları tam sağ ve tam sol olarak yatırdığınızda sol kanal ile orta nokta ve orta nokta ile sağ kanal arasındaki alanlar boş kalabilir. Bu sebeplerden dolayı bu enstrümanların panlarını biraz daraltıp stereo panorama içinde farklı yerlere yerleştirmek iyi bir seçim olacaktır. Bu sayede bu enstrümanlar hem gereğinden fazla geniş duyulmamış, hem diğer enstrümanlardan ayrışmış hem de (stereo panoramayı bir tablo gibi düşünürsek) tablonun bütünlüğüne hizmet etmiş olacaktır.

 

Stereo Kanalların Panlanması

Analog kayıt mikserlerinde stereo demek iki mono kanal demekti. Stereo kaydı iki ayrı kanala getirip iki ayrı pan düğmesi ile stereo panorama içinde yerleşimini yapardık.

Bu işleyiş ve mantık Pro Tools için de geçerli. Pro Tools içindeki stereo kanallarda tek bir fader olsa da, stereo kanallar iki ayrı mono kanal mantığı ile çalışıyor. Bu sebepten dolayı stereo kanallarda pan düğmesi bulunuyor.

Diğer DAW’lar genişlik ve yerleşim için farklı yöntemler kullanıyor. Örnek olarak Logic içinde ‘Stereo Pan’ ve ‘Balance’ seçenekleri var. Cubase içinde ise ‘Stereo Balance Panner’ ve ‘Stereo Combined Panner’ seçenekleri bulunuyor. Bu seçenekleri kullanıp sağ ve sol kanallar arasındaki genişliği ayarlayıp, stereo panorama içinde istediğiniz bir noktaya konumlandırabiliyorsunuz.

Pro Tools stereo ve mono kanallar

 

Mono Kanallar ve Efektler

Mono kaydedilmiş bir enstrümanı pan ve efekt yardımı ile daha geniş ve büyük duyurabilirsiniz.

Örnek olarak bir enstrümanı biraz sağa yatırıp, kısa bir reverb’e gönderip reverb’ün dönüşünü de biraz sola yatırabilirsiniz. Reverb yerine kısa bir delay de kullanabilirsiniz.

Kısa reverb derken 1 saniyenin altındaki reverb programlarından, kısa delay derken ise 100 milisaniyenin altındaki delay programlarından bahsediyorum.

Bir başka örnek olarak gitarı saat 9 pozisyonunda sola yatırıp, 10-20 ms arasında programlanmış bir delay’e gönderip delay’in dönüşünü de saat 3 pozisyonunda sağ tarafa yatırabilirsiniz. Bu şekilde hem tam uyumlu çalan iki gitar hissi vermiş olur, hem de orta kanalda vokal ve diğer enstrümanlara yer açmış olursunuz. Bu, gitar kayıtlarında çok popüler olarak kullanılan bir tekniktir.

Gitarı biraz daha geniş duyurmak için gitarı stereo delay’e gönderip bir kanalını 10-25 ms, diğer kanalını da 25-50 ms geciktirip kuru (efektsiz) sinyali ortada bırakıp delay’in dönüşlerini sağa ve sola yatırabilirsiniz.

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Hendrix B | Pexels

Fotoğraf: Jadson Thomas | Pexels

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 1 Comment

Mikste Stereo Panorama İle İlgili Birkaç Not (1. Bölüm)

Stereo plaklar 1960’lı yıllarda yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlamıştı. O yıllarda çoğu prodüktör ve ses kayıt mühendisi stereo ile tam olarak ne yapılması ve stereonun nasıl kullanılması gerektiğini henüz anlamamış olduğundan, bir kanala, örnek olarak sağ kanala, sadece enstrümanları, diğer kanala da sadece vokalleri ya da vokallerle beraber öne çıkan birkaç enstrümanı yatırıyorlardı. Yıllar geçtikçe enstrümanların stereo panorama içindeki dağılımlarının miksin genişliği ve ferahlığı açısından ne kadar önemli olduğu anlaşıldı.

Stereo panorama sadece miksin genişliği ve ferahlığı için değil, doğallığı korumak ve enstrümanların birbirleriyle örtüşmelerini önlemek açısından da çok önemlidir. Örnek olarak orkestra kayıtlarında panoramayı enstrümanların sahnedeki konumlarına göre ayarlamamız hem dinleyici açısından konser salonlarında alışık oldukları dağılımı sağlar hem de stereo kayıt içinde her enstrüman grubuna o gruba ait bir yer açar.

İngilizcede “panning” olarak adlandırılan, sesleri stereo panorama içinde dağıtma işleminin miks sırasında kullandığımız en önemli araçlardan biri olduğunu düşünüyorum. “Miks için en temel şeyler nedir?” sorusuna aldığınız cevap “seviye ayarı ile EQ ve kompresör kullanımı” ise bence o cevap, eksik bir cevaptır. Cevabın içinde mutlaka panning de bulunmalıdır.

Modern miksleri dinlediğimizde kick, trampet, bas ve ana vokalin orta noktaya yerleştirildiğini, geri kalan diğer seslerin ise panorama içinde farklı noktalara dağıtıldığını duyuyoruz. Şimdi bunlar üzerinde biraz konuşalım.

 

Vokal

Yukarıda da belirttiğim gibi modern mikslerde vokal hep ortaya yerleştiriliyor. Sebebi çok basit. Vokal, temel öge olduğu için panorama içinde orta noktaya yerleştirilmesi onu dinleyicinin odak noktasına oturtuyor.

Diğer yandan, geri vokalleri sağ ve sol kanallarda farklı noktalara yerleştirmek çok iyi sonuç veriyor. Bunun da iki sebebi var: Birincisi, geri vokaller çok daha “geniş” duyuluyor; ikincisi de, geri vokaller ana vokalden ayrılmış oluyor, diğer bir deyişle geri vokaller ana vokalden rol çalmamış oluyor.

 

 

Bas Gitar ve Alt Frekans Ağırlıklı Enstrümanlar

Alt frekanslar için yön tayini daha zor olduğundan dolayı bu frekans aralığını stereo panorama içinde dağıtmak çok mantıklı değil. Aynı durum ses sistemlerindeki sub-bass ya da subwoofer hoparlörler için de geçerli. Sol ve sağ hoparlörlerin ya da sinema sistemlerinde sol, sağ, orta, sol arka ve sağ arka hoparlörlerin konumları çok önemli. Diğer yandan, subwoofer hoparlörlerin nerede durduğunun pek bir önemli yok çünkü alt frekanslar için yön tayini yapmak çok zor.

Bas gitar ve alt frekans ağırlıklı enstrümanları stereo panorama içinde orta noktaya yerleştirmenin diğer bir sebebi ise alt frekansların enerjisini sağ ve sol kanallara eşit olarak dağıtmak. Bu, aslında plak dönemlerinden kalan bir alışkanlık. Alt frekanslar eşit olarak dağıtılmadığı zaman bas seslerde azaltma yapmak gerekiyordu, aksi taktirde iğne atlaması gibi sorunlar ortaya çıkabiliyordu.

Eğer bas gitar ya da alt frekans ağırlıklı bir enstrümanı stereo panorama içinde orta noktadan daha farklı bir yere yerleştirmek istiyorsanız bu durumda şöyle bir yol izleyebilirsiniz:

  • Kanalın bir kopyasını çıkartın.
  • Kanalları isimlendirin (örnek olarak, “Bas Alt” ve “Bas Üst”).
  • 120-150 Hz arasında bir crossover noktası belirleyin.
  • “Bas Alt” kanalında crossover noktası üzerinde kalan frekansları bir High Cut Filter ile kesin.
  • “Bas Üst” kanalında crossover noktası altında kalan frekansları bir Low Cut Filter ile kesin.

Crossover noktasına karar verirken ve High Cut ve Low Cut filtreleri uygularken filtrelerin belli bir slope’a sahip olduğunu, frekansları bıçak gibi kesmediklerini unutmamak gerekir.

Bu yöntem sayesinde alt frekansların orta noktasındaki yerini korurken, üst frekansların stereo panorama içinde farklı bir noktaya yerleştirebilirsiniz.

Alternatif olarak stereo reverb veya chorus gibi bir efekt ya da stereo genişletici bir plug-in kullanabilirsiniz.

 

Waves Brauer Motion

 

Waves P22 Stereo Maker

 

 

Yazının ikinci bölümü için buraya tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Hendrix B | Pexels

Fotoğraf: freestocks.org | Pexels

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 1 Comment