Ses ve Müzik Teknolojileri

Youlean Loudness Meter 2 Pro İle Çalıştım

Ücretsiz Plug-in’ler serisini takip ediyorsanız belki hatırlıyorsunuzdur, 15. bölümde Youlean Loudness Meter 2 adında bir plug-in paylaşmıştım. Youlean Loudness Meter 2, LUFS skalası kullanarak mono, stereo ve 5.1 surround sinyaller üzerinde ölçüm yapan bir plug-in. Aynı zamanda sinyaldeki ‘true peak’, ‘loudness range’ ve daha birçok değeri de ölçüyor.

Ücretsiz versiyonu indirip kullandıktan sonra plug-in’i çok beğenip “Pro” versiyonunu satın almıştım. Ancak açıkçası yakın zamana kadar herhangi bir projede ciddi anlamda kullanmamıştım.

1988-1995 yılları arasında oldukça aktif olan bir grubum vardı: Hazy Hill. Eski kayıtlarımızı Spotify, Apple Music ve diğer streaming servislerine koyma kararı aldık. Bununla birlikte YouTube’a yüklemek üzere parçaları ve parçalar ile ilgili anılarımızı anlattığımız 17 adet kısa video çektik. Videoların sesleri üzerinde çalışırken hem seviye ayarları sırasında hem de final miksin son seviye kontrollerini yaparken Youlean Loudness Meter 2 Pro kullandım.

Spotify, Apple Music, YouTube ve Diğerleri… Streaming Servisleri ve Seviyeler” başlıklı yazımda belirttiğim gibi YouTube referans seviyesi olarak -13 LUFS kullanıyor. Videoları Youtube’a yükleyeceğimiz için ben de bu seviyeyi referans olarak aldım. Sinyaldeki en yüksek seviyenin de “true peak” olarak -1 dB’yi geçmemesine karar verdim.

Plug-in’i master kanalda en son noktaya insert ettim. ITU-R BS.1770 standardı ile uyumlu olan Youlean Loudness Meter 2 Pro dünyadaki tüm yayın standartları ve bunun yanı sıra Spotify, Apple Music, YouTube ve Tidal gibi streaming servisleri için preset’lere sahip. -13 LUFS için ayrıca ayar yapmaya gerek kalmadan plug-in üzerindeki YouTube preset’ini seçtim.

Bu plug-in’in bence en faydalı özelliklerinden biri, DAW içinde parça ya da program akarken seviyeleri de akan grafik olarak görebiliyor olmamız. Bir de plug-in’in penceresini istediğimiz gibi büyültüp küçültebiliyor olmamız da önemli bir özellik.

Miksi tamamlayıp export/bounce ettikten sonra Youlean penceresinde “integrated / long term”, “true peak” ve “loudness range” ile birlikte diğer ilgili değerleri görebiliyorsunuz. Hatta daha da iyisi, hem bu değerleri hem de seviyelerin zaman çizgisi üzerindeki akışını rapor olarak PDF, PNG veya SVG formatında saklayabiliyorsunuz.

Miksi ilk olarak export/bounce ettiğimde aldığım raporun ekran görüntüsünü aşağıya ekliyorum:

Rapora baktığımızda integrated seviye değerinin -12.4 LUFS, true peak değerinin ise -0.96 dB olduğunu görüyoruz.

Referans olarak aldığımız seviyenin -13 LUFS, true peak değerinin de -1 dB olduğunu düşündüğümüzde hedefimize ulaştığımızı söyleyebiliriz.

Yine de bu değerler benim tam içime sinmediğinden dolayı mikse geri dönüp birkaç ufak ayar yaptım ve miksi tekrar export/bounce ettim. Bu ikinci export/bounce için aldığım raporun ekran görüntüsünü aşağıya ekliyorum:

İkinci raporda integrated seviye değerinin -13.1 LUFS, true peak değerinin ise -1.25 dB çıktığını görünce aldığım bu export/bounce dosyası içime sindi.

Youlean Loudness Meter 2 Pro’nun diğer cazip bir özelliği de istediğiniz herhangi bir ses veya video dosyasını plug-in penceresine sürükleyip hızlıca analiz edebiliyor olmamız. Bu dosyayı karşılaştırma amacı ile kullanmak da mümkün.

Youlean Loudness Meter 2 Pro bence oldukça marifetli bir plug-in. Özellikle podcast ve video gibi projeler için çalışırken seviye tutarlılığını takip etme ve program içindeki seslerin birbirlerine olan dengelerini izleme açısından çok faydalı. Plug-in penceresinin ve PDF, PNG veya SVG olarak kaydettiği raporun tasarımları da çok başarılı.

Link: Youlean Loudness Meter 2

 

İlgili yazılar:

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

iPhone ve iPad İçin 9 Mikrofon

iPhone için 10 Ücretsiz Ses Uygulaması başlıklı yazım büyük ilgi görmüştü. Yazıyı okuyanlardan soranlar olmuştu, “uygulamalar tamam da, iPhone’un üstündeki mikrofon yerine daha kaliteli kayıtlar yapmak için harici mikrofon olarak ne seçeneklerimiz var?” Ben de 2017 Temmuz’da beş marka/modelden oluşan bir liste hazırlamıştım. Üzerinden biraz zaman geçti. Modeller değişti. Yeni modeller eklendi. Bu yazı orijinal yazının güncellenmiş versiyonudur.

Mikrofonlar ile ilgili tüm bilgileri (türleri, çalışma prensipleri, özellikleri vb.) Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri  adlı kitabımda bulabilirsiniz. Burada kullanılan teknik terimler için sözlükten yardım alabilirsiniz.

 

Shure MV88

Shure MV88 (stereo)

 

Shure MV88, iOS cihazları için üretilen stereo mikrofonlar arasında en popüler olanlardan. MV88, Lightning Connector üzerinden doğrudan iPhone veya iPad’e takılabiliyor ve açısı isteğe göre ayarlanabiliyor. Mikrofonun bence en önemli özelliği, içindeki farklı kapsüller sayesinde, (ayarlanabilir genişlikte) stereo, figure-of-8 ve Mid-Side (M-S) gibi birçok polar pattern seçeneği sunması. MV88, 24-bit ve 48 kHz’e kadar destek veriyor. Condenser bir mikrofon olan MV88’in frekans aralığı 20 Hz – 20 kHz, maximum SPL değeri ise 120 dB SPL. Mikrofonla birlikte gelen ShurePlus Motive app ile kayıtlara EQ, kompresör ve limiter uygulamak mümkün. Programın diğer önemli bir özelliği ise kaydedilen ses dosyalarını doğrudan Dropbox’a gönderebiliyor olması. Mikrofonun bence en büyük dezavantajı Apple’ın yeni iPhone’larda mini jack çıkışını kaldırdıktan sonra kulaklık ile kullanmanın mümkün olmaması. Bu sebepten dolayı şu anda aşağıdaki Shure MV88+ Video Kit bence daha iyi bir seçenek. Link: Shure MV88

 

Shure MV88+ Video Kit

Shure MV88+ Video Kit (stereo)

 

Shure MV88+ yukarıdaki MV88’in yeni versiyonu. Mikrofon özellikleri hemen hemen aynı. MV88+’ın en büyük farkı, üzerinde bir kulaklık çıkışı olması. Eskiden iPhone’larda hem Lighting gibi bir data/şarj kapısı hem de kulaklık için bir mini jack bulunuyordu. Yeni iPhone’larda ayrı bir kulaklık çıkışı yok. Dolayısıyla mikrofonun üzerinde kulaklık çıkışı olması, o anda kaydetmekte olduğunuz sesleri dinlemek açısından çok önemli. Diğer bir fark ise MV88+’ın “Video Kit” adı verilen bir set içinde geliyor olması. Setin içinde bir mini tripod, mikrofon klip ve telefon tutucu var. Shure MV88+, tıpkı MV88’de olduğu gibi ShurePlus Motive app ile birlikte geliyor. Link: Shure MV88+ Video Kit

 

Apogee MiC PLUS

Apogee MiC PLUS (mono)

 

Apogee MiC PLUS ağırlıklı olarak müzisyenlere hitap eden, stüdyo kalitesinde, cardioid pick-up pattern’a sahip condenser bir mono mikrofon. Bu mikrofonu sadece iMac ve iPad ile değil, kolaylıkla Apple Mac bilgisayarla da kullanmak mümkün. 24-bit ve 96 kHz’i destekliyor. Mini tripod ile birikte geliyor. Mikrofon üzerinde kulaklık çıkışı bulunuyor. Apogee ürünleri ABD’de üretiliyor. Link: Apogee MiC PLUS

 

Rode iXY

Rode iXY (stereo)

 

Rode, fiyat ve performans açısından her zaman benim favori markalarımdan biri olmuştur. iXY da bence diğer Rode ürünleri gibi oldukça iyi bir performans ortaya koyuyor. iXY, XY konfigürasyonunda iki adet yarım-inç cardioid (uni-directional) condenser kapsülden oluşuyor. Mikrofonlar 139 dB SPL ses basıncına dayanıklı. Rode Rec veya Rode Rec LE uygulamalarını kullanarak 96 kHz, 24-bit kayıt yapmak ve kaydedilen dosyaları doğrudan Dropbox’a yüklemek mümkün. Rode mikrofonların fiyat ve performans açısından iyi olduğunu söylemiştim, bir de bu cihazın Çin’de değil Avusturalya’da üretildiğini göz önüne almak gerekir. Rode iXY’nin bence en büyük dezavantajı (tıpkı Shure MV88 gibi) Apple’ın yeni iPhone’larda mini jack çıkışını kaldırdıktan sonra kulaklık ile kullanmanın mümkün olmaması. Link: Rode iXY

 

Rode VideoMic Me-L

Rode VideoMic Me-L (mono)

 

VideoMic Me-L, ağırlıklı olarak video ile çalışanlara hitap eden, cardioid pick-up pattern’a sahip electret condenser bir mono mikrofon. iPhone’un üzerine doğrudan takılabiliyor. 115 dB SPL ses basıncına kadar dayanıklı. 24 bit ve 44.1 kHz ile 48 kHz’i destekliyor. Üzerinde kulaklık çıkışı var. Link: Rode VideoMic Me-L

 

 

Zoom iQ7

Zoom iQ7 (stereo)

 

Zoom iQ7, Mid-Side stereo kayıt özelliğine sahip, kapsülü dönebilen condenser bir stereo mikrofon. Lightning Connector üzerinden doğrudan iPhone ve iPad’e takılabiliyor. iQ7 üzerinde gain kontrolü ve kulaklık çıkışı bulunuyor. iQ7, 120 dB SPL ses basıncına dayanıklı. 16 bit ve 44.1 kHz ile 48 kHz’i destekliyor. Mikrofonla birlikte gelen iOS programı ile kayıtlara EQ, reverb ve kompresör uygulamak mümkün. Link: Zoom iQ7

 

Zoom iQ6

Zoom iQ6 (stereo)

 

Zoom iQ6, XY stereo kayıt özelliğine sahip condenser bir stereo mikrofon. Lightning Connector üzerinden doğrudan iPhone ve iPad’e takılabiliyor. iQ6 üzerinde gain kontrolü ve kulaklık çıkışı bulunuyor. iQ6, 130 dB SPL ses basıncına dayanıklı. 16 bit ve 44.1 kHz ile 48 kHz’i destekliyor. Mikrofonla birlikte gelen iOS programı ile kayıtlara EQ, reverb ve kompresör uygulamak mümkün. Link: Zoom iQ6

 

IK Multimedia iRig Mic Field

IK Multimedia iRig Mic Field (stereo)

 

iRig Mic Field, iPhone veya iPad’lere doğrudan takılabilen, cardioid condenser bir stereo mikrofon. Kendi içinde 90 derece dönebiliyor. Üzerinde kulaklık çıkışı mevcut. 44.1 kHz / 48 kHz ve 24-bit destekliyor. 115 dB SPL ses basıncına dayanıklı. iRig Recorder Free app ile geliyor. Link: IK Multimedia iRig Mic Field

 

IK Multimedia iRig Mic Studio

IK Multimedia iRig Mic Studio (mono)

 

IK Multimedia iRig Mic Studio da Apogee MiC PLUS gibi ağırlıklı olarak müzisyenlere hitap eden cardioid pick-up pattern’a sahip condenser bir mono mikrofon. Bu mikrofonu sadece iMac ve iPad ile değil, Mac ve Windows bilgisayarla da kullanmak mümkün. 24-bit ve 44.1/48 kHz’i destekliyor. Mikrofon üzerinde kulaklık çıkışı bulunuyor. Link: IK Multimedia iRig Mic Studio

 

İlgili linkler:

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı Zoom Corporation web sitesinden alınmıştır.

© 2017-2019 Ufuk Önen. Bu yazının tüm hakları saklıdır. İzinsiz olarak kullanılamaz, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntı yapılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Efekt ve Sinyal İşlemcilerin Sırası Üzerine…

Ben müziğe gitarla başladım. Elektrogitar çalmak istemiştim. 1980’li yıllarda Türkiye’de herkese “ilk önce klasik gitarla başla, sonra elektrogitar ile devam edersin” şeklinde tavsiyeler verilirdi. Bana saçma gelmişti ama baktım ki başka çaresi yok, ben de klasik gitarla başladım.

Klasik gitar ve elektrogitarın aslında iki farklı dünyalar olduğunu kavramam fazla uzun sürmedi. Çalma teknikleri farklı, çalınan müzikler farklı… Her şey farklı! Başta saçma gelen klasik gitar ile başlayıp sonra elektrogitara geçme tavsiyesinin gerçekten saçma olduğuna kanaat getirip hızlıca elektrogitara geçtim.

Elektrogitara geçince sadece istediğim enstrümana geçmiş olmadım. Önümde yeni bir kapı açıldı: efektler!

Elektrogitar için farklı farklı pedallar vardı. Böyle söyleyince sanki yüzlerce, binlerce çeşit varmış gibi anlaşılıyor ama aslında öyle değildi tabii. 1980’li yıllarda Türkiye’de enstrüman ve ekipman bulması çok zordu. İnsanlar zar zor buldukları enstrümanlarla, amplifikatörlerle, ekipmanla müzik yapmaya çalışırdı. Yine de o gördüğüm, belki sayıları sadece 10-15 civarında olan farklı gitar pedalları çok ilgimi çekmişti.

Biraz araştırma yaptım. Genelde söylenilen, “bir overdrive ya da distortion pedalı al, onun arkasına chorus ya da flanger gibi bir efekt koy, en sona da bir delay ekle, amfi üzerinden de reverb alırsın” şeklindeydi.

Overdrive, distortion, chorus, flanger, delay, reverb… Bir anda bir sürü bilmediğim şeyle karşılaşmıştım. Bunların ne olduklarını, ne işe yaradıklarını tek tek araştırmaya başladım. Yüzeysel bir şekilde değil, tam anlamıyla öğrenmeye çalışıyordum. 1980’li yıllarda internet olmadığını, Türkçe kitap bulunmadığını, İngilizce kitapların da çok zor bulunduğunu düşündüğümüzde, bu araştırmanın pek kolay olmadığını tahmin edersiniz.

İşin içine girdikçe suyun aslında göründüğünden daha derin olduğunu anladım. Kompresör, noise gate, EQ, filtreler… Karşıma sürekli bilmediğim şeyler çıkıyordu. Bu pedalların hepsini bulup denemeye çalışıyordum. Ne işe yaradıklarını, nasıl çalıştıklarını öğrenmek için büyük çaba harcıyordum. Özellikle kompresör gibi pedallar pek kimsenin bilip kullandığı pedallar değildi, o yüzden onları bulmak çok daha zor oluyordu.

Müzik teknolojisiyle tanışmam böyle oldu diyebilirim.

Şimdi düşünüyorum da, bunları iyi ki yapmışım diyorum. Müzik ve ses teknolojileri alanındaki kariyerimde bana her zaman gerekli olacak bilgilerin bir kısmını ve bazı deneyeyimleri bu sayede çok erken zamanda edinmişim.

30+ yıllık emektar BOSS DS-2 Turbo Distortion pedalım. Hala çalışıyor!

 

Lafı çok uzattım. Daha da uzatmadan söylemek istediğime geleyim…

Gitar pedalları ile uğraşırken genel kabul gören bir sıralama olduğunu fark ettim:

  • Kompresör, noise gate gibi dinamik işlemciler
  • Wah pedal
  • Overdrive veya distortion
  • Chorus, flanger, tremolo gibi modülasyon efektleri
  • Delay
  • Reverb

Alternatif olarak, modülasyon efektleri ile delay ve reverb, gitar amplifikatörü üzerindeki effects send/return noktaları üzerinden de kullanılıyordu.

Bu sıralama günümüzde de hala yaygın olarak kullanılmakta. Ben de kullandım ve hala da kullandığım oluyor.

Beni rahatsız eden şey, bu sıralamanın kendisi değil de birçok gitaristin bu sıralamayı kanun gibi uyguluyor olmasıydı.

Pedallar benim için Lego parçaları gibiydi. Yerlerini istediğim gibi değiştirip farklı farklı sıralamalar deniyordum. Örnek olarak, flanger’ı overdrive öncesine aldığınızda çıkan sonuç çok farklı oluyor. Wah pedal her zaman overdrive öncesinde durmak zorunda değil, yerlerini değiştirebilirsiniz; hatta modülasyon sonrasına bile koyup çok farklı sesler elde edebilirsiniz! Mutlaka tek bir overdrive pedalı kullanmak zorunda değilsiniz. Bir overdrive bir de distortion pedalı kullanarak ikisinin karışımından bambaşka bir ses elde edebilirsiniz Yerlerini değiştirebilirsiniz.

Tüm bunları deniyor ve ilginç sonuçlar alıyordum. Bazen çok iyi bazen de saçma sapan sesler elde ediyordum.

O zaman bu pedalları bulup bunları denemek zordu. Şimdi dijital teknoloji sayesinde her şey elimizin altında. Tavsiyem, kuralları bilin ama kuralları çiğnemekten ve özellikle yeni bir şeyler denemekten korkmayın. Her yaptığınız iyi olacak, işinize yaracak diye bir kural yok. Önemli olan denemek. Efekt ve sinyal işlemcilerin sırası bunun için gerçekten güzel bir örnek. Sıralamayı ve sinyal akışını değiştirdiğinizde elde ettiğiniz sesler farklılaşıyor. Farklar bazen büyük bazen de küçük olabiliyor.

Reverb ve Delay Efektlerini Birlikte Kullanırken..” başlıklı yazımı okuduysanız hatırlarsınız: Kanaldaki sinyali send yöntemi ile aynı anda hem reverb hem de delay’e gönderdiğimizde (Şekil 1) aldığımız sonuç ile sinyali yine send yöntemi ile aynı anda hem reverb hem de delay’a gönderip, sonra ek bir adım olarak delay’in çıkışını da reverb’e yönlendirdiğimizde (Şekil 2) aldığımız sonuç farklı oluyordu. Yazı ve video için buraya tıklayınız.

Şekil1

Şekil 2

 

Peki, biraz daha farklı bir şeyler denesek? Delay hep reverb öncesinde olur denir ya… Delay’i reverb sonrasına alsak (Şekil 3)? Belki her zaman bu şekilde kullanamayız ama üzerinde çalıştığınız parçaların birinde bunun da bir yeri mutlaka vardır.

Şekil 3

 

Diğer bir örnek olarak, filtre ve kompresör kullanırken filtreyi nereye koyduğunuz kompresörün sinyale verdiği tepkiyi değiştirebilir. Sinyalde alt frekansları kesmek için bir filtre kullanıyorsanız, bu filtreyi kompresörden önce koyarsanız bu durumda hem alt frekansları kesmiş olursunuz hem de kompresör alt frekanslara göre tepki vermemiş olur. Filtreyi kompresörden sonra koyarsanız, sonuç olarak sinyaldeki alt frekansları kesmiş olursunuz ancak kompresör alt frekanslara tepki vererek sinyali işlemiş olur. Alternatif olarak filtreyi belki sidechain kapısına koyabilirsiniz? Bu durumda sinyaldeki alt frekansları kesmeden kompresörün alt frekanslara göre tepki vermesini önlersiniz.

Yukarıda da belirttiğim gibi, yeni bir şeyler denemekten korkmayın. Her yaptığınız iyi olacak, işinize yaracak diye bir kural yok. Önemli olan denemek!

 

İlgili yazılar:

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Luchador | Pixabay

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Analog Bant Emülasyon Plug-in’leri (2. Bölüm)

Yazının birinci bölümünde analog bant kayıt teknolojisi ile ilgili temel bilgiler paylaşmıştım (birinci bölümü okumak için tıklayınız). Analog bant emülasyon plug-in’lerini (deyim yerindeyse) “hakkıyla kullanabilmek” için bu bilgilerin gerekli olduğunu düşünüyorum. Yazının birinci bölümüne buraya tıklayarak ulaşabiliriz. Yazının ikinci bölümünde plug-in parametreleri ve kullanımları ile ilgili bilgilerle devam ediyorum.

 

Plug-in Parametreleri

Analog bant emülasyon plug-in’leri üzerinde sıklıkla kullanılan beş parametre sayabiliriz:

  • Tape speed / Speed / ips
  • Bias
  • Wow & flutter
  • Tape formula / Formula
  • Noise

‘Tape speed’ ya da ‘speed’, yazının başında da belirttiğim gibi, kafaların üzerinden geçen bandın hızı. Bu hız inch-per-second (ips) [inç/saniye] cinsinden ifade edildiği için bazı plug-in’lerde bu parametre ‘ips’ olarak adlandırılıyor.

‘Bias’, kaliteyi arttırmak ve özellikle üst frekans cevabını geliştirmek için kaydın içine enjekte edilen ultrasonik (insan kulağının duyamadığı) bir sinyal. Bant kayıt cihaz üreticileri kendi makinelerinde kullanılmak üzere bias ayar önerileri yaparlardı ve farklı kullanımın sesi bozabileceğini söylerlerdi. Tabii “ses bozmak” bilinçli olarak ve yaratıcı sebeplerle yapılıyorsa, neden olmasın?

‘Wow & flutter’, yine yukarıda açıkladığı gibi, bant kayıt cihazının transport mekanizmasında oluşan bazı sorunlar sebebi ile sinyalde ortaya çıkan istenmeyen frekans modülasyonlarına verilen isim. Eskiden bundan kurtulmak için çok çaba harcanırdı ancak günümüzde bunu yaratıcı sebeplerle kullananlar var.

‘Tape formula’ ya da kısaca ‘formula’, analog manyetik bant üretiminde farklı firmalar tarafından kullanılan farklı kimyasal formül ve karışımları simüle eden parametreye verilen isim.

‘Noise’ ise adı üstünde gürültü. Analog bant gürültülü bir medyaydı. En belirgin gürültü ise banttan kaynaklanan hsss sesiydi. Analog bant emülasyon plug-in’leri üzerinde bulunan ‘noise’ parametresi genelde hsss sesinin simülasyonunu kontrol eder.

 

Waves J37

 

Kullanım

Analog bant emülasyon plug-in’lerini, dijitalin o her zaman aynı şekilde tepki veren disiplinini bozup işe biraz gelişigüzellik katmak ya da sinyale biraz sıcaklık eklemek için kullanabilirsiniz. Bunların yanı sıra bu plug-in’lerden farklı amaçlar için de yararlanabilirsiniz. Örnek olarak plug-in’in giriş katındaki input seviyesine yüklenerek ‘tape saturation’ etkisi yaratabilirsiniz. Diğer bir örnek olarak, eski kayıtlarda bol bol duyduğumuz ‘tape delay’ efektini elde edebilirsiniz.

Şahsi olarak ben bu plug-in’lerin elimizin altında olmasından dolayı çok mutluyum. Benim kayıt serüvenim 1980’li yıllarda başladı. O zamanlar çoğunlukla 1 inç bantlara 16 kanal kayıt yapıyorduk. İstanbul’daki az sayıda stüdyoda 2 inç bantlara 24 kanal kayıt yapan cihazlar vardı. Miks ve genel olarak stereo kayıtlar için 1/4 inç kalınlığında bantlar kullanıyorduk. Bu analog bant kayıt cihazlarını sadece müzik stüdyolarında değil, çalıştığım radyolarda da çokça kullandım.

Belki eskiyi düşündüğümüzde aklımıza güzel anılar geliyor ama açıkça konuşmak gerekirse analog bantlarla çalışmak çok zordu. Bandı sürekli ileri geri sarmak çok dertli bir işti. Edit imkanları çok kısıtlıydı. Düzeltme veya değişiklik yapmak istediğinizde ‘punch in’ yöntemi ile “yama” yapmanız gerekiyordu. Bitirdiğiniz mikste örnek olarak dört defa tekrar eden bir nakaratı ikiye indirmek istediğinizde bandı kesmeniz gerekiyordu. Evet, atmak istediğimiz bölümün giriş ve çıkış noktalarını belirleyip, beyaz kalem ile işaret koyup, sonra da bandı jilet ile kesiyorduk! Ve tabi tahmin edebileceğiniz gibi ‘undo’ şansı yoktu!

Bir de beni en çok korkutan konulardan biri yedekleme şansı olmamasıydı. Analog bantları birebir yedeklemek diye bir şey mümkün değildi. Ancak bir bandın içeriğini bir başka banda kopyalama şansınız vardı, bu da jenerasyon kaybı demekti. Bant kopsa, bozulsa ya da yakın zamanda Universal Music yangınında olduğu gibi yanıp kül olsa içindeki tamamen kaybediyordunuz.

Diğer yandan analog bantların kendine has bazı özellikleri olduğunu ve bunların müziğe, daha doğrusu sese katkısı olduğunu inkâr edemeyiz. Analog bantlarla ilgili benim için en önemli şey ‘tape saturation’dı. Bence onun tadı bambaşka! Artık bunu dijital ortamda da elde edebilmek bence çok güzel. Aynısı oluyor mu diye tartışanlar var ama bence plug-in’ler ile elde ettiğimiz ‘saturation’ hiç de fena değil!

Analog bant emülasyon plug-in’lerinin nasıl kullanılacağına dair belli bir formül yok. Miks sırasında seçtiğiniz kanallarda ya da projedeki her kanalda ayrı ayrı kullanabilirsiniz. Tabii her kanalda ayrı ayrı kullanmak bilgisayarınızın işlemcisine çok yük bindirecektir. Alternatif olarak kanalları gruplayıp, plug-in’i bu grup üzerine uygulayabilirsiniz. Hatta master bus üzerinde bile kullanabilirsiniz.

Analog bant emülasyon plug-in’lerini kullanırken, diğer tüm efekt ve ses işlemcilerde olduğu gibi, aşırıya kaçmamaya dikkat etmekte fayda var. Özellikle ‘wow & flutter’ ve ‘noise’ gibi parametreler ilk başta çok cazip gelse de miksi daha sonra dinlediğinizde fazla, hatta rahatsız edici gelebilir.

Eğer sisteminizde analog bant emülasyon plug-in’i yoksa bence bir tane edinin ve hemen denemelere başlayın!

Overloud Tapedesk

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Analog Bant Emülasyon Plug-in’leri (1. Bölüm)

Son yıllarda analog bant emülasyonu yapan plug-in’lerin sayısı ve bunların müzik prodüksiyonlarındaki kullanımı oldukça arttı. Bu plug-in’ler İngilizcede genelde ‘tape emulation’, ‘tape saturation’ ya da kısaca ‘tape’ plug-in olarak adlandırılıyor. Birçoğunun üzerinde çok fazla parametre bulunmadığı için kullanımı zor gibi görünmüyor. Değil de zaten. Ancak yine bu plug-in’leri (deyim yerindeyse) “hakkıyla kullanabilmek” için analog bant teknolojisi ile ilgili biraz bilgi sahibi olmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu sayede bu plug-in’lerin üzerlerindeki parametreleri anlamak ve onları yaratıcı amaçlarla kullanmak çok daha kolay olacaktır.

 

Manyetik Bant ve Transport Mekanizması

Analog kayıt cihazları elektrik enerjisini (diğer bir deyişle elektrik sinyalini) manyetik enerjiye dönüştürüp manyetik bant üzerinde saklarlar.

Bir bant kayıt cihazının en önemli parçalarından biri, bandın cihazın kafalarının üzerinden sabit bir hızda ve gerginlikte geçmesini sağlayan transport mekanizmasıdır. Transport mekanizması üç motordan oluşur:

  1. Capstan
  2. Supply reel
  3. Take up reel

‘Capstan’, bandı kafaların üzerinden sabit bir hızla geçirilmesini sağlar. ‘Supply reel’ (sol taraftaki makara) ve ‘take up reel’ (sağ taraftaki makara) motorları ise capstan motorunun aksine sabit bir hızda dönmezler; onların görevi bandın gerginliğinin sabit kalmasını sağlamaktır.

 

Bandın Hızı (ips)

Kafaların üzerinden geçen bandın hızı ips-inch per second (inç/saniye) cinsinden ifade edilir. Tüketici (ev) tipi kasetler 1 7/8 ips hızla döner; diğer bir deyişle kafadan bir saniye içinde 1 7/8 inç uzunluğunda bant geçer. Profesyonel stereo analog kayıt cihazlarında bu hız 7 1/2 ile 30 ips arasında değişir. Yüksek hızlar, bant dip gürültüsünü aza indirdiği ve üst frekanslarda kayıpları önlediği için, düşük hızlara göre daha kaliteli sonuç verirler.

 

Wow & Flutter

Transport mekanizmasının görevinin bandı kayıt cihazının kafaları üzerinden sabit bir hızda ve gerginlikte geçirmek olduğunu yukarıda belirtmiştim. Ancak bu her zaman mümkün olamıyor. Transport hızında istenmeyen yavaşlama ve hızlanmalar meydana geliyor ve bunlar da frekans modülasyonlarına sebebiyet veriyor. Bu istenmeyen frekans modülasyonları ‘wow and flutter’ olarak adlandırılıyor.

 

Kafalar

Profesyonel analog bant kayıt cihazlarında üç kafa bulunur:

  1. Erase
  2. Record / Sync
  3. Reproduce

‘Erase’, silme; ‘record / sync’, kayıt ve okuma; ‘reproduce’ ise sadece okuma kafasıdır. Bu kafaların oluşturduğu gruba ‘headstack’ veya ‘headblock’ adı verilir.

Bant, kayıt kafasından hemen önce erase head, silme kafasından geçirilir. Silme kafasında çok yüksek frekanstaki bir dalga (genelde 250 kHz civarı) ile banttaki manyetizmanın giderilmesi sağlanır ve bu yolla bandın üzerinde daha önce yapılmış olan kayıt silinir.

Record/Sync head, hem kayıt hem de playback (kaydedilen sesi dinlemek) için kullanılır. Daha önce kaydedilmiş sesleri dinleyerek farklı kanala başka sesler kaydetme işlemine ‘overdubbing’ adı verilir. Overdubbing sırasında önceden kaydedilen ve o anda kaydedilmekte olan sesleri senkronize olarak duymak zorunludur, yoksa arada zaman farkı oluşur. Okuma kafası ve kayıt kafası bandın geçiş yönünde farklı yerlerde olduğu için eğer monitör işlemini okuma kafası üzerinden yapılırsa önceden kaydedilen sesler ve o anda kaydedilmekte olanlar senkronize olmaz. Bu sebepten dolayı profesyonel kanal kayıt cihazlarında hem kayıt hem de okuma işlemini yapabilen record/sync head adı verilen özel bir kafa bulunur.

Reproduce, ya da kısa adıyla repro, okuma işlemini gerçekleştirir ve sadece miks sırasında kullanılır.

 

Otari MTR 90 | 24 kanal kanal kayıt cihazı | 2 inç

 

Analog Kayıt Formatları

Manyetik bantların genişliği 1/4 inç ile 2 inç arasında değişir. Stereo kayıtlar için genelde 7 1/2 – 15 ips hızında dönen 1/4 inç genişliğinde bantlar kullanılıyordu. Büyük bütçeli stereo albüm miksleri için ise 15-30 ips hızında dönen 1/2 inç genişliğinde bantlar kullanılıyordu. Çok kanallı (8-24 kanal) kayıtlar için yine bütçeye ve stüdyo imkanlarına bağlı olarak 15-30 ips hızında 1/2 – 2 inç genişliğinde bantlar kullanılıyordu. Büyük stüdyolarda standart olarak format 24 kanal / 2 inç / 30 ips idi.

 

Plug-in’ler

Analog bantlar artık tarihe karıştı desek sanırım abartmış olmayız. Geçmişten kalan ve çok iyi durumda olan bant kayıt cihazları var ama artık bunları kullanan pek kalmadı. Hem kullanım kolaylığı hem de maliyet açısından bazı istisnalar dışında hemen hemen tüm prodüksiyonlarda artık dijital kullanılıyor.

Bazıları analog bantların kendine has bir havası, tonu ve sıcaklığı olduğunu savunuyorlar. Diğer yandan dijitalin pratikliğinden vazgeçmek istemiyorlar. Durum böyle olunca analog bant emülasyonları plug-in’leri devreye giriyor.

Waves, UAD, Avid, Softube, Slate, IK Multimedia, Blue Cat ve daha birçok firma analog bant emülasyon plug-in’leri üretiyorlar. Bu plug-in’ler üzerlerindeki parametreler açısından farklılılar gösterebiliyor.

Yazının ikinci bölümünde analog bant emülasyon plug-in’leri üzerinde sıklıkla kullanılan beş parametre ile devam ediyorum ve bu plug-in’lerin kullanımları ile ilgili bilgiler paylaşıyorum. Okumak için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Otari MTR 90 fotoğraf: Ville Hyvönen | Wikimedia Commons | Link

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Ücretsiz Plug-in’ler (17)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 17: Convology XT (Impulse Record), Oscarizor (Sugar Audio), Pitchproof (Aegean Music),  MIA Thin (MIA Laboratories).

 

Convology XT (Impulse Record)

 

Convology XT (Impulse Record), bir convolution reverb plug-in’i. 70 adet vintage reverb impulse response dosyası ile birlikte geliyor. İsterseniz daha sonra farklı paketler satın alabiliyorsunuz. Bu plug-in’in bence en cazip tarafı, WAVE formatındaki tüm impulse response dosyalarını yükleyip kullanabilmeniz. Kaçırmayın!

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Oscarizor (Sugar Audio)

 

Oscarizor, bir osiloskop, spektrum analizör ve faz gösterge plug-in’i. Basit ama görsel olarak sinyal kontrolü yapmak için kullanışlı bir plug-in. Pro versiuonu 3D seçenekler sunuyor.

Mac: AU, AAX, RTAS, VST | Win: AAX, RTAS, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Pitchproof (Aegean Music)

 

Pitchproof, adından da kolayca anlaşılabileceği gibi, klasik bir pitch shifter ve harmonizer plug-in’i. Gitar akord etmek için de kullanılabilir.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

MIA Thin (MIA Laboratories)

 

MIA Thin, ses parlaklık katan bir plug-in. “Add to taste – You Can’t Go Wrong” (“Zevkinize göre ekleyin – Yanlış yapamazsınız!”) sloganı ile tanıtılıyor. İndirme linklerinin olduğu sayfada ses örnekleri var. Bence dinlemekte fayda var!

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Mikrofonlar ve Signal-to-Noise Ratio

Bir önceki hafta mikrofonların kendi dip gürültüleri ile ilgili “Mikrofonlar ve Equivalent Noise Level” başlıklı bir yazı yazmış, ‘self noise’ olarak da bilinen bu gürültülerin neden oluştuğunu ve nasıl ölçüldüğünü anlatmıştım.

Equivalent noise level ya da self noise seviyesi genelde A-weighting dengesi kullanılarak ölçülüyor ve dB SPL cinsinden ifade ediliyor. Bu sebepten dolayı değerler çoğu zaman dB(A) olarak yazılıyor. Ölçüm için kullanılan diğer bir denge de, CCIR-weighting olarak da bilinen, ITU-weighting dengesi. Değerlerin Neumann tarafından yapılmış sınıflandırmasına göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Signal-to-Noise Ratio (S/N Ratio)

Mikrofonların gürültü seviyelerini ifade etmenin bir diğer yolu ise signal-to-noise ratio (S/N Ratio), Türkçe karşılığı ile sinyalin gürültüye olan oranıdır.

Signal-to-noise ratio, dB cinsinden ifade ediliyor.

Hesabı çok kolay… Bir mikrofonun sinyalinin gürültüye olan oranını bulmak için referans ses basınç seviyesinden, mikrofonun dip gürültü seviyesini (equivalent noise level / self noise) çıkartmak yetiyor.

Peki, referans ses basınç seviyesi nedir?

Referans ses basınç seviyesi olarak 94 dB SPL alınıyor. Bunu sebebi ise 1 Pascal’ın 94 dB SPL’e eşit olması.

Bu durumda formül aşağıdaki gibi oluyor:

Signal-to-noise (RMS, A-weighted) = 94 dB SPL – self noise dB

 

Sinyalin Gürültüye Oranı ve Dinamik Alan

Sinyalin gürültüye oranı ile dinamik alan kavramlarının birbirleri ile karıştırılmaması çok önemlidir.

Headroom Nedir ve Neden Önemlidir?” başlıklı yazımda detaylıca anlatmıştım; dinamik alan, sinyalde gürültü eşiği ile bozulma (distortion) noktası arasında kalan alandır. Daha basit bir anlatımla, dinamik alan, sinyalde mümkün olan en düşük ve en yüksek seviyeler arasındaki farktır. Yazıyı okumak için buraya tıklayınız.

 

Örnek Değerler

Örnek olarak Neumann TLM 103 cardioid condenser mikrofonun teknik özelliklerini inceleyelim.

Neumann TLM 103

 

Equivalent noise level, A-Weighting olarak 7 dB olarak verilmiş. Signal-to-noise ratio ise yine A-weighting olarak 87 dB olarak verilmiş.

Bu değerleri formüle koyup karşılaştıralım:

Signal-to-noise (RMS, A-weighted) = 94 dB SPL – 7 dB(A) = 87 dB

Formül ve verilen değerler birbirleri ile uyuşuyor.

 

Self Noise, S/N Ratio ve Polar Pattern

Mikrofonun dip gürültü seviyesi, dolayısı ile S/N Ratio, mikrofonun polar pattern ve kapsülü ile de alakalıdır.

Örnek olarak Shure KSM44A multi-pattern condenser mikrofonun teknik özelliklerine bakalım.

Shure KSM44A

 

Verilen equivalent noise level değerleri aşağıdaki gibidir:

  • Cardioid: 4 dB(A)
  • Omnidirectional: 6 dB(A)
  • Bi-directional: 7.5 dB(A)

Buna bağlı olarak S/N Ratio da değişiklik gösteriyor. mikrofonun teknik özellikler dokümanında verilen değerler aşağıdaki gibidir:

  • Cardioid: 90 dB
  • Omnidirectional: 88 dB
  • Bi-directional: 86.5 dB

Formüle koyduğumuzda değerler birbirlerini tutuyor:

  • Cardioid S/N Ratio = 94 dB SPL – 4 dB(A) = 90 dB
  • Omnidirectional S/N Ratio: 94 dB SPL – 6 dB(A) = 88 dB
  • Bi-directional S/N Ratio: 94 dB SPL – 7.5 dB(A) = 86.5 dB

 

S/N Ratio ve Self Noise Değerlerinin Önemi

Analog kayıt döneminde bandın dip gürültüsü, mikrofonların dip gürültülerinden genelde daha yüksek olduğu için equivalent noise level ve S/N Ratio çok önemsenen değerler değildi. Günümüzde ise kaliteli mikrofon pre-amplifikatörleri ve kaliteli analog-dijital çeviricilerle (A/D converters) yapılan dijital kayıtlarda bu değerler artık önem kazandı. Bu, özellikle düşük ses basıncı üreten ses kaynaklarını iyi bir kayıt zinciri ile dijital ortama kaydederken dikkat edilmesi gereken bir konu.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Image by Samuel Morazan | Pixabay

Neumann TLM 103 mikrofon fotoğrafı Neumann web sitesinden alınmıştır (link).

Shure KSM44A mikrofon fotoğrafı Shure Inc. websitesinden alınmıştır (link).

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Mikrofonlar ve Equivalent Noise Level

‘Equivalent noise level’ ya da diğer adıyla ‘equivalent self rating’, basitçe mikrofonun kendi dip gürültüsü olarak tanımlanabilir. Bu sebepten dolayı ‘self noise’ olarak da bilinir. Self noise, mikrofonun diyaframına ulaşan herhangi bir ses dalgası olmasa bile mikrofonun çıkışında hep vardır.

Mikrofonlarda farklı sebeplerden dolayı oluşan farklı tip dip gürültüler olur: Akımın devre içinde yol alırken oluşturduğu gürültüler ‘Poisson noise’ veya ‘shot noise’ olarak bilinir. Isıya bağlı olarak çıkan termal gürültülere ‘Johnson noise’ adı verilir. Bunlara ek olarak mikrofonun çevresindeki hava moleküllerinin hareketi de mikrofonun diyaframına çarpıp gürültü oluşturabilir.

Analog kayıt döneminde bandın dip gürültüsü, mikrofonların dip gürültülerinden genelde daha yüksek olduğu için equivalent noise level çok da önemsenen bir değer değildi. Günümüzde ise kaliteli mikrofon pre-amplifikatörleri ve kaliteli analog-dijital çeviricilerle (A/D converters) yapılan dijital kayıtlarda bu değer artık önem kazandı. Bu, özellikle düşük ses basıncı üreten ses kaynaklarını iyi bir kayıt zinciri ile dijital ortama kaydederken dikkat edilmesi gereken bir konu.

 

Ölçüm

Equivalent noise level ölçümü için mikrofon ses geçirmeyen bir oda veya bölmeye yerleştiriliyor. Bazı firmalar ölçüm sonuçlarının daha iyi çıkması için mikrofonu üzerinde kapsülü olmadan ölçüyor ancak saygın firmalar bunu genelde yapmıyor.

Neumann ölçüm bölmesi. Fotoğraf Neumann web sitesinden alınmıştır.

 

Equivalent noise level genelde dB SPL cinsinden ifade ediliyor. Ölçüm için A-weighting dengesi kullanılıyor. Bu sebepten dolayı değerler çoğu zaman dB(A) olarak yazılıyor. Kullanılan diğer bir denge de, CCIR-weighting olarak da bilinen, ITU-weighting dengesi.

A-Weighting Dengesi

 

Dengeler ile ilgili olarak daha önce “Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri” başlıklı bir yazı yazmıştım. Okumak isterseniz buraya tıklayınız.

 

Değerler

Dünyanın en saygın mikrofon firmalarından biri olan Neumann, equivalent noise level (self noise) değerlerini aşağıdaki gibi sınıflıyor:

10 dB(A) ve altı

Çok düşük self noise. Bu kadar iyi değerler sadece büyük diyaframlı modern kondenser mikrofonlarda bulunabiliyor.

11 dB(A) -15 dB(A) arası

Çok iyi. Bu kadar düşük değere sahip bir mikrofonun dip gürültüsünün mikse olumsuz bir şekilde yansıması çok düşük bir ihtimal.

16 dB(A) -19 dB(A) arası

Çoğu uygulama için yeterli.

20 dB(A) -23 dB(A) arası

Stüdyo kayıtları için yüksek bir değer. Yüksek ses basıncı üreten kaynaklar (enstrümanlar) için idare edebilir ancak konuşma seviyesinin (yaklaşık 60 dB SPL) altında ses basıncı üreten ses kaynakları için kabul edilemez.

24 dB(A) ve üstü

Stüdyo kayıtları için kabul edilemez.

Neumann TLM 103. Equivalent noise level: 7 dB(A)

 

Yukarıda da belirttiğim gibi, equivalent noise level, günümüzde kaliteli mikrofon pre-amplifikatörleri ve kaliteli analog-dijital çeviricilerle (A/D converters) yapılan dijital kayıtlarda, özellikle kaydedilen ses kaynağının ürettiği ses basıncı düşükse, dikkat edilmesi gereken bir değer.

 

İlgili yazı: Mikrofonlar ve Signal-to-Noise Ratio

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: vanleuven0 | Pixabay

Neumann ölçüm bölmesi fotoğrafı Neumann web sitesinden alınmıştır (link).

Neumann TLM 103 mikrofon fotoğrafı Neumann web sitesinden alınmıştır (link).

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

Kompresör Attack Süresinin Sese Etkisini Görselleştirecek Olursak…

Attack süresi, kompresör üzerindeki en kritik parametreleriden biridir. Sinyal seviyesi threshold seviyesini geçtiğinde kompresörün devreye girip hangi sürede sinyali üzerindeki ayarlara göre tam olarak sıkıştıracağını belirler. Milisaniye (ms, msec) cinsinden ifade edilir.

Attack süresinin en kritik parametrelerden biri olmasının sebebleri, bir yandan kompresörün nasıl bir hızda tepki vereceğini belirlemesi, bir yandan da sesin karakteristiği üzerinde değişiklik yapma gücüne sahip olmasıdır. Örnek olarak vurmalı enstrümanlarda çok hızlı (çok kısa) attack süreleri transient’ları ezip enstrümanın dinamiklerini öldürebilir.

Attack parametresinin ses üzerinde yarattığı etkiyi görmek için bir sinüs dalgası kullanabiliriz.

Aşağıda 100 milisaniye uzunluğunda -6 dBFS seviyesinde 1 kHz sinüs dalgası görüyorsunuz.

1 kHz sinüs dalgası

 

Şimdi bu sinüs dalgasına kompresör ile sıkıştırma uygulayalım. Threshold seviyesini -30 dB, oranı 8:1 ve attack süresini de 50 ms olarak ayarlayalım.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 50 ms

 

Yukarıdaki ekran görüntüsünde de görüldüğü gibi kompresör devreye giriyor ve 50 ms içinde tam sıkıştırma elde ediliyor.

Şimdi attack süresini 20 ms olacak şekilde ayarlayalım.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 20 ms

 

Attack süresini biraz daha kısaltalım ve 5 ms olarak ayarlayalım.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 5 ms

 

Ekran görüntülerinden de kolaylıkla anlaşıldığı gibi attack süresi kısaldıkça kompresörün tam olarak sıkıştırma noktasına ulaşma süresi de kısalıyor.

Attack süresini 0.1 ms olarak ayarladığımızda aşağıda görebileceğimiz gibi karşımıza başı ve sonu seviye olarak aynı olan bir ses dalgası çıkıyor.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 0.1 ms

 

Lookahead özelliği olmayan kompresörlerde bunu elde etmek neredeyse imkânsız gibi bir şey. Bu özellik ile ilgili olarak “Kompresör / Limiter Lookahead Özelliği” ve “Peki Ya Kullanmak İstediğimiz Kompresör Üzerinde Lookahead Özelliği Yoksa?” başlıklı iki yazı yazmıştım.

Attack parametresi ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken nokta, çok kısa attack sürelerinin bozulmaya (distortion) yol açıyor olması. 1 ms insan kulağı tarafından algılanamadığı için 0.1 ms ve 1 ms arasında genel volüm algılanması açısından fark yoktur. 1 milisaniyelik attack süresinde sinyalin bozulma riski daha az olduğundan, mümkün olduğunca bu sürenin altına inmemekte fayda vardır.

1 kHz sinüs dalgası | attack süresi 1 ms (dalganın başına dikkat)

 

Diğer yandan, 1 ms attack süresi uyguladığınızda geçmesine izin verdiğiniz transient çok yüksek seviyedeyse, sinyalde bozulmaya yol açacaksa, bu durumda buna müdahale edilmesi gerekir. Tabii unutmamak gerekir ki bu tür müdahaleler kompresörden çok limiter ile yapılmaktadır.

 

İlgili yazılar:

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Wikimedia Commons

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

AES Türkiye 10 Yıl Aradan Sonra İlk Etkinliğini Gerçekleştirdi

Audio Engineering Society (AES) Türkiye şubesi olarak 10 yıl aradan sonra ilk defa bir etkinliğe imza attık. Yeni bir dönemin başlangıcının ilk adımı olarak gördüğümüz bu etkinlik, hepimiz için heyecan verici oldu!

Audio Engineering Society, 1948 yılında New York’ta kurulmuş olan bir birlik. Şu anda dünyaya yayılmış 87 profesyonel şubesi, 131 öğrenci şubesi ve toplamda 12,500 üyesi var. AES, biri Amerika diğeri ise Avrupa’da olmak üzere her yıl iki büyük kongre yapıyor. Bu kongreler içinde fuarlar da yer alıyor. Bunların yanı sıra yıl boyunca konferanslar ile şubelerin düzenlediği yerel ve bölgesel çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor.

AES’in 2017 yılında yapılan seçimlerde 2017-2019 dönemi için aralarında Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerin de olduğu Southern Europe, Middle East, Africa bölgesinden sorumlu başkan yardımcısı (Vice President, kısaca “VP”) seçilmiştim. Bu sayede AES Board of Governors ile doğrudan iletişime geçme şansım oldu. 2018 yılı Ekim ayında New York’ta yapılan kongreye katıldım ve VP sıfatıyla ilk defa yönetim kurulu toplantılarına girdim. Benim için oldukça heyecan verici bir deneyim olmuştu. O toplantıda AES Türkiye’yi yeniden faaliyete geçirmek için çalışmalarda bulunacağımı söylemiştim. Yazılarımı takip edenler hatırlar, o toplantı ile ilgili detayları “2018’i Kapatırken” başlıklı blog yazımda paylaşmıştım.

AES Türkiye şubesi etkinliğimizi 10 Mayıs 2019 tarihinde Bilkent Üniversitesi’nde gerçekleştirdik. Ev sahipliğini benim de bir parçası olduğum İletişim ve Tasarım Bölümü (Communication and Design / COMD) üstlendi.

Hem sektörden hem de akademiden farklı farklı yaşlarda katılımcıların olması beni çok mutlu etti. AES’in amacının insanları ve fikirleri bir araya getirerek ses ile ilgili bilim ve dallarını ve çalışma alanlarını desteklemek olduğunu düşünürsek bilim/akademi ve sektör iş birliği için bir platform oluşturabilmek oldukça önemli bir konu.

AES Türkiye etkinliğimiz, bölüm başkanımız Andreas Treske’nin konuşması ile açıldı.

Andreas Treske’nin konuşmasının ardından ben Audio Engineering Society’nin tarihi, yapısı ve faaliyetleri hakkında bir sunum yaptım.

Etkinlik İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Müzik Teknolojileri Bölüm Başkanı Dr. Can Karadoğan’ın “3 Boyutlu Ses” başlıklı sunumu ile devam etti. Can Karadoğan, 2018 yılında HAW-Hamburg Üniversitesi’nden Profesör Thomas Görne ile birlikte yaptığı “Klasik Türk Müziği Yapımlarında Üç Boyutlu Ses Tasarımı” projesindeki ambisonics deneyimini aktardı. Bu çalışmadan üretilen makale ile AES’in 27-29 Mart 2019 tarihlerinde İngiltere’nin York şehrinde düzenlediği Immersive and Interactive Audio Konferans’ına katılan Can Karadoğan, bu konferansta öne çıkan projeleri de etkinliğin sonunda bizlerle paylaştı.

2019 AES Immersive and Interactive Konferansı hakkında bilgi almak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

2017 yılında “Sanal Gerçeklik İçin Ses: Ambisonics Format-B” başlıklı bir yazı yayımlamıştım. Göz atmak isterseniz: 1. Bölüm / 2. Bölüm.

AES Türkiye etkinlik ve toplantı faaliyetlerine devam etmek için çalışmalarımız devam ediyor. Bir sonraki toplantıyı İstanbul Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

AES hakkında daha fazla bilgi edinmek ve üye olmak için: www.AES.org

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Fotoğraflar: Özcan Akar ve Ufuk Önen

© 2019 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Konferans, Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment