Müzik Prodüksiyonu

Mikste Referans Parça Kullanımı

Miks sırasında yaptığımız işi, kalitesinden emin olduğumuz bir prodüksiyon ile kıyaslamak amacıyla kullandığımız parçalara referans parça adı veriliyor. Bazıları referans parçaları sadece amatörlerin ya da işe yeni başlayan miks mühendislerinin kullandığını düşünüyor, ancak bu doğru değil. Referans parçalar deneyimli miks mühendisleri tarafından da sıklıkla kullanılıyor.

Referans parça kullanımı çalışmakta olduğunuz miksi bitmiş bir iş ile karşılaştırma yapmak için size imkan tanır. Miks sırasında yapılan bu karşılaştırmalar hedefe giden doğru yol üzerinde ilerlemeniz için size rehberlik eder.

 

Referans Parça Seçimi

İşe ilk önce referans parça seçmekle başlamak gerekiyor. Seçeceğiniz parça veya parçaların tür ve sound olarak üzerinde çalışmakta olduğunuz parçalara uyması gerekiyor. Bir parçanın çok popüler olması parçanın miksinin o müzik türündeki en iyi mikslerden biri olması anlamına gelmiyor. Bu sebepten dolayı referans parça seçerken biraz araştırmacı olmak gerekiyor.

Referans parçalarla çalıştıkça bir süre sonra farklı müzik türleri ve farklı sound’lar için elinizin altında bir referans havuzu oluşmaya başlayacaktır. Hatta bir süre sonra kendi yapmış olduğunuz ve gerçekten kendini ispat etmiş mikslerinizi de bu referans havuzuna dahil edebilirsiniz.

 

Referans Parça Ses Dosyası

İkinci adım olarak referans parçasının DAW içine almak gerekiyor. Eskiden bu çok kolaydı çünkü her parçayı CD’de bulmak mümkündü. Şimdi müzik tüketimi streaming servislerine kaydığı için artık her parçanın CD’si bulunmuyor. Eğer parçanın CD’si yoksa bu durumda parçayı başka yollarla edinmek gerekiyor.

Parçayı streaming servislerinden indirmek ya da parçayı streaming servislerinin çıkışından DAW içine kaydetmek bazılarının aklına gelen ilk seçenek oluyor. Bu asla yapmak istediğimiz bir şey değil çünkü bu servisler sıkıştırılmış formatlar kullanıyorlar.

En iyi yol, eğer bulabilirseniz, parçanın yüksek çözünürlüklü bir ses dosyasını almak. Bunun için HDtracks gibi servisler mevcut.

 

Seviyeler

Referans parçasının ve sizin mikslemekte olduğunuz parçanın seviyelerinin eşit ya da en azından birbirlerine çok yakın olması yapacağınız karşılaştırmaların sağlıklı olması açısından çok önemli olduğunu unutmamak gerekiyor.

Kullanacağınız referans parçası mastering’i yapılmış bir parça olacağından seviyesi de yüksek olacaktır. Parçayı DAW içine aldıktan sonra seviyesini fader, clip gain ya da benzer bir yolla azaltabilirsiniz. Bunu nasıl yaptığınızın önemi yok. Önemli olan hem referans parçasının hem de üzerinde çalışmakta olduğunuz miksin seviyelerinin eşit olarak duyulması.

 

Karşılaştırma

Referans parça kullanımında ve karşılaştırmalar sırasında dört farklı noktaya dikkat etmek gerekiyor:

  • Seviye dengesi
  • Tonlar
  • Dinamik alan
  • Stereo panorama ve derinlik

Buradan yola çıkarak karşılaştırma yaparken kendimize çeşitli sorular sorabiliriz:

  • Vokal miksin içine nasıl oturtulmuş?
  • Enstrümanların birbirleri ile dengesi nasıl kurulmuş?
  • Alt, orta ve üst frekans aralıklarındaki dengeler nasıl? Bu aralıklarda hangi enstrümanlar daha hakim?
  • Genel bas ve tiz dengesi nasıl?
  • Reverb kullanımı nasıl?

Bu sorular sadece birkaç örnek. Daha birçok soru sormak mümkün.

ISOL8 adlı ücretsiz plug-in’i kullanarak istediğiniz bir frekans aralığını solo olarak dinleyebilirsiniz. ISOL8, sinyali LF (Low Frequency), LMF (Low Mid Frequency), MF (Mid Frequency), HMF (High Mid Frequency) ve HF (High Frequency) olarak beş frekans aralığına bölüyor. İndirme linki için buraya tıklayın.

 

Referans parça kullanırken doğru yaklaşım yukarıda saydığım dört nokta üzerinden resmin tamamına bakıp öyle bir karşılaştırma yapmaktır. Referans parçadaki her şeyi kopyalamaya çalışmak doğru bir yaklaşım değildir. Her kayıt farklı olduğu için bu zaten mümkün olmayacaktır. Bir de miksinizin kendine ait bir estetiğinin olması gerektiğini unutmamak gerekir.

 

Teknoloji Desteği

Referans parça kullanımında kulak elbette çok önemli ancak günümüzün teknolojisi ile yazılımlardan destek almak da bir seçenek. Mastering The Mix tarafından geliştirilen Reference adlı plug-in (Mac: AAX, AU, VST / Win: AAX, VST) buna bir örnek. Benzer fonksiyonlara sahip başka plug-in’ler de mevcut.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Photo by Adi Goldstein on Unsplash

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Gitar Kayıtlarında Tellerden Çıkan Sürtünme Seslerinden Nasıl Kurtulabiliriz?

“Gitar kayıtlarında tellerden çıkan sürtünme seslerinden nasıl kurtulabiliriz?” Bu soru bana hem klasik hem de akustik gitar kayıtları için defalarca soruldu. Geçenlerde bir kişi daha sorunca bununla ilgili bir blog yazısı yazmaya karar verdim.

Öncelikle şunu belirteyim: Ben tellerden çıkan bu sürtünme seslerinin aslında enstrümanın sesinin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan, çok yüksek duyulduklarında bu sürtünme seslerini çok rahatsız edici buluyorum.

Buradan yola çıkarak benim yaklaşımımın bu seslerden tamamen kurtulmak değil de bu sesleri daha az duyulacak hale getirmek olduğunu söyleyebilirim. Tabii herkes bu fikre katılmak durumda değil ama ben diğer türlü, yani bu seslerden tamamen kurtulmanın suni olacağını savunuyorum.

Esas soruya geri dönecek olursa… Bu sürtünme seslerinden kurtulmanın veya bu sesleri rahatsız etmeyecek hale getirmenin bir yolu var mıdır?

Aslında ilk önce kayıt sırasında farklı teller denemek gerekiyor ama gerçekçi olmak gerekirse buna pek kimse yanaşmıyor. Dolayısıyla akla ilk gelen çözüm EQ oluyor. Ancak sürtünme seslerinden kurtulmak için gitar kanalına EQ uyguladığınızda, bu sesleri azaltmaya çalışırken gitarın tonu radikal bir şekilde değişiyor! Hatta bazen gitar, gitarlıktan çıkıyor! Dolayısıyla gitar kanalına doğrudan EQ uygulamak sorunumuza çözüm getirmiyor.

Sorunun çözümü var ama biraz uğraştırıcı.

Çözüm: otomasyon!

Eskiden analog teknoloji ile çalışırken otomasyon sadece bazı stüdyo tipi mikserlerde üzerinde olan bir sistemdi. Görsel referans kısıtlı olduğu için yazması, yazılan otomasyonu değiştirmesi, kısacası kullanımı zordu. Bir de kısıtlı bir şeydi. Örnek olarak, EQ ya da kompresör gibi cihazların üzerinde bulunan parametreleri otomasyona sokamazdınız.

Bugün tamamen ‘in-the-box’ çalışıyorsanız DAW içindeki her şeyi, kanalların seviye ayarlarından seslerin panorama içindeki dağılım noktalarına, kompresörün üzerindeki threshold parametresinden delay üzerindeki dry/wet dengesine kadar, otomasyona sokmak mümkün.

Şimdi gelelim otomasyonu gitar kayıtlarında tellerden çıkan sürtünme sesleri için nasıl kullanacağımıza…

Bunu iki farklı yöntem ile yapabiliriz: Seviye ve/veya EQ.

İstediğimiz sonucu elde etmek için sadece seviye üzerinden gidebiliriz veya sadece EQ uygulayabiliriz ya da gerekirse her iki yöntemi de kullanabiliriz.

 

Seviye

Seviye yönteminde sürtünme seslerinin geldiği yerleri tespit edip, o kısımların seviyesini otomasyon ile anlık olarak indirmek gerekiyor. Daha önce de belirttiğim gibi, ben sürtünme sesinin aslında gitarın sesinin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Bu sebepten dolayı çoğu zaman 5-6 dB’lik azaltmalar benim için yeterli oluyor.

 

EQ

EQ Yönteminde sürtünme sesinin ağırlıklı olduğu frekansları tespit edip, sadece sürtünme sesi gelen yerlerde otomasyon ile bu EQ ayarını uygulamak gerekiyor. Yukarıda da yazdığım gibi, otomasyonsuz bir şekilde kanalın tamamına EQ uygularsanız gitar tonu olmadık bir hal alabilir! Gitar, gitarlıktan çıkabilir!

Sürtünme sesinin ağırlıklı olduğu frekansları parametrik bir EQ kullanarak sweeping tekniği ile tespit edebilirsiniz. Daha önce bununla ilgili olarak “EQ Kullanımında Sweeping Tekniği” başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazı için hazırladığım videoyu aşağıya ekliyorum.

 

Detaylı otomasyon yazımı biraz zaman alan ve zahmetli bir şey ama bence alınan sonuca değiyor!

 

İlgili yazılar:

Otomasyon Modları

 

EQ Kullanımında Sweeping Tekniği

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Photo by Quốc Bảo from Pexels

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Reverb ve Delay Efektlerini Birlikte Kullanırken…

Reverb ve delay, müzik prodüksiyonunda sürekli kullandığımız iki efekt. Yerine göre, bazı enstrümanlar için sadece reverb, bazı enstrümanlar için sadece delay, diğerleri için ise aynı anda hem reverb hem de delay kullanıyoruz. Reverb ve delay’i birlikte kullanırken tercih ettiğimiz sinyal akışının aldığımız sonuç üzerinde bir etkisi oluyor. Bu etki bazen küçük bazen de büyük olabiliyor. Küçük dahi olsa detaylar ve ayrıntılar bir araya geldiğinde bütünü ciddi anlamda etkileyebiliyor. Bu sebepten dolayı reverb ve delay’i birlikte kullanırken sinyal akış seçeneklerini dikkate almakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Yazıya devam etmeden önce, efekt işlemcilerin send yöntemi ile kullanılmasına aşina değilseniz aşağıdaki yazıları okumanızı şiddetler tavsiye ederim:

 

Orijinal Sinyal + Reverb + Delay

Reverb ve delay’i birlikte kullanırken bir seçenek olarak kanaldaki sinyali send yöntemi ile aynı anda hem reverb hem de delay’e gönderebiliriz. Bu seçenekte sonuçta elimizde üç farklı sinyal oluyor. Bunları seviye olarak kendi aralarında dengeleyip ve stereo panorama içinde dağıtıp miksin içinde kullanıyoruz:

  • Orijinal (dry) sinyal
  • Reverb eklenmiş sinyal
  • Delay eklenmiş sinyal

 

(Orijinal Sinyal + Reverb) + (Delay + Reverb)

Diğer bir seçenek olarak sinyali yine send yöntemi ile aynı anda hem reverb hem de delay’a gönderebiliriz. Fakat bundan sonra ek bir adım olarak delay’in çıkışını da reverb’e yönlendirebiliriz. Bu sinyal akış seçeneğinde delay tarafından üretilen tekrarlar kuru (diğer bir deyişle reverb’süz) kalmıyor. Orijinal sinyale nasıl reverb efekti ekliyorsak, delay tarafından üretilen tekrarlara da reverb eklemiş oluyoruz. Bu seçenekte de sonuçta elimizde üç farklı sinyal oluyor. Bunları seviye olarak kendi aralarında dengeleyip ve stereo panorama içinde dağıtıp, miksin içinde kullanıyoruz.

 

Karşılaştırma

Aşağıdaki videoda birinci seçenek ve ikinci seçeneğin karşılaştırmasını bulabilirsiniz. Birinci seçenekte efektsiz gitar aynı anda hem reverb hem de delay’e gönderiliyor ve bu üç sinyal birleştiriliyor. İkinci seçenekte ise efektsiz gitar hem reverb hem de delay’e gönderiliyor, daha sonra delay tarafından üretilen tekrarlar reverb’e gönderiliyor. Son olarak yine bu üç sinyal birleştiriliyor.

İki seçenek arasında çok büyük olmasa da miksin içinde değişiklik yaratacak kadar bir fark duyuluyor. İkinci seçenekte delay tarafından üretilen tekrarlar orijinal sinyal ile birlikte aynı hacim/alan içine giriyor.

 

Sonuç

Peki, hangisi doğru? Hangi seçeneği kullanmalıyız? Bence doğrusu yok. Hangisinin kullanılacağı duruma ve tercihlere göre değişir. Eğer tekrarları miks içinde kuru sinyalden daha farklı bir alana konumlandırmak istiyorsak birinci seçenek daha isabetli bir seçim olabilir. Diğer yandan tekrarları kuru sinyal ile aynı alana konumlandırmak istiyorsak, bu durumda ikinci seçenek daha isabetli olacaktır.

 

İlgili Yazılar:

Müzik Prodüksiyonlarında Reverb Kullanımı

Reverb Üzerindeki Decay ve Pre-Delay Parametrelerinin Ayarlanması

Ters Reverb Efekti

Gated Reverb: Yanlışlıkla Bulunan ve 80’lere Damgasını Vuran Efekt!

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı Karsten Schneidermann | Unsplash

Videodaki gitar kanalı: Boogiesnakes “It’s My Right” | Link

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 1 Comment

Ters Reverb Efekti

Ters (reverse) reverb efektini sanırım herkes duymuştur. Yıllardan beri başta vokal olmak üzere birçok seste, enstrümanda kullanılır. Bu efekt aşırı kullanılmış olsa da birçok insan hâlâ çok sever. Buna ben de dahilim!

“Ters reverb efektini nasıl elde edebiliriz” diye bazen soranlar oluyor. Eskiden, analog bantlarla çalıştığımız dönemde, bu efekti yapmak gerçekten zahmetli bir işti. Bantı tersten çalmak gerekiyordu. Tabii öyle olunca kanal sayılarının yerleri de değişiyordu. O bakımdan sadece zahmetli değil, aynı zamanda biraz da riskli bir işti. Biliyorsunuz, analog bant ile çalışırken ‘undo’ yok! Yanlışlıkla bir şey silerseniz giden gidiyor!

Dijital teknoloji sayesinde bu efekti yapmak artık kolay. İki yolu var: Birincisi, bir plug-in aracılığı ile; ikincisi de eskiden analog bantlarda yaptığımız işlemi DAW içinde yaparak, yani manuel yöntemle.

 

Plug-in Aracılığıyla

Plug-in ile ters reverb efekti yapmak çok kolay. Pro Tools içinde D-Verb plug-in’ini kullanarak bir vokal kanalı üzerinden örnek vereceğim.

Ters reverb uygulamak istediğimiz hece veya kelimeyi öncesinde boşluk olacak şekilde seçiyoruz. Öncesinde boşluk olması önemli çünkü ters reverb buraya gelecek. Ekran görüntülerini üzerlerine tıklayıp büyütebilirsiniz.

Audiosuite menüsünden D-Verb plug-‘inini açıyoruz. Önümüze gelen pencerede parametreleri ayarlayıp “Reverse” butonuna basıyoruz. Sadece bu kadar!

 

Aşağıdaki ses dosyasında vokalin ilk önce orijinal, ardından da ters reverb efekti uygulanmış halini dinleyebilirsiniz.

 

Manuel Yöntem

Manuel yöntemde eskiden analog bantlarda uyguladığımız tekniği DAW içinde uygulamak gerekiyor. Bu yöntemi de yine Pro Tools üzerinden anlatacağım.

İlk önce ters reverb uygulamak istediğimiz hece veya kelimeyi yeni bir kanala taşıyoruz ve ters çeviriyoruz.

 

Ters çevirdiğimiz kelimeyi bu sefer sonrasında boşluk olacak şekilde seçiyoruz. Bu boşluk önemli çünkü reverb efekti buraya gelecek.

Audiosuite menüsünden D-Verb plug-in’ini açıyoruz. Önümüze gelen pencerede parametreleri ayarlayıp “Render” butonuna basıyoruz. Tabii bu sefer ters reverb efektini manuel yöntem kullanarak yaptığımız için herhangi bir reverb plug-in’i kulanabiliriz, plug-in’in üzerinde ‘reverse’ özelliği olup olmaması önemli değil.

Şu anda elimizde tersten okunan kelime ve düz reverb var. Aşağıdaki ses dosyasında duyabilirsiniz.

 

Son adım olarak bu bölümü ters çeviriyoruz ve yerine yerleştiriyoruz. Böylelikle kelime düz oluyor, reverb de ters bir şekilde başa geliyor. Ters reverb efektimiz tamam!

 

Aşağıdaki ses dosyasında vokalin ilk önce orijinal, ardından da ters reverb efekti uygulanmış halini dinleyebilirsiniz.

 

İyi eğlenceler!

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Ufuk Önen

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Vokal Kaydı: Birkaç Tavsiye

Bu yazımda vokal kaydı ile ilgili birkaç tavsiyede bulunmak istiyorum. Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri (SKMT) adlı kitabımda vokal kaydı ile daha detaylı bilgiler bulabilirsiniz. Yine konu ile ilgili olarak, “Bruce Swedien ile Vokal Kaydı Üzerine” başlıklı blog yazımı okuyabilirsiniz.

 

Mikrofon Seçimi

Vokal kayıtları için mikrofon seçerken ilk tercih genelde stüdyodaki en pahalı mikrofon olur. Bu mikrofon çok büyük ihtimalle iyi bir mikrofondur ama iyi bir mikrofon olması, her solistte iyi sonuç vereceği anlamına gelmez.

Vokalistin önüne mikrofonu koymadan önce bence ilk olarak yapılması gereken, vokalistin sesini mikrofonsuz dinleyip, daha sonra en azından iki veya üç mikrofon açıp bunlarla kısa kısa kayıtlar yapıp, bu kayıtları dinleyerek hangi mikrofonun kullanılacağına karar vermektir.

Mikrofon seçiminde tercihi otomatik olarak en pahalı ya da klasikleşmiş mikrofonlardan yana kullanmaktansa, vokalistin sesine uygun olacak mikrofonu bulmak için biraz deneme yapmak bana çok daha mantıklı geliyor.

 

Mikrofon ve Solist Arasındaki Mesafe

Mikrofon ve solist arasındaki mesafe için belirli bir standart ya da formül yok. Stüdyolarda, vokal kayıtlarında mikrofon, genelde solist ile arasında 20-45 santim olacak şekilde yerleştiriliyor.

Benim tavsiyem 20-25 santim bir mesafe ile başlayıp deneme yapmak. Bunu önermemin sebebi ise 20-25 santimin yaklaşık bir karış olması. Bu, uzun kayıtlar sırasında solistin mikrofona aynı mesafede kalmasını kolaylaştırıyor. Talkback üzerinden ara sıra “bir karış mesafedeyiz, değil mi?” diye sorduğunuzda, bir süre sonra solist sürekli olarak kendi kendine mesafeyi “bir karış” hesabı ile takip etmeye başlıyor.

Mikrofona olan mesafe demişken… Cardioid mikrofonlar ve proximity effect ile ilgili olarak bir blog yazı yazmıştım, ilgilenirseniz okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Mikrofonun Açısı

Mikrofon ve solist arasındaki mesafede olduğu gibi mikrofon açısı için de belirli bir standart ya da formül yok.

Benim tavsiyem şu şekilde: Mikrofonu, diyafram solistin ağız hizasında değil de, yaklaşık 10 cm yukarıda olacak ve solistin ağzına bakacak şekilde yerleştirmek. Mikrofonu böyle yerleştirdiğinizde PI ve BI gibi seslerden kaynaklanan patlamaları aza indirmiş olursunuz. 2-3 kHz civarının ağızdan yaklaşık 30° yukarıya çıktığını düşünürsek, mikrofonu be şekilde konumlandırdığınızda anlaşılabilirlik olarak da bir kaybınız olmaz. Patlamalara karşı pop-filtre de kullanabilirsiniz.

 

Kulaklık Miksi

Vokal kaydında en önemli noktalardan biri de kulaklık miksidir. Kulaklık miksi her ne kadar tüm kayıtlar için önemli olsa da özellikle vokal kayıtlarında daha belirgin bir öneme sahiptir. Deneyimlerime dayanarak kulaklık miksinin solistin kayıttaki performansı üzerinde ciddi bir etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Kaydın başında biraz zaman harcayarak solisti memnun edecek bir kulaklık miksi oluşturmak kaydın geri kalanında işleri biraz daha kolaylaştıracaktır. Tabii çoğumuzun bildiği gibi “mükemmel kulaklık miksi” diye bir şey yok. Her zaman bir şekilde biraz memnuniyetsizlik oluyor.

Bazen de kaydın başındayken beğenilen bir kulaklık miksi, iş ilerledikçe, yorgunluk arttıkça veya bir şeyler ters gittiğinde (siz hiçbir ayarı değiştirmemiş olsanız bile), birdenbire solist için sorunlu olmaya başlayabiliyor. Böyle bir durumda gerginlik yaratmak ya da gerginlik varsa daha da artırmak yerine solistin kulaklık ile olan sorununu mikse “ufak dokunuşlarla” müdahale ederek (veya müdahale edermiş gibi yaparak) çözmeye çalışabilirsiniz.

 

Solistin Kendini Rahat Hissetmesi

Solistin kendini rahat hissetmesi iyi bir vokal kaydı için muhtemelen en çok gereken şey. Solist kendini rahat hissetmezse, stüdyodaki koşullardan memnun olmazsa, ondan iyi bir performans beklemek pek gerçekçi olmaz açıkçası. Siz ne kadar doğru bir mikrofon seçip, doğru bir şekilde doğru bir noktaya yerleştirseniz de, eğer iyi bir performans yoksa iyi bir vokal kaydı da olmaz.

Işıklandırma, oda sıcaklığı ve havalandırma, koltuklar, ikramlar… Tüm bunlar kayıt seansı boyunca solistin rahat açısından önemli ama bence çok önemli iki nokta var. Bunlardan biri, yukarıda da belirttiğim gibi, kulaklık miksi, diğeri ise solist ile kayıt mühendisi ve/veya prodüktör arasındaki diyalog. Tecrübeli kayıt mühendisleri ve prodüktörler solistlerle ne zaman nasıl konuşması ve onlara nasıl davranması gerektiğini çok iyi bilirler. Bu sayede kayıtta solistten iyi bir performans alabilirler. Ben vokal kaydı yapmayı her zaman teknik bir işten çok insan psikolojisine dayanan bir iş olarak görmüşümdür.

 

Umarım bu birkaç tavsiye yapacağınız vokal kayıtları için faydalı olur.

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Pixabay

Mikrofon fotoğrafı: Pixabay

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 1 Comment

Stereo Çıkış (Master Bus) Üzerinde Sinyal İşlemci Kullanılır mı?

Bu yazımda sizinle ‘mix bus’ veya diğer adıyla ‘master bus’ yani stereo çıkış üzerinde plug-in ve hardware sinyal işlemci kullanımı ile ilgili görüşlerimi paylaşmak ve birkaç tavsiyede bulunmak istiyorum.

Yazıya şu soru ile başlamak hiç fena bir fikir olmaz sanırım: “Stereo çıkışta plug-in veya hardware işlemci kullanılır mı?”

Bu soru üzerine çok tartışmalar yapıldı, yapılmaya da devam ediyor. Tahmin edebileceğiniz gibi bu sorunun tek bir cevabı yok. Farklı görüşler var.

Benim gördüğüm, duyduğum ve okuduğum kadarıyla ortada şöyle bir tablo var: Miks mühendisleri, stereo çıkış üzerinde plug-in veya işlemci kullanmaya (kendileri kullanmasalar bile) genel olarak sıcak bakıyorlar. Diğer yandan mastering mühendislerinin bir çoğu stereo çıkış üzerinde plug-in ve işlemci kullanmaya karşı çıkıyorlar.

Aslında mastering mühendislerini anlayabiliyorum çünkü master bus üzerindeki işlemci yanlış kullanıldığında hem miksi olduğundan daha kötü veya sorunlu bir hale getiriyor, hem de (eğer parça mastering’e gidecekse) mastering mühendisinin çalışma alanını daraltıyor ve elini kolunu bağlıyor.

Diğer yandan, master bus üzerindeki işlemcinin yerinde ve doğru bir şekilde kullanıldığı zaman ortaya çok güzel sonuçlar çıktığını düşünüyorum.

Bu sebepten dolayı ben stereo çıkış üzerinde plug-in veya hardware sinyal işlemci kullanılmasına karşı değilim.

Şimdi gelelim tavsiyelere…

 

Sadece Kompresör ve Limiter Değil

Stereo çıkış üzerinde sinyal işlemci deyince akla gelenler kompresör ve limiter oluyor. Belki bir de EQ. Ancak stereo çıkış için kullanılabilecek plug-in veya cihazları sadece dinamik işlemciler ve EQ ile sınırlamak hata olur. Biraz daha geniş düşünmekte fayda var.

Ben şöyle bir liste yaptım:

  • Dinamik alan işlemcileri
  • Ton ve frekans işlemcileri
  • ‘Saturation’ işlemcileri
  • Stereo alan işlemcileri
  • Harmonik ve psikoakustik işlemcileri

Bunların hepsini ya da bunlardan en az birisini kullanalım gibi bir tavsiyede bulunmuyorum. Sadece kullanılabilecek sinyal işlemci grupları olarak aklımızda bulunsun istedim. Bazen gerek olmaz, stereo çıkışta hiçbir şey kullanmayız. Bazen de yukarıdakilerden bir veya birkaç tanesini kullanırız. Her prodüksiyon, her sound, her parça farklı.

Bu yukarıdaki sinyal işlemci grupları ile ilgili bir blog yazısı yazmayı düşünüyorum. Yeni blog yazıları yayımlandıkça size haber verebilmem için mesaj listeme üye olabilirsiniz.

WaveArts – Tube Saturator (ücretsiz indirme linki için görsele tıklayınız)

 

Kendinizden Emin Değilseniz Yapmayın!

Herhangi bir kanala uyguladığınız bir sinyal işlemci ile ilgili ters giden bir şey varsa (parametrelerin doğru ayarlanmaması, yerli yersiz kulanım gibi), ortaya çıkan problem sadece o kanalı etkiler. Tabii sineğin ufak olsa da mide bulandırdığını biliyoruz ancak yine de sorunlu bir kanal miks içinde bir ihtimal “araya kaynayabilir”. Böyle bir durum olsun istemeyiz ama olabiliyor.

Diğer yandan stereo çıkış üzerinde uyguladığınız sinyal işlemci yüzünden bir sorun olursa onun “araya kaynaması” çok zor. Bu sebepten dolayı master bus üzerinde işlem yapmak aslında çok riskli bir şeydir.

Stereo çıkış üzerinde kullanmak istediğiniz sinyal işlemciye hakim değilseniz, kendinizden emin olamıyorsanız bu durumda o işlemciyi kullanmamak, risk almamak en iyisi.

 

Küçük Dokunuşlar

Eğer master bus üzerinde bir işlemci kullanıyorsanız, işlemci üzerindeki parametreleri sinyale çok küçük dokunuşlarla müdahale edecek şekilde ayarlayın. Etkisi büyük olabilecek ayarlardan kaçının.

Eğer işlemcinin sinyal üzerindeki etkisinin fazla olup olmadığından emin olamıyorsanız, ayarları iki ‘tık’ geri çekin. Eğer işlemcinin sinyal üzerindeki etkisinin kararında olduğunu düşünüyorsanız, ayarları bir ‘tık’ geri çekin. Bu yaklaşım bende hep işe yaramıştır ama tabii arada biraz zaman bırakıp, parçayı sonradan taze kulakla tekrar dinleyip, son kararı öyle vermekte fayda var.

 

Son Dakikaya Kadar Beklemeyin

Master bus üzerinde sinyal işlemci kullanacaksanız, işlemciyi insert etmek için son dakikaya kadar beklemeyin. Hatta işlemciyi miks sürecinde mümkün olan en erken noktada devreye alın.

Bunun arkasında yatan mantık şu: Stereo çıkıştaki sinyal işlemci bitmiş mikse şekil vermek için değil, miksi şekillendirmek ve karakter katmak için kullanılır. Diğer bir deyişle, stereo çıkıştaki sinyal işlemci miksin bir parçasıdır; miksteki sorunları örtmek veya hataları telafi etmek için sonradan eklenmiş bir plug-in veya cihaz değildir.

Bu sebepten dolayı stereo çıkışta kullanacağınız sinyal işlemciyi miksin erken safhalarında devreye almak dikkat edilmesi gereken bir noktadır.

 

Diğer Görüşler…

Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar adlı kitabımdaki röportajlarda okuyabileceğiniz gibi, bazı miks mühendisleri mikslerinin ana çıkışında sinyal işlemciler kullanıyorlar ve bunu miksin bir parçası olarak ele alıyorlar. Kitap hakkında bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Photo by Oleg Pliasunov | Unsplash

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Decca Tree Stereo Mikrofonlama Tekniği

İki mikrofonun aralarında belli bir mesafe bırakılarak ses kaynağının önüne yerleştirildiği stereo mikrofonlama tekniğine AB veya ‘spaced pair’ adı verilir. Spaced pair, Türkçede aralarında mesafe olan çift anlamına gelmektedir. Bu isim, bu teknikte iki mikrofonun birbirleri arasında mesafe bulunması sebebi ile verilmiştir.

Mikrofonların birbirlerine olan uzaklığı kaydedilen ses kaynağına ve uygulamaya göre değişir. Genelde iki mikrofon arasındaki mesafe 50 cm ile 3 metre arasındadır.

AB tekniğinde genelde omnidirectional mikrofonlar kullanılır, ancak cardioid mikrofonlar da diğer bir seçenektir.

AB stereo mikrofonlama tekniğinin avantajı geniş ve ferah bir stereo panorama sağlamasıdır. İki mikrofon arasındaki mesafe arttıkça stereo panorama genişler. Bu tekniğin dezavantajı ise, özellikle iki mikrofon arasındaki mesafe açıldıkça, stereo panoramanın ortasında, ‘center’ olarak adlandırdığımız bölgede bir “boşluk” oluşmaya başlamasıdır.

 

Decca Records ve Decca Tree Tekniği

1950’li yıllarda ünlü plak şirketi Decca Records’ın stüdyolarında orkestra kayıtları yapan ses mühendisleri Arthur Haddy, Roy Wallace ve Kenneth Wilkinson, AB tekniği ile yapılan stereo kayıtlarda ortada oluşan boşluktan rahatsız olurlar. Bu boşluğu doldurmak için akıllarına üçüncü bir mikrofon kullanma fikri gelir. T şeklinde bir düzenek yaptırıp, bu düzeneğin her ucuna birer mikrofon yerleştirirler. İlk olarak kullandıkları mikrofon Neumann M49’dur. Daha sonra T şeklinde düzenekte biraz değişiklikler yaparlar ve mikrofonları da Neumann M50 ile değiştirirler. M49’un cardioid, M50’nin ise omni olduğunu düşününce bunun aslında önemli bir değişiklik olduğunu anlıyoruz.

 

Mikrofon Düzeni

Decca Tree tekniğinde sol ve sağ mikrofonlar aynı hizada, aralarında iki metre mesafe olacak şekilde yerleştirilir. Orta mikrofon, adından da anlaşılabileceği gibi, sol ve sağ mikrofonun tam ortasındaki noktaya yerleştirilir ancak bu mikrofon, sol ve sağ mikrofonlara göre 1.5 metre öndedir.

Yerleşim ve Mikrofonların Hizalanması

Decca Tree, sahnenin büyüklüğü ve orkestranın kapladığı alana bağlı olarak, genelde orkestra şefinin 2.5 ile 3.2 metre yukarısında olacak şekilde yerleştirilir. Decca Tree düzeneği içindeki mikrofonlar küçük bir açıyla aşağıya doğru, orkestra bakacak şekilde, pozisyonlanır.

Çok büyük orkestralar için Decca Tree’ye yaklaşık 6’şar metre mesafede olacak şekilde iki mikrofon daha kullanılır. Harici olarak kullanılan bu mikrofonlara ‘flanking microphones’ adı verilir.

 

Stereo Panorama

Decca Tree içindeki sol ve sağ mikrofonlar, stereo panorama içinde sol ve sağ (L ve R), ortadaki mikrofon ise orta noktaya (C) konumlandırılır. Orta mikrofonun seviyesi “stereo panorama içindeki boşluğu dolduracak şekilde” ayarlanır. Diğer bir deyişle, orta mikrofonun seviyesi için herhangi bir standart bulunmamaktadır.

 

Faz Problemleri

AB ve Decca Tree gibi stereo mikrofonlama tekniklerinde mikrofonların diyaframları arasında mesafe olduğu için ses dalgaları mikrofonlara farklı zamanlarda ulaşırlar. Bu sebepten dolayı kayıtta faz ilişkisine çok dikkat etmek, kaydın mono ile uyumlu olup olmadığını kontrol etmek gerekir.

 

Farklı Versiyonlar

Zaman içinde Decca Tree’nin farklı versiyonları geliştirilmiştir. Bu farklı versiyonlarda değişiklikler genel olarak orta mikrofon üzerinde yapılmıştır. Ortada tek bir omni mikrofon kullanmak yerine XY, MS, Blumlein gibi stereo mikrofonlama teknikleri denenmiştir. Bu denemelerin bazılarından iyi sonuçlar alınmıştır ancak bugün Decca Tree denildiğinde hâlâ üç mikrofondan oluşan klasik mikrofonlama tekniği akla gelmektedir.

 

Deneyin!

Decca Tree, orijinal olarak orkestra kayıtları için geliştirilmiş bir teknik olsa da farklı uygulamalar için de kullanılıyor.

Triad-Orbit gibi markaların bazı mikrofon stand sistemleri ile Decca Tree yerleşimini kolayca yapmak mümkün. Diğer yandan, eğer sadece denemek ve sonuçları duymak istiyorsanız, bu stand sistemlerine yatırım yapmanıza veya elinizde mutlaka Neumann mikrofonların bulunmasına gerek yok. Decca Tree tekniğini sadece üç adet standart mikrofon standı ve üç adet omni mikrofon ile uygulayıp, tecrübe edebilirsiniz.

Denemekte fayda var!

 

Triad-Orbit IO-Vector

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

EQ Kullanımı: Birkaç Tavsiye

Bu yazımda EQ kullanımı ile ilgili birkaç tavsiyede bulunmak istiyorum. Ses Kayıt ve Müzik Teknolojisi (SKMT) adlı kitabımda EQ ile detaylı bilgiler, Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar (MPMT) adlı kitabımda ise EQ kullanımı hakkında birçok miks mühendisinin görüş ve tavsiyelerini bulabilirsiniz.

 

Cut x Boost

‘Cut’, frekansların seviyesini azaltırken ya da belli bir aralıktaki frekansları keserken, ‘boost’ ise tam tersine frekansların seviyesini yükseltirken kullandığımız terimlerdir.

EQ ile çalışırken hangisini ne zaman kullanacağımız konusunda bir kural yoktur.

Birçok kişi tarafından genelde ‘cut’ yani azaltma tavsiye edilir. Bu tavsiyenin sebebi EQ’nun bir frekans aralığını açarken sinyalin fazında kaymalara sebep olmasıdır.

‘Cut’ tavsiyesinde bulunan ancak teknik detaylarla fazla ilgilenmeyenler işi basite indirgemek için ortaya şöyle bir senaryo sürerler: “Bir sinyalde hem alt frekansları hem de üst frekansları açmak istiyorsun, onun yerine ortada kalanları azalt.” Elbette mantıklı ancak çoğu zaman bu kadar basit durumlarla karşılaşmıyoruz.

Benim yaklaşımım şu şekilde: Eğer sinyalde sorun yaratan, başka kanallardaki diğer enstrümanları maskeleyen, sesin boğuk ya da yırtıcı çıkmasına sebep olan veya sesin netliğini engelleyen bir frekans aralığı varsa ben o aralığı azaltıyorum veya kesiyorum. Başka birçok şeyi ‘boost’ etmektense, sorunu bulup ondan kurtulmak çok daha basit bir çözüm. Bu, kulağa çok klişe bir tavsiye gibi geliyor ama bunun tespitini yapıp o kararı almak aslında tecrübe isteyen bir şey.

Eğer sinyalde sesin daha etkileyici, güzel veya cazip çıkmasını sağlayacak bir frekans aralığı varsa ya da sesi estetik olarak daha farklı bir yere taşımaya, diğer bir deyişle sesi “değiştirmeye” çalışıyorsam, o zaman uygun frekans aralığını bulup o aralığı açıyorum.

Bu arada, hazır EQ ve boost demişken, daha sonra ‘linear phase EQ’ üzerine bir yazı hazırlamayı düşünüyorum.

 

Bandwidth / Q

Parametrik EQ ile çalışırken; keserken ve azaltırken (cut) yüksek Q değeri, açarken (boost) ise düşük Q değeri genelde daha iyi sonuç verir.

  • Cut: dar bandwidth – yüksek Q değeri
  • Boost: geniş bandwidth – düşük Q değeri

Keserken dar aralık (yüksek Q değeri) kullanmak soruna odaklanmayı kolaylaştırıyor. Açarken geniş aralık (düşük Q değeri) kullanmak sesin daha doğal ve yumuşak olmasını sağlıyor. Özellikle üst frekansların seviyesini yükseltirken çok dikkat etmek gerekiyor.

Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri (SKMT) adlı kitabımda bandwidth ve Q ile ilgili detaylı bilgiler bulabilirsiniz.

Mellomuse EQ1A (ücretsiz indirmek için görsele tıklayınız)

 

Sweeping Tekniği

Parametrik ve yarı-parametrik EQ ile çalışırken sweeping tekniğini uygulamak işinizi kolaylaştıracaktır. Bununla ilgili bir blog yazısı ve video hazırlamıştım, şuradan ulaşabilirsiniz: “EQ Kullanımında Sweeping Tekniği“.

 

EQ ve Solo Modu

EQ kullanımında aklımızda hep tutmamız gereken bir nokta, EQ uyguladığımız enstrüman ya da sesin tek başına nasıl duyulduğu değil, diğer enstrüman ve seslerle beraber nasıl duyulduğudur.

EQ ile çalışırken kanalı soloya almayın demiyorum elbette ancak EQ işlemi sırasında sinyali mümkün olduğunca diğer kanallarla birlikte dinleyin. EQ ile yaptığınız ayarların o kanalın diğer kanallarla olan frekans etkileşimi üzerinde nasıl değişikliklere yol açtığını iyi takip edin.

Sinyalin son halini mutlaka bir bütün içinde diğer enstrüman ve seslerle kontrol edin.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Tom Pottiger | Unsplash

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Bruce Swedien ile Vokal Kaydı Üzerine

Bruce Swedien denince ilk akla gelen Michael Jackson’ın Thriller albümü oluyor ama Swedien’ın kariyeri aslında daha birçok başarı ile dolu. Swedien, ses kayıt ve miks mühendisi olarak Quincy Jones, Paul McCartney, Count Basie, Duke Ellington, Santana, Jennifer Lopez gibi sanatçılarla çalışmış. On üç defa Grammy ödülüne aday gösterilmiş, beşini kazanmış.

Swedien ile 2009 yılında New York’ta katıldığım Audio Engineering Society’nin kongresinde “ayaküstü” tanışmıştım. Daha sonra 2014 yılında Los Angeles’ta, yine Audio Engineering Society’nin kongresinde, Bobby Owsinski ile birlikte karşılaştık kendisi ile. Biraz sohbet etme şansım olmuştu.

 

Bruce Swedien’ın Make Mine Music adında bir kitabı var. Swedien’ın bu kitapta vokal kaydı ile ilgili olarak anlattıklarını kısa bölümler halinde sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Müzik Türü

Swedien, vokal kaydında her şeyden önce müzik türünün çok önemli olduğunu söylüyor.

Swedien’a göre müzik türü, mikrofonun soliste ne kadar mesafe ile yerleştirileceğini belirliyor. Örnek olarak pop ve rock kayıtlarında mikrofonun soliste çok yakın, caz kayıtlarında ise biraz daha uzak olmasını tercih ediyor.

Müzik türü solistin diğer müzisyenlerle aynı anda mı, yoksa sonradan mı kaydedileceğini de belirliyor. Örnek olarak pop ve rock kayıtlarında hemen hemen her zaman solist ayrıca kaydediliyor. Diğer yandan birçok caz kaydında solist ve diğer müzisyenler aynı anda kaydediliyor. Bu da mikrofon ve polar pattern seçimi, mikrofon yerleşimi gibi kararları etkiliyor.

 

Mikrofon Seçimi

Swedien, müzik kaydı yapmayı bir sanatçının bir manzarayı resme aktarmasına benzetiyor. Sanatçının manzaranın kendisini değil, kendi yorumunu tuvale aktardığını, benzer bir şekilde müzik kaydında kaydı yapan kişinin o anda icra edilmekte olan müziği kendi dokunuşu ile banta ya da kayıt ortamına aktardığını söylüyor. Mikrofon seçimi bu “dokunuş”ta büyük önem taşıyor!

Swedien, mikrofon seçiminin sadece solistin ses özelliklerinin ve vokal kişiliğinin kayda en iyi şekilde yansımasına göre yapılması gerektiğini vurguluyor. Belli bir tecrübe birikimine ulaştıktan sonra, solist ile konuşurken ya da provasını dinlerken içgüdüsel olarak hangi mikrofonun iyi sonuç vereceğini bilmenin mümkün olduğunu söylüyor. Tabii tecrübe birikiminden bahsederken ortadaki isim Bruce Swedien olunca bunu pek de hafife almamak gerekir!

 

EQ

Swedien, küçük miktarlardaki EQ kullanımlarının kayıt açısından yararlı olduğunu ama muhteşem bir vokal kaydı için EQ kullanımına güvenilmemesi gerektiğini söylüyor. Eğer EQ ile büyük bir müdahalede bulunmasını gerektiren bir durumla karşılaşırsa kullandığı mikrofonu değiştiriyor.

 

Duble Vokal

Swedien, ana vokalin çift kaydedilmesinin genelde çok iyi sonuçlar verdiğini söylüyor. Bunun için kullandığı bazı teknikleri anlatıyor.

Swedien, ikinci olarak kaydedeceği ana vokal (duble vokal) için mikrofonu solistten biraz uzaklaştırıyor. Bunu yapmasının iki sebebi var. Birincisi, mesafe değişince kaydedilen sesin renginde az da olsa bir değişiklik oluyor ve bu kayda zenginlik katıyor. İkinci sebep de kayda ilk yansımaları (early reflections) dahil etmek.

Swedien’ın kullandığı bir teknik daha var. İkinci ana vokal kaydı sırasında DAW ya da banttan gelen önceden kaydedilmiş kanalların perdesini 3-4 cent civarında düşürüyor. Böyle olunca solist parçayı 3-4 cent daha düşük söylemiş oluyor. Swedien mikste bu iki vokal kaydını birleştirdiğinde ortaya zengin ve dolgun bir vokal kaydı çıktığını söylüyor. Mikste ikinci vokal kaydını, ilk kayda göre biraz daha düşük tuttuğunu da sözüne ekliyor.

 

Düet

Swedien, düet kayıtlarında solistler için farklı karakteristiğe sahip mikrofonlar kullandığını söylüyor. Solistlerin farklı ses renkleri, mikrofonların farklı karakteristikleri ile birleşince ortaya çıkan “sonik tablo”nun büyüleyici olduğunu düşünüyor.

 

Grup Vokaller

Swedien, 4-5 kişilik vokal gruplarını birbirlerine yüz yüze bakacak şekilde karşılıklı olarak konumlandırıyor. İki adet geniş diyaframlı condenser mikrofon kullanıyor. Mikrofonları aralarında 10 cm ya da da az bir mesafe olacak şekilde sırt sırta yerleştiriyor.

 

Koro

Swedien, koro kayıtları için mümkün olduğunca az sayıda mikrofon kullanıp, bunları korodan uzağa yerleştirmeyi tercih ediyor. Tabii bu teknik için kayıt yaptığınız stüdyonun ya da salonun akustiğinin gerçekten çok iyi olması gerekiyor.

Eğer kayıt yaptığı mekan akustik açıdan yeterince iyi değilse, Swedien bu durumda koroyu daha fazla sayıda mikrofon kullanarak ve bu mikrofonları koroya daha yakın olacak şekilde konumlandırarak kaydediyor. Böyle bir durumda miks sırasında miks mühendisine daha çok iş düştüğünü söylüyor.

 

Make Mine Music

Bildiğim kadarıyla Türkçeye çevrilmedi ama İngilizceniz varsa Bruce Swedien’in Make Mine Music kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Neyi nasıl yaptığını kendi anlatımıyla okumak gerçekten çok değerli.

Swedien, günümüzün popüler kayıt ve miks mühendislerini etkilemiş çok önemli bir isim. Yazımı Dave Pensado’nun bir sözü ile kapatmak istiyorum: “Kahramanlarınızı değil, kahramanlarınızı etkileyenleri inceleyin.”

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Bruce Swedien fotoğraf: Mr. Bonzai

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 1 Comment

Dunkirk ve Shepard Tonu

Christopher Nolan zaman kavramı üzerine oynamayı seven bir yönetmen. Tıpkı Inception’da olduğu gibi Dunkirk’te de farklı zaman çizgileri var: Bir haftaya yayılmış kumsaldan kaçış hikayesi, bir güne yayılmış yardım için giden teknenin hikayesi ve bir saate yayılmış pilotların hikayesi. Bunlar bir noktada birleşiyor.

Bu komplike içerik ve anlatım biçimi Hans Zimmer’ın müziği ile birleştiğinde ortaya o kadar ağır bir film çıkıyor ki, seyirciler filmi izlerken hem geriliyorlar hem de yoruluyorlar.

Film izleyici üzerinde adeta tedirginlik yaratıyor. Bana öyle olmuştu. Yorumlardan okuduğum kadarıyla benim gibi düşünen pek çok kişi var.

Bu tedirginliğin en önemli sebeplerinden biri Hans Zimmer’ın müziğinde kullandığı Shepard tonu (Shepard tone) ve Shepard gamı (Shepard scale).

Aslında Shepard tonunu kullanmak Zimmer’ın değil, Nolan’ın fikri. Nolan, Business Insider’a verdiği röportajda Shepard tonunu ilk defa besteci David Julyan ile birlikte Prestige adlı filmde kullandıklarını, Dunkirk’ün senaryosunu yazarken de filmdeki sürekli olarak artarak devam eden tansiyonu bu prensibe dayandırdığını açıkça ifade etmişti.

 

Shepard Tonu

Shepard tonu, aralarında birer oktav fark bulunan sinüs dalgalarının (örnek olarak 200 Hz, 400 Hz ve 800 Hz) üstü üste binmesi ile ortaya çıkan sestir. Aynı şekilde bunu notalar için de düşünebiliriz (örnek olarak A2, A3 ve A4).

Shepard tonu, adını Amerikalı bilişsel bilim (cognitive science) uzmanı Roger Shepard’dan almıştır. Shepard’ın 1964 yılında Journal of Acoustical Society of America’da “Circularity in Judgements of Relative Pitch” başlıklı makalesi bu kavram üzerine yazılmıştır.

 

Shepard Gamı

Shepard tonu ve Shepard gamı genelde değişimli olarak kullanılsa da aslında ikisi farklı terimlerdir.

Shepard gamı, aralarından birer oktav bulunan bir dizi notadan (bir dizi Shepard tonundan) oluşan gamdır. Bu gam dahilinde sırayla aynı anda çalınan notalardan üst oktavdakilerin sesleri yavaş yavaş azaltılırken, alt oktavdakilerin sesleri ise yavaş yavaş yükseltilir. Gamın ortasındaki (aralarında birer oktav fark bulunan) notalar aynı ses şiddetine sahip olurlar.

Shepard gamı bu şekilde arka arkaya çalındığında müzikte sürekli bir yükselme hissi yaratıyor. Shepard gamı tersten çalındığı ve tekrar ettiği zaman bu sefer de müzikte düşüş hissi yaratıyor.

 

Shepard Gamı: Deneme

Bunu herhangi bir sequencer üzerinde pratiğe döküp deneyebiliriz.

Pro Tools içinde bir gam yazdım ve bu MIDI klibini aralarında birer oktav fark olacak şekilde iki defa çoğalttım.

 

Basit bir piyano sesi ile çaldırınca aşağıdaki gibi duyuluyor.

 

Daha sonra üst oktavdaki notaların şiddetini (velocity) yavaş yavaş azalttım, alt oktavdaki notaların şiddetini ise yavaş yavaş çoğalttım. Ortadaki oktavı sabit bıraktım çünkü Shepard tonunu yakalamak için aynı anda (aralarında birer oktav bulunan) en az iki adet nota duyulması gerekiyor.

Görsel olarak karşımıza çıkan tabloyu aşağıdaki ekran görüntülerinde inceleyebilirsiniz.

 

Loop yaparak aldığım sonucu aşağıdaki ses klibinde dinleyebilirsiniz.

 

Aldığım sonuç gamların düz çalınan haline göre oldukça farklı. Bence bir yükselme hissi var ancak bu yükselme hissi sonsuza giden bir his gibi gelmiyor bana… “Loop” olduğunu duyuyorum.

 

Shepard-Risset Glissando

Shepard gamından esinlenen Jean-Claude Risset, tonların sürekli olarak kayarak yükseldiği (veya alçaldığı) kendi versiyonunu yapmış, buna da Shepard-Risset glissando ismini vermiş.

Shepard-Risset glissando, Shepard gamı gibi, arka arkaya tekrar edildiğinde sürekli bir yükselme veya düşüş hissi yaratıyor.

 

Shepard-Risset Glissando: Deneme

Bunu pratiğe dökmek için üç tane birer oktavlık “sweep tone” hazırladım: Birincisi 220-440 Hz, ikincisi 440-880 Hz, üçüncüsü de 880-1760 Hz arasında.

Üst frekanslardaki sinüs dalgasının ses seviyesi yavaş yavaş azalırken, alt frekanslardaki dalganın seviyesi ise yavaş yavaş çoğalıyor. Orta frekanslardaki dalganın seviyesi sabit.

 

Ses kanallarını gruplayıp ufak dokunuşlarla flanger, chorus, delay ve reverb ekledim. Sonucu aşağıdaki ses klibinde dinleyebilirsiniz.

 

Bu, bence piyano ile yaptığım Shepard gamına göre çok daha inandırıcı. Sürekli bir yükselme hissi var. Aslında ses dalgaları sadece birer oktavlık bir aralıkta dönüp dursa da ortaya çıkan sonuç sonsuza giden bir yükselme hissiyatı şeklinde. Görsel olarak eşleştirmek gerekirse bana eski berberlerin kapısındaki dönen kırmızı beyaz işaretleri hatırlatıyor.

 

Dunkirk ve Hans Zimmer

Shepard tonunu ya da gamını kullanma fikri belki Hans Zimmer’a ait değil ancak Shepard gamının filmdeki kullanılış şeklinde Zimmer’ın büyük katkısı var.

Filmde üç farklı zaman çizgisine yayılmış üç farklı hikaye olduğunu belirtmiştim: Kumsaldan kaçış hikayesi (bir hafta), yardım için giden teknenin hikayesi (bir gün) ve pilotların hikayesi (bir saat).

Bu üç hikaye filmin sonunda birleşiyor. Zimmer bu birleşme noktasına yaklaşırken birlikte akan ancak üç farklı süreye yayılmış üç Shepard gamı kullanıyor.

İlk Shepard gamı alt oktavlardan çalınıyor. İkinci Shepard gamı daha yukarıdaki oktavlardan ve birinci gama göre iki kat hızlı bir tempo ile çalınıyor. Üçüncü Shepard gamı ise üst oktavlardan ve ikinci gama göre iki (birinci gama göre dört) kat hızlı bir tempo ile çalınıyor.

“The Oil” – Hans Zimmer (Dunkirk Original Motion Picture Soundtrack) [03:40’tan itibaren]

Filmdeki komplike anlatım yapısı, komplike bir müzik yapısı ile bir araya gelince ortaya seyirciyi yoran ağır bir iş çıkıyor.

Filmi beğenenler olduğu kadar beğenmeyenler de var. Şahsen ben Nolan’ın çok zaman çizgili anlatım şeklini ve Zimmer ile yaptığı iş birliğini çok beğendim. Filmdeki gerginliği ve tedirginliği bir ses illüzyonu üzerine kurmuş olması da tabii beni çok mutlu etti. Belki Dunkirk’ün beni etkilemesinin en önemli sebebi budur. Diğer yandan favori Nolan filmimi soracak olursanız cevabım Interstellar olur. Filmin kendisi gibi ses tasarımını ve müziği de bence çok başarılıdır. Belki o da başka bir blog yazıma konu olur.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment