Müzik Prodüksiyonu

Kompresör Teknikleri – 1. Bölüm: Paralel Kompresör Kullanımı

Üç bölümlük bu yazı dizisinde sizlerle sıklıkla kullanılan üç kompresör tekniğini paylaşmak istiyorum: Paralel, seri ve sidechain. Şu anda okumakta olduğunuz ilk bölüm paralel kompresör kullanımı üzerine. Diğer iki bölüme aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:

  • Kompresör Teknikleri – 2. Bölüm: Seri Kompresör Kullanımı (3 Şubat 2020’de yayında)
  • Kompresör Teknikleri – 3. Bölüm: Sidechain Kompresör Kullanımı (10 Şubat 2020’de yayında)

Bu teknikleri DAW içinde nasıl uygulayacağınızı Pro Tools ve Studio One ekran görüntüleri ile açıkladım. Uygulamaları Logic Pro, Cubase gibi diğer DAW’larda da benzer şekillerde gerçekleştirebilirsiniz.

Paralel Kompresör Kullanımı

Paralel kompresör kullanımını bir bakıma efekt gibi düşünebiliriz. Nasıl bir sinyali reverb’e gönderip sonra sinyalin kendisini (dry olarak adlandırılan kuru halini) reverb verilmiş (wet olarak adlandırılan efektli) hali ile karıştırıyorsak, paralel kompresör kullanımında da sinyalin kuru halini, bir kompresör kullanarak aşırı bir şekilde sıkıştırılmış haliyle karıştırıyoruz.

“Parallel compression” teriminin isim babası Bob Katz paralel kompresör kullanımını “yukarı doğru sıkıştırma” işlemi olarak tanımlıyor. Bu tanımlamanın sebebi, bu tekniği uyguladığımızda sinyaldeki düşük seviyeli seslerin duyulabilirliklerinin artıyor olması. Bu teknik New York’taki stüdyolarda çok kullanıldığı için “New York compression” olarak da biliniyor.

Paralel sinyale kompresör uygularken genelde çok hızlı (çok kısa) attack ve release süreleri kullanılıyor. Threshold ve ratio parametreleri sinyalde en az 10 dB, çoğunlukla da 12-18 dB kazanç düşüşü (gain reduction) olacak şekilde ayarlanıyor.

Paralel sinyal kanalında EQ da kullanılıyor. Bazıları orta frekanslarda yığılmayı önlemek için high shelf ve low shelf EQ kullanarak 100 Hz ve 10 kHz civarını 10 dB kadar boost ediyor. EQ kullanırken faz kaymalarına dikkat etmekte ve her zaman kulak ile kontrol yapmakta fayda olduğunu hemen not düşeyim.

Kompresör ile sıkıştırılmış paralel sinyalin seviyesi kuru sinyale göre genelde daha düşük tutuluyor. Aralarındaki oranı belirlemek için herhangi bir formül yok. En iyi yöntem, paralel sinyalin seviyesini tamamen kısıp, sonra yavaş yavaş açarak tatmin edici bir yerde bırakmak.

Paralel kompresör tekniği sadece davul için kullanılan bir teknik değil. Vokal, bas gitar ve bir takım diğer enstrümanlar için de tercih ediliyor.

Şimdi bu tekniği DAW içinde nasıl uygulayacağımıza bir bakalım.

Örneğimizi davul üzerinden kurguladım. İlk önce Pro Tools içinde “Davul Grup” ve “Davul Grup Paralel” adında iki aux kanalı açıyoruz [a]. Girişlerini bu örneğimiz için Bus 1-2 olarak ayarlıyoruz [b]. Davulda ne kadar kanal varsa çıkışlarını Bus 1-2’ye yönlendiriyoruz [c]. Bu şekilde davul kanalları aynı anda hem “Davul Grup” hem de “Davul Grup Paralel” adlı aux kanallarına geliyor. “Davul Grup Paralel” adlı kanala bir kompresör insert ediyoruz ve ayarlarını yapıyoruz [d]. “Davul Grup Paralel” adlı kanalın seviyesini fader’ı kullanarak istediğimiz kadar açıyoruz [e]. Paralel kompresör tekniğini uygulamış olduk.

Pro Tools içinde paralel kompresör kullanımı (ekran görüntüsünü büyütmek için üzerine tıklayınız)

Bu uygulamayı Studio One’da gerçekleştirmek için Pro Tools’ta yaptığımız gibi “Davul Grup” ve “Davul Grup Paralel” adında iki bus channel açıyoruz (console penceresi üzerine sağ tık) [a]. Davul kanallarının çıkışlarını “Davul Grup” adlı bus kanala yönlendiriyoruz [b]. Daha sonra “Davul Grup” bus kanalında send yoluyla “Davul Grup Paralel” adlı bus kanala sinyal gönderiyoruz [c]. “Davul Grup Paralel” adlı kanala bir kompresör insert ediyoruz ve ayarlarını yapıyoruz [d]. “Davul Grup Paralel” adlı kanalın seviyesini fader’ı kullanarak istediğimiz kadar açıyoruz [e]. Paralel kompresör tekniğini uygulamış olduk.

Studio One içinde paralel kompresör kullanımı (ekran görüntüsünü büyütmek için üzerine tıklayınız)

Fark ettiyseniz Pro Tools ve Studio One içindeki uygulama tekniği biraz farklı. Studio One, mikseri içindeki bus ve bus kanalını birlikte tutuyor. Bu sebepten dolayı bir kanalın çıkışını (output) aynı anda iki bus’a göndermek mümkün olmuyor. Durum böyle olunca biz de “Davul Grup Paralel” kanalına gidecek sinyali “Davul Grup” kanalından send aracılığı ile gönderdik. Bu aslında bir dezavantaj çünkü send noktası, insert noktasından sonra olduğu için “Davul Grup” kanalına bir plug-in (örneğin bir EQ) insert edip işlem yaptığımızda “Davul Grup Paralel” kanalına sinyalin bu EQ ile işlenmiş halini göndermiş oluyoruz. Alternatif olarak, “Davul Grup Paralel” kanalına sinyalleri davul kanalları üzerinden tek tek send yoluyla gönderebilirdik böylece “Davul Grup” üzerindeki EQ paralel kanal etki etmemiş olurdu ancak bu da çok pratik değil bence.

Artık bazı kompresör plug-in’lerinde dry ve wet dengesini sağlayan mix kontrolü bulunuyor. Böyle bir plug-in’i (örnek olarak davul grubuna) insert edip, doğrudan plug-in üzerinden paralel kompresör tekniğini elde etmek mümkün. Bu işleri kolaylaştıran bir şey ancak bu şekilde çalıştığınızda paralel sinyal üzerinde EQ gibi plug-in’ler kullanma imkanınız olmuyor.

Waves H Comp

Üç bölümlük bu yazı dizisinin diğer iki bölümüne aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:

  • Kompresör Teknikleri – 2. Bölüm: Seri Kompresör Kullanımı (3 Şubat 2020’de yayında)
  • Kompresör Teknikleri – 3. Bölüm: Sidechain Kompresör Kullanımı (10 Şubat 2020’de yayında)

İlgili yazılar:

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook, Instagram ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Mac Morrison [CC BY]

© 2020 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

2019’u Kapatırken…

2019’u kapatırken bir yandan yıl içinde yaptığım işlerin bir özetini sizlerle paylaşmak, diğer yandan da yeni yılınızı kutlamak istedim.

Öncelikle, blog yazılarıma gösterdiğiniz ilgiden dolayı çok teşekkür ederim!

2012 yılında açtığım bu blogda 2017 Temmuz ayından bu yana her Pazartesi ses ve müzik teknolojileri üzerine yeni bir yazı paylaşıyorum.

Yazıların sayısı 200’ü, 2019 yılı içindeki sayfa görüntülenme sayısı ise 200 bini geçti!

Gelen mesajlardan ve yapılan yorumlardan anladığım kadarıyla yazıların birçok insana faydası dokunuyor. Bu da beni gerçekten çok mutlu ediyor! 2020’de yazılarıma yine aynı şekilde devam etmeyi planlıyorum!


Miks Üzerine-2: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar

Bazılarınızın hatırlayacağı gibi 2016 yılında üçüncü kitabım Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar‘ı yayımlamıştım. Kitap büyük beğeni topladı ve kısa süre içinde ilk baskısı tükendi. Şu anda da ikinci baskı tükenmek üzere.

Miks çok geniş bir konu. Böylesine geniş bir konu ile ilgili her şeyi tek bir kitaba sığdırmak elbette mümkün değil. Bu sebepten dolayı kolları sıvayıp ikinci kitap üzerine çalıştım. 20 yeni röportaj yaptım. İkinci kitap için röportaj yaptığım kişilerin uzmanlık alanlarının yelpazesini biraz daha geniş tuttum. Bu sefer röportajlarda beste ve düzenlemenin mikse olan etkisi, konser miksleri, eğitim, iş ilişkileri, film müzik prodüksiyonu, rap ve elektronik müzik gibi konulardan da konuştuk.

Miks Üzerine-2: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar Nisan 2019’da çıktı! Çok iyi geri dönüşler aldım ve almaya da devam ediyorum.

Hem birinci hem de ikinci kitapta değerli bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaşan çok kıymetli 35 müzik insanımıza buradan tek tek teşekkür etmek istiyorum.

Kitabın içeriği ile ilgili detaylı bilgiye ve satış linklerine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri 11. Baskısını Yaptı!

Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri‘ni yazarken Türkiye’nin böyle bir kitaba ihtiyacı olduğundan hiç şüphem yoktu. Büyük bir açığı kapatacağına inanıyordum. Kapısını çaldığım yayınevleri ise farklı düşünüyordu… Bazıları “satmaz” gerekçesiyle nazikçe geri çevirdi, diğerleri de “kim okusun böyle kitabı” dedi.

Daha sonra Çitlembik Yayınları’nın kapısını çaldım. Zarife Öztürk, “satmaz diyorlar ama satsa da satmasa da biz bunu basarız çünkü Türkiye’nin böyle bir kitaba ihtiyacı var” dedi!

Yıl 2007… SKMT’nin ilk baskısı yayımlandı.

Yıl 2017… SKMT’nin 10. baskısı yayımlandı.

Yıl 2019… SKMT’nin 11. baskısı yayımlandı.

12 yılda 11 baskı!

Aslında buradaki konu kitabın kaç baskı yaptığı, kaç tane sattığı değil. Buradaki konu, Türkiye’de böyle bir kitaba gerçekten ihtiyaç duyulduğu ve bu kitabın da bir açığı kapattığı ya da bir açığı kapatmakta önemli bir rol oynamış olduğu…

Tabii bir de bunun bana verdiği mutluluk var! Bu kitaptan birilerinin faydalandığını görmek gerçekten harika bir duygu!

Kitabın içeriği ile ilgili detaylı bilgiye ve satış linklerine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Waves ve Sonarworks

Dünyanın en büyük plug-in üreticilerinden olan Waves Audio’nun dünyada 100 civarında marka elçisi bulunuyor. 2017 yılında almış olduğum Waves Ambassador görevime 2019 yılında da devam ettim. Kim bilir… Belki 2020 içinde Waves ile farklı planlarımız da olabilir…

Bu arada, Sonarworks firması web sitesinde Sonarworks Reference 4 kalibrasyon seti ile ilgili görüşlerime yer verdi.

Sonarworks Reference 4 ile ilgili olarak yazmış olduğum blog yazıma buradan ulaşabilisiniz. Hemen hatırlatayım, Sonarworks öğrenci ve öğretmenlere %50’ye yakın indirim yapıyor!


Hazy Hill

Hazy Hill (1995)

1988 yılında kurmuş olduğumuz ama yaklaşık 20 yıldan beri tamamen sessizliğe bürünmüş olan grubumuz Hazy Hill ile ilgili olarak kulağınıza belki bir takım haberler geliyordur. Bazı planlarımız olduğu doğru! Burada bu planlardan değil de 2019 yılı içinde yaptıklarımızdan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle, eskiden çıkarmış olduğumuz tüm albüm ve EP’lerimizi Spotify, Apple Music, Amazon ve YouTube gibi belli başlı tüm streaming platformlarına koyduk. Eğer isterseniz eski parçalarımızı artık bu platformda dinlemek mümkün!

Bununla birlikte parçalarımızın hikayelerini ve parçalarla ilgili anılarımızı paylaştığımız 17 videodan oluşan “Hazy Talks” adlı bir seri çektik. Videoları bu linke tıklayarak YouTube kanalımızdan izleyebilirsiniz.

2020’de Hazy Hill ile ilgili haberler için hazır olun!

Hazy Hill ile ilgili detaylı bilgi için buraya tıklayın.


Audio Engineering Society (AES)

Audio Engineering Society (AES), 1948 yılında New York’ta kurulmuş olan bir birlik. Şu anda dünyaya yayılmış 75 yerel şubesi ve toplamda 15 bin üyesi var. AES, biri Amerika diğeri ise Avrupa’da olmak üzere her yıl iki büyük kongre yapıyor. Bu kongreler içinde fuarlar da yer alıyor. Bunların yanı sıra yıl boyunca konferanslar ve yerel şubelerin düzenlediği çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor.

Audio Engineering Society’nin 2017 yılı içinde yapılan seçimlerde 2017-2019 dönemi için aralarında Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerin de olduğu “Southern Europe, Middle East, Africa” bölgesinden sorumlu başkan yardımcısı (Vice President / VP) seçilmiştim. Görevim 31 Aralık 2019’da sona eriyor. Benim için inanılmaz bir deneyim oldu! Umarım görev sırasında gerçekleştirdiğim çalışmalarım AES için de faydalı olmuştur.

Bu arada, 10 Mayıs 2019’da Audio Engineering Society (AES) Türkiye şubesi olarak 10 yıl aradan sonra ilk defa bir etkinliğe imza attık. Yeni bir dönemin başlangıcının ilk adımı olarak gördüğümüz bu etkinlik, hepimiz için heyecan verici oldu! Detaylı bilgi için buraya tıklayın.


Metal Music Studies ve Resonance

2019, akademik dergiler açısından benim için heyecan verici bir yıl oldu! University of California Press tarafından yayımlanacak olan Resonance: The Journal of Sound and Culture adlı akademik derginin yazı işleri kuruluna (editorial board) üye olarak seçildim. İlk sayımız Mart 2020’de çıkıyor!

Akademik dergilerle ilgili diğer güzel haber de 2015 yılından bu yana Intellect Books tarafından yayımlanan Metal Music Studies adlı derginin yazı işleri danışma kurulu (editorial advisory board) üyeliğine seçilmiş olmam! Görevim 2020’de başlıyor!


Röportajlar

Son olarak, 2019 yılı içinde benimle yapılmış röportajlardan ikisini sizlerle paylaşmak istiyorum… Birincisi “İlham Verenler” adlı dizi için yapılmış olan röportaj (buraya tıklayarak okuyabilirsiniz).

İkincisi ise MESAM tarafından yayımlanan Vizyon adlı derginin 22. sayısı için yapılmış olan röportaj (buraya tıklayarak okuyabilirsiniz).


Herkese mutlu bir yıl diliyorum…

2020 hepimiz için çok güzel bir sene olsun!

Ses teknolojisi ile ilgili terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Müzik ve ses teknolojileri ile ilgili paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı (Ufuk Önen): Melih Aydınat & Boran Aksoy

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Endüstrisi, Müzik Prodüksiyonu, Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

2019 İçinde En Çok Okunan Blog Yazılarım

2019’u kapatırken yıl içinde en çok okunan blog yazılarımı sizlerle paylaşmak istedim. İki liste hazırladım: Birincisi, en çok okunan 2019 tarihli yazılarım; ikincisi ise önceki yıllarda (2012-2018) yayınlanmış olan yazılardan 2019 içinde en çok okunanlar. Yazıları, başlıklarının ya da görsellerinin üzerine tıklayarak okuyabilirsiniz.

En Çok Okunan 2019 Tarihli Yazılarım

1- LKFS / LUFS Nedir ve Neden Önemlidir?

2- Profesyonel Bir Müzik İnsanının 10 Özelliği

3-Spotify, Apple Music, Youtube ve Diğerleri… Streaming Servisleri ve Seviyeler

4- iPhone ve iPad için 9 mikrofon

5- Faz Kayması / Çakışması Nedir ve Nasıl Duyulur?

6- Ters Reverb Efekti

7-Gitar Kayıtlarında Tellerden Çıkan Sürtünme Seslerinden Nasıl Kurtulabiliriz?

8- Günümüzde Elektrogitar Kaydetmenin 5 Yolu

9- Ücretsiz Plug-in’ler (17)

10- Zero Crossing Nedir ve Neden Önemlidir?

11- Kompresör Attack Süresinin Ses Etkisini Görselleştirecek Olursak…

12- Reverb ve Delay Efektlerini Birlikte Kulanırken..

13- Aktif ve Pasif DI Box Arasındaki Fark

14- Algoritmalara Göre En Hüzünlü Parçalar

15- İzolasyon ve Akustik Düzenleme Arasındaki Fark

16- Mikste Referans Parça Kullanımı

17- Otomasyon Modları

18- EQ Kullanımı: Birkaç Tavsiye (2. Bölüm)

19- Kompresör / Limiter Lookahead Özelliği

20- Ücretsiz Plug-in’ler (18)

2019 İçinde En Çok Okunan Önceki Yıllara Ait Yazılarım (2012-2018)

1- Frekans Aralıkları

2- iPhone için 10 Ücretsiz Ses Uygulaması

3- Müziğinizi iTunes, Apple Music, Spotify ve Benzeri Platformlara Nasıl Dağıtabilirsiniz?

4- Vokal Kaydı: Birkaç Tavsiye

5- EQ Kullanımı: Birkaç Tavsiye

6- True Peak Nedir ve Neden Önemlidir?

7- 1/4″ ve XLR Konnektörler: Hangisi Ne İçin Kullanılır?

8- Stüdyo Mikrofonları Neden Ters Asılır?

9- Formant Frekanslar ve Pitch Shifting

Formant frekanslar spektogram ile görüntülenebilir.

10- Headroom Nedir ve Neden Önemlidir?

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

 Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2012-2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu, Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Riding the Fader ve Kompresör Kullanımı (3. Bölüm)

Bu yazı dizisi üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm için tıklayınız. İkinci bölüm için tıklayınız.

 

Aradaki Fark

Yaygın kullanım şekliyle kompresörü fader öncesine yerleştirdiğinizde aslında riding the fader ile yaptığınız işi daha kolaylaştırmış oluyorsunuz çünkü seviye ayarlamalarının bir kısmını, hatta belki büyük bir kısmını, kompresör yapıyor oluyor. Diğer yandan, bu şekilde çalıştığınızda, özellikle gain staging yapmamışsanız, kompresör sinyale daha fazla müdahale ediyor, diğer bir deyişle sinyalin yapısını daha çok değiştiriyor.

Eğer kompresörü sesleri birbirlerine yapıştırmak için (İngilizcedeki terimi ile “glue” amaçlı olarak) kullanıyorsanız, bu durumda fader’ı kompresörün önüne almak çok daha iyi sonuçlar verebiliyor. Böyle olunca kompresörün çalışması, diğer bir deyişle sinyale verdiği tepki daha stabil, daha istikrarlı bir hale geliyor. Tabii bunu gain staging ile elde etmek de mümkün. “2 kere 2 eşittir 4” gibi kesin bir yaklaşım yok. Duruma göre değerlendirmek gerekiyor.

Noise gate gibi dinamik işlemciler kullanırken bunları genelde fader öncesine yerleştiriyoruz. Burada da işlemcinin tutarlı tepki vermesi açısından yine gain staging önemli.

Saturation gibi bir sinyal işlemci kullanırken ise bu plug-in’i sinyal zincirinin hangi noktasına yerleştireceğinize elde etmek istediğiniz efekte göre karar vermeniz gerekiyor. Örnek olarak, saturation için kullandığınız plug-in fader’dan önce geliyorsa sinyaldeki uç noktalar (peak) daha fazla distort olacaktır. Sinyaldeki düşük seviyeli yerler ile yüksek seviyeli yerler (her ne kadar seviyeleri daha sonra fader hareketleri ile eşitlense bile) saturation açısından farklı duyulacaktır. Diğer yandan fader saturation plug-in’ininden önce geliyorsa, bu durumda sinyal saturation açısından daha istikrarlı duyulacaktır. Yine burada da “2 kere 2 eşittir 4” gibi kesin bir doğru yok. Seçim sizin. Duruma göre değerlendirmek gerekiyor.

Waves | Kramer Master Tape

 

Bu İşi Bilgisayara Yaptırabilir miyim?

Riding the fader aslında zahmetli bir iş. Eğer bu işi bilgisayara yüklemek isterseniz bunun için özel olarak üretilmiş plug-in’leri kullanabilirsiniz.

Riding the fader yöntemini plug-in’e aktaran ilk firma Quiet Arts oldu. Quiet Arts, 2009 yılında Pro Tools için WaveRider adlı bir plug-in üretti. WaveRider hem Mac hem de Windows üzerinde AAX plug-in formatını destekliyor. Bunun yanı sıra firmanın bir de WaveRider Tg adında daha yeni bir plug-in’i var. WaveRider Tg, Mac üzerinde AAX, VST ve AU, Windows üzerinde ise AAX ve VST plug-in formatlarını destekliyor.

Waves, WaveRider’ın hemen ardından rakip olarak Vocal Rider adında bir plug-in çıkardı. Vocal Rider, Mac üzerinde AAX, VST ve AU, Windows üzerinde ise AAX ve VST plug-in formatlarını destekliyor.

Waves, Vocal Rider’dan sonra 2011 yılında Bass Rider adında bas gitar için bir plug-in üretti. Bass Rider, Mac üzerinde AAX, VST ve AU, Windows üzerinde ise AAX ve VST plug-in formatlarını destekliyor.

Bunların yanı sıra Hornet, TBProAudio gibi firmaların benzer işler yapan plug-in’leri mevcut.

Bu plug-in’ler artık oldukça gelişti, genellikle gayet iyi sonuç veriyorlar ancak tabii bazen yine de bu işi manuel olarak yapmak için kolları sıvamak gerekiyor.

Yukarıda sinyal akışı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan farklar ile ilgili olarak yazdıklarım bu plug-in’leri kullanırken de geçerli. Değişik olan, riding the fader yönteminde fader’ın yaptığını bu plug-in’lerin yapıyor olması. Dolayısıyla ilk önce kompresör sonra fader ile seviye ayarlama yapmak istiyorsanız bu durumda insert noktasına önce kompresör plug-in’ini, sonra da seviye ayarlayıcı plug-in’i (Vocal Rider, Bass Rider, WaveRider) yerleştirmeniz gerekiyor.

 

Son Olarak…

Kompresör bugün modern prodüksiyonların ayrılmaz bir parçası. Aynı şeyi riding the fader yöntemi için de söyleyebiliriz çünkü bu yöntemi DAW’ların içindeki volüme otomasyon çizgileri ile sürekli kullanıyoruz. Biri diğerinden daha iyi diyemeyiz. Önemli olan doğru yerde doğru seçimi yapabilmek. Yazıda da belirttiğim gibi çoğu zaman aynı anda ikisini birden kullanıyoruz. Böyle olunca da sinyal akışına dikkat etmek gerekiyor çünkü sıralama, ses üzerinde önemli farklılıklar yaratabiliyor.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: hanmaili | Pixabay

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 1 Comment

Riding the Fader ve Kompresör Kullanımı (2. Bölüm)

Yazının ilk bölümünü okumak için buraya tıklayınız

Yazının üçüncü bölümünü okumak için buraya tıklayınız

 

Sıkça Kullanılan: Kompresör -> Riding the Fader

Yukarıda vokal üzerinden örneklendirdiğim kullanım şeklinde sinyal ilk önce kompresöre giriyor, kompresörden sonra fader’a ulaşıyor. Bunun sebebi, hemen hemen tüm mikserlerde insert noktasının fader’dan önce gelmesi.

Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu” başlıklı yazımda bulunan sinyal akış şemasını incelediğinizde bunu açıkça görebilirsiniz. Şema, Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımdan alınmıştır.

Kompresörü kanala insert noktasından eklediğinizde sinyal otomatik olarak ilk önce kompresöre giriyor, kompresörün çıkışından sonra fader’a gidiyor.

Bu kullanım şeklinde hemen hemen bütün DAW’larda bulunan clip gain özelliğini kullanarak gain staging yapmak faydalı olacaktır.

Bu konu ile ilgili olarak yazmış olduğum “Clip Gain ile Volüm Otomasyonu Arasındaki Fark ve Gain Staging” başlıklı yazıyı okumanızı öneririm.

 

Riding the Fader -> Kompresör

İkinci yol, önce riding the fader yöntemini uygulayıp, sinyali sonra kompresöre göndermek. Hem “gerçek” hem de DAW içinde bulunan “sanal” mikserlerin birçoğunda, yukarıda da belirttiğim gibi, insert noktası fader öncesindedir. Bu sebepten dolayı sinyalin seviyesini fader ile ayarlayıp ondan sonra kompresöre göndermek (sırayı önce riding the fader, sonra kompresör olarak ayarlamak) isterseniz, sinyali kanaldan post-fader şeklinde üzerinde kompresör olan bir grup ya da aux kanalına göndermeniz gerekir.

Araya bir not düşeyim… Mixbus (Harrison Consoles) diğer DAW’lardan farklı olarak insert noktasında kullandığınız plug-in’lerle birlikte fader’ın da yerini istediğiniz gibi değiştirmenize imkan tanıyor. Örnek olarak kanal üzerinde ilk önce bir kompresör açıp, sonra fader’ı yerleştirebileceğiniz gibi, basitçe sürükleyerek bunların sırasını değiştirebiliyorsunuz!

Reaper (Cockos) ise “Volume (Pre-FX)” özelliği ile insert noktasından önce volüm otomasyon imkanı sağlıyor.

Dolayısıyla hem Mixbus hem de Reaper’da önce riding the fader yöntemini uygulayıp, sinyali sonra kompresöre göndermek oldukça basit.

Mixbus DAW (büyütmek için görselin üzerine tıklayınız)

 

Önce riding the fader yöntemini uygulayıp, sinyali sonra kompresöre göndermeyi gain staging ya da “riding the gain” gibi düşünebilirsiniz ancak mutlaka öyle olmak zorunda değil. Örnek olarak, sinyalin ilk önce insert noktasındaki EQ ya da noise gate gibi diğer sinyal işlemcilere girip, sonrasında fader’a gelip, ardından da bir bus aracılığı ile üzerinde bir kompresör bulunan bir grup veya aux kanalına geldiğini varsayalım. Bu durumda riding the fader işlemi gain staging gibi olmaz çünkü sinyal, fader öncesinde insert noktasında bulunan EQ ya da bir dinamik sinyal işlemciden geçmiş olur. Dolayısıyla insert noktasındaki bu sinyal işlemciler fader hareketleri ile yaptığınız seviye değişikliklerinden etkilenmemiş olur.

Üçüncü bölümde iki sıralama arasındaki farklara ve riding the fader işlemini otomatik olarak nasıl yapılabildiğine değiniyorum, okumak için buraya tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: hanmaili | Pixabay

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Riding the Fader ve Kompresör Kullanımı (1. Bölüm)

Riding the fader, miks sırasında sinyal seviyelerini fader ile ayarlama (seviye olarak düşük yerleri açıp, yüksek yerleri kısma) işlemi için kullanılan, analog mikserler zamanında ortaya çıkmış bir terimdir. O zamanlar miks sırasında miks mühendisleri parçadaki tüm fader hareketlerini ezberleyip, miks stereo banta basılırken bunları gerçek zamanlı olarak tekrar ediyordu. Bazen bir mühendisin yetişemediği durumlarda iki, hatta üç kişi fader hareketlerini gerçekleştiriyordu. En ufak bir hatada başa dönmek gerekiyordu.

Büyük stüdyolardaki kayıt konsollarının bazılarında otomasyon özelliği vardı. Bu, işleri kolaylaştıran bir şeydi çünkü bütün fader hareketlerini tek tek hafızaya almak mümkün oluyordu. Böylelikle miksten emin olduğunuz noktaya geldiğinizde, tek seferde, hata yapmadan, miksi banta ya da DAT’a basabiliyordunuz. “Basabiliyordunuz” diyorum çünkü İngilizcede bu işlem “printing to tape” olarak geçiyordu. Bizde bazen “basmak”, bazen “yazmak”, bazen de “indirgemek” olarak kullanılıyordu.

Üst düzey kayıt konsollarında yazmış olduğunuz otomasyonu tekrar ederken fader’lar yapmış olduğunuz ayarlara göre hareket ediyordu. Bu özelliğe “flying fader” adı verilmişti. Miksi bitirdikten sonra fader hareketlerini izlemesi büyük zevkti!

Daha sonra dijital mikserler çıktı. Riding the fader yöntemi dijital mikserlerde de kullanıldı, fader hareketleri otomasyona kaydedildi.

Bugün artık birçok miks ‘in-the-box’ yapılıyor. Aslında değişen bir şey yok çünkü riding the fader yöntemini bilgisayar içinde yapılan miksler için de geçerli. Mouse ile kanalın volüm seviyelerini çizgiler çizerek ayarladığınızda aslında bir bakıma riding the fader yöntemini uygulamış oluyorsunuz. Tabii bunu mouse yerine bir kontrol ünitesi ile yapmak da mümkün.

Presonus FaderPort kontrol ünitesi

Riding the Fader x Kompresör

Kompresörü sinyal seviyesini otomatik olarak ayarlayan bir cihaz ya da yazılım olarak düşünebiliriz. Bu yaklaşım yanlış olmaz. Buradan yola çıkarak riding the fader yöntemi ile kompresörü birbirlerinin alternatifi olarak ele alabiliriz. Ancak burada dikkat etmemiz gereken bir nokta var!

Kompresör sinyal seviyesini ayarlarken sinyalin yapısı ile transient ve armonik içeriği üzerinde değişiklikler yapıyor. Bu değişiklikler, kompresörün üzerindeki attack, release ve diğer parametreler için yaptığınız ayarlardan tutun da kullandığınız kompresörün marka ve modeline kadar birçok etkene bağlı olarak farklılıklar gösteriyor. Riding the fader yönteminde ise böyle bir durum yok çünkü bu yöntemde sadece seviyeyi azaltıyordunuz ya da yükseltiyorsunuz.

Hangisini Tercih Etmeliyiz?

Peki, riding the fader yöntemi mi yoksa kompresör mü? Hangisini tercih etmeliyiz? Bu soruya verilecek en iyi cevap sanırım “bazen birini, bazen diğerini, bazen de her ikisini” olacaktır.

Neden böyle dediğimi hemen açıklayayım…

Yukarıda da belirttiğim gibi kompresör sinyalin yapısı ile transient ve armonik içeriği üzerinde değişiklikler yapıyor. Bu şekilde yazınca belki bunun kötü bir şey olduğu düşünülebilir ama aslında değil. Hatta bu çoğu zaman istediğimiz bir şey. Sese renk ve karakter katan bir şey. O yüzden piyasada farklı firmalar tarafından üretilmiş yüzlerce farklı model kompresör var. Hepsinin sese kattığı renk ve karakter farklı.

Diğer yandan riding the fader da çok gerekli bir yöntem çünkü bazen sinyalin yapısına dokunmadan sadece seviyesini ayarlamak istiyoruz.

Bazen de, hem riding the fader yöntemini hem de kompresörü birlikte kullanıyoruz…

Riding the Fader + Kompresör

Bugün modern prodüksiyonların hemen hemen hepsinde hem riding the fader yöntemi hem de kompresör birlikte kullanılıyor. Hatta birçok insan bunu fark etmeden yapıyor. Örnek olarak, vokal kanalında kompresör kullanıyorsunuz. Kompresör çalışırken bir yandan da parçanın farklı yerlerinde vokal seviyesini otomasyon çizgisini kullanarak farklı seviyelere ayarlıyorsunuz. Vokali az kaldığı yerde açıyorsunuz, çok geldiği yerde kısıyorsunuz.

Şimdi diyeceksiniz ki, bu zaten herkesin hep yaptığı bir şey…

Peki, neden uzun uzun yazı yazıyorum bununla ilgili?

Yazıyorum çünkü sıralama ve sinyal akışı büyük farklılıklara sebep olabiliyor.

Yazının ikinci bölümünde kompresörü ve riding the fader yöntemini birlikte kullanırken sıralama ve sinyal akışına değiniyorum, okumak için tıklayınız.

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: hanmaili | Pixabay

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 2 Comments

Clip Gain ile Volüm Otomasyonu Arasındaki Fark ve Gain Staging

Bir DAW (Digital Audio Workstation) içinde çalışırken, hem clip gain hem de volüm otomasyonu ile kanaldaki sinyal seviyesini ayarlamak mümkün. Bu ayar her ikisinde de çizgiler şeklinde gösteriliyor. Üstteki ekran görüntüsündeki ortadaki siyah çizgi clip gain çizgisi; alttaki ekran görünütüsündeki siyah çizgi ise volüm otomasyon çizgisi.

Bu benzerliklerden dolayı clip gain ve volüm otomasyonun bazen aynı şey olduğu düşünülüyor ancak bu doğru değil! Aralarında önemli iki fark var!

Yukarıdaki ekran görüntüleri Pro Tools’tan ama hemen hemen tüm DAW’larda clip gain ve volüm otomasyon özellikleri bulunuyor. İsimleri ve uygulama şekilleri farklı olabiliyor ancak yaptıkları iş aynı.

Örnek olarak Reaper’da clip gain özelliği ‘item properties’ altında ‘volume’; volüm otomasyonu da ‘track envelopes’ altında yine ‘volume’ olarak geçiyor.

 

Fark 1

Clip Gain ile volüm otomasyonu arasındaki birinci fark, clip gain’in sinyale doğrudan (kaynağında) müdahale etmesi. Bunu görsel olarak hemen fark edebiliyoruz. Clip gain ile artı veya eksi değerlerle müdahale edilmiş sinyalin ekran görüntüsünde büyüme veya küçülme oluyor. Bu, volüm otomasyonu için geçerli değil.

Clip gain: 0 dB

Clip gain: +5 dB

Clip gain: -5 dB

 

Fark 2

Clip Gain ile volüm otomasyonu arasındaki ikinci ve esas önemli olan farkı iyice anlayabilmek için sinyal akışını incelemek gerekiyor. Aşağıdaki şemada da görebileceğiniz gibi sinyal ilk önce gain ayarından geçiyor, insert noktasına geliyor ve daha sonra volüm kontrolünü sağlayan fader’a ulaşıyor.

Buradan çıkartacağımız sonuç şu: clip gain, insert noktasından önce; volüm otomasyonu ise insert noktasından sonra geliyor.

Peki, bu neden önemli?

Önemli çünkü clip gain ayarı, insert noktasında kullandığınız sinyal işlemcilerin çalışmasını etkiliyor!

Örnek olarak insert noktasında bir kompresör olduğunu düşünülelim. Clip gain seviyesini artırdığınızda veya azalttığınızda (clip gain ayarı insert noktasından önce olduğundan) kompresöre giden sinyalin seviyesi değişeceği için kompresörün sinyale verdiği tepki de değişecektir. Diğer yandan, kanalın fader’ı insert noktasından sonra olduğu için, volüm otomasyonunda yapacağınız değişiklikler kompresörün çalışmasını etkilemeyecektir.

 

Clip Gain ve Gain Staging

Clip gain ayarları ile gain staging yapılmasının birinci sebebi, kompresör gibi dinamik işlemcilerin sinyaldeki büyük seviye değişimlerinden etkilenmesini önlemektir. Yukarıda da belirttiğim gibi, kompresörün giriş noktasındaki sinyal seviyesi kompresörün sinyale vereceği tepki açısından çok önemlidir. Gain staging yapılmış bir kanala insert edilen kompresör tüm parça boyunca o kanaldaki sinyale hemen hemen aynı şekilde tepki verecektir.

Gain stagin yapılmadan önce

Gain stagin yapıldıktan sonra

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Alexey Ruban | Unsplash

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

EQ Kullanımı: Birkaç Tavsiye (3. Bölüm)

Geçtiğimiz yıl yayımladığım “EQ Kullanımı: Birkaç Tavsiye” başlıklı yazı bayağı bir ilgi gördü. Ardından EQ ile ilgili çeşitli sorular geldi. Ben de o soruları da göz önüne alarak bu başlığı bir yazı dizisine çevirme kararı aldım. Üçüncü bölüm ile devam ediyorum. Birinci ve ikinci bölümlere aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:

 

EQ İçin Genel Bir Strateji Geliştirmek

Her ne kadar EQ ayarları enstrümanlar için ayrı ayrı yapılıyor olsa da parçanın yapısını ve düzenlemesini göz önünde bulundurarak genel bir strateji geliştirmek isabetli bir karar olur.

Örnek olarak çok enstrümanlı ve kalabalık bir düzenlemeye sahip bir parçanın miksi üzerinde çalıştığımızı varsayalım. Böyle bir mikste enstrümanların çok fazla hacimli olmaması gerekir, aksi taktirde enstrümanlar/kanallar yer kapmak için adeta birbirleriyle yarışa girerler.

Diğer yandan, davul, bas gitar, birkaç gitar ve birkaç vokal kanalından oluşan bir rock parçasını miksliyorsanız bu durumda enstrümanların parçayı doldurabilmeleri için oldukça büyük duyulmaları gerekir.

Bu sebeplerden dolayı mikse ve enstrümanlara EQ ayarı yapmaya başlamadan önce genel bir strateji geliştirmek, yukarıda da belirttiğim gibi isabetli bir karar olacaktır.

 

Küçük ve Büyük Hacim İçin EQ Ayarı

Eğer enstrümanların hacimlerini küçültmek isterseniz alt frekanslarını kesebilir (cut) ya da azaltabilirsiniz (attenuate). İhtiyaca ve amaca göre bunu bazı durumlarda low-cut filtre, bazı durumlarda ise shelf-EQ (ya da shelving EQ) ile yapabilirsiniz.

Büyük hacim elde etmek için ise şu yöntemi kullanabilirsiniz:

  • Sweeping tekniğini kullanarak bir parametrik EQ ile alt frekansları tarayın (sweeping tekniği üzerine hazırladığım video için buraya tıklayınız).
  • Hacim veya dolgunluk verdiğini düşündüğünüz frekansı bulunca o frekansın seviyesini makul bir şekilde ayarlayın. Alt frekanslarda fazla yükseltme yapılınca sesin çamurlu hale gelebileceğini unutmayın ve buna mutlaka dikkat edin.
  • Bu yazı dizisinin ikinci bölümünde de bahsettiğim gibi seçtiğiniz frekansın bir alt ve bir üst oktavlarını kontrol edin ve bunlardan birini yükseltin. Örnek olarak, 60 Hz’i yükselttiyseniz 120 Hz’i de yükseltmeyi deneyin. 100 Hz’i yükselttiyseniz, 50 Hz’i de yükseltmeyi deneyin.

 

Olmayan Frekanslar

Aslında söylemeye çok gerek yok ama ben yine de yazayım… Olmayan frekansları yükseltmeye çalışmak işe yaramayacaktır. Örnek olarak eğer enstrümanın sesinde alt frekanslar yoksa veya çok az seviyedeyse, EQ ile basları ne kadar açmaya çalışırsanız çalışın sonuç almak (veya sağlıklı bir sonuç almak) mümkün olmayacaktır.

 

250 Hz

250 Hz ve civarı özel bir frekans aralığıdır. Bazı enstrümanların gövdesi bu civarda bulunur. Bu enstrümanların gövdelerini öne çıkartmak için bu frekansı açtığınızda miks içinde enstrümanlar üst üste geldiğinde yığılma olabilir. Bu yığılma miksi “bulanık” bir hale getirebilir. Diğer yandan bu frekansı kestiğinizde ya da azalttığınızda, gövdesi bu civarda bulunan enstrümanların cılız bir hale gelmesine sebep olabilirsiniz. Bu sebeplerden dolayı 250 Hz ve civarına özellikle dikkat etmek gerekir.

 

Göz Referansı

EQ ile çalışırken bir spektrum analizör kullanmak size kulak referansının yanı sıra bir de göz referansı sağlayacaktır. Artık bazı EQ plug-in’lerin üzerinde spektrum analizörler bulunuyor. Eğer sizin kullandığınız EQ plug-in’lerinde spektrum analizör yoksa Blue Cat’s FreqAnalyst gibi bir plug-in kullanabilirsiniz (ücretsiz indirmek için buraya tıklayınız).

 

Orta Frekans Dengesi

EQ ile çalışırken birçok kişi daha çok alt ve üst frekanslara, diğer bir deyişle baslara ve tizlere dikkat ediyor. Ben her zaman bir mikste orta frekans dengesinin çok önemli olduğunu savunmuşumdur. Orta frekans dengesi kötü olan bir miks, basları ve tizleri iyi olsa da “sağlam” ve bir bütün halinde duramıyor.

EQ ile çalışırken yukarıda belirttiğim gibi genel bir strateji geliştirmenin ve bu strateji içinde orta frekans dengesini de işin içine katmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Rudy and Peter Skitterians | Pixabay

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 2 Comments

EQ Kullanımı: Birkaç Tavsiye (2. Bölüm)

Geçtiğimiz yıl yayımladığım “EQ Kullanımı: Birkaç Tavsiye” başlıklı yazı bayağı bir ilgi gördü. Ardından EQ ile ilgili çeşitli sorular geldi. Ben de o soruları da göz önüne alarak bu başlığı bir yazı dizisine çevirme kararı aldım.

 

Monitör Seviyeleri

İnsan kulağının hassasiyeti frekanslara göre değişir. Bu sebepten dolayı monitör seviyelerinin duyumumuz üzerinde önemli bir etkisi vardır. EQ’nun sinyalin frekans dengesi üzerinde değişiklik yaptığını düşündüğümüzde monitör seviyelerinin özellikle EQ ile çalışırken gerçekten çok önemli bir rol oynadığı tahmin etmek pek zor olmaz.

Kısa süreli ve kontrol amaçlı dinlemeler hariç, çalışırken monitör seviyeleri çok düşük veya çok yüksek olmamalıdır. Duyum açısından rahat ettiğimiz bir seviye tespit edip çalışırken bu seviyeyi korumakta büyük fayda vardır.

Bu konuyla ilgili olarak, eğer okumadıysanız aşağıda linklerini verdiğim yazılarımı okumanızı tavsiye ederim:

 

Oktavlar

EQ ile çalışırken seviyesini azalttığımız (cut/attenuate) veya açtığımız (boost) frekansın alt ve üst oktavlarını kontrol etmek her zaman iyi bir fikirdir.

Örnek olarak 100 Hz’i açarken 50 Hz’e de bakıp eğer kulağımıza iyi gelirse onu da açabiliriz. Başka bir örnek olarak, 400 Hz’i kesiyorsak, bir alt ve bir üst oktavlarını, yani 200 Hz ve 800 Hz’i de kontrol edip, eğer uygun bulursak o frekansları da (ya da sadece bir tanesini) kesebiliriz.

Bu arada, bu yazının birinci bölümünde de belirtiğim gibi, parametrik EQ ile çalışırken, keserken ve azaltırken (cut/attenuate) yüksek Q değeri, açarken (boost) ise düşük Q değeri genelde daha iyi sonuç verir.

 

Frekans Paslaşması

Mikste frekans dağılımının dengeli bir şekilde elde edilebilmesi için frekanslarda yığılmalar olmaması gerekir. Bu, aynı zamanda her enstrümanın kendine ait bir ağırlık frekansı olması açısından da önemlidir.

Örnek olarak hem kick hem de bas gitarın ağırlığını 70 Hz’e vermek hem 70 Hz’de yığılmaya yol açacak hem de bu iki enstrümanın birbirlerini maskeleme riski ortaya çıkacaktır. Bunu önlemek için şöyle bir yöntem izleyebiliriz: Kick’te 70 Hz’i, bas gitarda ise 100 Hz’i açıp, bu iki enstrümanın ağırlıklarını farklı frekanslara verebiliriz.

Buna ek olarak, ağırlık frekanslarının maskelenmemesi için diğer enstrümanlarda o frekansları azaltabiliriz. Yine aynı örnek üzerinden gidecek olursak, Kick’te 70 Hz’i, bas gitar ise 100 Hz’i açıyorsak, kick’te 100 Hz, bas gitarda ise 70 Hz’i azaltabiliriz.

 

Reverb ve EQ Kullanımı

Bir enstrümana reverb verdiğinizde, alt frekanslar genelde sesin veya miksin çamurlu bir hale gelmesine yol açar. Bunun yanı sıra çoğu zaman üst frekanslar da reverb’ün gereksiz yere vurgulanmasına ve doğallıkta uzaklaşmasına yol açabilir. Reverb’e giden sinyaldeki alt ve üst frekansları kesmek bunu önlemeye yardımcı olur.

Reverb efektini send yöntemiyle kullanıyorsanız yukarıda bahsettiğim kesme işlemlerini reverb kanalına insert edeceğiniz bir low-cut, bir de high-cut filtre ile veya içinde low-cut ve high-cut filtre olan bir EQ plug-in’i ile kolayca yapabilirsiniz. Konu ile ilgili olarak “Plug-in’lerin ‘Insert’ ve ‘Send’ Olarak Kullanımları” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

Peki, filtreleri reverb plug-in’ininden önce mi yoksa sonra mı yerleştireceksiniz? Bu konuda kesin bir kural yok ancak. “Önce Kompresör mü, Yoksa EQ mu? Kompresör ve EQ Kullanımında Sıralama Nasıl Olmalı?” başlıklı yazımda kompresörden önce filtre ile başlamayı tercih ettiğimi belirtmiştim. Reverb kullanımında da aynı şekilde düşünüyorum. İlk önce sinyaldeki istemediğim frekansları temizliyorum ve sinyali sonra temiz bir şekilde sinyal işlemciye gönderiyorum. Eğer gerekli olduğunu düşünürsem kompresör veya reverb sonrası bir EQ daha yerleştirip istediğim frekansları açıyorum.

Peki, hangi frekansları kesmek gerekir? Kesin bir şey söylemek zor ama rehberlik etmesi açısından bazı değerler verebilirim. Low-cut ile 250 Hz ile 600 Hz arasında bir frekanstan başlayarak altta kalan frekansları; high-cut ile de 4 kHz – 10 kHz arasında bir frekanstan başlayarak üstte kalan frekansları kesmek genelde iyi sonuç veriyor. Deneyin, farkı duyacaksınız!

EQ Kullanımı: Birkaç Tavsiye – 3. bölüm için tıklayınız

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Rudy and Peter Skitterians | Pixabay

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 2 Comments

Mono Uyumluluğu Gerçekten Önemli mi?

“Mono uyumluluğu gerçekten önemli mi?” Bu soru müzik prodüksiyonu alanında çalışanlar arasında özellikle 2000’li yılların başında sık sık sorulmaya ve sorgulanmaya başlanmıştı. Öncesinde mono uyumluluğu herkesin dikkat ettiği bir konuydu çünkü televizyonların büyük bir kısmı monoydu. Televizyon kanalları mono yayın yapıyordu. Stereo yayın yapan kanallar da vardı ancak evlerdeki televizyonların çoğu mono olduğu için bu, stereo dinleme açısından, bir şey ifade etmiyordu.

Sadece televizyonlar değil, radyo alıcılarının bazıları da monoydu. Belki hatırlarsınız ya da bir yerlerde görmüşsünüzdür, sadece tek hoparlörü olan birçok ev tipi radyo vardı.

2000’li yıllarında başından itibaren televizyonlar, hem yayın hem de evdeki alıcı cihazlar olarak, ağırlıklı olarak stereoya geçti. Tek hoparlörlü radyoların çoğu ortadan kayboldu. Bazı evlerde surround sound özellikli ev sinema sistemleri görmeye başladık. 2010’lara geldiğimizde bazı ses mühendisleri mono uyumluluğun artık gerçekten önemli bir konu olmadığını düşünmeye başladı.

Peki, bugün durum nasıl?

Bugün artık müzik dinlemek için birçok insan Spotify, Apple Music, Youtube gibi streaming platformlarını tercih ediyor. Bunların tamamı stereo ses altyapısına sahip. Netflix gibi servisler ise içeriklerinde stereo, hatta bir kısmında ise surround ses formatlarını kullanıyor.

Bu durumda, eğer 2000’li yılların başında mono uyumluluğunun gerçekten önemli olup olmadığını sorguladıysak, günümüzde “mono uyumluluğu artık tamamen önemsiz bir konudur” diyebilir miyiz?

Hayır!

Tam tersine, bugün mono uyumluluğu 10-15 sene öncesine göre çok daha önemli!

Bunun sebebi de Bluetooth ve Wi-Fi hoparlörler…

Son yıllarda cep telefonu ve tablet gibi cihazlarla kablosuz bağlantı yöntemi ile kullanılan akıllı (smart) ve “akılsız” hoparlörler müthiş derece popüler hale geldi. Her keseye uygun kablosuz bir hoparlör bulmak ve bunu iOS ya da Android cihazlarla el sıkıştırıp müzik dinlemek mümkün.

Bu bahsettiğim hoparlörlerin büyük çoğunluğu mono. Tek bir ünite içinde çift hoparlör olan stereo setler var ancak bunlarda da şöyle bir sorun oluyor: hoparlörler birbirlerine çok yakın oldukları için dinleme sırasında gerçek stereo panorama etkisi alınamıyor (en azından çoğunda durum böyle).

Diğer yandan Apple HomePad, Sonos One gibi daha “üst düzey” hoparlörler var. Bunlar modüler yapıya sahip. Diğer bir deyişle bunlardan iki tane alıp istediğiniz gibi yerleştirmek ve gerçek stereo panorama elde etmek mümkün Bunlarda da şöyle bir sorun oluyor: birçok insan bu hoparlörlerden sadece bir tane alıyor!

Apple HomePad

 

Bir de IKEA’nın yeni ürününü göz ardı etmemek lazım: SYMFONIKS.

SYMFONIKS, IKEA ve Sonos ortaklığı ile geliştirilen bir WiFi hoparlör. İki farklı tasarımı bulunuyor: masa lambası (table lamb) ve kitaplık (bookshelf). Hem tasarımlarını hem de IKEA’nın popülaritesini düşündüğümüzde bu hoparlörlerin birçok eve gireceği şeklinde bir tahmin yapmak yanlış olmaz sanırım.

IKEA SYMFONIKS Bookshelf

 

IKEA SYMFONIKS Table Lamb

 

SYMFONIKS, diğer Sonos marka hoparlörler gibi birden fazla ünitenin birlikte kullanılmasını destekliyor. Dolayısıyla bu hoparlörlerden iki tane alıp, istediğimiz gibi yerleştirip stereo bir sistem oluşturmamız mümkün. Diğer yandan, az önce yukarıda da belirttiğim gibi, birçok insan bu hoparlörden sadece bir tane alacaktır. Diğer bir deyişle, bu hoparlörler ile mono olarak müzik dinleyeceklerdir.

Sonuç olarak bugün popüler olarak kullanılan, bazı insanlar için neredeyse tek müzik dinleme aracı haline gelen kablosuz hoparlörlerin büyük çoğunluğu mono. İşte bu sebepten dolayı mono uyumluluğu bugün hâlâ (hatta 10-15 sene öncesine göre muhtemelen çok daha) önemli!

Bu sebepten dolayı, müzik prodüktörleri ve ses mühendisleri olarak bir parçanın kaydı ve miksi sırasında mono uyumluluğu sürekli olarak kontrol etmeliyiz!

 

İlgili yazılar:

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: 3283622 | Pixabay

JBL Bluetooth Speaker fotoğrafı: Photo by alexander bracken | Unsplash

Apple HomePad fotoğrafı: Howard Lawrence B | Unsplash

IKEA SYMFONIKS fotoğrafları IKEA web sitesinden alınmıştır.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

 

Bu yazıda: mono uyumluluğu, stereo panorama, IKEA SYMFONIKS, Apple HomePad, Sonos One, stereo kayıtta mono uyumluluğu, miks sırasında mono uyumluluğu, mastering sırasında mono uyumluluğu

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 2 Comments