Ses ve Müzik Teknolojileri

Mastering ve iTunes

itunes11-store

Yıllar boyunca müziğin dağıtımı ve satışı plak, kaset ve CD’lerle yapıldı. Son yıllarda prestij için veya koleksiyoncular ile meraklılarına yönelik olarak üretilenleri saymazsak, plak tarih oldu. Kaset de bitti; buna en çok sevinenlerden biri benimdir herhalde. CD hala var ancak 10 sene öncesiyle karşılaştırdığımızda satışı oldukça fazla düşmüş durumda. Bugün artık dominant format dijital dosyalar. Bilgisayarımızda, mobil müzik dinleme cihazlarımızda, telefonlarımızda hatta arabalarımızda müziği dijital dosyalardan dinliyoruz.

 

Mastering Tartışması

Eskiden mastering işlemi plak, CD ve bazı ülkelerde (özellikle plak sonrası CD’ye geçişte ekonomik nedenlerden dolayı arada kalan ülkelerde) kasete göre yapılırdı çünkü müziğin satışa sunulduğu, dinleyicinin müziği radyo ve televizyon harici dinleyebileceği formatlar ya da diğer bir deyişle “ortamlar” (‘media’) bunlardı. Son yıllarda dijital dosyaların dominant format haline gelmesi mastering mühendisleri arasında ve genel olarak müzik endüstrisi içinde şu tartışmayı gündeme getirdi: Parçaların veya albümlerin mastering’i dijital dosyalar için ayrı ve/veya farklı bir şekilde mi yapılmalı? Bu tartışmada bazıları ayrı bir mastering yapılmasını savundu diğerleri ise mastering’i yapılmış bir parçanın veya albümün iyi kodlanmış (‘encode’ edilmiş) bir MP3 ya da AAC kopyasının yeterli olduğunu… Tartışma bitmiş değil, sürüyor. Geçenlerde Apple farklı bir şekilde bu tartışmaya dahil oldu.

 

Apple ve iTunes

Apple konusuna geçmeden önce yukarıda kullandığım ‘dijital dosya’ terimine açıklama getirmek istiyorum. Bilgisayarda, telefonda ya da benzeri bir cihazda müzik dinlemek dediğimizde genelde aklımıza MP3 formatı geliyor ama şunu da unutmamak lazım, Apple MP3 formatını değil, AAC (Advanced Audio Coding) formatını tercih ediyor. Apple’ın ne tercih ettiği çok mu önemli! Aslında, evet. Apple, teknolojiye yön veren ve bir bakıma, dolaylı olarak, günümüzün müziği ve kültürü üzerinde etkisi olan bir firma. Belki bu şekilde söylenince göreceli gelebilir ama rakamlara baktığımızda Apple’ın gerçekten güçlü olduğunu görüyoruz. Dünyada şu anda 250 milyondan fazla iOS cihaz var. Apple, iTunes Store üzerinden 50 ülkeye 16 milyardan fazla parça satışı yapmış. Bu rakamları göz önüne aldığımızda AAC’nin oldukça güçlü konumda bulunan bir format olduğunu, ‘dijital dosya’ teriminin sadece MP3’ü kapsamadığını anlıyoruz.

 

AAC (Advanced Audio Coding)

AAC, aynen MP3 gibi, bir sıkıştırma (‘compression’) ve kodlama (‘encoding’) formatı. iTunes Store, 2003 yılında kataloğundaki parçaları 128 kbps AAC formatında satışa sunmuştu ve ilk yılda 100 milyondan fazla parça satmıştı. Apple, artık VBR 256 kbps AAC formatını tercih ediyor ve bu formattaki yeni kataloğunu iTunes Plus olarak adlandırıyor. VBR 256 kbps AAC formatı, 44.1 kHz sample rate (‘örnekleme sayısı’ veya ‘örnekleme oranı’ ve 256 kbps bit rate kullanıyor.

Standart CD’ler sıkıştırılmamış ve kayıpsız bir format olan PCM (Pulse Code Modulation) ile çalışır. CD’ler 44.1 kHz örnekleme sayısı (bir saniyede 44100 adet örnek) ve 16-bit bit depth’e (‘bit derinliğine’) sahiptir. Burada ‘bit depth ve ‘bit rate’ terimleri karıştırmamak gerekir. Bit depth, sesin dinamik alanı ile ilgilidir; bit depth ne kadar yüksek olursa sesin dinamik alanı da o kadar geniş olur. Bit rate ise saniyede kullanılan veri ile ilgili olup sample rate ve bit depth üzerinden hesaplanır. Apple’ın iTunes Plus için tercih ettiği AAC formatında bit rate, hedef olarak 256 kilobit/saniye oranındadır fakat bu oran sabit değil, değişkendir, VBR kısaltması da buradan gelmektedir: Variable Bit Rate – Değişken Bit Oranı. VBR’da basit işlemler için daha az, komplike işlemler için ise daha çok sayıda bit kullanılır, bu sayede dosya boyutu sabit bit oranı ile kodlanmış dosyalara göre daha küçük olur.

Apple’ın AAC encoding (‘kodlama’) işi iki adımdan oluşuyor. İlk adımda master dosyanın sample rate’i SRC (Sample Rate Conversion) ile 44.1 kHz’e çevriliyor veya düşürülüyor. Bu işlemin çıkışındaki dosyanın 32-bit floating-point olması olası bozulmaları engelliyor. İkinci adımda, bu çıkış encoder’a (AAC kodlayıcıya) gönderiliyor. Apple, kodlayıcıya gönderilen dosyanın 32-bit floating point olmasının hem kaliteli sonuçlar almak hem de 24-bit dinamik alan hacmini dithering işlemi uygulamadan korumak adına çok önemli olduğunu belirtiyor.

 

Apple’ın Mastering için Önerileri

Apple, mastering için bir takım önerilerde bulunuyor. Eskiden mastering ile ilgili teknik konular sadece mastering mühendislerinin alanıydı. Ben hala mastering’in farklı bir kulvar olduğunu ve bu işlemin mastering mühendisleri tarafından yapılması gerektiğini savunuyorum ancak hem ucuzlayan ve yaygınlaşan dijital teknoloji hem de iş tanımlarının birbirlerine girmesi sebebiyle artık bazı parça ve albümlerin mastering’lerinin kayıt ve/veya miks mühendisleri hatta müzisyenler tarafından yapıldığına şahit oluyoruz. Durum böyle olunca Apple’ın mastering önerileri sadece mastering mühendislerini ilgilendirmiyor.

 

Kodlama için Dosya Formatı

Apple, günümüzde ideal dosya formatının 24-bit 96 kHz olduğunu belirtiyor ancak Apple, iTunes için yapılacak kodlama için dosyanın en yüksek çözünürlülükteki versiyonunun kullanılmasını öneriyor. Örnek olarak master dosyanız 24 bit 192 kHz ise iTunes kodlaması için bu dosyayı kullanmalısınız. Apple, dosyanın olduğundan daha yüksek bir çözünürlüğe dönüştürülmesinin bir işe yaramayacağının özellikle altını çiziyor. Örnek olarak, orijinal dosyanız 24 bit 96 kHz ise, bunu 24 bit 192 kHz’e çevirmek çözünürlüğü arttırmayacaktır. Diğer yandan kodlama için CD’ye yazılmak üzere dither kullanılarak bit derinliği düşürülmüş dosyaların da kullanılmaması gerektiği özellikle vurgulanıyor.

 

Seviyeler

Master dosyaların seviyelerinin üst noktaları genelde -0.1 dBFS ile -0.2 dBFS (decibel full scale) arasında tutulur ancak Apple ve bazı mastering mühendisleri en az 1 dB’lik bir marj bırakmanın, diğer bir deyişle üst seviyeyi maksimum -1 dBFS’te tutmanın emniyet açısından daha doğru olduğunu söylüyor. Bazı dijital-analog çeviricilerin çıkışı yüksek olabilir, 1 veya 2 dB’lik bir marj sesin bozulmasını (“seste ‘distortion’ olmasını”) engeller. Bildiğiniz gibi dijitalde 0 dBFS en üst noktadır, bunun üzerinde çıkılabilecek bir alan yoktur.

 

Sound Check ve Diğer Seviye Kontrol Teknolojileri

Sound Check, iTunes programında ve tüm iOS cihazlarında bulunan, dinleyicilerin parçaları yaklaşık olarak eşit seviyelerde dinlemesini sağlayan bir özellik. Bu özellik sayesinde program, parçanın genel seviyesini (volümü) tespit ediyor ve bu bilgiyi saklıyor. Parçalar çalınırken bu bilgi doğrultusunda seviyeleri azaltılıyor veya çoğaltılıyor, böylelikle dinleyicinin sürekli olarak volüm düğmesi ile seviye ayarı yapmasına gerek kalmıyor. Sound Check, seviye ayarını parçalar üzerinde yapabildiği gibi albüm bazında da gerçekleştiriyor. Benzer özellikler diğer formatlar için de mevcut. Örnek olarak Replay Gain özelliği MP3 için aynı işlevi görüyor.

Bu özellik aslında mastering açısından çok kritik çünkü çok yüksek seviyelerde master edilmiş parçalar ve albümler (özellikle mastering sırasında kompresör ve limiter ile dinamik alanı çok daraltılmış olanlar) Sound Check özelliği olan oynatıcılarda diğer parçalara göre daha düşük volümle çalınıyor! Bu, belki de yıllardan beri süren ‘loudness war’ (kaba tabirle “arka arkaya çalındığında kimin parçasının daha yüksek volümde duyulacağını savaşı”) açısından en önemli noktalardan biri çünkü sırf bu yüzden bazı firma, yapımcı ve sanatçılar CD ve radyodan farklı olarak dijital dosyalar için ayrı mastering yapma kararı alıyorlar.

 

iTunes Kodlamaları için Programlar

Apple, mastering konusunda sadece öneriler vermekle yetinmeyip iTunes Store’da satılacak parçaların kodlanmasına yardımcı olmak için küçük programlardan oluşan bir de paket hazırlamış. Paketin içindekilere hızlıca bakalım:

 Master for iTunes Droplet parçalarınızı iTunes Plus formatında kodlayan bir program. AIFF veya WAVE dosyalarınızı tek tek (veya bu dosyalarınızı içeren klasörün tamamını) basitçe programın üzerine sürükleyerek parçalarınızı AAC formatında kodlayabilirsiniz.

afconvert de parçalarınızı AAC formatına çeviriyor ancak bu araç Mac OS X’te bulunan Terminal programı altında çalışıyor ve kullanmak için kod dizeleri yazmanız gerekiyor.

afclip ses dosyalarınızda ‘clip’ (yüksek seviyeden kaynaklanan bozulma) olup olmadığı kontrol eden, Terminal programı altında çalışan ve kod dizeleri ile çalışan bir araç.

AURoundTripAAC Audio Unit ise kodlanan iTunes Plus dosyasını orijinal dosya ile karşılaştıran küçük bir program.

Programları Apple’ın sitesinden ücretsiz olarak indirebilirsiniz.

masteredituneslogo20120217

 

 

@UfukOnen (Twitter)

Ses ve müzik teknolojileri, müzik prodüksiyonu, ses tasarımı ve benzeri alanlar ile ilgili haberler, düşünceler ve paylaşımlar için beni Twitter’da takip edebilirsiniz: https://twitter.com/UfukOnen

Sound_2012_04_NisanBu yazı Sound dergisinin Nisan 2012 sayısında yayınlanmıştır. © 2012 Ufuk Önen. Bu yazının tüm hakları saklıdır. İzinsiz olarak kullanılamaz, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntı yapılamaz.

 

Posted in Müzik Prodüksiyonu, Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Monitör Sistemine Subwoofer Eklerken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

JBL LSR4312SP

JBL LSR4312SP

Referans Monitörleri ve Subwoofer” başlıklı yazımda monitör sistemimize subwoofer ekleme kararı almadan önce dikkat etmemiz gereken iki önemli nokta olduğundan bahsetmiştim. Bunlardan birincisi, kullanılan yakın alan monitörlerin frekans üretme aralıklarıydı. Kullandığımız referans monitörler bas sesleri, diğer bir deyişle alt frekansları, yeterince üretebiliyor mu, üretemiyor mu? “Yeterince”, aslında, dinleme seviyemize (volüm yüksekliğine) ve çalıştığımız müzik türüne veya müziğin yapısına bağlı olarak değişiklik gösterebilen göreceli bir ölçü. Göz önünde bulundurulması gereken ikinci noktanın ise oda akustiği ile monitörlerin konumu ve mevcut yapıyı düşünerek bunların üzerinde ne kadar oynama yapabileceğimiz olduğunu söylemiştim. Bu yazıda her iki noktayı da ele aldıktan sonra monitör sistemimize subwoofer eklemeye karar verirsek nelere dikkat etmemiz gerektiğini inceleyeceğiz.

 

Subwoofer… Tek mi Çift mi…?

Subwoofer ekleme kararını aldıktan sonra sormamız gereken ilk soru: “tek mi çift mi?” Tek bir subwoofer mı kullanacağız yoksa her monitörün altında birer tane olmak üzere iki adet mi? Birçok kişi nedenini fazla düşünmeden “tek” diyecektir. Modern konfigürasyonun hemen hemen tamamında tek subwoofer bulunuyor: 2.1 (iki monitör/hoparlör + bir subwoofer), 5.1 (beş monitör/hoparlör + bir subwoofer) gibi… Ben de 2.1 sistemin uygun ve yeterli olduğu görüşündeyim ancak neden tek subwoofer kullanıldığının bilinmesi gerektiğine inanıyorum.

Herhangi bir ses kaynağının yönünü tayin ederken, diğer bir deyişle sesin geldiği yönü belirlerken, duyum sistemimiz iki farklı analiz yapar: Zaman farkı ve seviye farkı. Örnek olarak, ses kaynağı sağ taraftaysa bu kaynaktan yayılan ses dalgaları ilk önce sağ kulağa ardından da belirli bir zaman sonra sol kulağa ulaşır. Bu, zaman farkından dolayı faz farklılıkları oluşur. Diğer yandan, yine örnek olarak sağ taraftaki bir ses kaynağını ele alacak olursak, bu kaynaktan yayılan ses dalgaları sağ kulağa, sol kulağa göre, daha yüksek seviyede ulaşır, bunun sebebi ise kafanın bir bariyer görevi görmesidir. Bu, İngilizcede ‘acoustic shadow’ (akustik gölge) olarak tanımlanır. Yön tayini, 700-850 Hz altındaki frekanslar için zaman farkı (faz farkı), 1400-1700 Hz üzerindeki frekanslar için ise seviye farkı ile yapılır. 700 Hz sınırı kalemle çizilmiş gibi net bir sınır değildir ancak bu frekansın altında seviye farklılıkları ile yön tayini yapmak gittikçe (frekans daha da düştükçe) zorlaşmaktadır. Neden 700-850 Hz diye soracak olursanız, iki kulak arasındaki mesafe 20-25 cm arasındadır; 700 Hz ve 850 Hz’in dalga boylarının yarısı da, sırasıyla, yaklaşık olarak 25 cm ve 20 cm’dir. 700-850 Hz ve 1400-1700 Hz arasında kalan alan ise bu iki yöntemin (faz ve seviye farklılıkları analiz yöntemlerinin) karıştığı “gri alan”dır.

Frekans düştükçe (dolayısıyla dalga boyları arttıkça), iki kulak arasındaki mesafe faz farkını algılayabilmek için yeterli olmamaya başlar. Genelde 80-100 Hz altındaki frekanslar, özellikle kapalı alanlarda, “yönsüz” olarak ya da farklı bir şekilde ifade edecek olursak her yönden geliyormuş (‘omnidirectional’) gibi algılanır. Bu sebeple, teorik olarak, tek bir subwoofer yeterlidir, iki taneye gerek yoktur demek mümkündür. 2.1 sistemlerde, sisteme bağlı olarak, genelde 70-100 Hz arasındaki frekans alanı monoya çevrilerek subwoofer’a gönderilir, diğer (üst) frekanslar da monitörlerden stereo olarak üretilir.

 

Subwoofer İçin Marka Seçimi

Referans monitörü, hoparlör ve subwoofer üreten birçok marka var. Bugün artık hemen hemen her bütçeye göre monitör ve subwoofer bulmak mümkün. Yukarıdaki alt başlığı “Subwoofer İçin Marka Seçimi” diye attım ancak burada size marka veya model tavsiyesinde bulunmayacağım. Tek bir şey önereceğim, eğer mümkünse seçeceğiniz monitörler ve subwoofer aynı marka ve aynı model (aynı seri) olsun. Bunu önermemin en önemli nedeni sistemin basitçe bağlanıp, yine basitçe ve aynı zamanda düzgün bir şekilde ayarlanabilmesidir. Bu, üst düzey teknik bilgiye ve donanıma sahip profesyoneller tarafından kurulan ve bakımı yapılan stüdyolar için fazla önemli olmasa da özellikle başlangıç ve orta seviyelerdeki ev kullanıcıları açısından oldukça büyük önem taşımaktadır.

Burada üzerinde durmamız gereken en önemli konu ‘crossover’ noktası. Sinyali frekans aralıklarına bölüp dağıtan cihaz ya da devrelere ‘crossover’ adı verilir. Pasif crossover sisteminde amplifikatörden gelen yükseltilmiş sinyal alt ve üst (iki yollu) ya da alt, orta, üst (üç yollu) olarak frekans gruplarına bölünür. Aktif crossover sisteminde ise sinyal, ‘line’ (hat) seviyesinde, amplifikatöre girmeden önce frekans gruplarına bölünür. Frekans gruplarının bölündüğü noktalara, ‘crossover frequency point’ (crossover frekans noktası) adı verilir. İki yollu sistemlerde bir, üç yollu sistemlerde iki, dört yollu sistemlerde ise üç crossover noktası bulunur.

Aynı marka ve aynı seri hoparlör ve subwoofer’dan oluşan bir monitör sistemi kullanmanın en büyük avantajı, crossover noktasının fabrika tarafından hem monitörlerin hem de subwoofer’ın üretebilecekleri frekans aralıklarına göre uygun bir şekilde ayarlanmış olması ve yukarıda da belirttiğim gibi kolayca bağlanabilmesidir. Bu sistemlerde, genel olarak, mikser veya ses kartının çıkışından gelen sinyal stereo olarak ilk önce subwoofer’a gelir. Subwoofer üzerinde crossover noktası, diğer bir deyişle bas sesler (alt frekanslar) ile diğer frekansların ayrıldığı nokta, belirlenir. Bu nokta, genelde, 80-100 Hz civarındadır. Örnek olarak 100 Hz’i seçtiğimizi düşünelim. 100 Hz’in altında kalan frekanslar mono olarak subwoofer tarafından üretilir; 100 Hz’in üzerinde kalan aralık ise stereo olarak (genelde Left ve Right olarak iki çıkış halinde) ‘line’ (hat) seviyesinde sinyal olarak üst hoparlörlere taşınır. Bu bağlantı şekli ancak aktif (kendinden amplifikatöre sahip) subwoofer ve hoparlörler için geçerlidir; günümüzde çoğu hoparlör sistemi aktiftir.

 

Kalibrasyon

Büyük stüdyolardaki monitör sistemlerinin kalibrasyonları test cihazları kullanılarak bu konuda uzman kişiler tarafından yapılmaktadır. Ev kullanıcıları için bu cihazlara ulaşmak, ulaşsalar bile bunları kullanmak çok uzak bir ihtimaldir. İdeal ve çok hassas bir yöntem olmamakla beraber monitör sisteminizin kalibrasyonunu basit bir ses şiddeti ölçer cihazla (laptop veya telefon üzerinde çalışan uygulamalar bile olur) yapabilirsiniz.

Subwoofer ve sağ üst monitörü kapatıp sadece sol monitöre ‘pink noise’ sinyali gönderin. Hoparlörün seviyesini ses şiddeti 90 dB SPL olacak şekilde ayarlayın. Daha sonra sol monitörü kapatıp sağ monitöre aynı sinyali gönderin ve bu monitörün de seviyesini (monitörün üzerindeki seviye ayarını kullanarak) 90 dB SPL olacak şekilde ayarlayın. Ölçümleri yaparken ölçüm yaptığınız cihaz sizin normal dinleme konumunda bulunmalı. Daha sonra sağ monitörü kapatıp aynı sinyali bu sefer subwoofer’a gönderin. Subwoofer’ın seviyesini de üst hoparlörlerden 6 dB SPL az (üst hoparlörleri 90 dB SPL’e ayarladığımız için 84 dB SPL) olacak şekilde subwoofer’ın üzerindeki seviye ayarı aracılığı ile ayarlayın. Yukarıda da vurguladığım gibi bu, ideal ve hassas bir yöntem olmasa da monitör sisteminizi gelişigüzel ayarlamaktan veya hiç ayarlamamktan daha etkili bir çözümdür.

İlgili yazılar: “Yakın-Uzak Alan Referans Monitörleri ve Hi-Fi Hoparlörler” – “Referans Monitörleri ve Subwoofer

 

@UfukOnen (Twitter)

Ses ve müzik teknolojileri, müzik prodüksiyonu, ses tasarımı ve benzeri alanlar ile ilgili haberler, düşünceler ve paylaşımlar için beni Twitter’da takip edebilirsiniz: https://twitter.com/UfukOnen

 

Sound_2012_03_MartBu yazı Sound dergisinin Mart 2012 sayısında yayınlanmıştır. © 2012 Ufuk Önen. Bu yazının tüm hakları saklıdır. İzinsiz olarak kullanılamaz, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntı yapılamaz.

 

 

 

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 2 Comments

Referans Monitörleri ve Subwoofer

SpeakerCloseUp2Yakın/Uzak Alan Referans Monitörleri ve Hi-Fi Hoparlörler” başlıklı yazımda yakın ve uzak alan monitörler ile referans monitörleri ve hi-fi hoparlörler konularına değindim. Bu yazıda subwoofer kullanımı ile devam ediyorum…

Referans Monitörleri ve Subwoofer

Son 10-15 yıl içinde İngilizcede ‘home theater’ adı verilen ev sinema sistemleri ve bunun yanı sıra, yine ev kullanıcılarına yönelik, günümüzde genellikle bilgisayara bağlanan ve içinde amplifikatör bulunan (aktif) kompakt hoparlör setleri, fiyatlarının da ucuzlamasıyla birlikte, iyice yaygınlaştı. ‘5.1’ ve ‘2.1’ olarak adlandırılan bu sistem ve setlerin birçoğunda subwoofer da bulunuyor: beş uydu (‘satellite’) hoparlör + subwoofer ve iki hoparlör + subwoofer. Subwoofer’a sahip bu sistem ve setlerin evlere girmesi ile birlikte insanlar, müzik dinlerken ve film seyrederken alt frekansları, diğer bir deyişle bas sesleri, daha fazla duymaya başladı. Farklı kalitelerde, farklı teknik özelliklere sahip, farklı fiyatlara satılan birçok marka ve model var. İyi veya kötü, bu sistem ve setlerle birlikte müzikte bas gitar, ‘kick’ ve alt frekans aralığında ses üreten diğer enstrümanlar, filmlerde ise patlamalar, çarpışmalar ve benzeri “büyük sesler” evlerde artık gümbür gümbür duyulmaya başladı. Durum böyle olunca ses prodüksiyonu ve müzik üretiminin içinde olan hemen hemen herkes alt frekanslara, kısaca “baslara”, daha fazla dikkat eder oldu. Bunun sonucunda evlerde ve küçük proje stüdyolarında dinleyiciye veya dinleme noktasına yakın mesafede yerleştirilen ve yakın alan monitör (‘near-field monitor’) olarak adlandırılan küçük boyutlu hoparlörleri kullanarak kayıt ve miks yapanlar, müzik üretenler ve ses tasarımı ile uğraşanlar bas sesleri daha iyi duyabilmek için sistemlerine ister istemez subwoofer eklemeye başladılar.

 

Subwoofer Gerçekten Gerekli mi?

Bir önceki cümlede “ister istemez” ifadesini kullandım çünkü ‘subwoofer’ kelimesini duyunca müzik prodüksiyonu ile uğraşanların bazılarının aklına gereksizce “gümbürdeyen” (hatta her zaman değil de sadece bazı alt oktav notalarda gümbürdeyen), üst hoparlörler ile subwoofer arasında frekans aralığı olarak boşluk bulunan, bas seslerin adeta bağımsız olarak hareket ettiği sistemler geliyor. Bir yandan alt frekanslara önem verdiği ve bu aralığı daha iyi duymak, kayıtlarında daha iyi sonuçlar almak için monitör sistemlerine subwoofer eklemek isteyen, diğer yandan da az önce saydığım olumsuz düşünceler yüzünden çekinen ve sonuç olarak iki arada kararsız bir şekilde kalanlar var.

Peki, subwoofer gerçekten gerekli mi? Doğru seçilmiş bir subwoofer ve iyi kalibre edilmiş bir sistem, duyumunuz ve buna bağlı olarak olarak kayıt ve mikslerinizin daha iyi olması açısından büyük avantaj sağlar. Bu sebepten dolayı “subwoofer gerçekten gerekli mi?” sorusuna, özellikle sadece küçük boyutlu yakın alan monitörlerle çalışanlar için “evet” cevabını vermek istiyorum ama yine de cevap vermeden önce gözönünde bulundurmamız gereken iki nokta var.

 

Yakın Alan Monitörlerin Frekans Üretme Aralıkları

Birincisi, kullanılan yakın alan monitörlerin frekans üretme aralıkları. Bu hoparlörlerden alt frekansları tam anlamıyla üretmelerini bekleyemeyiz ama eğer bir yakın monitör hoparlör sesi normal dinleme seviyesinin daha üstünde olacak şekilde açtığınızda bile 70-100 Hz arasını üretemiyorsa ya da çok düşük üretiyorsa bu durumda subwoofer’a ihtiyacınız var demektir çünkü bir çok müzikte temeli oluşturan bas gitar ve ‘kick’ bu aralıkta çok önemli bir rol üstlenir. Bu tip ölçümler aslında ‘spectrum analyzer’ adı verilen cihazlarla yapılmalı ama siz bunu gerilla tarzında da çözebilirsiniz. Herhangi bir ses programı kullanarak 70 Hz, 100 Hz, 250 Hz, 1 kHz ve 5 kHz test tonları hazırlayın, daha sonra bu dosyaları (monitörlerinizin sesini normal dinleme seviyesinin biraz üstünde tutarak) tek tek okutun ve basit bir SPL ölçüm cihazı ile (dizüstü bilgisayarlarda ya da hatta telefonlarda çalışan programlarla bile olur) ses şiddetini ölçün. 250 Hz ve 1 kHz ile 70 Hz ve 100 Hz arasında 10 dB’e varan farklılıklar tespit ederseniz sisteminiz bas sesleri yeterince üretemiyor demektir. Örnek olarak 1 kHz’in şiddetini 86 dB SPL, volüm ayarlarını değiştirmeden 70 Hz’i ise 74 dB SPL ölçtüyseniz, düşük volüm ayarlarında bas dengesinin iyice azalacağını da düşünerek, sisteminizin subwoofer’a ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz.

 

Oda Akustiği ve Monitörlerin Konumu

Gözönünde bulundurulması gereken ikinci nokta oda akustiği ve monitörlerin konumudur. Monitörlerin duvarlara ve köşelere yakın yerleştirilmemesi gerektiği sanırım artık hemen hemen herkes tarafından biliniyor. Duvar dipleri ve özellikle köşeler, monitörler tarafından üretilen alt frekansları istenmeyen (genelde problemli) bir şekilde güçlendiriyor. Her ne kadar iyi bilinse de bunu uygulamak, özellikle ev şartlarında, her zaman mümkün olamıyor. Monitörler bilgisayar ekranının ik tarafına yerleştiriliyor ve oda içinde masayı koyacak başka yer yoksa mecburen monitörler masa ile birlikte duvarın önünde, duvara çok yakın bir şekilde yerini alıyor.

 

İşin bir de yansıma tarafı var: Oda içindeki yansımalar sonucu bazı frekanslar artabiliyor, diğerleri ise azalabiliyor. Genel olarak sorunlar paralel yüzeyler (örneğin iki paralel duvar) arasındaki yansımalarda ortaya çıkıyor. Dalga boyları paralel yüzeyler arasındaki mesafenin tam sayı katları (örnek olarak iki, dört vb.) olan frekanslarda güçlenme ve artma, diğer yandan dalga boyları paralel yüzeyler arasındaki mesafenin tam sayı katları olmayan (örnek olarak 1.5, 2.75, 3.30 vb.) frekanslarda faz problemleri ve buna bağlı olarak azalma ve kaybolmalar meydana geliyor. İdeal olan, odanın içinde paralel duvar bulunmaması ve tavanın açılı olmasıdır ancak evlerde kurulan stüdyolarda bu pek mümkün değildir. Sisteme subwoofer eklemeden ya da eklemeye karar vermeden önce oda, mümkün olduğunca akustik olarak uygun hale getirilmeli, en azından yansımalardan dolayı öne çıkan akustik problemler giderilmeli ve monitörler yine mümkün olduğunca “doğru” yerlere yerleştirilmedir. Eğer bunları yapmazsak ve mevcut olan problemli dinleme ortamımıza bir de subwoofer eklersek bu, yarar sağlamaktan çok muhtemelen zarar verecektir.

Bu iki noktayı geride bıraktıktan sonra sisteme subwoofer ekleyip eklememeye karar verilebilir. Peki, subwoofer eklemeye karar verirsek nelere dikkat etmeliyiz?

 

 

@UfukOnen (Twitter)

Ses ve müzik teknolojileri, müzik prodüksiyonu, ses tasarımı ve benzeri alanlar ile ilgili haberler, düşünceler ve paylaşımlar için beni Twitter’da takip edebilirsiniz: https://twitter.com/UfukOnen

 
Sound_2012_02_SubatBu yazı Sound dergisinin Şubat 2012 sayısında yayınlanmıştır. © 2012 Ufuk Önen. Bu yazının tüm hakları saklıdır. İzinsiz olarak kullanılamaz, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntı yapılamaz.

 

 

 

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 2 Comments

Yakın/Uzak Alan Referans Monitörleri ve Hi-Fi Hoparlörler

JBL 4310, 4311, L100 ve L100A

JBL 4310, 4311, L100 ve L100A

Hemen hemen her gün Facebook üzerinden veya e-mail yoluyla ses kayıt ve müzik teknolojileri ile ilgili sorular içeren mesajlar alıyorum. Zaman buldukça ve elimden geldiğince cevap yazmaya çalışıyorum. Bu mesajlar içinde hakkında en çok soru sorulan konu ve alanlardan biri referans monitörleri. Monitörlerin kayıt ve miks üzerinde çok büyük etkisi olduğunu artık sanırım herkes biliyor ve kabul ediyor. Monitör seçiminin ne kadar zor olduğu da iyi biliniyor. Teknik verilere bakmak monitör seçimi için yeterli değil. Saygın bir firmanın pahalı bir modelini almak da her zaman çözüm değil. Monitör seçimi ile ilgili birçok soru soruluyor, marka-model tavsiyesi isteniyor. Marka tavsiyesinde bulunmadan mümkün olduğunca yardımcı olmaya çalışıyorum, bunlar zaten internet üzerinde çeşitli forumlarda da tartışılıyor. Burada, en azından bu yazımda, o konuya girmek istemiyorum. Monitörlerle ilgili olarak gelen sorular doğrultusunda burada sizlerle paylaşmak istediğim noktalar yakın ve uzak alan monitörlerin arasındaki fark.

JBL 4310 ve 4320

JBL 4310 ve 4320

 

Yakın Alan Monitörler

Yakın monitörlere İngilizcede ‘near-field monitors’ adı verilir. İsminden de anlaşılabileceği gibi bunlar dinleyiciye veya dinleme noktasına yakın mesafede yerleştirilen monitörlerdir. Küçük boyutludurlar. Günümüzde kullanımı çok yaygın olduğu için ses kayıt dünyasında stüdyo ya da referans monitörü denildiğinde genelde yakın alan monitörler anlaşılır. Bu, büyük ve orta ölçekli stüdyolar için olmasa da küçük ölçekli ev ve proje stüdyoları için kabul edilebilir bir yaklaşımdır çünkü küçük stüdyolarda sadece yakın alan monitörler bulunur. Bu monitörler hi-fi dünyasında küçük boyutlarından dolayı ‘kitaplık hoparlörü’ (‘bookshelf speaker’) olarak anılır. Hi-fi sistemlerindeki hoparlörlerin boyutlarını göz önüne aldığımızda bu benzetmenin aslında uygunsuz olmadığını düşünebiliriz.

Yakın alan monitörler, 1970’lerin başında JBL’in dönemin diğer stüdyo monitörlerine göre boyutu çok küçük olan 4310 modeli ile popülerlik kazanmaya başladı. Yakın alan monitörlerinin arkasındaki mantık, boyutlarının küçük olması sayesinde mikserin üzerine yerleştirilip yakın mesafeden dinleme yapılabilmesi, dolayısıyla odanın akustiğinin duyum üzerindeki etkisinin azaltılmasıdır. 1970’lerde kayıt stüdyoları “gerçekten” kayıt stüdyolarıydı. Bu stüdyolar akustik olarak profesyoneller ve mühendisler tarafından tasarlanır ve inşa edilirdi. Zaman içinde, özellikle dijital teknolojinin yaygınlaşması ve ucuzlamasıyla birlikte, evlerdeki odalarımız dahil her yer stüdyo olmaya başladı. Bugün ‘stüdyo’ ya da ‘kontrol odası’ veya ‘monitör odası’ olarak adlandırılan birçok mekan aslında kayıt ve miks yapmak için akustik olarak hiç uygun yerler değildir. Yakın alan monitörlerin bu kadar popüler olmasının, hatta referans monitörü denilince yakın alan monitörlerinin anlaşılmasını sebebi bu mekanlardır. Bu mekanlar için, hem alan darlığından hem de akustik problemlerden dolayı, en uygun monitör tipi yakın alan monitörlerdir. Bu hoparlörler mikserin üzerine (ya da artık günümüzde bilgisayarın iki yanına) dinleme noktasından 1-2 metre uzağa yerleştirilir. Hoparlörler mesafe olarak bize çok yakın olduğu için ağırlıklı olarak direkt gelen sesleri duyarız. Odanın veya mekanın akustiğinin duyumumuz üzerindeki etkisi tamamen yok olmaz ama önemli ölçüde azalır.

UREI 813

UREI 813

 

Uzak Alan Monitörler

Diğer yandan uzak alan hoparlörler (‘far-field monitors’ veya ‘far-field speakers’), mikserin arkasında bir alana standlar üzerine konularak veya duvara gömülerek yerleştirilir. Uzak alan hoparlörleri boyut olarak yakın alan hoparlörlerine göre daha büyüktür. Kontrol odasının genişliğine ve konumuna bağlı olarak hoparlörler ve dinleme noktası arasında 3-6 metre mesafe bulunur. Bu mesafeden yapılan dinlemelerde odanın akustiğinin duyum üzerinde büyük etkisi olur. Boyut olarak dar ve akustik olarak uygun olmayan oda ve alanların stüdyo olarak kabul görmesi yaygınlaştıkça uzak alan monitörler de yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Unutulmayan monitörler arasında Altec 604, JBL 4310, Westlake BBSM-15 ve UREI 813’ü sayabiliriz.

Altec 604

Altec 604

 

Referans Monitörleri ve Hi-Fi Hoparlörler

Stüdyo tipi referans monitörleri ile hi-fi hoparlörler arasındaki sınırlar ya da farklılıklar bazen bulanıklaşabiliyor. Stüdyo monitörleri, hi-fi hoparlörlere göre daha dayanıklı olmak zorundadır çünkü stüdyo monitörleri daha uzun sürelerde ve daha çok yük altında çalışır. Bir de ani sinyal ataklarını göz ardı etmemek gerekir. Hi-fi hoparlörlerde prodüksiyonu tamamlanmış ve mastering yapılmış albümler dinlendiği için bu risk yoktur. İlk yakın alan monitörlerden olan JBL 4310 ve 4311’in hi-fi karşılıkları da (L100 ve L100A) mevcuttu. Stüdyo dünyasının en bilinen yakın alan monitörlerinden Yamaha NS10, 1970’lerin sonunda hi-fi hoparlör olarak pazarlanmaya başlamıştı.

Referans monitörlerinde aranan en önemli özellik sesi ‘flat’ (frekansların seviye dengesi üzerinde değişiklik yapmadan) üretebilmesidir. Bu, pratikte hiçbir hoparlör için tam anlamıyla mümkün değildir ama genel olarak stüdyo monitörleri, sesi bas ve tiz gibi bazı frekans aralıklarını fazla vurgulayan ve “renkli” olarak nitelendirilen hi-fi hoparlörlere göre daha ‘flat’ üretirler.

 

Günümüzde Referans Monitörleri

Günümüzde referans monitörü denilince akla aktif (amplifikatörü içinde bulunan, dolayısıyla dış bir amplifikatöre ihtiyaç duymayan), küçük boyutlu, yakın alan referans monitörleri gelir. Orta ve büyük ölçekteki stüdyolarda yakın alan monitörleri ile birlikte halen uzak alan monitörleri de kullanılmaktadır. Bu stüdyolarda işin çoğu yakın alan monitörlerde yapılır, uzak alan monitörler belli aralıklarla kaydı kontrol etmek ve yüksek volümde dinlemek için kullanılır. Küçük ölçekli stüdyolarda ve ev stüdyolarında, yer darlığı ve bütçe ile ilgili sebeplerden dolayı, genelde sadece yakın alan monitörler bulunur.

Konu ile ilgili olarak Referans Monitörleri ve Subwoofer ile Monitör Sistemine Subwoofer Eklerken Nelere Dikkat Etmeliyiz? başlıklı yazılarımı okuyabilirsiniz.

 

 

@UfukOnen (Twitter)Ses ve müzik teknolojileri, müzik prodüksiyonu, ses tasarımı ve benzeri alanlar ile ilgili haberler, düşünceler ve paylaşımlar için beni Twitter’da takip edebilirsiniz: https://twitter.com/UfukOnen

 

Sound_2012_01_OcakBu yazı Sound dergisinin Ocak 2012 sayısında yayınlanmıştır. © 2012 Ufuk Önen. Bu yazının tüm hakları saklıdır. İzinsiz olarak kullanılamaz, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntı yapılamaz.

 

 

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 2 Comments