Ses ve Müzik Teknolojileri

Apple, Kulaklıkla Müzik Dinleme Deneyimimizi Değiştirmeye Hazırlanıyor

Apple, 22 Eylül 2016 tarihinde “Spatial Headphone Transparency” adını verdiği, kulaklıklara yönelik yeni bir sinyal işleme tekniği için patent başvurusunda bulunmuştu. Apple’ın başvurusu geçtiğimiz Temmuz ayında kabul edildi ve böylelikle Apple, kullanıcıların kulaklık ile dinleme deneyimlerini değiştirmeyi hedefleyen bu tekniğin patent sahibi oldu.

Peki, nedir bu “Spatial Headphone Transparency”?

Türkçeye birebir çevirince bir garip oluyor! “Uzaysal Kulaklık Şeffaflığı” ya da “Alansal Kulaklık Şeffaflığı” diyebiliriz belki. Aslında İngilizcesi de bir garip. Biz en iyisi ne yaptığına bakalım…

Apple, bu tekniğin arkasındaki mantık için ‘acoustic transparency’ (akustik şeffaflık) terimini kullanıyor. Çalışma prensibi şu şekilde:

  • Kulaklık, üzerinde bulunan mikrofonlar aracılığı ile kullanıcının etrafındaki sesleri alıyor.
  • Bu sesler, sol ve sağ kanallar ayrı ayrı olmak üzere, özel bir algoritma ile işleniyor ve kullanıcının dinlemekte olduğu sinyal/program (müzik, podcast vb.) ile karıştırılıyor.
  • Bu sayede kullanıcı, dinlemekte olduğu programı kulaklık takmadan dinliyormuş gibi oluyor.

Apple’ın bu ses işleme tekniğinin bir özelliği de kulaklığa verilen çevre seslerinin uzaysal/alansal dağılımını ve yerleşimini koruması. Apple bunu başarabilmek için duyum ve lokalizasyon üzerinde büyük etkisi olan kafa ve diğer anatomik özellikleri hesaba katıyor.

Apple’ın bu yeni ses işleme tekniği ile başarmayı hedeflediği diğer bir şey ise kullanıcının kulaklık ile dinlediği müziği ya da herhangi bir programı “kafasının içinden” alıp “kafasının üstüne” taşımak. Diğer bir deyişle, Apple, kullanıcının kulaklık ile müzik dinlerken müziği kafasının içinde duymasını değil, kafasının üzerindeki bir çift hayali hoparlörden dinlemesini istiyor. Bu sayede müziğin kulaklıktaki çevre seslerden ayrışmasını ve kullanıcının yakınında olan sesleri müzik tarafından maskelenmeden duymasını amaçlıyor.

Patent dosyasının indirmek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Apple’ın 2019 yılında piyasaya sürmek için kulak üstü tipte yeni bir kulaklık üzerinde çalıştığı söyleniyordu. Apple, o kulaklıkta bu yeni ses işleme tekniğini kullanabilir diye düşünüyorum.

Bekleyip göreceğiz.

İlgili yazılar:

Waves Nx Program ve Head Tracker: Herkes için 3D Ses!

 

Stüdyo Tipi Kulaklıklar ve Yeni Gelişmeler

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Başlık fotoğrafı: Alice Moore | Unsplash

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Cips Paketi, Saksı ve Diğer Objeleri Görsel Mikrofona Çeviren Teknoloji

“Hareket” dediğimiz zaman çoğumuzun aklına görebildiğimiz bir şey geliyor ancak gözümüzün göremeyeceği belirsizlikte olan hareketler de var. Göremediğimiz bu hareketleri videoya kaydettiğimizde fotoğraf gibi oluyor.

Birkaç yıl önce Massachusetts Institute of Technology’deki araştırmacılar ‘hareket mikroskopu’ (motion microscope) adını verdikleri bir yazılım geliştirdiler. Bu yazılım, video kaydındaki göremediğimiz, fark edemediğimiz belirsiz hareketleri deyim yerindeyse büyütüyor ve görebileceğimiz bir hale getiriyor. Örnek olarak bir kişinin bileğini videoya çekip, hareket mikroskopu yazılımını kullanarak hareketleri büyütüp, dokunmadan o kişinin nabzını saymak mümkün.

Diyeceksiniz ki, “bunun ses ile ilgisi nerede?”

Sesle ilgili kısmı bilgisayar, görüntü ve insan-bilgisayar etkileşimi üzerine çalışan bilim insanı Abe Davis’in ortaya çılgın bir fikir atmasından sonra başlıyor.

Davis, ses dalgalarının cisimleri titreştirdiğini, ses titreşimlerinin de bir türlü hareket olduğunu ve videoya kaydedilen bu hareketlerin, hareket mikroskopu ya da benzer bir yazılım ile büyütülerek tekrar sese dönüştürülebileceğini iddia ediyor.

Davis ve çalışma arkadaşları hemen deneylere başlıyor! Bir odaya içinde çiçek olan bir saksı ve bir hoparlör koyuyorlar. Daha sonra müziği açıyorlar ve saksıdaki çiçeği saniyede bin kare kaydedebilen bir kamera ile videoya çekiyorlar. Bu kadar yüksek hızda video kullanmalarının sebebi çiçeğin yapraklarının çok küçük bir şekilde, yalnızca bir mikrometre (santimetrenin onda biri) kadar hareket etmesi.

Kaydedilen videoyu izleyince ne hareket görüyorsunuz ne de ses duyuyorsunuz. Davis ve ekibi yazdıkları bir algoritma sayesinde bu hareketsiz ve sessiz videodan ses titreşimlerinin oluşturduğu çok küçük hareketleri tekrar sese dönüştürmeyi başarıyorlar.

Bu teknoloji aslında inanılmaz bir şeyin kapısını açıyor: sıradan nesneleri uzak görsel mikrofonlara çevirmek!

Davis ve ekibi cips paketleri de dahil olmak üzere birçok nesne ile deney yapıyorlar.

“Kaydedilen” sesleri dinlemek ve bu teknoloji ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için Abe Davis’in TED konuşmasının videosunu mutlaka seyredin. Videoda Türkçe alt yazı mevcut.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Ücretsiz Plug-in’ler (14)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 14: Infected Mushroom Wider (Polyverse Music), TAL-Vocoder (TAL), Snapshot 2 (Non-Lethal Applications), Subspace (Zynaptiq).

 

Infected Mushroom Wider (Polyverse Music)

 

Wider, adından da anlaşılabileceği gibi, bir stereo genişletici plug-in. Wider bir dizi all-pass ve comb filter kullanarak sinyalin stereo imajını genişletiyor. Wider, hem stereo, hem de mono sinyaller için kullanılabiliyor. Wider’ın en önemli özelliklerinden biri işlenmiş sinyalde hiçbir zaman faz problemleri olmaması. Diğer bir deyişle, işlenmiş (yani genişletilmiş) sinyal monoyo çevrildiğinde faz kaybı sebebi ile bir sorun yaşanmıyor. Deneyin, bence memnun kalacaksınız!

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

TAL-Vocoder (TAL)

 

TAL-Vocoder, 80’li yılların klasik vocoder seslerini emüle eden bir plug-in. İnsan sesi için optimize edilmiş olan plug-in, sesi daha anlaşılabilir kılmak adına sessiz harfler için birtakım algoritmalar içeriyor.

Mac: AU, VST | Win: VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Snapshot 2 (Non-Leathal Applications)

 

Snaphot 2 bir plug-in ama sinyal işleyen bir plug-in değil. Eğer sadece in-the-box değil de DAW ve plug-in’lerin yanı sıra outboard gear ile de çalışıyorsanız Snapshot 2’yi seveceksiniz. Aslında fikir çok basit. Kompresör, EQ, efekt cihazları… Kullandığınız tüm hardware cihazların ayarlarının fotoğraflarını telefonunuz ile çekiyorsunuz. Çektiğiniz fotoğrafı plug-in olarak DAW session’ı içine yerleştiriyorsunuz. Böylelikle hangi kanalda hangi hardware cihaz kullandığınızı ve bu cihazı hangi ayarlarla kullandığınızı parçanızın session dosyası içinde saklamış oluyorsunuz.

Mac: AU, AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Subspace (Zynaptiq)

 

Subspace, üzerinde sadece dört adet preset bulunan bir reverb plug-in’i. Subspace’in üzerinde sadece iki kontrol var: preset seçimi ve dry/wet dengesi. Bu şekilde anlatınca daha çok “oyuncak” gibi geliyor ama Subspace aslında iyi ve kullanılabilir bir reverb plug-in’i. Denemenizi tavsiye ederim.

Mac: AU, VST | Win: VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Print-Through

Geçtiğimiz haftalarda eskilerden kalma bir analog makara bandı dijital ortama aktarmam gerekti. Eski bantlarla çalışırken birçok sürprizle karşılaşmak olasılık dahilinde. Hazırlıklı olmalısınız! Neyse ki felaket boyutunda bir şeyle karşılaşmadım ama bandın saklama şeklini gördüğüm zaman aklıma gelen ilk şey tabii ki başıma geldi: ‘print-through’.

Peki, nedir bu print-through? Onu açıklamadan önce ilk önce analog kayıt cihazları ve bantlarla ilgili kısa bir giriş yapmak istiyorum çünkü son 10-15 yılda ses kayıt alanına girenler analog bant teknolojisine uzak.

Bu elbette anlaşılabilir bir şey çünkü 2000’li yılların başından itibaren kayıt, edit ve miks işleri bilgisayara (hard diske) taşındı.

Bundan sonra birçok insanın analog bantlarla işi olmayacaktır ancak yine de bu bilgilerin geçmiş teknolojileri bilmek adına değeri olduğunu düşünüyorum.

 

Analog Kayıt Cihazları ve Manyetik Bantlar

Analog kayıt cihazları elektrik enerjisini, diğer bir deyişle elektrik sinyalini, manyetik enerjiye dönüştürüp manyetik bant üzerinde saklarlar.

Manyetik bant birkaç̧ farklı katmandan meydana gelir. ‘Base’ (temel katman), genelde PVC veya polyesterden yapılır. Bu temel katmanın hemen arkasında ‘backing’ adı verilen ve antistatik karbon parçalarından oluşan bir katman daha vardır. Base’in hemen üzerinde kayıt işleminde en önemli rolü̈ oynayan manyetik oksit katmanı bulunur.

 

Analog Bantlar ve Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Hoparlör, mıknatıs ve benzeri manyetik alan yaratan nesneler analog bantlara kolaylıkla hasar verebileceğinden dolayı bantlar bu tip aletler ve nesnelerden uzak tutulmalıdır.

Bantlar ideal olarak 18°C’de saklanmalıdır; saklama ısısı 25°C’nin üzerinde olmamalıdır. Soğuk bir havada dışarıdan getirilen bantlar makineye takılmadan önce oda ısısında 30–60 dakika bekletilmelidir.

 

 

Print-Through

Bandın makarada sarılı durumundayken bir katındaki manyetizmin hemen dışındaki katına geçmesine, etki etmesine, ‘print-through’ ya da kısaca ‘print-thru’ adı verilir. Bu, bandı dinlerken ‘pre-echo’ (ön-eko) [sesten önce yansımasının gelmesi] efektini yaratır.

İsteğe bağlı olarak kullanıldığında cazip bir efekt olsa da tüm bant boyunca olması çok rahatsız edicidir. Bu sebepten dolayı bantlar sonları dışarıda olacak şekilde saklanır. Diğer bir deyişle bant makineden çıkartılmadan önce geriye sarmak yerine ileri sarılır, tüm bant sağ taraftaki makaraya toplanır ve sağ taraftaki makara saklanır.

Bant bu şekilde saklandığında bir kattaki manyetizm hemen bir dışındaki kata geçerse ön-eko değil eko oluşur; bu sayede print-through hem daha az belirgin olur hem de kulağa ters gelmez.

 

Heads Out x Tails Out

Baş tarafı dışarıda saklanan bantlar ‘heads out’ olarak adlandırılır ve etiketlenir.

Son tarafı dışarıda saklanan bantlar ise ‘tails out’ adlandırılır ve etiketlenir. Bantlar print-through’nun önlenmesi amacıyla bu şekilde saklanır.

 

Library Wind

Bandın makaraya düzgün bir şekilde sarılması çok önemlidir. Her gün kullanılan bir bant hızlı bir şekilde sarılıp makineden çıkartılabilir. 2–3 hafta gibi bir süreyle saklanacak bant, bazı profesyonel analog kayıt cihazlarının üzerinde bulunan ve ‘library wind’ adı verilen, normal ileri sarmaya göre daha yavaş olan bir sarma şekliyle ileri sarılıp makineden çıkartılabilir. Eğer bant arşive gidiyorsa ileri sarmaktansa makinede normal hızında okutulup, bittiğinde makineden çıkartılıp bu şekilde saklanmalıdır.

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Başlık fotoğrafı: Ingo Schulz | Unsplash

Fotoğraflar: Little Visuals 1 ve 2 | Pexels

“Heads Out – Tails Out” görseli Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımdan alınmıştır.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Ribbon Mikrofonlar ve Royer Labs

1920’lerin başında Dr. Schottky ev Dr. Gerlach tarafından icat edilen ribbon mikrofonlar, 1930’ların başında RCA tarafından ticari olarak üretilmeye ve satılmaya başlandı. O yıllarda condenser mikrofonlar, frekans cevabı olarak ribbon mikrofonların kalitesini yakalayamıyordu.

Gelmiş geçmiş en ünlü ribbon mikrofonlardan biri Dr. Harry F. Olson tarafından tasarlanan ve 1932 yılında üretilen RCA 77A’dır.

Ribbon mikrofonlar 1960’lı yılların sonuna kadar kayıt dünyasında çok önemli bir yere sahiptiler. Daha sonraları, dinamik ve condenser mikrofonların gelişmesi ve yaygınlaşması ile birlikte, yavaş yavaş ortadan kaybolmaya başladılar.

 

Ribbon Mikrofonların Çalışma Prensibi ve Özellikleri

Ribbon, Türkçedeki adıyla şeritli mikrofonlar, dinamik mikrofonlar gibi elektromanyetik prensibine göre çalışır. Bu mikrofonlarda diyafram olarak güçlü manyetik alan içine yerleştirilmiş çok ince alüminyum şerit bulunur. Bu şerit, üzerine ses dalgaları çarptığında titreşmeye başlar ve sesin şiddeti ile frekansına göre değişen elektrik akımı oluşur.

Ribbon mikrofonların çıkış empedansı çok düşük olduğu için bu mikrofonları, empedansı 150–600 Ohm arasına çıkaran bir transformatörle kullanmak gerekir. Ribbon mikrofonların birçoğunun içinde, mikrofonun ek bir cihaza gerek duyulmadan kullanılabilmesi için, bu tip devreler bulunur.

Ribbon mikrofonların detaylı, doğal ve sıcak sesleri vardır ve insan sesi için çok iyi bir seçimdir.

Ribbon mikrofonlar, dinamik mikrofonların tersine çok hassastır; darbelerden korunmalı ve genel olarak kötü kullanımdan uzak tutulmalıdır.

 

Royer Labs

1998 yılında David Royer tarafından California’da kurulan Royer Labs ribbon mikrofonları müzik kayıt sektörüne tekrar kazandırdı desem yanlış olmaz sanırım. Royer Labs eski ribbon mikrofonların sıcak sesleri ile modern elektroniği birleştirmeyi başardı. Bu sayede ribbon mikrofonlar, her ne kadar çok yaygın olmasa da, eskiden olduğu gibi stüdyo kayıtlarında tekrar kullanılmaya başlandı.

Royer Labs tarafından yayınlanmış olan aşağıdaki videoda ribbon mikrofonların çalışma prensibi ve mikrofonlarda kullanılan malzemeler hakkında harika bilgiler var:

 

İkinci olarak paylaşacağım videoda ise Royer Labs’in fabrika turu bulunuyor. Mikrofonların ne kadar özenli bir şekilde üretildiğini görebilirsiniz. Gerçekten hayranlık verici.

Her iki video da İngilizce ancak İngilizceniz yoksa bile özellikle fabrika turunun olduğu videoyu seyretmek ilginizi çekecektir diye düşünüyorum.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Alex Regan | Wikimedia Commons | Creative Commons 2.0 Generic lisansı altında kullanılmıştır.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Güç Amplifikatörleri ve Bağlantı Şekilleri

Günümüzde kullandığımız referans monitörlerinin çoğu artık aktif. Hatta seslendirme hoparlörlerinin bile bir kısmı aktif olarak tasarlanıp üretiliyor. Yine de güç amplifikatörleri hala var ve bir süre daha da kullanılmaya devam edecek gibi görünüyor. Bu sebepten dolayı güç amplifikatörlerinin bağlantı şekillerini bilmekte fayda var diye düşünüyorum.

İki kanallı amplifikatörler için üç adet bağlantı şekli bulunur:

  • Stereo
  • Paralel
  • Mono Bridge

Stereo

Bu bağlantı şeklinde amplifikatörün birinci kanalına stereo sinyalin sol kanalı, ikinci kanalına ise stereo sinyalin sağ kanalı girilir. Amplifikatörün birinci kanal çıkışı sol hoparlöre, ikinci kanal çıkışı ise sağ hoparlöre gönderilir.

 

Paralel

Paralel bağlantıda sinyal, amplifikatörün birinci kanalına girilir. Birinci kanaldaki sinyal amplifikatörün içinden ikinci kanala taşınır. Eğer amplifikatör üzerinde böyle bir özellik yoksa birinci kanaldaki sinyali ek bir bağlantı kablosu kullanarak birinci kanalın paralel çıkışından ikinci kanalın girişine taşımak gerekir.

Amplifikatörün birinci kanalının çıkışı bir hoparlöre, amplifikatörün ikinci kanalının çıkışı ise diğer bir hoparlöre gönderilir.

Paralel konumda amplifikatör mono olarak tek kanal taşır diğer bir deyişle her iki kanalın çıkışlarında aynı sinyal bulunur.

 

Mono Bridge

Mono bridge, iki kanallı bir amplifikatörün kanal güçlerinin toplamını birleştirip, amplifikatörün tek kanallı fakat yüksek çıkışlı olarak kullanılmasını sağlayan bağlantı şeklidir. Bu bağlantı şeklinde tek bir giriş kullanılır. Girişteki sinyal amplifikatörün iki kanalına birden gönderilir. Amplifikatörün ikinci kanalının çıkışının fazı ters çevrilir. Birinci ve ikinci kanalların artı (+) kutupları hoparlöre bağlanır. Bu bağlantı şeklinde, iki kanalın gücü birleştirilirken empedanslar da birleştirilir.

Örnek olarak elimizdeki amplifikatörün çıkış gücünün 4 Ohm empedansta kanal başına 350 Watt (2 x 350 W @ 4 Ohm) ve 8 Ohm empedansta ise kanal başına 200 Watt (2 x 200 W @ 8 Ohm) olduğunu varsayalım. Mono bridge bağlantı yapıp iki kanalı birleştirirsek 8 Ohm empedansta tek kanal olarak 700 Watt çıkış gücü elde edebiliriz.

Mono bridge bağlantı genellikle çok fazla güç gerektiren büyük subwoofer’lar için kullanılır.

 

Bağlantı Şeklinin Seçilmesi

Amplifikatör hangi bağlantı şekli kullanılarak çalıştırılacaksa (stereo, paralel veya mono bridge) bu konum amplifikatörün üzerinde genelde arka panelde bulunan düğme veya anahtarlar kullanılarak seçilmelidir.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Alex Brown | Creative Commons 2.0 Generic lisansı altında kullanılmıştır.

Amplifikatör bağlantı konumu seçme paneli fotoğrafı: Alkor Kutluay | Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımdan alınmıştır.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Bulutta Sakladığınız Müzik Dosyalarını iPhone ve Diğer Akıllı Telefonlar ile Dinleyebilirsiniz!

Spotify ve diğer streaming servislerinin içeriği her geçen gün daha da zenginleşiyor ama elbette her şeyi bulmak mümkün olmuyor. Şahsen, kendi CD koleksiyonumda olup da streaming servislerinde bulamadığım birçok albüm var.

Bu arada hemen belirteyim, CD’den müzik dinlemek pek pratik bir şey olmadığı için zaman içinde koleksiyonumu hard diske aktarmıştım. Son 10 yılda evde CD’den hiçbir şey dinlemedim desem yalan olmaz.

Dropbox ve benzeri servisler uygun fiyatlara büyük depolama alanları vermeye başladıklarından beri hard disklerdeki koleksiyonları buluta taşımak (ya da hem diskte hem de bulutta saklamak) mümkün hale geldi. Ben de son birkaç yıldan beri müzikler de dahil olmak üzere tüm dosyalarımı yavaş yavaş buluta aktarmaya başladım.

Tabii dosyaları bulutun yanı sıra aynı zamanda iki ayrı lokal diskte de saklıyorum. Bu konuyla ilgili “Projelerinizi, Ses Dosyalarınızı ve Diğer Verilerinizi Yedekliyor musunuz?” başlıklı bir yazı yazmıştım, okumadıysanız bir göz atmanızı tavsiye ederim.

 

Şahsi Streaming Servisiniz!

Eğer MP3, AAC, WAV, AIFF, FLAC ve benzeri formatlardaki dosyalardan oluşan şahsi bir dijital müzik kütüphaneniz varsa ve bu dosyalar Dropbox, Google Drive gibi bulut servislerinden birinde duruyorsa, bunları istediğiniz zaman, istediğiniz yerde cep telefonunuzdan dinleyebilirsiniz. Üstelik indirmeye gerek kalmadan!

Diğer bir deyişle sadece size özel Spotify, Apple Music, Deezer gibi bir streaming servisi kurabilirsiniz.

Bu, hiç de karmaşık bir işlem değil! Sadece bir program seçip iPhone veya başka bir telefon kullanıyorsanız ona kurmanız yeterli.

Aşağıda bu işi yapabilen birkaç program önerisinde bulunmak istiyorum.

Soldan sağa: CloudBeats, Evermusic, Cloud Music Player, CloudPlayer

 

CloudBeats (CloudBeats / Cronosell)

Desteklediği Bulut Servisleri:
Dropbox, Google Drive, Box, OneDrive, Amazon Cloud Drive, Mediafire, Yandex Disk, ownCloud, şahsi NAS

Desteklediği Dosya Formatları:
MP3, AAC/M4A, WAV, FLAC

Desteklediği Cihazlar/Platformlar:
iPhone / iPad / Android

Web Sitesi:
www.cloudbeatsapp.com

 

Evermusic (everappz)

Desteklediği Bulut Servisleri:
Dropbox, Google Drive, Box, OneDrive, Yandex Disk, Web Dav

Desteklediği Dosya Formatları:
MP3, AAC/M4A, WAV, AIFF

Desteklediği Cihazlar/Platformlar:
iPhone / iPad

Web Sitesi:
www.everappz.com/evermusic

 

Cloud Music Player (Beards Bits S.L.)

Desteklediği Bulut Servisleri:
Dropbox, Google Drive, Box, OneDrive, Yandex Disk, ownCloud

Desteklediği Dosya Formatları:
MP3, AAC/M4A, FLAC

Desteklediği Cihazlar/Platformlar:
iPhone / iPad

Web Sitesi:
www.appcloudmusic.com

 

CloudPlayer (doubleTwist)

Desteklediği Bulut Servisleri:
Dropbox, Google Drive, OneDrive

Desteklediği Dosya Formatları:
MP3, AAC/M4A, ALAC/M4A, WAV, FLAC, OggVorbis

Desteklediği Cihazlar/Platformlar:
Android

Web Sitesi:
www.doubletwist.com/cloudplayer

 

İyi eğlenceler! 🙂

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Leio McLaren on Unsplash

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Ücretsiz Plug-in’ler (13)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 13: ISOL8 (TBProAudio), SnareBuzz (Wavesfactory), Stereo Touch (Voxengo), Pancake (Cableguys).

 

ISOL8 (TBProAudio)

 

ISOL8, istediğiniz bir frekans aralığını kapatmanıza ya da solo olaraak dinlemenizi sağlayan bir monitör plug-in’i. Sinyali LF (Low Frequency), LMF (Low Mid Frequency), MF (Mid Frequency), HMF (High Mid Frequency) ve HF (High Frequency) olarak beş frekans aralığına bölüyor. Crossover noktalarını siz seçebiliyorsunuz. Miks ve mastering sırasında belirli frekans aralıklarına odaklanmak açısından çok faydalı bir plug-in.

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

SnareBuzz (Wavesfactory)

 

SnareBuzz, trampet altındaki kort tellerinin diğer enstrümanların etkisi ile titreşmesi sonucunda ortaya çıkan sesleri simüle eden bir plug-in. Sample kullanılan kayıtlara gerçeklik hissi katmak için tasarlanmış. Bence iyi bir fikir!

Mac: AU, VST | Win: VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Stereo Touch (Voxengo)

 

Stereo Touch, mono sinyali stereo sinyale dönüştüren bir plug-in. Özelliği ise klasik M/S tekniğini kullanarak oldukça inandırıcı sonuçlar vermesi. Arayüzü biraz sevimsiz olsa da ses açısından çok başarılı. Mutlaka deneyin!

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Pancake (Cableguys)

 

Pancake, kendi modülasyon eğrilerinizi oluşturabileceğiniz bir panning plug-in’i. LFO, DAW içindeki tempoya senkronize edilebiliyor.

Mac: AU, VST | Win: VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Proximity Effect

Cardioid ve bidirectional (figure-of-8) mikrofonlar ses kaynağına yaklaştıkça, özellikle 5 cm ve daha kısa mesafelerde, alt frekansları daha fazla üretmeye, vurgulamaya başlar. Buna “proximity effect” adı verilir. Türkçeye “yakınlık etkisi” olarak çevirebiliriz.

Proximity effect özellikle 200 Hz altında karşımıza çıkar.

Aşağıdaki grafikte cardioid bir mikrofonun frekans cevap eğrisinin 80 Hz civarında yükseldiğini görüyoruz.

Proximity effect bidirectional mikrofonlarda cardioid mikrofonlara göre daha güçlüdür. Ominidirectional mikrofonlarda proximity effect olmaz.

Bazı mikrofonlarda bu etkiyi azaltmak veya yok etmek için roll-off filtre bulunur. Bu filtre, belirlenmiş bir frekansın altında kalan diğer frekansları keser. Filtre, mikrofonun üzerinde bulunan bir düğme aracılığı ile istenildiği zaman aktif hale getirebilir.

Proximity effect istenmeyen bir etki gibi gözükse de, sesi daha dolgun bir hale getirdiği için çoğu spiker ve solist tarafından tercih edilir.

Eğer bir spiker veya soliste omni condenser veya omni dinamik mikrofon verirseniz ve sizden sesinin daha dolgun çıkmasını isterse mikrofonu cardioid bir mikrofonla değiştirip mikrofonu yakın kullanmasını söyleyebilirsiniz. Ses tonundaki değişiklik hemen fark edilecektir.

Benzer bir şekilde elektrogitar kayıtlarında da gitar tonunu daha dolgun bir hale sokmak için de proximity effect tercih edilir.

Proximity effect’in dozu biraz fazla kaçarsa sözlerin anlaşılabilirliği azalabilir, sesler çamurlu hale gelebilir ve bazı frekanslar kick ve bas gitarın frekansları ile çakışmaya başlayabilir.

Multipattern mikrofon

 

Stüdyo tipi multipattern mikrofonların bir avantajı da proximity effect’i kontrol edebilmektir. Eğer bu etki istenmiyorsa omni, isteniyorsa cardioid, daha güçlü olarak isteniyorsa bidirectional pattern seçilebilir.

Proximity effect bir parametrik EQ yardımıyla da kontrollü bir şekilde kullanılabilir. Böyle bir durumda kompresör, parametrik EQ’dan sonra kullanılmalıdır. Tersini yapacak olursanız proximity effect’in istenmeyen frekanslarını da kompresöre göndermiş olursunuz.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Simon Maennling | Unsplash

Mikrofon fotoğrafı: rafabendo | Pixabay

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Uzun Zaman Sonra Kasetle Çalıştım

Beni tanıyanlar bilir, kasetleri sevmezdim ancak 1970 ve 1980’li yıllarda Türkiye’de plak bulmak çok zor olduğu için müzik dinlediğimiz ana format kasetti. 1990’lı yıllarda CD yaygınlaşmaya başladı. İleri geri sarmaktan, dip gürültüsünden ve kötü çoğaltılmış ya da kaydedilmiş kasetlerden yavaş yavaş kurtulmaya başladık. Yine de kaset, en azından “mobil” müzik dinleme formatı olarak, yerini korudu. Taşınabilir CD çalarlar hiçbir zaman walkman’in eline su dökemedi. Mobil cephede kaseti bitiren MP3 çalar ve cep telefonlarıdır.

Kaset sadece amatörlerin kullandığı bir format değildi. Grup, sanatçı ve prodüktör, o gün stüdyoda kaydedilenleri ya da kaba miksleri evlerinde, arabalarında dinlesinler diye birkaç kaset kopyası yapmak gerekirdi. Bazen de doğrudan kasete kaydedilmiş bir takım kayıtlar gelirdi; onları temizleme, düzenleme ya da makara bantlara veya bilgisayara aktarma işleri olurdu.

Kasetle uğraşması zordu… Ortadan kaybolmasına hiç üzülmedim. Hatta, sevmediğim için sevindim bile diyebilirim.

Uzun yıllar kasetlerden uzak kaldım… Ta ki geçen haftaya kadar.

Geçtiğimiz hafta içinde bir takım eski kayıtlar bulunan altı adet kaseti dijital formata aktardım.

Bu yazımda size bunun nasıl yaptığımdan bahsetmek istiyorum. Öyle ya da böyle kasetlerdeki eski kayıtlar bir şekilde hepimizin önüne çıkabiliyor ve bunları dijitale aktarmamız gerekebiliyor. Bu yazı o açıdan faydalı olabilir diye düşünüyorum.

 

Kasetçaların Kontrolü ve Temizliği

Bu iş için ilk olarak emektar kasetçalarım Technics RS-TR575’i dolaptan çıkardım. Prize taktım. Güç düğmesine bastım, cihaz açıldı!

 

Bildiğimiz gibi, ister profesyonel makara bant kayıt cihazları isterse kasetçalarlar olsun, analog makinelerin kalbi kafalarıdır. Bant, capstan adı verilen bir motor yardımıyla sabit bir hızla kafanın üzerinden geçer. Bir de bantı capstan’e bastıran lastik bir parça vardır. Buna da pinchroller, roller ya da idler adı verilir.

 

Kafa, capstan ve pinchroller bant ile temas halinde olduğundan, elimdeki kasetlerin sağlığı açısından kasetleri takmadan önce önce bir kontrol ve minik bir temizlik yaptım.

İlk önce pinchroller’ın durumunu kontrol ettim. Rengi mattı. Bu, istediğimiz bir şey. Parlak olsaydı ya da üzerinde çatlaklar olsaydı bu, durumunun kötü olduğu anlamına gelecekti. Böyle bir durumda parçayı değiştirmekten başka yok bulunmuyor.

İkinci adım olarak kafa ve capstan’i temizledim. Temiz bir kulak çubuğunu izopropil alkole batırdım, fazla alkolü atmak için çubuğu iyice salladım, kafayı ve capstan’i güzelce temizledim. Çubukta biraz kir birikti. İkinci bir çubukla aynı işlemi bir defa daha yaptım.

Kasetçaların çıkışını (sol ve sağ kanallar için) iki adet RCA – 1/4″ TS kablo ile ses kartıma bağladım. Kasetlerden birini taktım. All systems go! Her şey çalışıyor!

 

Referans Seviyesi

Analog bir kaynaktan bilgisayara ya da herhangi bir dijital cihaza kayıt yaparken ilk önce kendimize bir referans noktası seçmemiz gerekiyor. Elimdeki kasetlerin kayıt seviyelerine ve dinamik aralıklarına kabaca baktım. Seviyeler benim kasetçalarımda genel olarak 0 dB civarında görünüyordu. Kayıtların dinamik aralıkları ise oldukça dardı.

Bunları göz önüne alarak referans olarak 0 dB = -12 dBFS kullanmaya karar verdim. Diğer bir deyişle kasetçalardaki 0 dB seviyenin Pro Tools’taki karşılığının -12 dBFS olmasına karar verdim. Bu, dijitalde bana 12 dB’lik bir alan (headroom) verdi. Elimdeki materyal için bu oldukça yeterli bir alandı.

 

Kalibrasyon

Kalibrasyonu şu şekilde yaptım:

  • iPhone’u 1/8″ stereo – çift RCA bir kablo ile kasetçaların girişine bağladım.
  • iPhone üzerinde MultiTone Generator Lite programı ile 1 kHz test tonu açtım.
  • Kasetçaları record monitor konumuna aldım.
  • Pro Tools’ta bir kanal açıp kayıt/monitör konumuna aldım.
  • Test tonunu kasetçalarda 0 dB yüksekliğe göre ayarladım.
  • Test tonu devam ederken (ve sinyal seviyesi kasetçalarda 0 dB iken) ses kartımın giriş seviyesini Pro Tools kayıt kanalında -12 dBFS olacak şekilde ayarladım.

Kalibrasyon işlemi tamamlanmış oldu!

 

 

Transfer

Kalibrasyondan sonra altı kaseti Pro Tools aracılığı ile dijitale aktardım. Kabul ediyorum, onca yıl aradan sonra kasetle çalışmak, kasetten transfer için kalibrasyon yapmak bana nostaljik bir gün yaşattı ama bu kadarı yeterli! Bu bana uzunca bir süre yeter diye düşünüyorum.

Eğer sizin de kasetten dijitale aktarma yapmanız gerekirse ilk önce kasetçaların kontrolünü ve temizliğini yapıp sonrasında da yukarıda açıkladığım şekilde kasetçalar – DAW arası kalibrasyonu yapabilirsiniz.

 

İlgili yazılar:

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: sutulo | Pixabay

Fotoğraflar: Ufuk Önen

Kasetçalar çizimi The University of British Columbia UBC Wiki sitesinden alınmıştır.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment