Müzik Prodüksiyonu

Reverb Üzerindeki Decay ve Pre-Delay Parametrelerinin Ayarlanması

Reverb üzerindeki decay ve pre-delay parametreleri parçanın temposuna göre ayarlanırsa reverb’ün sesi çamurlu bir hale getirmeden ve mikste karışıklık yaratmadan müziğin içine oturması çok daha kolay olur. Profesyonel miks mühendisleri mikslerinde reverb kullanırken özellikle bu iki parametreye çok dikkat ederler.

 

Decay

Decay parametresini parçanın temposuna göre ayarlamanın iki yolu vardır. Birincisi, kulak ile; ikincisi, hesaplayarak.

Eğer kulak ile ayarlamak isterseniz şu yöntemi kullanabilirsiniz:

– Reverb plug-in’ini bir auxiliary kanalına insert olarak yerleştirin. Bu arada, eğer okumadıysanız “Plug-in’lerin ‘Insert’ ve ‘Send’ olarak Kullanımları” başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim.

– Trampet ya da vuruşu belirgin bir enstrümanı reverb kanalına gönderin. Send seviyesini reverb efektini rahatça duyabileceğiniz bir şekilde yükseltin.

– Reverb üzerindeki decay parametresini reverb’ün kuyruğu bir sonraki trampet vuruşundan hemen önce sönecek ya da bitecek şekilde ayarlayın.

 

Decay parametresini parçanın temposuna göre ayarlamanın diğer bir yolu ise delay süresi formülünü kullanmaktır.

Çeyrek (1/4) nota için milisaniye cinsinden delay süresi formülü aşağıdaki gibidir:

Delay süresi (ms) = (60 / bpm) x 1000

Örnek olarak temposu 120 bpm olan bir parça için çeyrek nota delay süresi 500 milisaniyedir.

Bu sayıyı iki ile çarparak yarım (1/2) nota, dört ile çarparak tam nota değerlerini bulabilirsiniz.

Aynı şekilde bu sayıyı ikiye bölerek sekizlik nota (1/8), bu değeri de yine ikiye bölerek on altılık nota (1/16) ve bu şekilde devam ederek diğer nota değerlerini hesap edebilirsiniz.

Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımın “Editing, Miks ve Sonrası” başlıklı bölümünde triplet ve noktalı değerler de dahil olmak üzere hesaplamaların nasıl yapıldığını detaylı bir şekilde anlatmıştım.

Kitabın sonunda 40 bpm ile 300 bpm arasındaki delay sürelerinin milisaniye karşılıklarını gösteren “Tempo ve Nota Değerlerine Göre Delay Süreleri” başlıklı bir de tablo bulunuyor.

Formülle hesapladığınız ya da tablodan aldığınız milisaniye cinsinden delay süresini reverb plug-in’iniz üzerindeki decay parametresine girerek bu parametreyi parçanın temposuna göre ayarlayabilirsiniz.

 

Pre-Delay

Reverb efektleri üzerinde bulunan ve milisaniye cinsinden ifade edilen pre-delay parametresi orijinal ses ile efektin başlaması arasındaki geçen süredir. Diğer bir deyişler pre-delay, ses kaynağından kulağımıza ulaşan direkt ses ile ilk yansımaların bize ulaşması arasında geçen zamandır.

Pre-delay süreleri decay sürelerine göre çok daha kısa olduğu için kulak ile ayarlaması zordur. Bu sebepten dolayı hesaplama yöntemi kullanmak çok daha pratik bir çözümdür.

Pre-delay süresini parçanın temposuna göre ayarlarken kullanılan değerler (her zaman olmasa da genel olarak) 1/64 ve 1/32 nota değerleridir.

 

Deneyin!

Reverb kullanırken decay ve pre-delay parametrelerini yukarı anlattığım şekilde parçanın temposuna göre ayarlayın ve tempoya göre ayarlanmamış reverb ile karşılaştırın. Aradaki farkı duyacak ve büyük ihtimalle bundan sonra bu parametreleri bu şekilde kullanmayı tercih edeceksiniz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Brandon Daniel | Wikimedia Commons sitesinden indirilmiştir.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Müzik Prodüksiyonlarında Reverb Kullanımı

 

Müzik prodüksiyonlarda reverb kullanımını beş farklı amaç altında ele alabiliriz.

 

1- Kayıtlı sesi belirli bir akustik ortamdaymış gibi duyurmak amacıyla.

Kayıt yaparken enstrümanın veya ses kaynağının bulunduğu mekanın akustiği yeteri kadar iyi olmayabilir veya akustik, hedeflenen ses için uygun olmayabilir. Bu sebeplerden dolayı miks sırasında mekan akustiği, reverb kullanılarak kayıtlı sesin üzerine eklenir.

 

2- Birden fazla farklı sesi aynı akustik ortamdaymış gibi duyurmak amacıyla.

Miks sırasında bazen farklı seslerin aynı odanın içinde ve yan yanaymış gibi duyulması isteriz. Bunu elde etmek için kullanılan tekniklerden biri bu enstrümanları ‘send’ yoluyla aynı reverb ünitesine göndermektir. Bu konu ile ilgili olarak “Plug-in’lerin ‘Insert’ ve ‘Send’ Olarak Kullanımları” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

 

3- Sese renk katmak, sesi ilgi çekici hale getirmek amacıyla.

Derinlik ve ambiyans için reverb kullanırken sıkça yapılan yanlışlardan biri reverb’ü gerektiğinden fazla miktarda duyurmaya çalışmak ve bunu yaparken de reverb’ün süresini uzatmak ve seviyesini artırmaktır. Eğer reverb’ü ilgi çeken bir şekilde değil de sadece derinlik ve ambiyans amaçlı olarak kullanıyorsanız bu durumda reverb’ü duyurmaktan çok dinleyiciye hissettirmeniz lazım; başka bir deyişle reverb varken varlığı belli olmayacak fakat kapattığınızda yokluğu belli olacak şekilde kullanılmalıdır. Diğer yandan, reverb’ü derinlik ve ambiyans için değil de sese renk katmak ya da sesi ilgi çekici hale getirmek için de kullanmak mümkündür. Böyle bir kullanımda efekti kulağınıza iyi gelen ve dinleyicinin ilgisini çekecek herhangi bir şekilde kullanabilirsiniz.

 

4- Sesi daha geniş ya da olduğundan daha büyük duyurmak amacıyla.

Bir enstrümanı veya sesi daha geniş ya da olduğundan daha büyük duyurmak için kısa reverb kullanmalısınız. Genelde 1 saniye (1000 milisaniye) altındaki reverb programları bu iş için idealdir. Örnek olarak bir enstrümanı biraz sağa yatırıp, kısa bir reverb’e gönderip reverb’ün dönüşünü de biraz sola yatırabilirsiniz.

 

5- Sesleri yakınlaştırmak veya uzaklaştırmak amacıyla.

1 saniye üzerindeki uzun reverb programları sesi uzaklaştırır. Farklı uzunlukta reverb programları kullanarak mikste enstrümanları derinlik (uzaklık – yakınlık) olarak farklı noktalara yerleştirmek mümkündür. Örnek olarak mikste trampeti gitarın önüne yerleştirmek için trampeti kuru bırakıp ya da kısa bir reverb kullanıp, gitarda daha yüksek seviyeli ve daha uzun decay süresine sahip bir reverb kullanabiliriz. Eğer tam tersine gitarı öne çıkartmak istersek bu durumda gitarı kuru bırakıp ya da kısa bir reverb kullanıp, trampette seviye olarak yüksek, uzun bir reverb kullanabiliriz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: John Hult | Unsplash

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Gated Reverb: Yanlışlıkla Bulunan ve 80’lere Damgasını Vuran Efekt!

Gated reverb, 80’lerde yapılmış yüzlerce hatta binlerce hit ve popüler parçanın drum sound’unda kullanılmış, o döneme adeta damgasını vurmuş bir efekttir. 80’lerde “olmazsa olmaz” durumdayken 90’lara geldiğimizde bir anda ortadan kaybolmuştu.

Birçok şeyde olduğu gibi gated reverb de yıllar sonra geri dönüş yaptı ve günümüzün popüler parçalarında kullanılmaya başladı. Örneklerine son yıllarda çıkan “I Wish You Would” (Taylor Swift), “Don’t Take the Money” (Bleachers) ve “Supercut” (Lorde) gibi parçalarda denk gelebilirsiniz.

Peki, gated reverb efektinin yanlışlıkla bulunduğunu biliyor muydunuz?

Hugh Padgham, 1979 yılında İngiltere’deki Townhouse stüdyolarında Peter Gabriel’ın üçüncü solo albümünü kaydederken kontrol odasından camın diğer tarafındaki müzisyenlerle konuşmak için SSL 4000 kayıt mikseri üzerindeki “Listen mic” özelliğini kullanıyormuş. Listen Mic, konuşmaların daha rahat anlaşılabilmesi için üzerinde kompresör ve gate bulunan bir talkback sistemi. Talkback sistemi açıkken Phil Collins davulu çalmaya başlayınca gated reverb davul sound’u keşfedilmiş olmuş.

 

Gated reverb daha sonra Phil Collins’in 1981’de çıkan “In the Air Tonight” adlı parçasının popülerliği sayesinde 80’lerin sound’unu şekillendiren bir efekt haline gelmiş.

 

Vox tarafından hazırlanan aşağıdaki muhteşem videoda gated reverb efektinin kısa bir tarihçesini ve 80’ler sound’unu nasıl etkilendiğini bulabilirsiniz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Frekans Aralıkları

EQ ve filtrelerle çalışırken frekans aralıklarını tanımak, bu aralıklarda neler olup bittiğini bilmek çok önemlidir. İnsan kulağının duyduğu frekans aralığı teorik olarak 20 Hz ile 20 kHz olarak kabul edilir. Teorik olarak diyorum çünkü özellikle üst frekansların duyumu kişiden kişiye değişiyor. Bunda yaş ve duyum üzerindeki hasarlar da önemli rol oynuyor. Yaş ilerledikçe üst frekansların duyumunda azalmalar oluyor. Diğer yandan sürekli yüksek sese maruz kalan kişilerde de üst frekanslardan başlayarak duyma kayıpları oluşuyor. Yaş konusunda yapılabilecek bir şey yok ama yüksek ses konusunda çok dikkatli olmalı ve duyumumuzu korumaya büyük özen göstermeliyiz.

Esas konumuz olan frekans aralıklarına geri dönecek olursak, 20 Hz – 20 kHz, hatta biraz daha aşağıya inip 16 Hz – 20 kHz arasını kabaca beşe bölebiliriz:

  • 16 Hz – 60 Hz aralığını sub-bass (alt-bas)
  • 60 Hz – 250 Hz aralığını bass (bas)
  • 250 Hz – 2 kHz aralığını low-mid (alt-orta)
  • 2 kHz – 6 kHz aralığını high-mid (üst-mid) ve
  • 6 kHz – 20 kHz aralığını da high (üst) olarak tanımlayabiliriz.

Aşağıdaki videoda prodüktörlüğünü yaptığım Tanerman EP’den “Kanımda Pes Etmek Yoktur” (Tanerman feat. Anıl Piyancı & Grogi) adlı parçayı beş frekans aralığına böldüm. Bölmek için parçayı beş defa ayrı kanallara kopyalayıp, her kanala TDR Nova insert edip, aralık dışında kalan frekansları low-pass ve high-pass filtelerle kestim.

TDR_Nova_Screenshot

Filtreleri 72 dB/octave slope ile kullandım ancak yukarıdaki ekran görünütüsünde ve aşağıdaki videoda görebileceğiniz gibi frekansları bıçak gibi keskin bir şekilde kesmek mümkün olmuyor.

Spektrum analizör olarak Blue Cat’s FreqAnalyst kullandım.

BlueCat_FreqAnalyst_Screenshot

Hem TDR Nova hem de Blue Cat’s FreqAnalyst için ücretsiz indirme linklerini sayfanın altında bulabilirsiniz.

 

Video

 

16 Hz – 60 Hz

Sub-bass olarak tanımladığımız 16-60 Hz aralığı (özellikle 40 Hz’in altında kalan kısım) duymaktan çok hissedilir. Bu aralıkta insan sesinde kullanılabilir bir frekans yoktur. Bu yüzden vokal ve benzeri kayıtlarda bu aralık (hatta erkek sesleri için 75 Hz’in, kadın sesleri için ise 100 Hz’in altı) low-cut filtre ile kesilir. Sub-bass özellikle yüksek volümle çalınan müziklerde güç açısından önemlidir, ancak bu aralığın gereğinden fazla yükseltilmesi sesi bulandırır ve çamurlu bir hale getirir. Videodaki örnek parçamızda bu aralık oldukça yoğun enerji içeriyor, tabii bunda parçanın türü de büyük etken.

60 Hz – 250 Hz

100–300 Hz arası, özellikle 200 Hz civarı, çoğu müzik enstrümanlarının ‘fundamental frequencies’ olarak tabir edilen temel frekanslarını barındırır. Bu aralıktaki artışlar sesin dolgunlaşmasına, azalışlar ise incelmesine sebep olur. İnsan sesinde bu aralık enerji ve sıcaklığı barındırır. Sesli harfler bu aralıkta anlaşılabilir halde değildir. Örnek parçamızda, bu aralıkta vokallerin alt frekanslarını belli belirsiz olarak duyuyoruz. Enstrümanların “gövde”leri bu aralıkta yoğunlaşmış durumda. Bunlara ek olarak kick de bu aralalık oldukça belirgin bir şekilde.

250 Hz – 2 kHz

İnsan sesinin alt harmonikleri 300-600 Hz arasında başlar. Konuştukça dilimiz ağzımızın arkasına doğru farklı boşluklar oluşturur. Bu boşluklar birer filtre gibi hareket eder ve her ayrı pozisyonda başka harmoniği öne çıkartır, vurgular. Bu harmoniklerin kombinasyonu ile sesli harfler çıkar. Bu frekans aralığı sesli harfleri duymaya başladığımız aralıktır, fakat konuşmanın anlaşılabilirliği açısından çok da fazla önemi yoktur. Bu aralığı filtreleseniz bile konuşma yine anlaşılabilir kalacaktır. Şunu da unutmamak lazım, 300 Hz–1 kHz arası insan sesinin en yoğun olduğu aralıktır. Örnek parçamızda da vokallerin en belirgin olarak bu aralalıkta bulunduğunu duyabiliyoruz.

Müzik kayıtlarında enstrümanların rezonansları 300–320 Hz civarında üst üste binebilir. Bu sebepten dolayı bu frekansların biraz kısılması gerekebilir. Bunu ezberden yapmayıp dinleyerek ve gerektiği kadar kısmakta fayda vardır. 400 Hz ve civarı fazla kısılırsa müzik ağırlığını kaybedebilir. 500–800 Hz arası “kutu” hissi ya da diğer bir deyişle istenmeyen, kulağa hoş gelmeyen bir dolgunluk yaratır. Bu aralıktaki frekansları seviye olarak yükseltirken dikkatli olmak gerekir. 1–2 kHz arası müzikte “teneke efekti” etkisi yapar; bu aralığı seviye olarak yükseltmek dinleyici üzerinde sesin “incelmesi” hissini uyandıracaktır.

2 kHz – 6 kHz

2-4 kHz arası tüm sesli ve sessiz harfleri barındırdığı için insan sesi açısından önemli bir aralıktır. Enstrümanlarda 3 kHz civarını bir miktar azaltarak, seslerini kısmaya gerek kalmadan vokali öne çıkartabiliriz. Diğer yandan 2-4 kHz aralığının çok da fazla vurgulanmaması gerekir çünkü bu aralık, kulak üzerinde yorucu bir etkiye sahiptir. 5 kHz civarı müzikte ‘presence’ (varlık) ve ‘definition’ (tanım) açısından çok önemlidir. Volümü açmadan müziği dinleyiciye daha yakın hissettirmek için 5 kHz’i 3–6 dB açabilirsiniz. Tam tersine, müziği veya sesleri volümü kısmadan dinleyiciden uzaklaştırmak için yine 5 kHz’i 3–6 dB kısabilirsiniz. Videodaki örnek parçamızda bu aralaıkta ağırlıklı olarak vokallerin ve synthesizer’ların üst frekanslarını duyuyoruz.

6 kHz – 20 kHz

8 kHz civarı ‘sibilance’ (sibilans) olarak tabir edilen FI, SI, ŞI gibi seslerin vurgulanma alanıdır; bu sebepten dolayı insan sesinde 8 kHz civarına dikkat edilmelidir. Sibilans, kulağı çok rahatsız eder. Maalesef ülkemizde yıllardır televizyon ve radyo yayınlarında bol bol sibilans duymaktayız. Bu yüzden olsa gerek sibilans, Türkleri, Avrupalıları ve Amerikalıları olduğu kadar rahatsız etmiyor. Sibilans probleminin üstesinden de-esser yardımıyla ve doğru mikrofon seçimi ve mikrofonlama teknikleri ile gelebilirsiniz. 6–16 kHz arası müzikte parlaklık, açıklık, ferahlık olarak tabir edilir. İngilizce terminolojide bu aralık için “brightness”, “brilliance”, “clarity” ve “openness” kelimeleri kullanılır. Örnek parçamızda bu aralıkta 2-6 kHz aralığında olduğu gibi ağırlıklı olarak vokal, synthesizer ve zillerin olduğunu duyuyoruz ancak işlevsel olarak bu aralık, 2-6 kHz aralığında olduğu gibi tanım için değil, açıklık ve parlaklık sağlamak için kullanılıyor.

 

“Kanımda Pes Etmek Yoktur” adlı örnek parçamızın tamamını sayfanın altında bulunan YouTube videosundan dinleyebilirsiniz.

TDR Nova plug-in’ini ücretsiz olarak indirmek için tıklayın.

Blue Cat’s FreqAnalyst plug-in’ini ücretsiz olarak indirmek için tıklayın.

Başlık fotoğrafı: Pixabay

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | 1 Comment

Slayer “Raining Blood” Davul Kanalları

Slayer’ın üçüncü albümü Reign in Blood (1986), bir yandan grubun kariyerinde adeta bir dönüm noktası olması, diğer yandan da Amerikan thrash metal akımını şekillendiren albümler arasında yer alması açısından büyük bir öneme sahiptir. Reign in Blood‘ı 1986’da ilk dinlediğimde gerçekten çok etkilenmiştim çünkü albüm bir yandan çok karanlık, diğer yandan da ‘çiğ’ ya da ‘vahşi’ olarak tabir edebileceğim bir enerji ile doluydu (bu ikisi kolay kolay bir araya gelmiyor). Aradan otuz yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen albümün üzerimde yarattığı etki ve albüm hakkındaki düşüncelerim hiç değişmedi!

Albümde dikkatimi çeken diğer bir şey daha olmuştu. O zamanlar da prodüksiyon konusuna çok ilgili olduğum için plak kapaklarının arkalarında ve içlerinde yer alan tüm isimlere bakar, albüm nerede kaydedilmiş, prodüktörü kim, kayıt ve miksi kim yapmış, mutlaka okurdum. Reign in Blood‘ın prodüktörünün Beastie Boys ve Run DMC’den tanıdığımız, metal müzikle ilgisi bulunmayan bir isim, Rick Rubin, olduğunu görünce bayağı şaşırmıştım. Tek bir kişinin hem rap ve hip hop, hem de metal müzik üzerine çalışıyor olması o dönemlerde pek görülen bir durum değildi. O günden bu yana Rick Rubin’i hep takip ettim. Red Hot Chili Peppers, Tom Petty and the Heartbreakers, Johhny Cash, Jay Z, Lana Del Ray, Black Sabbath, Metallica, Kanye West ve daha birçokları… Rubin’in çalıştığı sanatçı ve grupların bu kadar geniş bir yelpazeye dağılmış olması benim için gerçekten hep hayret ve hayranlık uyandıran bir durum olmuştur.

Reign in Blood’a dönecek olursak… Yukarıda bahsettiğim o ‘çiğ’ ve ‘vahşi’ enerjide davulun gerçekten çok büyük bir rolü olduğunu düşünüyorum. Reign in Blood ve onu takip eden South of Heaven (1988) albümlerine baktığımızda Dave Lomboardo’nun metal müzikte efsane davulcular arasında yer almasının ne kadar normal bir durum olduğunu kabul etmemek elde değil.

Aşağıdaki videoda albümün kapanış parçası “Raining Blood”ın davul kanallarını dinleyebilirsiniz.

Davulda EQ kullanımı minimum düzeyde. Kick günümüzün metal sound’undan çok uzak, eski rock sound’una daha yakın. Alt frekanslara fazla yüklenilmemiş ama tok bir sesi var. Üst-orta frekanslar açılmamış. Oldukça doğal duyuluyor. Aynı şeyi trampet ve davulun diğer parçaları için de söyleyebiliriz. Hi-hat ve zillerde de herhangi bir abartılı müdahale yok.

00:11-00:35 ile 02:15-02:20 arasındaki özel efekt olarak eklenmiş reverb’ü saymazsak davul genel olarak oldukça ‘kuru’. Bu oldukça isabetli bir karar çünkü bu kadar hızlı bir müzikte uzun ve yoğun reverb, sound’un çamurlu hale gelmesine yol açabilirdi.

Davulu genel olarak ele aldığımızda en çok dikkat çeken özelliklerinden biri davulun her parçasının ve Lombardo’nun her vuruşunun çok net bir şekilde ve tane tane duyulması.

İşin teknik tarafı bir yana, dinlediğimiz bu parçada davul ile ilgili olan en müthiş olan şey bence Lombardo’nun performansı! Unutmayalım ki bu kayıt, editing imkanlarının çok kısıtlı olduğu analog bant dönemlerine ait bir kayıt!

 

Dave Lombardo fotoğraf: Krousky Peutebatre

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik, Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Stüdyo Mikrofonları Neden Ters Asılır?

“Stüdyo mikrofonları neden ters asılır?” Bu soru bana çok sorulmuştur. Geçenlerde Bobby Owsinski’nin blog yazısını görünce bu konuyla ilgili bir yazı da ben yazayım diye düşündüm.

Stüdyo mikrofonlarının ters asılmalarının sebebi eski lambalı condenser mikrofonlara dayanıyor. Eski mikrofonlarda lambadan çıkan ve yükselen ısı zaman içinde mikrofonun diyaframını etkiliyor ve sesin değişmesine yol açıyordu. Mikrofonu ters asınca (lamba üstte, diyafram altta kalınca) lambadan çıkan ısı diyaframı etkilemeden yukarıya doğru yayılıyordu. Günümüzde minyatür lambalar kulanıldığı için artık bu durum sorun olmaktan çıktı.

Peki neden hala stüdyo mikrofonları ters asılıyor?

En önemli sebeplerinden biri havalı gözükmesi! Şaka bir yana, geniş diyaframlı stüdyo mikrofonlarının ters asılmasına gözümüz öyle bir alışmış ki, aksini gördüğümüzde yadırgıyoruz.

Tabii aslında (lambalı veya lambasız) stüdyo mikrofonlarının hala ters asılmasının teknik açıdan önemli bir sebebi var. Mikrofonu ters olarak asıp solistin ağız hizasından yaklaşık 10 cm yukarıda olacak şekilde konumlandırırsak, PI ve BI gibi seslerin doğrudan mikrofonun diyaframına ve gövdesine vurmasını büyük ölçüde engellemiş ve bu seslerden kaynaklanan patlamaları azaltmış oluruz. 2-3 kHz civarının ağızdan yaklaşık 30 derece yukarıya çıktığını düşünürsek anlaşılabilirlik olarak da bir kaybımız olmaz.

Mikrofonu ters asmanın diğer bir avantajı ise soliste daha fazla alan vermektir. Bu sayede solistler nota veya sözleri istediği gibi yerleştirebilir, parçayı söylerken ellerini ve kollarını rahatça hareket ettirebilirler (bu, solistlerin stüdyo kayıtları sırasında çok yaptıkları bir şeydir).

Mikrofonu asacağınız standın (özellikle T kolunu sıkışıran mekanizmanın) sağlam olmasına çok dikkat etmek gerekir aksi halde mikrofonlar yere çakılabilir!

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Pixabay

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Nirvana “Smells Like Teen Spirit”… Sadece Kurt Cobain’in Sesi ile…

“Smells Like Teen Spirit”, Eylül 1991’de, Nevermind albümünün çıkışından hemen önce, albümün ilk single’ı olarak yayınlanmıştı. Alternatif rock ve grunge’ın büyük kitlelere ulaşmasında büyük rolü olan Nevermind, o dönem çıkmış olan albümlere göre (istemli olarak) daha az işlenmiş ve daha “çiğ” bir sound’a sahipti. Albüm, Los Angeles’ta, Fleetwood Mac, Tom Petty and the Heartbreakers, Red Hot Chili Peppers, Dio, Foreigner gibi birçok önemli sanatçı ve gruba ev sahipliği yapmış Sound City Studios’ta kaydedilmişti.

Yıllar sonra Nirvana’nın davulcusu Dave Grohl, Sound City (2013) adında, Sound City Studios ve stüdyodaki Neve 8028 kayıt mikseri ile ilgili bir belgesel yaptı. Sayfanın sonuna belgeselin fragmanını ekliyorum, bir göz atın bence.

Yukarıdaki videoda Kurt Cobain’in “Smells Like Teen Spirit” parçasının vokal kanallarını dinleyebilirsiniz.

Vokallerin üst frekansları EQ ile biraz desteklenmiş. Reverb olarak genelde tercih edilen hall ya da plate yerine delay/ambiance karışımı kullanılmış.

Vokaller tek başına çok cazip sound etmese de parçada miksin içine çok başarılı bir şekilde oturuyor. Miks Üzerine: Müzik Prodüksiyonlarında Miks Teknikleri ve Çeşitli Yaklaşımlar adlı kitabımda ve “Miks Tamamlandıktan Sonra” başlıklı blog yazımda da belirttiğim gibi, miksin bir bütün olduğunu, içindeki seslerin tek başlarına değil, bu bütün içinde nasıl duyulduklarının önemli olduğunu ve bu bütününün de parçaya, diğer bir deyişle müziğe hizmet etmesi gerektiğini hiçbir zaman unutmamalıyız.

 

Sound City (belgesel fragman)

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik, Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Queen & Bowie “Under Pressure” Vokal Kanalları

Queen, 1981 yazında Hot Space albümünün kaydı için İsviçre’de Mountain stüdyolarındayken, David Bowie de aynı stüdyoda Cat People filminin müziklerini kaydediyormuş. Bir gece Bowie, Queen’in “Cool Cat” parçasına geri vokal yapmak için Queen’in kaydına uğramış, bu sırada hep birlikte yeni bir parça yazmaya karar vermişler.

John Deacon’ın bas gitar partisyonu üzerine kurulan parçanın ismi ilk olarak “People on Streets” olarak düşünülmüş ama Bowie’nin önerisiyle “Under Pressure” olarak değiştirilmiş. Parça, kayıtları dahil (miks hariç) 24 saat içinde tamamlanmış.

Aşağıdaki videoda parçanın vokal kanallarını dinleyebilirsiniz.

Kulağımıza ilk çarpan uzun bir reverb oluyor. Süresi uzun olsa da reverb, parçanın miksinin içine çok iyi oturuyor. Burada en önemli etkenlerden biri reverb’ün alt frekanslarının low cut filtre ile kesilmiş, üst frekansların da azaltılmış olması. Vokalleri tek başına dinlediğimizde reverb her ne kadar biraz fazla orta-frekans ağırlıklı (mid) gelse de miksin içinde her şey yerli yerinde duyuluyor. Bu da bize kanalları tek tek değil de her zaman bir bütün içinde değerlendirmemizi bir defa daha hatırlatıyor.

01:43’te “turned away from it all like a blind man” sözleriyle başlayan bölümde reverb kullanılmamış, bunun sebebi de vokalleri bize mümkün olduğunca yakın duyurmak. Çeşitli yerlerde delay efekti duyuyoruz. Bunlara ek olarak vokalleri biraz geniş duyurmak için modülasyon efektleri kullanılmış.

Parçanın vokal düzenlemelerinin ne kadar büyük ustalıkla yapıldığını söylemeye gerek yok sanırım.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

 

© 2017 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Müzik, Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Dio “Holy Diver” Vokal Kanalları

Dio_Holy_Diver

Ronnie James Dio (1942-2010), bana ve daha birçoklarına göre, hard rock ve heavy metal dünyasının gelmiş geçmiş en önemli solistlerinden biridir. Rainbow ile Ritchie Blackmore’s Rainbow, Rising, Long Live Rock’n’Roll; Black Sabbath ile Heaven and Hell, Mob Rules; soyadını taşıyan Dio adlı grubu ile Holy Diver, The Last in Line ve Sacred Heart gibi kendi müzik türünde klasik olarak kabul edilen birçok albüme imzasını atmıştır.

Dio’nun en bilinen parçalarından biri Holy Diver (1983) albümüne ismini veren “Holy Diver”dır. Aşağıdaki video, “Holy Diver” parçasının vokal kanallarından oluşuyor.

Vokalleri dinlerken bence ilk olarak dikkat çeken nokta, Dio’nun vokallerinin entonasyon açısından ne kadar düzgün olduğu… Bugün entonasyon eskisi kadar büyük bir sorun değil. Vokalistin performansı genel olarak iyiyse, kaydı Auto-Tune veya Melodyne gibi bir “pitch correction” plug-in’i sayesinde mükemmele yaklaştırmak mümkün. Ancak Dio’nun Holy Diver albümünü kaydettiği yıllarda böyle bir teknoloji yoktu. Bu parçadaki vokaller sadece ve gerçekten kabiliyetin ve müzisyenliğin ürünü; teknolojinin değil.

Kompresör bayağı iddialı bir şekilde kullanılmış ancak vokalin ve müziğin yapısı ile iyi uyuşuyor.

Uzun bir reverb kullanılmış. Miksin tamamını dinlediğinizde reverb tonlamasının miks ile iyi bir şekilde uyuştuğunu duyuyoruz.

Analog bant döneminde en büyük problemlerden biri kanal sayısıydı. 80’li yıllarda Batı ülkelerindeki stüdyolarda standart olarak 24 kanal makara bant kayıt cihazları kullnılıyordu. 1:59-2:43 arasında giren ritm gitardan anladığım kadarıyla kanal sayısı zar zor yetmiş ve solonun altındaki ritm gitarı vokal kanallarından birine kayıt etmişler (ya da vokallerin en son kaydedildiğini varsayarsak vokal kanallarından birini gitar kanalına kaydetmiş de olabilirler).

R.I.P. Ronnie James Dio. Bize bıraktğın müzikler için sana ne kadar teşekkür etsek azdır.

Dio_Heaven-N-Hell_2009-06-11_Chicago_Photoby_Adam-Bielawski_horizontal

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Yazı: Ufuk Önen 2017

Fotoğraf: Photobra | Adam Bielawski (Own work) [CC BY-SA 3.0 or GFDL], via Wikimedia Commons

Posted in Müzik, Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment

Mikrofonlama Teknikleri – 3:1 Kuralı

microphone_charcoal_s

 

İki mikrofon ile kayıt yaparken, faz problemlerini en aza indirgemek için iki mikrofon arasındaki uzaklık, mikrofonların ses kaynaklarına olan uzaklıklarından en az üç katı fazla olmalıdır. Bu, 3:1 kuralı olarak adlandırılmaktadır.

Örnek olarak birinci enstrümanın 20 cm uzağında bir mikrofon, ikinci enstrümanın ise yine 20 cm uzağında olmak üzere ikinci bir mikrofon olduğunu düşünelim. 20 cm = d olarak kabul edelim. 3:1 kuralına göre bu iki mikrofon arasındaki mesafe 3 x 20 cm = 60 cm (3d) olmalıdır.

mic_technique_3-1_rule_stenciler

 

3:1 kuralı davul ve diğer çok parçalı vurmalı çalgılarda da önemli bir rol oynamaktadır. Örnek olarak davulda tom’ları mikrofonlarken her iki tom için de ayrı birer mikrofon kullanıyorsak ve bu mikrofonları tom’ların 10 cm yukarısında olacak şekilde yerleştirmişsek, bu durumda iki mikrofon arasındaki mesafe en az 30 cm olmalıdır.

Faz problemleri ses kaynağından çıkan ses dalgalarının iki farklı mikrofona farklı zamanlarda ulaşmasından ileri gelir. Aralarında faz farklı olmayan ses dalgaları birbirlerini güçlendirir, aralarında faz farklı olan ses dalgaları ise birbirlerini zayıflatır ya da tamamen yok eder.

Bu güçlenme ve zayıflama sesin bütünü için değil, belli frekanslar için de olabilir. Dalga boyları iki mikrofon arasındaki mesafenin 1, 2 ve 3 katı olan frekanslar güçlenirken, dalga boyları iki mikrofon arasındaki mesafenin 0.5, 1.5 veya 2.5 katı olan frekanslar azalır.

Bu güçlenme ve zayıflamaların oluşması için ses dalgalarının iki mikrofon üzerinde de aynı ya da yakın ses şiddetine sahip olması gerekir. 3:1 kuralının arkasındaki mantık da buradan gelmektedir. Uzaktaki mikrofona ulaşan ses dalgalarının şiddeti yakın mikrofon üstündeki ses şiddetine göre daha düşükse faz problemleri azalır.

Faz ile ilgili detaylı bilgiler için Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri kitabımda 01/ Ses ve Duyum adlı bölümde “Faz” ile 10/ Kayıt Teknikleri adlı bölümde “Davul” ve “Vokal” başlıklı konuları okuyabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edin. Haberler için lütfen mesaj listeme üye olun.

 

Posted in Müzik Prodüksiyonu | Leave a comment