Ses ve Müzik Teknolojileri

Kompresör Attack Süresinin Sese Etkisini Görselleştirecek Olursak…

Attack süresi, kompresör üzerindeki en kritik parametreleriden biridir. Sinyal seviyesi threshold seviyesini geçtiğinde kompresörün devreye girip hangi sürede sinyali üzerindeki ayarlara göre tam olarak sıkıştıracağını belirler. Milisaniye (ms, msec) cinsinden ifade edilir.

Attack süresinin en kritik parametrelerden biri olmasının sebebleri, bir yandan kompresörün nasıl bir hızda tepki vereceğini belirlemesi, bir yandan da sesin karakteristiği üzerinde değişiklik yapma gücüne sahip olmasıdır. Örnek olarak vurmalı enstrümanlarda çok hızlı (çok kısa) attack süreleri transient’ları ezip enstrümanın dinamiklerini öldürebilir.

Attack parametresinin ses üzerinde yarattığı etkiyi görmek için bir sinüs dalgası kullanabiliriz.

Aşağıda 100 milisaniye uzunluğunda -6 dBFS seviyesinde 1 kHz sinüs dalgası görüyorsunuz.

1 kHz sinüs dalgası

 

Şimdi bu sinüs dalgasına kompresör ile sıkıştırma uygulayalım. Threshold seviyesini -30 dB, oranı 8:1 ve attack süresini de 50 ms olarak ayarlayalım.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 50 ms

 

Yukarıdaki ekran görüntüsünde de görüldüğü gibi kompresör devreye giriyor ve 50 ms içinde tam sıkıştırma elde ediliyor.

Şimdi attack süresini 20 ms olacak şekilde ayarlayalım.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 20 ms

 

Attack süresini biraz daha kısaltalım ve 5 ms olarak ayarlayalım.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 5 ms

 

Ekran görüntülerinden de kolaylıkla anlaşıldığı gibi attack süresi kısaldıkça kompresörün tam olarak sıkıştırma noktasına ulaşma süresi de kısalıyor.

Attack süresini 0.1 ms olarak ayarladığımızda aşağıda görebileceğimiz gibi karşımıza başı ve sonu seviye olarak aynı olan bir ses dalgası çıkıyor.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 0.1 ms

 

Lookahead özelliği olmayan kompresörlerde bunu elde etmek neredeyse imkânsız gibi bir şey. Bu özellik ile ilgili olarak “Kompresör / Limiter Lookahead Özelliği” ve “Peki Ya Kullanmak İstediğimiz Kompresör Üzerinde Lookahead Özelliği Yoksa?” başlıklı iki yazı yazmıştım.

Attack parametresi ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken nokta, çok kısa attack sürelerinin bozulmaya (distortion) yol açıyor olması. 1 ms insan kulağı tarafından algılanamadığı için 0.1 ms ve 1 ms arasında genel volüm algılanması açısından fark yoktur. 1 milisaniyelik attack süresinde sinyalin bozulma riski daha az olduğundan, mümkün olduğunca bu sürenin altına inmemekte fayda vardır.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 1 ms (dalganın başına dikkat)

 

Diğer yandan, 1 ms attack süresi uyguladığınızda geçmesine izin verdiğiniz transient çok yüksek seviyedeyse, sinyalde bozulmaya yol açacaksa, bu durumda buna müdahale edilmesi gerekir. Tabii unutmamak gerekir ki bu tür müdahaleler kompresörden çok limiter ile yapılmaktadır.

 

İlgili yazılar:

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Wikimedia Commons

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

AES Türkiye 10 Yıl Aradan Sonra İlk Etkinliğini Gerçekleştirdi

Audio Engineering Society (AES) Türkiye şubesi olarak 10 yıl aradan sonra ilk defa bir etkinliğe imza attık. Yeni bir dönemin başlangıcının ilk adımı olarak gördüğümüz bu etkinlik, hepimiz için heyecan verici oldu!

Audio Engineering Society, 1948 yılında New York’ta kurulmuş olan bir birlik. Şu anda dünyaya yayılmış 87 profesyonel şubesi, 131 öğrenci şubesi ve toplamda 12,500 üyesi var. AES, biri Amerika diğeri ise Avrupa’da olmak üzere her yıl iki büyük kongre yapıyor. Bu kongreler içinde fuarlar da yer alıyor. Bunların yanı sıra yıl boyunca konferanslar ile şubelerin düzenlediği yerel ve bölgesel çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor.

AES’in 2017 yılında yapılan seçimlerde 2017-2019 dönemi için aralarında Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerin de olduğu Southern Europe, Middle East, Africa bölgesinden sorumlu başkan yardımcısı (Vice President, kısaca “VP”) seçilmiştim. Bu sayede AES Board of Governors ile doğrudan iletişime geçme şansım oldu. 2018 yılı Ekim ayında New York’ta yapılan kongreye katıldım ve VP sıfatıyla ilk defa yönetim kurulu toplantılarına girdim. Benim için oldukça heyecan verici bir deneyim olmuştu. O toplantıda AES Türkiye’yi yeniden faaliyete geçirmek için çalışmalarda bulunacağımı söylemiştim. Yazılarımı takip edenler hatırlar, o toplantı ile ilgili detayları “2018’i Kapatırken” başlıklı blog yazımda paylaşmıştım.

AES Türkiye şubesi etkinliğimizi 10 Mayıs 2019 tarihinde Bilkent Üniversitesi’nde gerçekleştirdik. Ev sahipliğini benim de bir parçası olduğum İletişim ve Tasarım Bölümü (Communication and Design / COMD) üstlendi.

Hem sektörden hem de akademiden farklı farklı yaşlarda katılımcıların olması beni çok mutlu etti. AES’in amacının insanları ve fikirleri bir araya getirerek ses ile ilgili bilim ve dallarını ve çalışma alanlarını desteklemek olduğunu düşünürsek bilim/akademi ve sektör iş birliği için bir platform oluşturabilmek oldukça önemli bir konu.

AES Türkiye etkinliğimiz, bölüm başkanımız Andreas Treske’nin konuşması ile açıldı.

Andreas Treske’nin konuşmasının ardından ben Audio Engineering Society’nin tarihi, yapısı ve faaliyetleri hakkında bir sunum yaptım.

Etkinlik İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Müzik Teknolojileri Bölüm Başkanı Dr. Can Karadoğan’ın “3 Boyutlu Ses” başlıklı sunumu ile devam etti. Can Karadoğan, 2018 yılında HAW-Hamburg Üniversitesi’nden Profesör Thomas Görne ile birlikte yaptığı “Klasik Türk Müziği Yapımlarında Üç Boyutlu Ses Tasarımı” projesindeki ambisonics deneyimini aktardı. Bu çalışmadan üretilen makale ile AES’in 27-29 Mart 2019 tarihlerinde İngiltere’nin York şehrinde düzenlediği Immersive and Interactive Audio Konferans’ına katılan Can Karadoğan, bu konferansta öne çıkan projeleri de etkinliğin sonunda bizlerle paylaştı.

2019 AES Immersive and Interactive Konferansı hakkında bilgi almak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

2017 yılında “Sanal Gerçeklik İçin Ses: Ambisonics Format-B” başlıklı bir yazı yayımlamıştım. Göz atmak isterseniz: 1. Bölüm / 2. Bölüm.

AES Türkiye etkinlik ve toplantı faaliyetlerine devam etmek için çalışmalarımız devam ediyor. Bir sonraki toplantıyı İstanbul Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

AES hakkında daha fazla bilgi edinmek ve üye olmak için: www.AES.org

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Fotoğraflar: Özcan Akar ve Ufuk Önen

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Konferans, Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Sonarworks Reference 4 Monitör Kalibrasyon Sistemi

Sonarworks firmasının Reference 4 kalibrasyon sistemi ile ilgili bugüne kadar çok şey okumuştum. Sonunda bu monitör ölçme ve convolution tabanlı frekans cevabı düzenleme sistemini deneme şansım oldu!

Sonarworks Reference 4 iki farklı seçenek ile satışa sunuluyor: Headphone Edition ve Studio Edition.

Kulaklıklar için olan set (Headphone Edition) iki parçadan oluşuyor: Reference 4 Systemwide programı ve Reference 4 Plugin.

Monitörler için olan set (Studio Edition) ise dört parçadan oluşuyor: Reference 4 Systemwide ve Reference 4 Measure programları, Reference 4 Plugin ve XREF 20 ölçüm mikrofonu.

 

Reference 4 Measure

Reference 4 Measure monitör/kontrol odanızın veya dinleme ortamınızın frekans cevabını ve akustik özelliklerini ölçüyor, sonra bunu bir profil haline getiriyor. Bu ölçümleri Automatic Microphone Positioning System (AMPS) ve Perceived Acoustic Power Frequency Response (PAPFR) teknolojilerini kullanarak yapıyor. Bu ölçümlerde monitörden doğrudan çıkan ses dalgaları ile birlikte odanın akustik özelliklerden etkilenerek dinleme pozisyonuna ulaşan ses dalgaları da ölçülüyor.

 

XREF 20

XREF 20 omnidirectional bir condenser ölçüm mikrofonu. Bu mikrofonun belki de en önemli özelliği, fabrikada üretilen her bir XREF 20 için bir kalibrasyon profilinin çıkarılması ve size bu profilin özel olarak verilmesi. Mikrofonunuza özel kalibrasyon profilini seri numaranızı girerek Sonarworks websitesinden indirebiliyorsunuz.

 

Reference 4 Systemwide

Reference 4 Systemwide hem Mac hem de Windows üzerinde çalışabilen ve sanal audio driver görevi gören bir program. Systemwide, Reference 4 Measure ile oluşturduğunuz kalibrasyon profiline göre bilgisayarın ses çıkışına düzeltmeler uyguluyor.

 

Reference 4 Plugin

Reference 4 Plugin de Reference 4 Systemwide gibi oluşturduğunuz kalibrasyon profiline göre düzeltmeler uyguluyor. Farkı, bu düzeltmeleri bilgisayarın çıkışına değil, DAW’ın master kanalına uygulaması. Bunun için bu plug-in’i master kanalda insert şeklinde kullanmak gerekiyor. Reference 4 Plugin, VST, AU, AAX ve RTAS plug-in formatlarını destekliyor.

 

Sonarworks XREF 20

 

Test Odası ve Monitörler

Ben Reference 4 denemesi için Studio Edition paketini kullandım. Test mekânı olarak akustik düzenleme yapılmamış bir oda, monitör olarak da Yamaha HS50M seçtim. Akustik düzenlemenin ne kadar önemli olduğu artık birçok insan tarafından biliniyor. Diğer yandan, özellikle ev stüdyoların çoğunda akustik düzenleme bulunmuyor. Bulunanların bazılarında ise bu iş kulaktan dolma bilgilerle yapıldığı için sağlıklı sonuç alınamıyor. Uzun lafın kısası, tipik bir sev stüdyosunda oda akustiği problemli oluyor. Monitör seçimimim sebebi ise yine tipik bir ev stüdyosunu düşündüğümüzde ortalama olarak karşımıza çıkan monitörün kalitesi ve sınıfı Yamaha HS50M’in ayarında olması.

 

Kurulum ve Donanım Ayarları

İlk olarak Reference 4 Measure ve Reference 4 Systemwide programlarını, daha sonra da Reference 4 Plugin’ini odadaki Apple iMac’e yükleyerek işe başladım.

Reference 4 Measure programını açtım ve donanım ayarlarını yaptım. Bu ayarları yaparken ses kartınız üzerindeki giriş çıkış noktalarını seçiyorsunuz. Bu arada, aklınızda bulunsun, sample rate olarak 44.1 kHz kullanmanız gerekiyor. Ölçüm işi bittikten sonra bunu değiştirebilirsiniz ancak Reference 4 Measure programı ile ölçüm yaparken sample rate mutlaka 44.1 kHz olmalı.

 

Ardından (yine Reference 4 Measure içinde) XREF 20 kalibrasyon mikrofonumum seri numarasını girerek bu mikrofona özel kalibrasyon dosyasını indirdim ve sisteme yükledim. Bununla birlikte donanım ayarları tamamlanmış oldu.

 

Oda İncelemesi

Reference 4 Measure içindeki bir sonraki adım oda incelemesi (room evalutation). Bu aşamada mikrofonun gain ayarı yapılıyor, monitörler arasındaki mesafe hesaplanıyor ve dinleme noktası (listening spot) belirleniyor.

 

Ölçümler

Son aşamada mikrofonu elinizde tutarak, ekrandaki yönlendirmeler doğrultusunda ölçüm yapmak. Ekrandaki mavi nokta ölçüm yapılması gereken yeri gösteriyor. Mikrofonun yerini ekrandan takip ederek mikrofonu bu mavi nokta içine yerleştirmeniz gerekiyor. Ölçüm başarılı olunca mavi nokta yeşile dönüyor.

 

Ölçüm aşaması biraz zaman alıyor çünkü toplam 37 noktada ölçüm yapmak gerekiyor. Ölçüm sonunda ekran aşağıdaki gibi görünüyor!

Ölçüm tamamlandıktan sonra Reference 4 Measure size monitörlerinizin frekans cevap eğrisini veriyor. Siz de buna bir isim vererek kalibrasyon profiliniz olarak kaydediyorsunuz.

 

Kalibrasyon Profili ve Düzeltmelerin Yapılması

Oluşturduğunuz kalibrasyon profiline göre düzeltmelerin uygulanmasını iki şekilde gerçekleştirmek mümkün: Reference 4 Systemwide ya da Reference 4 Plugin üzerinden.

Systemwide, düzeltmeleri bilgisayarınızın ses çıkışına uyguluyor. Reference 4 Plugin ise düzeltmeleri sadece DAW çıkışına uyguluyor.

Ben hem Systemwide hem de Plugin versiyonunu kullanıyorum. DAW içinde master kanala Reference 4 Plugin’i insert edince sistem otomatik olarak Reference 4 Systemwide’ı devre dışı bırakıyor, herhangi bir karışıklık olmuyor.

Son adım olarak Reference 4 Systemwide ya da Plugin içinde kaydetmiş olduğunuz kalibrasyon profilini seçip yüklemek. Reference 4, bu profile göre monitörlerinize düzeltme uyguluyor.

 

Reference 4 Plugin ile ilgili bir rahatsızlığım, DAW çıkışındaki sinyal seviyesini etkiliyor olması. Bu bence önemli bir konu. Bunun üstesinden gelmek için plugin üzerindeki ‘Safe Headroom’ özelliğini devre dışı bırakıp manuel olarak seviye ayarı yapmanız gerekiyor ki plug-in’in devrede olduğu ve olmadığı zamanlarda çıkış seviyeniz birbiri ile aynı olsun. Tabii ne kadar ayar yaparsanız yapın, EQ uygulanmış ve uygulanmamış sinyalin seviye olarak birebir aynı olması pek mümkün değil.

Bir de unutmadan hemen belirteyim, miks sonunda parçayı export veya bounce ederken Reference 4 Plugin mutlaka devre dışı olmalı. Aksi taktirde uyguladığı EQ, export/bounce ettiğiniz dosyaya da uygulanır!

 

Sonuç

Yamaha HS50M ile çalıştıysanız bilirsiniz: Alt frekanslar zayıf gelir. Orta frekanslarda bir ‘kutu’ hissi vardır. Üst frekanslar da biraz ‘tozlu’ duyulur. Reference 4 sayesinde monitörlerin duyumunda fark edilir bir iyileşme olduğunu söyleyebilirim. Alt frekansların eksikliğinden kaynaklanan dengesizlik ve orta frekanslardaki ‘kutu’ etkisi azaldı. Tizlerin üzerindeki tozlar da biraz gitti. Genel frekans cevabı yıllardan beri alışmış olduğum az renkli, hatta mümkün olduğunca ‘flat’ yapıdaki frekans cevabına biraz yaklaştı.

Sisteme pink noise enjekte edip Reference 4 hem devredeyken hem de devre dışındayken bir RTA ile ölçüm yaptım. Sonuçları karşılaştırdığımda Reference 4 devredeyken 2-8 kHz arasında bir iyileşme gözlemledim. Daha önce “Frekans Aralıkları” başlıklı yazımda da değindiğim gibi, bu aralık “tanım” açısından önemli bir aralık.

Akustik düzenleme olmayan ve içinde Yamaha HS50M sınıfında bir monitör seti bulunan bir odada, bu sistemi kullanarak iyi bir akustik düzenlemeye ve üst düzey bir monitör setine sahip bir stüdyoda elde edilen duyumu yakalamak mümkün mü? Elbette hayır. Zaten bu sistemin böyle bir iddiası yok. Diğer yandan Reference 4 ile mevcut oda ve monitör sisteminiz ile elde ettiğiniz duyumun (eğer odada veya sistemde çok büyük bir problem yoksa) daha iyi bir hâle geleceğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Denemek isterseniz: www.sonarworks.com

 

İlgili yazılar:

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Fotoğraflar: Ufuk Önen

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Günümüzde Elektrogitar Kaydetmenin 5 Yolu

Bir gitarist ve bir ses kayıt mühendisi olarak yıllarca gitar kayıtlarıyla uğraştım. Her ne kadar gitar denilince akla hızla ilerleyen bir teknoloji gelmese de aslında resmin tamamını düşündüğümüzde durum öyle değil. Gitarın kendisi ile ilgili büyük değişiklikler olmadığı doğru. Diğer yandan dijital teknoloji sayesinde gitar amplifikatörlerini ve efekt pedallarını modelleyip yazılım olarak kullanmak mümkün hale geldi. Bu da tabii gitar kayıtları yapmak için bize yeni seçenekler sundu.

[Bu yazı ilk olarak 12 Mart 2018 tarihinde “Günümüzde Elektrogitar Kaydetmenin 4 Yolu” başlığıyla yayınlamıştır. 29 Nisan 2019 tarihinde güncellenmiş ve genişletilmiştir.]

Günümüzde elektrogitar kaydı yapmak için beş yol bulunuyor.

 

1. Old School

‘Old school’ diyorum çünkü bu en eski yöntem… Gitar amplifikatörünü mikrofonlayıp kaydetmek. Tüm dünyada yıllar boyunca milyonlarca insan bu şekilde kayıt yaptı. Hâlâ da birçok kişi bu şekilde kayıt yapmaya devam ediyor.

Eğer iyi bir gitar amplifikatörünüz ve elinizin (ya da ayağınızın) altında istediğiniz her türlü efekt varsa bu, gerçekten çok iyi bir yöntem. Bu yöntemin en büyük dezavantajı ise kaydettiğiniz tonu bir daha değiştirme şansınızın olmaması. Bu sebepten dolayı ‘old school’ gitar kaydı yapılırken genelde aynı anda bir DI-box aracılığı ile gitarın ham hali de (daha sonra reamping şansı olsun diye) ayrı bir kanala kaydedilir.

 

2. Reamping

Reamping 1960’lı yıllardan beri kullanılan bir teknik. Kimin keşfettiği bilinmese de Phil Spector, Bob Olhsson, Roger Nichols gibi prodüktör ve ses kayıt mühendisleri bu tekniği popüler hale getiren isimler olarak kabul ediliyor.

Bu teknikte gitar ham haliyle (çıplak tonla) doğrudan kaydediliyor. Daha sonra bu kayıt bir gitar amplifikatörüne gönderiliyor, istenilen şekilde tonlanıyor ve amplifikatörden çıkan ton mikrofon ile kaydediliyor. Bu sayede gitar tonuna sonradan karar verme ve isterseniz değiştirme şansına sahip oluyorsunuz.

Gitarı tamamen ham bir şekilde kaydedip tona daha sonra karar vermek tabii ki çok cazip, fakat gitarist kayıtta çıplak ton ile çalarken istediği performansı alamayabilir. Bunun da çözümü gitardan gelen sinyali çoğaltıp birini direkt olarak kayıt için bilgisayara girmek, diğerini de gitarist kendini istediği gibi monitör edebilsin ve kayıtta kullanılacak tona yakın bir ton ile çalabilsin diye gitar amplifikatörüne göndermektir.

Bu işlemi bir DI box aracılığı ile gerçekleştirmek çok basit. Gitardan çıkan sinyali DI box’a girip, DI box’ın dengeli çıkışını ses kartının mikrofon girişine, DI box’ın dengesiz çıkışını ise gitar amplifikatörünün girişine girmek yeterli.

 

Şimdi bir de sinyali bilgisayardan gitar amplifikatörüne nasıl göndermemiz gerektiğine bakalım.

Bunun için gitarı DI box ile ham olarak kaydederken yaptığımız işlemin tam tersini yapmamız gerekecek. Bu işlem reverse-DI olarak adlandırılır. Reamp tekniği için reverse-DI işlemini elde etmenin en kolay yolu genelde reamp box olarak adlandırılan DI box’a benzeyen (ama DI box’ın tam tersi iş yapan) kutular kullanmaktır.

 

Tipik bir reamp box üzerinde line seviyesinde sinyal kabul eden XLR veya TRS giriş̧ ile enstrüman seviyesinde yüksek empedanslı çıkış̧ veren TS konnektör bulunur. Bilgisayarın ses kartından gelen önceden kaydetmiş̧ olduğunuz ham gitar sinyalini reamp box’a getirip, reamp box’ın çıkışını da gitar amplifikatörüne girdiğinizde (ve gitar amplifikatörünü mikrofonladığınızda) reamp işlemi için her şey hazır hale gelmiş̧ olacak.

 

 

3. Plug-In

Bu yöntem aslında reamping ile hemen hemen aynı. Gitar yine doğrudan ham bir şekilde kaydediliyor. Daha sonra kaydedilen ham gitar sinyali plug-in aracılığı ile istenildiği gibi işleniyor.

Plug-in’lerin sağladığı en büyük avantaj, kullanıcıya farklı amplifikatör, kabin, mikrofon ve efekt seçenekleri ile farklı farklı tonlar yakalama veya yüzlerce hatta binlerce preset arasından seçim yapma imkanı sunması.

Plug-in yönteminde de tıpkı reamping yönteminde olduğu gibi DI box ile bir kurulum gerçekleştirip gitaristin kendini gitar amplifikatörü aracılığı ile duymasını sağlayabilirsiniz.

Alternatif olarak, gitar amplifikatörü kullanmadan, bilgisayar içinde bir plug-in açarak gitaristin, çalmakta olduğu gitarı bu plug-in’den gelen tonlarla monitör etmesini sağlayabilirsiniz. Burada dikkat edilecek iki nokta var: Birincisi, kayıt sırasında plug-in sadece monitör amaçlı olarak kullanılmalı, diğer bir deyişle kayda girmemeli, kayıt ham şekilde yapılmalı. İkincisi, sinyalde latency olup olmadığı mutlaka kontrol edilmeli.

 

4. Loadbox ve Kabin Simülasyonu

Dördüncü yöntem gitar amplifikatörünün kabin çıkışını bir load box veya amp attenuator’a bağlamak ve kabin modellemesi veya simülasyonu kullanarak kayıt yapmak.

Loadbox veya amp attenuator, gitar amplifikatörünün kabin çıkışından gelen sinyaldeki yüksek gücü “emiyor” ve line seviyesinde dışarı veriyor. Bu sayede kabin kullanmadan, kabini mikrofonlamaya gerek kalmadan gerçek bir gitar amplifikatörü kullanma ve o amplifikatörün tonunu alma şansını yakalıyorsunuz.

Line seviyesinde almış olduğunuz sinyali daha sonra kabin modellemesi veya simülasyonu yapan bir cihaza veya yazılıma gönderiyorsunuz.

Kabin modellemesi veya simülasyonu İngilizcede ‘cabinet simulation’, ‘cabinet modelling’, ‘speaker modelling’ gibi terimlerle adlandırılıyor. Kabin simülasyonu yapan yazılımların içinde yüzlerce farklı kabin ve hoparlörün ‘impulse response’ları bulunuyor. Tabii daha sonra farklı ‘impulse response’lar eklemek de mümkün oluyor.

Bazı cihazlar hem load box hem de cabin modeling özelliklerine sahip oluyor. Bu cihazların içindeki kabin simülasyonları genelde bilgisayar ile kontrol edilebiliyor. İstediğiniz mikrofon ve kabin seçenekleri ile gitar kayıt zincirini oluşturabiliyorsunuz.

Load box ve amp attenuator üzerindeki ‘thru’ çıkışı sayesinde kayıt edilen gitarı bir kabin üzerinden dinlemek mümkün oluyor.

Load box ve cabinet simulation kombinasyonu sadece kayıtta değil, konserlerde de sıklıkla kullanılıyor.

Universal Audio OX

 

Two Notes Audio Engineering Torpedo Studio

 

Mesa Engineering CabClone

 

 

5. Processor

Beşinci yöntem, üzerinde amplifikatör ve kabin modelleme yazılımı olan bir processor kullanarak doğrudan kayıt yapmak. Gitar için processor denilince akla ilk gelen üst sınıf isimler Fractal Audio ve Kemper oluyor. Old school gitar kaydetme yönteminde olduğu gibi bu yöntemde de en büyük dezavantaj, kaydettiğiniz tonu bir daha değiştirme şansınızın olmaması.

Processor ile doğrudan kayıt yapma çok popüler bir seçenek değil ancak son yıllarda bazı büyük isimler bile konserlerde artık sadece processor kullanmaya başladılar. Üzerinde amplifikatör ve kabin modelleme yazılımı olan bir processor, özellikle sürekli canlı performans yapan gitaristler için ideal bir seçenek. Ağır gitar amplifikatörü ve bir sürü pedal taşımak yerine üstünde pedallar bulunan bir processor kullanmak ve cihazı line out çıkışı ile doğrudan salondaki miksere bağlamak büyük kolaylık.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Başlık fotoğrafı: Kai Oberhäuser  |  Unsplash

Ürün fotoğrafları Radial Engineering, Universal Audio, Mesa Engineering ve Two Notes Audio Engineering firmalarının web sitelerinden alınmıştır.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Aktif ve Pasif DI Box Arasındaki Fark

DI box dediğimizde aklımıza dengesiz sinyali dengeli sinyale, yüksek empedansa sahip bir kaynağı düşük empedansa veya ‘line’ seviyesindeki bir sinyali mikrofon seviyesine çevirmek için kullandığımız, boyutu hemen hemen gitar pedalına yakın küçük bir kutu geliyor. Bütün DI box’lar bu işleri yapıyor.

Her ne kadar hepsi aynı işi yapsa da bütün DI box’lar aynı değil… İki farklı DI box tasarımı var: aktif ve pasif. Peki aktif ve pasif DI box arasındaki fark nedir?

 

Aktif x Pasif DI Box

Aktif ve pasif DI box arasındaki en belirgin fark, aktif DI box’ın çalışmak için bir güç kaynağına ihtiyaç duyması. Pasif DI box’lar için ise böyle bir ihtiyaç söz konusu değil. Pasif DI box üniteleri sinyali dengeli hâle getirmek ve empedans uyumlamak için sadece transformatör kullanıyor. DI box içindeki transformatörler, oluşturdukları manyetik köprü yardımıyla DC akımını kesip sinyalin geçmesini sağlıyorlar.

İçlerinde elektronik devreler bulunmadığı için pasif DI box’ları sadece transformatör olarak düşünebiliriz. Tabii durum böyle olunca transformatörler, daha doğrusu transformatörlerin sesi, büyük önem kazanıyor. Her transformatörün sesi aynı değil. Teknik özellikleri aynı bile olsa transformatörlerin sesi farklılıklar gösteriyor. Buradan yola çıkarak pasif DI box’ların kalitesini belirleyen en önemli faktörlerden birinin transformatörler olduğunu söylersek sanırım yanlış olmaz.

Transformatöre gelen sinyalin gücü tamamen ses kaynağı tarafından gönderilen sinyalin seviyesine bağlı. Eğer sinyal seviyesi düşükse pasif DI box kullanmak problem yaratabilir çünkü pasif DI box’lar içlerinde pre-amplifikatör olmadığı için sinyal seviyesini yükseltemezler. Böyle bir senaryoda aktif DI box kullanmak daha isabetli bir seçim olacaktır.

Diğer yandan, ses kaynağından gelen sinyal seviyesi çok yüksek olduğunda pasif DI box’larda (aktif DI box’ların aksine) ‘distortion’ yerine ‘saturation’ oluşur. Bu, sinyal üzerinde birçoğumuzun sevdiği doğal bir kompresyon etkisi yaratır.

 

Artıları ve Eksileri

Pasif DI box’ın artıları: Güç kaynağına ihtiyaç duymaması. İçinde aktif elektronik devre olmadığından dolayı sinyale gürültü katmaması. Yüksek seviyeli sinyallerde ‘distortion’ değil ‘saturation’ oluşması. Sese belli bir karakter katması (tabii bu eğer arzu edilen bir şey ise).

Pasif DI box’un eksileri: Düşük seviyeli sinyallere müdahale etme imkânı olmaması.

Aktif DI box’ın artıları: Düşük sinyalleri yükseltebilme imkânı. Daha geniş frekans cevap ve empedans aralıkları. Sese renk katmaması (bu eğer arzu edilen bir şey ise).

Aktif DI box’ın eksileri: Güç kaynağına ihtiyaç duyması. Yüksek seviyeli sinyaller ile çalışırken distortion riski.

 

Ne zaman Hangisini Kullanmak Gerekli?

Bazıları pasif DI box’ları dinamik mikrofonlara, aktif DI box’ları ise kondenser mikrofonlara benzetiyor. Pasif DI box’lar, tıpkı dinamik mikrofonlar gibi, güç kaynağına ihtiyaç duymadan çalışıyor ve sese renk katıyor. Diğer yandan, aktif DI box’lar ise pil ya da phantom power gibi bir kaynaktan güç alarak çalışıyor ve sesi renklendirmeden, transparan bir şekilde üretiyor. Nasıl ki bir ses kaynağını hem dinamik hem de kondenser mikrofon ile kaydetmek mümkünse, aynı şekilde birçok durumda hem pasif hem de aktif DI box kullanmak mümkün. Tabii her zaman ve her şeyde olduğu gibi seçimleri yaparken dikkate almak gereken bazı noktalar var.

Pasif ve aktif DI box arasında seçim yaparken benim size tavsiyem ilk olarak sinyal kaynağına bakmanız. Eğer sinyal kaynağı klavye veya DJ seti gibi gibi yüksek çıkış seviyesine sahip bir enstrüman ya da cihaz ise bu durumda ilk tercih pasif DI box olabilir. Eğer sinyal kaynağı çıkışı zayıf manyetiklere sahip bas gitar veya gitar gibi bir enstrüman ise o zaman ilk tercih aktif DI box olabilir. Piezo manyetikler ve piezo mikrofonlar yüksek empedanslı girişlere bağlandıklarında daha iyi sonuç verdikleri için bunları kullanırken aktif DI box tercih etmek isabetli bir karar olacaktır.

 

Aktif ve Pasif Ayrımı Olmadan DI Box’ın Farklı Şekillerdeki Kullanımları

DI box’lar dengesiz sinyali dengeli sinyale, yüksek empedansa sahip bir kaynağı düşük empedansa veya ‘line’ seviyesindeki bir sinyali mikrofon seviyesine çevirmenin yanı sıra daha farklı amaçlarla da kullanılabilmektedir. Örnek olarak bu sayfanın üstündeki fotoğrafı inceleyebilirsiniz. Fotoğrafta da görüldüğü gibi DI box’ları “takoz” olarak kullanmak da mümkündür!

 

İlgili yazı:

Mikrofon ve Line Seviyeleri Arasındaki Fark

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Ufuk Önen

Radial Engineering JDI Passive Direct Box ve J48 Active Direct Box fotoğrafları Radial Engineering web sitesinden alınmıştır.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Algoritmalara Göre En Hüzünlü Parçalar

Spotify, veritabanında bulunan 35 milyon parçanın herbiri için 0 ve 1 arasında değişen, ‘valence’ adını verdiği bir mutluluk/üzüntü puanı veriyor. Puanın yüksek (1’e yakın olması) parçanın pozitif, mutlu ve neşeli olduğu anlamına geliyor. Diğer yandan, puanın düşük (0’a yakın olması) ise parçanın üzüntülü, depresif veya sinirli olduğunu gösteriyor.

Spotify sadece bununla yetinmeyip veritabanındaki parçalara hız, gürültü, dans edilebilirlik gibi daha birçok parametre üzerinden başka puanlar da veriyor.

Tüm bu verilere Spotify Web API üzerinden ulaşmak mümkün.

 

Gloom Index

Veri bilimci Charlie Thompson 2017 yılında Gloom Index adını verdiği bir algoritma yazmış ve Spotify’ın verilerini kullanarak Radiohead’in en hüzünlü 10 parçasını belirlemişti. Thompson, yazdığı algoritmanın içinde Genius Lyrics API üzerinden çektiği veriyi kullanarak sözlerin üzüntüye olan etkisini de eklemişti.

Thompson’ın formülü aşağıdaki gibiydi:

 

Thompson’ın algoritmasına göre en hüzünlü Radiohead parçası “True Love Waits” çıkmıştı.

 

 

Algoritmaya göre Radiohead’in en üzüntülü on parçası şunlardı:

  1. True Love Waits
  2. Give Up The Ghost
  3. Motion Picture Soundtrack
  4. Let Down
  5. Pyramid Song
  6. Exit Music (For a Film)
  7. Dollars & Cents
  8. High And Dry
  9. Tinker Tailor Soldier
  10. Videotape

Charlie Thompson’ın websitesinden algoritma hakkında detaylı bilgi edinebilirsiniz: RCharlie Analytics “fitteR happieR”

 

Billboard Listelerinin En Hüzünlü Parçaları

Charlie Thompson’ın ‘Gloom Index’inden esinlenen veri gazetecisi Miriam Quick, Spotify’ın verilerini ve algoritmalarını kullanarak 1958-2018 arasında Billboard listelerinde bir numara olmuş en hüzünlü parçaların hangileri olduğunu araştırmış.

 

Quick’in araştırmasına göre 1958-2018 yılları arasında Billboard listelerinde bir numara olan en hüzünlü beş parça şunlar:

  1. The First Time Ever I Saw Your Face – Roberta Flack (1972)
  2. Three Times a Lady – Commodores (1978)
  3. Are You Lonesome Tonight? – Elvis Presley (1960)
  4. Mr Custer – Larry Verne (1960)
  5. Still – Commodores (1979)

Quick’in araştırmasına göre en hüzünlü parça Roberta Flack’in First Take albümünden çıkan single “The First Time Ever I Saw Your Face”. Aslında parça eski bir parça, 1957 yılında yazılmış ve daha önce çeşitli sanatçılar tarafından yorumlanmış ve kaydedilmiş.

 

Listede Commodores’tan iki parça ve Elvis Presley’den bir parça bulunuyor. Listedeki dört parçayı biliyordum ama Larry Verne “Mr Custer”ı daha önce dinlememiştim açıkçası. Bu liste sayesinde onu da dinlemiş oldum. Bana pek hüzünlü gelmedi doğrusu.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Eric Ward | Unsplash

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

 

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Fletcher ve Munson Eğrileri

Fletcher ve Munson, insan kulağının hangi frekanslara daha çok, hangi frekanslara daha az duyarlı olduğu üzerinde araştırmalar yapmış olan iki bilim insanının soyadlarıdır. Yaptıkları araştırmalar ve çalışmalar sonucunda ‘equal loudness contours’ adı verilen bir çizelge geliştirmişlerdir. Bunun ne olduğunu aşağıda açıklayacağım ancak şimdilik “eşit algılanan ses seviyeleri çizgileri” veya “eğrileri” olarak düşünebiliriz.

Açıklamaya geçmeden önce hemen dikkat edilmesi gereken bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Fletcher ve Munson tarafından ortaya konulan ‘equal loudness contours’ tek değil, yapılmış başka çalışmalar ve çizelgeler de var. Bu sebepten dolayı, bu iki bilim insanı tarafından geliştirilen çizelge “Fletcher ve Munson eğrileri” (Fletcher and Munson curves) olarak adlandırılır.

 

İnsan Kulağı ve Duyuş Hassasiyeti

İnsan kulağının hassasiyeti frekanslara göre değişir. Genelleme yapacak olursak, insan kulağı en fazla 1–6 kHz arasındaki orta frekanslara duyarlıdır. 20 Hz–20 kHz olarak kabul edilen insan kulağının duyabildiği frekans aralığında uçlara yaklaştıkça, diğer bir deyişle alt ve üst frekanslara gelindiğinde, kulağın hassasiyeti azalır.

 

Sistemlerin Frekans Cevap Aralıkları ve Duyuş Hassasiyeti Arasındaki İlişki

20 Hz–20 kHz arasında frekansların eşit seviyede bulunduğu bir test sinyalini hoparlör ve amplifikatörden oluşan bir ses sistemine bağladığımızı düşünelim. Bu ses sistemini yansıma ve rezonanslardan etkilenmemek için açık havada çevresinde duvar ve sesin çarpıp yansıyabileceği benzeri sert yüzeyler olmayan bir ortama yerleştirdiğimizi düşünelim. Ses sisteminde bulunan hoparlör ve amplifikatörün sinyaldeki frekans seviyeleri üzerinde herhangi bir değişiklik yapmadan bu sinyali gerçeğine uygun olarak üretebildiğini varsayalım. Frekansların seviye dengesi üzerinde değişiklik yapmadan sesi üretebilen sistemler ‘flat’ olarak nitelendirilir veya bu sistemlerin frekans cevabı ‘flat frequency response’ olarak adlandırılır. Bu özelliğe sahip sistemlerin hiçbir frekansı sinyalin orijinal frekans dengesine göre seviye olarak daha az ya da daha çok üretmediği kabul edilir. Bu pratik olarak tamamen mümkün değilse bile yine de buna yakın sistemler mevcuttur.

Her ne kadar amplifikatör ve hoparlör test sinyalindeki tüm frekansları eşit seviyede üretse bile insan kulağı bazı frekansları diğer frekanslara göre daha yüksek ya da daha alçak olarak algılayacaktır. Bunun sebebi insan kulağının hassasiyetinin frekanslara göre değişiyor olmasıdır.

 

Loudness

Türkçeye “ses yüksekliği” ve “gürültü” olarak geçmiş olan loudness terimi, hem Türkçede hem de İngilizcede çoğu zaman yanlış olarak kullanılmaktadır.

Loudness, sesin fiziki bir özelliği değildir. Ses şiddeti, ses basınç seviyesi ya da ses seviyesi dB SPL ile ifade edilir ve bu ölçülen bir değerdir. Loudness ise algılanan ses seviyesidir.

 

Fletcher ve Munson Eğrileri

Fletcher ve Munson, ‘loudness’ üzerinden yola çıkarak yukarıda da belirttiğim gibi insan kulağının hangi frekanslara daha çok, hangi frekanslara daha az duyarlı olduğu üzerinde araştırmalar yapmış ve equal loudness contours adı verilen bir çizelge geliştirmişlerdir.

Fletcher ve Munson eğrileri. Yüksek çözünürlükteki grafik için görsele tıklaynız.

 

Türkçeye “eşit (algılanan) ses seviyeleri çizgileri” veya “eğrileri” olarak çevirebileceğimiz equal loudness contours, 1 kHz’de algıladığımız ses seviyesini diğer frekanslarda eşit olarak algılamak için gerekli olan seviyeyi gösterir. Çizelgede algılanan ses seviyesi (loudness) için birim olarak fon (phon) kullanılmıştır. Fletcher-Munson eğrilerinde phon cinsinden ifade edilen algılanan ses seviyesi 1 kHz üzerinde her zaman dB SPL olarak ifade edilen ses basınç seviyesine sayısal olarak eşittir.

Eğrileri incelediğimizde alt ve üst frekansların 1 kHz ile eşit seviyede algılanabilmesi daha fazla seviyeye ihtiyaç duyulduğunu görüyoruz. Örnek olarak, 100 dB SPL seviyesindeki 1 kHz ile aynı yükseklikte algılanması için 10 kHz’in seviyesinin 105 dB SPL; 50 Hz’in seviyesinin ise 110 dB SPL olması gereklidir. Başka bir örnek olarak, 3.5 kHz’in 80 dB SPL seviyesindeki 1 kHz ile eşit seviyede algılanabilmesi için 70 dB SPL yeterli olacaktır.

 

Fletcher ve Munson Eğrilerinin Önemi

Fletcher ve Munson eğrileri insan kulağının farklı ses basınç seviyelerinde hangi frekanslara daha çok ve daha az duyarlı olduğunu anlamamız açısından çok önemlidir. Bunun özellikle miks yaparken ne kadar hassas bir konu olduğunun özellikle altını çizmek gerekir.

Diğer yandan bu eğriler ses basınç seviyesi ölçümleri için de önemlidir. Bu konu ile ilgili olarak “Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

 

Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Fletcher ve Munson eğrilerinin çizimi Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımdan alınmıştır.

Başlık fotoğrafı: Couleur | Pixabay

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Peki Ya Kullanmak İstediğimiz Kompresör Üzerinde Lookahead Özelliği Yoksa?

Geçtiğimiz hafta paylaştığım “Kompresör / Limiter Lookahead Özelliği” başlıklı yazıdan sonra soranlar oldu: Peki ya kullanmak istediğimiz kompresör, limiter veya de-esser plug-in’i üzerinde lookahead özelliği yoksa?

Lookahead özelliği bazı durumlarda gerçekten çok faydalı olabiliyor ve maalesef bazı plug-in’ler üzerinde bu özellik bulunmuyor.

Olsun. Problem değil! Plug-in üzerinde olmada lookahead özelliğini manuel olarak elde edebilirsiniz.

Yapılması gereken aslında çok basit. Ben burada Pro Tools üzerinden örnek vererek anlatacağım ama bu tekniği diğer DAW’lar içinde de benzer şekillerde uygulayabilirsiniz.

 

1- İlk önce üzerinde kompresör, limiter, de-esser veya benzer bir sinyal işlemci uygulamak istediğiniz kanalın bir kopyasını çıkartın.

 

 

 

2- Kopya kanalı sola doğru (orijinal kanaldan daha önce başlayacak şekilde) kaydırın. İki kanal arasındaki zaman farkının (3 milisaniye, 5 milisaniye vb.) lookahead süresini belirleyeceğini unutmayın.

 

 

3- Kopya kanalın çıkışını istediğiniz bir bus’a yönlendirin (örnek olarak Bus 1).

 

4- Orijinal kanala kompresör veya istediğiniz bir dinamik işlemciyi insert olarak ekleyin. Bu, üzerinde sidechain kapısı olmak şartı ile herhangi bir dinamik işlemci plug-in olabilir.

 

5- Plug-in üzerindeki “key input”u kopya kanaldan gönderdiğiniz sinyalin çıkışına ayarlayın ve sidechain kapısını aktif hale getirin.

 

 

Son adım olarak plug-in üzerindeki parametreleri istediğiniz şekilde ayarlayıp kompresör, limiter veya de-esser’ı manuel olarak elde ettiğiniz lookahead özelliği ile birlikte kullanabilirsiniz.

 

Kompresör / Limiter Lookahead Özelliği

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: skeeze | Pixabay

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Kompresör / Limiter Lookahead Özelliği

Kompresör veya limiter üzerindeki attack parametresini ne kadar kısa bir süreye ayarlarsak ayarlayalım, bazen sinyaldeki çok hızlı yükselmeler, diğer bir deyişle ani olarak oluşan peak noktaları, kompresör veya limiter’a yakalanmadan “kaçabiliyor”. Bazı kompresör ve limiter’ların üzerinde bulunan lookahead özelliği ile bu kaçakları önlemek mümkün olabiliyor.

 

Lookahead Özelliği Nedir?

Lookahead (veya ‘look-ahead’) özelliğini Türkçe’ye “ileri bakış” olarak çevirebiliriz. Bu özellik sayesinde kompresör veya limiter, gelen sinyali input noktasında inceleyip üzerinde işlem yapmak yerine sinyale henüz daha input noktasına ulaşmadan önce bakıyor ve ona göre harekete geçiyor.

Bu özellik sayesinde, teorik olarak, kompresör ve limiter’ın attack süresini 0 milisaniye altına indirmek mümkün olabiliyor.

Waves C1 Compressor/Gate üzerindeki lookahead özelliğini isteğe bağlı olarak aktif/pasif hale getirmek mümkün

 

Nasıl Çalışır?

Peki, lookahead özelliğine sahip kompresör ve limiter’lar sinyal henüz daha input noktalarına ulaşmadan sinyali nasıl görüyor ve nasıl inceliyor?

Bunun için kâhin ya da falcı olmaları gerekmiyor elbette…

Aslında çalışma mantıkları çok basit. Sidechain kapılarına gelen bir kontrol sinyaline göre hareket ediyorlar.

Basitçe şöyle açıklayabiliriz…

  • Lookahead özelliği olan bir kompresör veya limiter gelen sinyalin bir kopyasını çıkartıyor ve geciktiriyor. Bu durumda elde iki sinyal oluyor: biri normal, diğeri de gecikmeli sinyal.
  • Normal sinyal sidechain kapısına gönderiliyor, bu sinyal kompresör ve limiter için kontrol sinyali haline gelmiş oluyor.
  • Bu kontrol sinyali temel alınarak geciktirmeli sinyal üzerinde kompresyon veya limiting uygulanıyor. Diğer bir deyişle kompresör veya limiter’ın attack parametresi sidehain kapısındaki sinyale göre tepki veriyor.

Bu sayede kompresör veya limiter “ileri bakmış” ve ani oluşan peak noktalarına karşı kendini hazırlamış oluyor.

Waves L2 Ultramaximizer üzerinde her ne kadar belirtilmemiş de olsa sürekli aktif olan lookahead özelliği bulunuyor

 

Latency

Lookahead özelliğinin olumsuz tarafı sinyalde gecikme (latency) oluşması. Diğer yandan, DAW’larda ‘automatic delay compensation’ ya da ‘automatic latency compensation’ artık hemen hemen standart haline geldiği için oluşan bu gecikme aslında önemli bir sorun teşkil etmiyor.

 

Kullanım Amaçları ve Alanları

Yazımın başında da söylediğim gibi lookahead özelliği temel olarak sinyalde ani olarak oluşan peak noktalarına karşı kompresör veya limiter’ı hazırlamak ve bu noktaların yakalanmadan kaçmalarını engellemek için kullanılıyor.

Örnek olarak, lookahead özelliği olmadan brickwall limiting elde etmek neredeyse imkânsız gibi bir şey.

Diğer yandan, lookahead özelliğini sadece limiting için düşünmemek gerekiyor. Bu özellik yeri geldiğinde trampet, vokal ve daha birçok kanala kompresör uygularken kullanılabiliyor. Son olarak de-esser’lar için de çok faydalı bir özellik olduğunu belirtmekte fayda var.

Waves Sibilance plug-in’i üzerinde lookahead özelliği bulunuyor

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Francis Seura | Pexels

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Zero Crossing Nedir ve Neden Önemlidir?

Bu yazımda bir yandan oldukça basit, diğer yandan da önemli bir noktaya değinmek istiyorum: Zero crossing.

 

Zero Crossing Nedir?

DAW ya da herhangi bir audio editor içinde ekrandaki ses dalgalarına görüntüyü büyüterek baktığınızda belirli yerlerde orta çizgi ile kesiştiklerini göreceksiniz. Bu kesişme noktalarına zero crossing adı verilir.

DAW içindeki ses dosyası

 

DAW içindeki ses dosyası (zoom)

 

Görselleri üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

 

Zero Crossing Neden Önemlidir?

Edit işlemlerini gerçekleştirirken seçtiğiniz bölümlerin başlangıç ve bitiş noktalarının ya da kesmek istediğiniz yerin tam zero crossing noktasında olmasına özen göstermelisiniz. Aksi halde sinyalde temsil edilen voltaj değerlerinin farklılıklarından dolayı seste “click”, “klik”,”pop”, “çıtırtı” ve benzeri kelimelerle tabir edilen istenmeyen atlamalar olabilir.

Aşağıdaki ekran görüntüsünde edit edilen bölümlerin başlangıç ve bitiş noktaları zero crossing’e denk gelmemiş olduğunu görüyoruz.

 

Edit edilen bölümlerin başlangıç ve bitiş noktaları zero crossing noktasından ne kadar uzaksa istenmeyen atlama seslerinin duyulma ihtimali de o kadar yükselir.

 

Fade In, Fade Out ve Crossfade

Edit etmek istediğiniz bölümlerin başlangıç veya bitiş noktaları her zaman zero crossing’e denk gelmiyor olabilir. Özellikle, stereo bir ses dosyası üzerinde çalışırken kanallardan biri zero crossing’e denk geliyor ancak diğeri denk gelmiyor olabilir.

Stereo ses dosyası: Üst (sol) kanal ve alt (sağ) kanal arasında zero crossing noktalarının yerlerinde farklar var

 

Böyle durumlarda istenmeyen atlamaları önlemek için, fade in, fade out veya crossfade uygulayabiliriz.

Sorun edit ettiğimiz bölümün başında ise fade in uygulayabiliriz.

 

Sorun edit ettiğimiz bölümün sonunda ise fade out uygulayabiliriz.

 

Sorun arka arkaya yerleştiğimiz iki bölüm arasındaysa, bu iki ses arasında yumuşak bir geçiş yapmak için crossfade (ya da diğer kullanılan adıyla x-fade) uygulayabiliriz.

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment