Ses ve Müzik Teknolojileri

DAW İçindeki Çok Kanallı Projelerinizi Arşivlemek İçin Yöntemler

DAW içindeki çok kanallı projelerinizi arşivlemek farklı yöntemler mevcut. Benim kullandığım metotları kısaca başlıklar halinde listeleyecek olursam:

  1. Session dosyası ve klasörü olarak
  2. İşlenmemiş kanallar olarak
  3. İşlenmiş, otomasyon uygulanmış ve efekt eklenmiş kanallar olarak

Şimdi bu üç yöntemi biraz daha detaylı bir şekilde sizlere aktarayım.

 

1- Session Dosyası ve Klasörü

Projeyi session dosyası olarak saklamak için aslında çok fazla bir şey yapmaya gerek yok. Burada en önemli nokta tüm ses dosyalarının aynı (tercih olarak session dosyasının olduğu) klasörde olduğundan emin olmak. Eğer tüm dosyalar (session dosyası + ses dosyaları) aynı klasörde ise yapmanız gereken tek şey bu klasörü arşiv için kullandığınız diske kopyalamak.

Eğer disk alanından tasarruf etmek isterseniz kaydedilmiş veya session içine alınmış fakat parça içinde kullanmadığınız ses dosyalarını temizleyebilirsiniz. Birçok parçanın kaydı sırasında vokaller ve diğer enstrümanlar defalarca kaydediliyor, sonra bunların içinden seçim yapılıyor. Parçada kullanılmayan bu kayıtların sonradan da kullanılmayacağından eminseniz bu durumda bunları silebilir, böylelikle arşivinizin disklerde kapladığı alanı küçültebilirsiniz.

Pro Tools üzerinden örnek vereyim (görsellerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz)…

 

Select > “Unused” komutu ile session ses klasöründe olan ancak parçada kullanılmayan ses dosyalarını seçebilir sonra “Clear” komutu ile bunları silebilirsiniz.

 

 

Pro Tools, “Clear” komutunu verdiğinizde size üç seçenek sunuyor: “Remove”, dosyaları session içindeki listeden siliyor ancak bu dosyalar session ses klasörü içinde kalıyor. Biz arşivin diskte kapladığı alanı küçültmeye çalıştığımız için bu seçenek bizim işimize yaramıyor. “Move to Trash” kullanılmayan ses dosyalarını çöp kutusuna taşıyor, “Delete” ise dosyaları anında siliyor.

 

Benzer yöntemler diğer programlarda da bulunuyor. Örnek olarak Logic Pro X içinde “Show Advanced Tools” seçeneği işaretliyken File > Project Management > “Clean Up” komutu ile kullanılmayan ses dosyalarını temizlemek mümkün.

 

2- İşlenmemiş Kanallar

Projeyi session dosyası ve klasörü olarak saklarsanız, sonradan dönüp parçayı açtığınızda her şey bıraktığınız şekilde önünüze gelir. Teorik olarak bu doğru. Tabii pratikte durum böyle değil!

Öncelikle, sürümler arası farklılıklar sebebi ile projeniz sizin en son kaydettiğiniz ve açılmasını beklediğiniz şekilde açılmayabilir. Örnek olarak, eski sürüm ile kaydetmiş olduğunuz bir proje, programı yeni sürüme yükselttikten sonra aynı şekilde karşınıza gelmeyebilir. Belki peş peşe sürümler arasında bu çok problem olmayabilir ancak arada birkaç sürüm farkı varsa, az veya çok mutlaka bir takım farklılıklar olacaktır.

Bir de plug-in’leri düşünmek lazım. Projede kullanılan plug-in’lerin sürümleri değişmiş olabilir ya da artık o plug-in’leri kullanmıyor olabilirsiniz. Böyle bir durumda da projeniz en son kaydettiğiniz ve açılmasını beklediğiniz şekilde açılmayabilir.

Düşünülmesi gereken diğer bir konu da projeyi ihtiyaç halinde başka bir DAW içinde açmak… Belli bir zaman sonra projenin yapıldığı DAW artık kullanılmıyor olabilir. Uzun yıllardan beri bilgisayar programları ile çalışan biri olarak buna birçok defa şahit oldum. Böyle bir durumu düşünerek en azından “ham maddeyi” elde tutmak bence çok iyi bir fikir.

Eğer bir metinden bahsediyorsak bu ham madde bir .TXT dosyası olabilir. Yıllar sonra bile bir şekilde .TXT dosyalarını açabileceğimizi düşünüyorum. Metnin formatlanmış haline ulaşamasak da en azından ham maddeye ulaşmış oluruz.

Aynı şey ses dosyaları için de geçerli. Bence yıllar geçse de .WAV ve .AIFF dosyalarını açabiliyor olacağız. Buradan yola çıkarsak parçamızdaki kanalları tek tek .WAV ya da .AIFF dosyası olarak arşivlemek bence isabetli bir seçim olacaktır.

Bu yöntemin uygulaması için yine Pro Tools üzerinden örnek vereyim. Benzer işlemleri diğer programlarda da yapmak mümkün.

Pro Tools session içinde seslerimiz ‘region’ olarak duruyor. Bir kanalı parçanın en başından en sonunda kadar, içindeki tüm ‘region’ları içine alacak şekilde seçelim ve “Consolidate Clip” komutunu verelim.

 

Bu sayede kanaldaki tüm sesler (parçanın en başından en sonuna kadar” tek bir ses dosyası haline gelecek.

 

Bu işlemi tüm kanallara uyguladıktan sonra tüm kanalları seçip Clip List menüsünden “Export Clips as Files” komutu ile ses dosyalarını istediğimiz formatta kaydedebiliriz.

 

 

Bu ham kanalları daha sonra istediğimiz herhangi bir DAW içine alabiliriz.

 

3- İşlenmiş, Otomasyon Uygulanmış ve Efekt Eklenmiş Kanallar

Bir önceki yöntemde ses kanallarını ham halleriyle tek tek kaydedip daha sonra herhangi bir DAW içine almak mümkün. Tabii bu yöntemde yaptığınız tüm otomasyon ayarlarını ve kullandığımız tüm efektleri kaybetmiş oluyorsunuz.

Bir diğer yöntem ise kanalları tek tek solo konumuna alıp ‘export’ ya da Pro Tools terminolojisi ile ‘bounce’ etmek. Bu sayede saklayacağınız ses dosyalarına hem insert üzerinden yapmış olduğunuz EQ, kompresör ve benzeri işlemleri, hem de yazmış olduğunuz otomasyonu da eklemiş olursunuz. Send yoluyla aux üzerinden kullandığınız efektler varsa bunları da ayrıca almayı unutmamalısınız.

Pro Tools’ta, alternatif olarak, ‘commit’ özelliğini kullanabilir ve bu özellik ile oluşturulan dosyaları “Export Clips as Files” komutu ile istediğiniz formatta kaydedebilirsiniz. Bu yöntemde de yine send yoluyla aux üzerinden kullandığınız reverb, delay gibi efektleri unutmamak gerekiyor. Bunları da aux kanalını ‘commit’ ederek ses dosyalarına çevirebilir ve “Export Clips as Files” komutu ile istediğiniz formatta kaydedebilirsiniz.

 

Bu işlem bazı DAW’larda daha kolay yapılabiliyor. Örnek olarak Logic Pro X’teki Export > “Export All Tracks as Audio Files” komutu ile bu işi kolayca halletmek mümkün (açılan penceredeki ayarlara dikkat etmeyi unutmayın)!

 

Sonuç

Bunlardan hangisi en iyi yöntem diye soracak olursanız vereceğim cevap “hepsi” olur. Birinci seçenek (session dosyası ve klasörü) tek başına asla yeterli değil. Kısa bir zaman için işe yarayacak bir yöntem ama yıllar sonra bir parçaya geri dönmek istediğinizde (ki bu gerçekten herkesin başına gelen bir şey) birçok sorunla karşılaşacağınız neredeyse garanti.

Üçüncü yöntem ile arşivlediğiniz işlenmiş, otomasyon uygulanmış ve efekt eklenmiş kanalları hangi DAW içine alırsanız alın, play tuşuna bastığınızda tamamlanmış miksi duyuyor olacaksınız. Bu açıdan bu yöntem çok cazip!

Diğer yandan, eğer miks içinde bir takım değişiklikler yapmayı planlıyorsanız kanalların ham haline ihtiyacınız olacak. İşte burada da ikinci yöntem ile arşivlenmiş kanallar devreye giriyor.

Tüm bu sebeplerden dolayı benim tavsiyem, çalıştığınız projeleri bu üç yöntemi de kullanarak arşivlemeniz.

Tabii arşivlerinizin yedeklerini de almayı unutmayın!

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Samuel Zeller | Unsplash

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Stüdyo Monitörleri Nasıl Kalibre Edilir?

Bu yazımda stüdyo monitörlerinizin kalibrasyonunu kolayca nasıl yapabileceğinizi anlatmak istiyorum. Uygulamaya geçmeden önce teorik bilgilere ve ihtiyaç duyacağınız donanım ve yazılımlara bir göz atalım.

 

Çalışma seviyesi

Analog cihazlar zamanlarında normal çalışma seviyesi 0 VU idi. Tabii profesyonel cihazlardaki 0 VU ile yarı-profesyonel ve ev tipi cihazlardaki 0 VU voltaj olarak farklılıklar gösteriyordu. Örnek olarak genelde profesyonel cihazlarda 0 VU = +4 dBu (1.228 Volt), yarı-profesyonel cihazlarda ise 0 VU = -10 dBV (0.316 Volt) idi.

Dijital sistemlerde 0 VU’nun dBFS (decibel full scale) skalası üzerinde bir karşılığı, daha doğrusu bir referans noktası olması gerekiyordu. Maalesef standart bir referans noktası üzerinde anlaşmak mümkün olmadı. 0 VU için dijitalde -20, -18, -14 ve -12 dBFS gibi farklı seviyeler referans olarak alındı.

Film endüstrisi -20 dBFS, Avrupa’daki radyo ve televizyon yayıncıları ise -18 dBFS üzerinde karar kıldı. Müzik endüstrisi maalesef tek bir seviye üzerinde ortak karara varamadı; -20, -18 ve -14 dBFS gibi farklı seviyeler kullanılıyor.

Monitörlerinizi kalibre edecekseniz ilk önce bir normal çalışma seviyesi belirlemeniz gerekecek. Yukarıda da belirttiğim gibi müzik endüstrisinde bir standart olmadığı için bu karar size kalıyor. Ben hem video için ses hem de müzik alanlarında çalıştığım için referans olarak 0 VU = -20 dBFS tercih ediyorum.

 

Test Sinyali

İkinci adım olarak bir test sinyali seçmeniz gerekiyor. Hem film hem de müzik endüstrisinde genel kabul olarak pink noise kullanılıyor.

Burada dikkat edilmesi gereken iki nokta var! Birincisi, pink noise sinyalinin seviyesi RMS değerinde ölçülmüş olmalı. Örnek olarak, -20 dBFS seviyesinde pink noise kullanıyorsanız bu mutlaka -20 dBFS RMS olmalı.

İkinci dikkat edilmesi gereken nokta ise pink noise sinyalinin frekans aralığı. 20 Hz – 20 kHz aralığında pink noise sinyali kullanmak mümkün ancak orta kalite sistemler ve ortalama akustiğe sahip odalar için 500 Hz – 2 kHz arası kısıtlanmış pink noise kullanmak genelde daha sağlıklı sonuçlar veriyor.

 

Ses Basınç Seviyesi

Tıpkı normal çalışma seviyesinde olduğu gibi bir seçim de ses basınç seviyesi için yapmak durumundasınız. Müzik endüstrisi için yine bu konuda da maalesef herhangi bir standart bulunmuyor. Yaygın olarak 79, 82, 83 ve 85 dB SPL kullanılıyor. Bu seviyelerin tamamı C-Weighting ve slow response ile ölçülen seviyeler.

A ve C Weighting dengeleri ile ilgili bilgi için “Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

Benim tavsiyem çok küçük oda ve stüdyolar için 76 dB SPL, küçük oda ve stüdyolar için 79 dB SPL, büyük kontrol odaları için ise 85 dB SPL (hepsi C-Weighting, slow response).

 

Monitör Seviye Kontrolü

Monitörlerinizin seviyesini kontrol etmek için bir volüm kontrol ünitesine ihtiyaç duyacaksınız. Ses kartlarının bazıları üzerinde volüm kontrol düğmeleri bulunuyor, bunları kullanabilirsiniz. Eğer bu düğme üzerinde seviye ayarları numaralarla işaretlenmemişse bu durumda kalibrasyon sonunda ideal ayarı yakaladığınızda bu noktayı kalem, bant vb. kullanarak işaretlemeniz gerekecek.

Daha iyi bir çözüm olarak pasif bir monitör kontrol ünitesi kullanabilirsiniz. JBL, Mackie, Swissonic, Palmer, ESI, Behringer gibi markaların uygun fiyatlı pasif monitör kontrol üniteleri bulunuyor.

JBL Nano Patch+

 

 

Ölçüm Cihazı

Monitörlerin ses basınç seviyelerini ölçmek için İngilizcede ‘dB SPL meter’ ya da ‘sound level meter’ olarak adlandırılan bir ölçüm cihazına ihtiyacınız olacak.

NTi XL2 (fotoğraf NTi Audio web sitesinden alınmıştır)

 

iPhone üzerinde çalışan ses basınç seviyesi ölçme programları, profesyonel cihazlar ile yapılan ölçümlere yakın sonuçlar verebilmektedir. Ben profesyonel işler için NTi firmasının XL2 kodlu cihazını (Türkiye distribütörü SF Ses ve Işık Sistemleri), telefonum ile yaptığım ölçümler için de  Decibel X adlı uygulamayı tercih ediyorum. Decibel X’i ücretsiz olarak indirmek için buraya tıklayınız.

Decibel X

 

Uygulama

Sıra geldi uygulamaya! Yukarıda da belirttiğim gibi hem normal çalışma seviyesi hem de ses basınç seviyesi için standart bulunmadığından dolayı bunlara kendiniz karar vermeniz gerekiyor. Ben -20 dBFS ve çok küçük odalar için 76 dBC, küçük odalar için 79 dBC, büyük kontrol odaları için de 85 dBC tavsiye etmiştim.

Aşağıdaki uygulama için örnek olarak -20 dBFS ve 79 dBC kullanacağım.

0 VU = -20 dBFS = 79 dBC

1. adım: Monitörleriniz aktif ise ve arkalarında seviye ayarları varsa bunları normal veya tercih ettiğiniz çalışma konumuna getirin (örnek olarak +4dBU ya da 0 dB gibi). Monitörleriniz pasif ise güç amplifikatörü üzerindeki çıkış seviyesini normal veya tercih ettiğiniz çalışma konumuna getirin.

2. adım: Monitör kontrol ünitesi üzerindeki volüm ayarını tamamen kapalı konuma getirin.

3. adım: Ölçüm cihazını C-Weighting ve slow response olarak ayarlayın.

4 adım: Ölçüm cihazını oturma konumunuza denk gelecek bir şekilde yerleştirin. Cihaz ile hoparlörler arasında bir engel olmamasına dikkat edin.

5. adım: DAW içine aldığınız pink noise sinyalini başlatın ve sol tarafa yatırın. Çıkış seviyesinin -20 dBFS olduğundan emin olun.

6. adım: Monitör kontrol ünitesi üzerindeki volüm ayarını yavaş yavaş açmaya başlayın.

7. adım: Ölçüm cihazını takip edin. Slow response ile ölçüm yaptığımız için vereceği tepkinin yavaş olacağını unutmayın. Ölçüm cihazı üzerinde 79 dBC’yi gördüğünüz an monitör kontrol ünitesi üzerindeki volüm ayarını o noktada bırakın.

8. adım: Pink noise sinyalini sağ hoparlöre yönlendirin ve ölçüm cihazını kontrol edin. Sağ hoparlörün seviyesi sol hoparlör ile aynı olmalı (örneğimiz için 79 dBC). 0. dB gibi farklılıklar göz ardı edilebilir.

9. adım: Son olarak, pink noise sinyalini her iki hoparlöre birden gönderin. Ölçüm cihazı 79 dBC’den 2-3 dB daha yüksek (81-82 dBC civarında) gösteriyor olmalı.

Monitör kontrol ünitesi üzerindeki o nokta artık sizin referans noktanız!

Eğer monitör kontrol ünitesi üzerinde işaret veya sayılar yoksa referans noktanızı işaretlemeyi unutmayın.

Alternatif olarak, referans noktanızı monitör kontrol ünitesi üzerinde bilinen bir noktaya ayarlamak istiyorsanız aktif monitörleriniz ya da pasif monitörlerinizin güç amplifikatörü üzerinde bulunan seviye ayarları ile bir denge kurabilirsiniz.

 

Konu ile ilgili olarak “Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Ingo Schulz | Unsplash

JBL Nano Patch+ fotoğrafı JBL Professional web sitesinden alınmıştır  | Türkiye distribütörü: SF Ses ve Işık Sistemleri

NTi XL2 fotoğrafı NTi Audio web sitesinden alınmıştır | Türkiye distribütörü: SF Ses ve Işık Sistemleri

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Ses Basınç Seviyesi Ölçümleri: A-Weighting ve C-Weighting Dengeleri

Ses ve ses cihazları ile ilgili ölçümler yapılırken alınan sonuçlar genelde insan kulağının hassasiyeti ve insanın algısı ile uyuşmaz. Bu sebepten dolayı, özellikle ses şiddeti ile ilgili ölçümlerde, farklı frekans dengesi içeren metotlar kullanılır. Bu dengeler ‘weighting’ olarak adlandırılır. Ses seviyesi (ya da daha doğru bir ifade ile ses basınç seviyesi) ölçümlerinde standart olarak kullanılan iki farklı denge vardır: A–weighting ve C–weighting.

 

A–Weighting Dengesi

A–weighting dengesi Fletcher-Munson equal loudness contours çizelgesindeki 1 kHz’de 30 dB SPL’e (ya da 30 phon’a) denk gelen eğrinin tam tersidir. A–weighting dengesi düşük seviyelerde insanın algıladığı ses seviyesine eş değerdir, bu sebepten dolayı A–weighting düşük seviyelerin ölçümü için idealdir.

Belediyeler ve benzeri kurumlarca yapılan gürültü ölçümlerinde A–weighting dengesi kullanılır. Yüksek ses seviyelerinde A–weighting ile yapılan ölçümler C–weighting ile yapılan ölçümlere göre daha düşük değerler verir.

A-Weighting Dengesi

 

C–Weighting Dengesi

Fletcher-Munson eğrilerini incelediğimizde ses şiddeti arttıkça farklı frekanslarda algılanan ses seviye değerlerinin birbirlerine yaklaştığını, diğer bir deyişle algılanan seviyelerin ‘flat’ hâle yakınlaştığını görüyoruz. Bu sebepten dolayı yüksek seviyelerdeki ses ölçümlerinde C–weighting dengesini kullanmak daha mantıklıdır. C–weighting dengesi flat bir dengeye sahiptir; 31.5 Hz ve 8 kHz noktalarında –3 dB değerinde düşüş gösterir. Sinema ses sistemleri ve stüdyo monitörlerinin kalibrasyonu için C–weighting dengesi kullanılmaktadır.

C-Weighting Dengesi

 

dB(A) ve dB(C)

A–weighting ile yapılan ölçümler “dB SPL (A–weighting)” ya da kısaca “dB(A)”; C–weighting ile yapılan ölçümler ise “dB SPL (C–weighting)” veya kısaca “dB(C)” olarak belirtilir.

 

Ses Basınç Seviyesi Ölçüm Cihazı

Ses seviyesi (dB SPL) ölçümleri İngilizcede ‘dB SPL meter’ ya da ‘sound level meter’ olarak adlandırılan cihazlar ile yapılır.

NTi XL2 (fotoğraf NTi Audio web sitesinden alınmıştır)

 

iPhone üzerinde çalışan ses basınç seviyesi ölçme programları, profesyonel cihazlar ile yapılan ölçümlere yakın sonuçlar verebilmektedir. Ben profesyonel işler için NTi firmasının XL2 kodlu cihazını (Türkiye distribütörü SF Ses ve Işık Sistemleri), telefonum ile yaptığım ölçümler için de  Decibel X adlı uygulamayı tercih ediyorum. Decibel X’i ücretsiz olarak indirmek için buraya tıklayınız.

Decibel X

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Sasint | Pixabay

NTi XL2 fotoğrafı NTi Audio web sitesinden alınmıştır | Türkiye distribütörü: SF Ses ve Işık Sistemleri

A-Weighting ve C-Weighting eğrilerinin çizimleri Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımdan alınmıştır.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | 1 Comment

VCA ile Subgroup Arasındaki Fark

 

VCA (Voltage Controlled Amplifier) ve subgroup çoğu zaman birbirleri ile karıştırılıyor. Hatta bazen ikisinin aynı şey olduğu düşünülüyor. Yaptıkları iş benzer ama çalışma prensipleri farklı ve bu farklılık bazen kullanım açısından önemli olabiliyor.

 

VCA

VCA, seçtiğiniz bir grup kanalın seviyesini tek bir fader ile azaltmak veya artırmak için kullanılır. Bu sırada kanalların kendi aralarındaki seviye dengesi değişmez.

Örnek olarak üç farklı synthesizer kanalını gruplayıp seviyelerini tek bir fader ile kontrol etmek istiyorsunuz. Synth 1 fader -12 dB; synth 2 fader -6 dB, synth 3 fader -9 dB konumunda olsun. VCA fader 0 dB konumundayken seviyelerde değişiklik olmaz. VCA fader’ını -3 dB konumuna çektiğinizde grupta bulunan kanalların seviyeleri de tek tek 3 dB azalır: Synth 1 fader -15 dB; synth 2 fader -9 dB; synth 3 fader -12 dB konumuna gelir.

VCA, dijital ortamda DCA (Digitally Controlled Amplifier) olarak da adlandırılıyor.

 

Subgroup

Subgroup da VCA gibi seçtiğiniz bir grup kanalın seviyesini topluca kontrol etmek için kullanılır. Subgroup fader (ya da submaster fader) ile azaltma veya artırma yapılırken (yine VCA’de olduğu gibi) kanalların kendi aralarındaki seviye dengesi değişmez.

 

VCA ile Subgroup Arasındaki Fark

Peki, diyeceksiniz ki VCA ile subgroup arasında ne fark var?

VCA ile “normal” subgroup arasındaki en önemli fark, ‘summing’ adı verilen sinyali birleştirme işlemidir.

VCA, sadece kanalların seviyelerini kontrol etmek için kullanılır. VCA üzerinde sinyal bulunmaz. Subgroup ise kanallardan gelen sinyalleri toplayıp birleştirir. Subgroup, sinyal taşıdığı için bir ‘buss’tır. VCA bir buss (ya da ‘bus’) değildir. VCA, üzerinden sinyal geçmediği için, ses seviyesini uzaktan kontrol eden bir kumanda gibi düşünülebilir.

Subgroup

 

Uygulamalardaki Farklılıklar

VCA ile subgroup arasındaki fark teknik olarak bu şekilde. Kullanım olarak ele alacak olursak, eğer yapmak istediğiniz iş bir grup kanalın seviyesini topluca kontrol etmekse, o zaman VCA ile subgroup arasında pratikte herhangi bir fark yok. İkisini de kullanabilirsiniz.

Diğer yandan eğer grupladığınız kanallar üzerinde topluca bir sinyal işleme yapacaksanız o zaman “normal” subgroup kullanmalısınız. Yukarıda da belirttiğim gibi VCA bir buss olmadığı ve summing yapmadığı için grupladığınız kanallar üzerinde topluca sinyal işleme yapamazsınız.

Örnek olarak yine elimizde üç synthesizer kanalı olduğunu düşünelim. Bu üç kanalı birleştirip grup halinde kompresör uygulamak istersek bunu ancak subgroup ile yapabiliriz.

Aynı örnek üzerinden devam ederek bu üç synthesizer için iki farklı reverb kullandığımızı düşünelim. Synth 1 ve 2 için send yolu ile reverb 1; synth 3 için de yine send yolu ile reverb 2 üzerinden efekt kullandığımızı varsayalım. Böyle bir durumda reverb 1 ve reverb 2’nin kanallarını da subgroup içine dahil etmek durumundayız. Aksi taktirde subgroup fader ile grubun seviyesini topluca azalttığımızda post fader konumunda send yolu ile reverb’e gönderdiğimiz sinyal seviyesi değişmez. Diğer bir deyişle gruptaki synthesizer kanallarının seviyelerinin toplamı azalır ancak reverb seviyesi azalmayacağı için reverb yüksek kalır.

VCA kullanarak yaptığımız gruplamada ise kanalların kendi seviyeleri azaldığı veya arttığı için post fader konumunda send yolu ile gönderilen sinyal seviyeleri de azalır veya artar. Örneğimizdeki üç synthesizer kanalını VCA ile kontrol ederseniz seviyeyi topluca azalttığınızda veya artırdığınızda reverb’e giden sinyal de (diğer deyişle reverb seviyesi de) artar veya azalır. Reverb kanallarını VCA grubuna dahil etmeye gerek kalmaz.

Sadece bu üç synthesizer değil de grup dışındaki başka enstrümanlarla da send yöntemi ile ortak kullanılan bir reverb veya efekt varsa VCA ve “normal” subgroup farkına dikkat etmek gerekir.

Konu ile ilgili olarak “Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu” ve “Plug-in’lerin ‘Insert’ ve ‘Send’ Olarak Kullanımları” başlıklı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Aux Send: Pre-Fader ve Post-Fader Konumu

 

Plug-in’lerin ‘Insert’ ve ‘Send’ Olarak Kullanımları

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Başlık fotoğrafı: Dylan McLeod | Unsplash

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Apple, Kulaklıkla Müzik Dinleme Deneyimimizi Değiştirmeye Hazırlanıyor

Apple, 22 Eylül 2016 tarihinde “Spatial Headphone Transparency” adını verdiği, kulaklıklara yönelik yeni bir sinyal işleme tekniği için patent başvurusunda bulunmuştu. Apple’ın başvurusu geçtiğimiz Temmuz ayında kabul edildi ve böylelikle Apple, kullanıcıların kulaklık ile dinleme deneyimlerini değiştirmeyi hedefleyen bu tekniğin patent sahibi oldu.

Peki, nedir bu “Spatial Headphone Transparency”?

Türkçeye birebir çevirince bir garip oluyor! “Uzaysal Kulaklık Şeffaflığı” ya da “Alansal Kulaklık Şeffaflığı” diyebiliriz belki. Aslında İngilizcesi de bir garip. Biz en iyisi ne yaptığına bakalım…

Apple, bu tekniğin arkasındaki mantık için ‘acoustic transparency’ (akustik şeffaflık) terimini kullanıyor. Çalışma prensibi şu şekilde:

  • Kulaklık, üzerinde bulunan mikrofonlar aracılığı ile kullanıcının etrafındaki sesleri alıyor.
  • Bu sesler, sol ve sağ kanallar ayrı ayrı olmak üzere, özel bir algoritma ile işleniyor ve kullanıcının dinlemekte olduğu sinyal/program (müzik, podcast vb.) ile karıştırılıyor.
  • Bu sayede kullanıcı, dinlemekte olduğu programı kulaklık takmadan dinliyormuş gibi oluyor.

Apple’ın bu ses işleme tekniğinin bir özelliği de kulaklığa verilen çevre seslerinin uzaysal/alansal dağılımını ve yerleşimini koruması. Apple bunu başarabilmek için duyum ve lokalizasyon üzerinde büyük etkisi olan kafa ve diğer anatomik özellikleri hesaba katıyor.

Apple’ın bu yeni ses işleme tekniği ile başarmayı hedeflediği diğer bir şey ise kullanıcının kulaklık ile dinlediği müziği ya da herhangi bir programı “kafasının içinden” alıp “kafasının üstüne” taşımak. Diğer bir deyişle, Apple, kullanıcının kulaklık ile müzik dinlerken müziği kafasının içinde duymasını değil, kafasının üzerindeki bir çift hayali hoparlörden dinlemesini istiyor. Bu sayede müziğin kulaklıktaki çevre seslerden ayrışmasını ve kullanıcının yakınında olan sesleri müzik tarafından maskelenmeden duymasını amaçlıyor.

Patent dosyasının indirmek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Apple’ın 2019 yılında piyasaya sürmek için kulak üstü tipte yeni bir kulaklık üzerinde çalıştığı söyleniyordu. Apple, o kulaklıkta bu yeni ses işleme tekniğini kullanabilir diye düşünüyorum.

Bekleyip göreceğiz.

İlgili yazılar:

Waves Nx Program ve Head Tracker: Herkes için 3D Ses!

 

Stüdyo Tipi Kulaklıklar ve Yeni Gelişmeler

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Başlık fotoğrafı: Alice Moore | Unsplash

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Cips Paketi, Saksı ve Diğer Objeleri Görsel Mikrofona Çeviren Teknoloji

“Hareket” dediğimiz zaman çoğumuzun aklına görebildiğimiz bir şey geliyor ancak gözümüzün göremeyeceği belirsizlikte olan hareketler de var. Göremediğimiz bu hareketleri videoya kaydettiğimizde fotoğraf gibi oluyor.

Birkaç yıl önce Massachusetts Institute of Technology’deki araştırmacılar ‘hareket mikroskopu’ (motion microscope) adını verdikleri bir yazılım geliştirdiler. Bu yazılım, video kaydındaki göremediğimiz, fark edemediğimiz belirsiz hareketleri deyim yerindeyse büyütüyor ve görebileceğimiz bir hale getiriyor. Örnek olarak bir kişinin bileğini videoya çekip, hareket mikroskopu yazılımını kullanarak hareketleri büyütüp, dokunmadan o kişinin nabzını saymak mümkün.

Diyeceksiniz ki, “bunun ses ile ilgisi nerede?”

Sesle ilgili kısmı bilgisayar, görüntü ve insan-bilgisayar etkileşimi üzerine çalışan bilim insanı Abe Davis’in ortaya çılgın bir fikir atmasından sonra başlıyor.

Davis, ses dalgalarının cisimleri titreştirdiğini, ses titreşimlerinin de bir türlü hareket olduğunu ve videoya kaydedilen bu hareketlerin, hareket mikroskopu ya da benzer bir yazılım ile büyütülerek tekrar sese dönüştürülebileceğini iddia ediyor.

Davis ve çalışma arkadaşları hemen deneylere başlıyor! Bir odaya içinde çiçek olan bir saksı ve bir hoparlör koyuyorlar. Daha sonra müziği açıyorlar ve saksıdaki çiçeği saniyede bin kare kaydedebilen bir kamera ile videoya çekiyorlar. Bu kadar yüksek hızda video kullanmalarının sebebi çiçeğin yapraklarının çok küçük bir şekilde, yalnızca bir mikrometre (santimetrenin onda biri) kadar hareket etmesi.

Kaydedilen videoyu izleyince ne hareket görüyorsunuz ne de ses duyuyorsunuz. Davis ve ekibi yazdıkları bir algoritma sayesinde bu hareketsiz ve sessiz videodan ses titreşimlerinin oluşturduğu çok küçük hareketleri tekrar sese dönüştürmeyi başarıyorlar.

Bu teknoloji aslında inanılmaz bir şeyin kapısını açıyor: sıradan nesneleri uzak görsel mikrofonlara çevirmek!

Davis ve ekibi cips paketleri de dahil olmak üzere birçok nesne ile deney yapıyorlar.

“Kaydedilen” sesleri dinlemek ve bu teknoloji ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için Abe Davis’in TED konuşmasının videosunu mutlaka seyredin. Videoda Türkçe alt yazı mevcut.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Ücretsiz Plug-in’ler (14)

Ücretsiz plug-in’ler serisi 14: Infected Mushroom Wider (Polyverse Music), TAL-Vocoder (TAL), Snapshot 2 (Non-Lethal Applications), Subspace (Zynaptiq).

 

Infected Mushroom Wider (Polyverse Music)

 

Wider, adından da anlaşılabileceği gibi, bir stereo genişletici plug-in. Wider bir dizi all-pass ve comb filter kullanarak sinyalin stereo imajını genişletiyor. Wider, hem stereo, hem de mono sinyaller için kullanılabiliyor. Wider’ın en önemli özelliklerinden biri işlenmiş sinyalde hiçbir zaman faz problemleri olmaması. Diğer bir deyişle, işlenmiş (yani genişletilmiş) sinyal monoyo çevrildiğinde faz kaybı sebebi ile bir sorun yaşanmıyor. Deneyin, bence memnun kalacaksınız!

Mac: AU, AAX, VST | Win: AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

TAL-Vocoder (TAL)

 

TAL-Vocoder, 80’li yılların klasik vocoder seslerini emüle eden bir plug-in. İnsan sesi için optimize edilmiş olan plug-in, sesi daha anlaşılabilir kılmak adına sessiz harfler için birtakım algoritmalar içeriyor.

Mac: AU, VST | Win: VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Snapshot 2 (Non-Leathal Applications)

 

Snaphot 2 bir plug-in ama sinyal işleyen bir plug-in değil. Eğer sadece in-the-box değil de DAW ve plug-in’lerin yanı sıra outboard gear ile de çalışıyorsanız Snapshot 2’yi seveceksiniz. Aslında fikir çok basit. Kompresör, EQ, efekt cihazları… Kullandığınız tüm hardware cihazların ayarlarının fotoğraflarını telefonunuz ile çekiyorsunuz. Çektiğiniz fotoğrafı plug-in olarak DAW session’ı içine yerleştiriyorsunuz. Böylelikle hangi kanalda hangi hardware cihaz kullandığınızı ve bu cihazı hangi ayarlarla kullandığınızı parçanızın session dosyası içinde saklamış oluyorsunuz.

Mac: AU, AAX, VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Subspace (Zynaptiq)

 

Subspace, üzerinde sadece dört adet preset bulunan bir reverb plug-in’i. Subspace’in üzerinde sadece iki kontrol var: preset seçimi ve dry/wet dengesi. Bu şekilde anlatınca daha çok “oyuncak” gibi geliyor ama Subspace aslında iyi ve kullanılabilir bir reverb plug-in’i. Denemenizi tavsiye ederim.

Mac: AU, VST | Win: VST | İndirmek için tıklayınız.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Print-Through

Geçtiğimiz haftalarda eskilerden kalma bir analog makara bandı dijital ortama aktarmam gerekti. Eski bantlarla çalışırken birçok sürprizle karşılaşmak olasılık dahilinde. Hazırlıklı olmalısınız! Neyse ki felaket boyutunda bir şeyle karşılaşmadım ama bandın saklama şeklini gördüğüm zaman aklıma gelen ilk şey tabii ki başıma geldi: ‘print-through’.

Peki, nedir bu print-through? Onu açıklamadan önce ilk önce analog kayıt cihazları ve bantlarla ilgili kısa bir giriş yapmak istiyorum çünkü son 10-15 yılda ses kayıt alanına girenler analog bant teknolojisine uzak.

Bu elbette anlaşılabilir bir şey çünkü 2000’li yılların başından itibaren kayıt, edit ve miks işleri bilgisayara (hard diske) taşındı.

Bundan sonra birçok insanın analog bantlarla işi olmayacaktır ancak yine de bu bilgilerin geçmiş teknolojileri bilmek adına değeri olduğunu düşünüyorum.

 

Analog Kayıt Cihazları ve Manyetik Bantlar

Analog kayıt cihazları elektrik enerjisini, diğer bir deyişle elektrik sinyalini, manyetik enerjiye dönüştürüp manyetik bant üzerinde saklarlar.

Manyetik bant birkaç̧ farklı katmandan meydana gelir. ‘Base’ (temel katman), genelde PVC veya polyesterden yapılır. Bu temel katmanın hemen arkasında ‘backing’ adı verilen ve antistatik karbon parçalarından oluşan bir katman daha vardır. Base’in hemen üzerinde kayıt işleminde en önemli rolü̈ oynayan manyetik oksit katmanı bulunur.

 

Analog Bantlar ve Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Hoparlör, mıknatıs ve benzeri manyetik alan yaratan nesneler analog bantlara kolaylıkla hasar verebileceğinden dolayı bantlar bu tip aletler ve nesnelerden uzak tutulmalıdır.

Bantlar ideal olarak 18°C’de saklanmalıdır; saklama ısısı 25°C’nin üzerinde olmamalıdır. Soğuk bir havada dışarıdan getirilen bantlar makineye takılmadan önce oda ısısında 30–60 dakika bekletilmelidir.

 

 

Print-Through

Bandın makarada sarılı durumundayken bir katındaki manyetizmin hemen dışındaki katına geçmesine, etki etmesine, ‘print-through’ ya da kısaca ‘print-thru’ adı verilir. Bu, bandı dinlerken ‘pre-echo’ (ön-eko) [sesten önce yansımasının gelmesi] efektini yaratır.

İsteğe bağlı olarak kullanıldığında cazip bir efekt olsa da tüm bant boyunca olması çok rahatsız edicidir. Bu sebepten dolayı bantlar sonları dışarıda olacak şekilde saklanır. Diğer bir deyişle bant makineden çıkartılmadan önce geriye sarmak yerine ileri sarılır, tüm bant sağ taraftaki makaraya toplanır ve sağ taraftaki makara saklanır.

Bant bu şekilde saklandığında bir kattaki manyetizm hemen bir dışındaki kata geçerse ön-eko değil eko oluşur; bu sayede print-through hem daha az belirgin olur hem de kulağa ters gelmez.

 

Heads Out x Tails Out

Baş tarafı dışarıda saklanan bantlar ‘heads out’ olarak adlandırılır ve etiketlenir.

Son tarafı dışarıda saklanan bantlar ise ‘tails out’ adlandırılır ve etiketlenir. Bantlar print-through’nun önlenmesi amacıyla bu şekilde saklanır.

 

Library Wind

Bandın makaraya düzgün bir şekilde sarılması çok önemlidir. Her gün kullanılan bir bant hızlı bir şekilde sarılıp makineden çıkartılabilir. 2–3 hafta gibi bir süreyle saklanacak bant, bazı profesyonel analog kayıt cihazlarının üzerinde bulunan ve ‘library wind’ adı verilen, normal ileri sarmaya göre daha yavaş olan bir sarma şekliyle ileri sarılıp makineden çıkartılabilir. Eğer bant arşive gidiyorsa ileri sarmaktansa makinede normal hızında okutulup, bittiğinde makineden çıkartılıp bu şekilde saklanmalıdır.

 

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Başlık fotoğrafı: Ingo Schulz | Unsplash

Fotoğraflar: Little Visuals 1 ve 2 | Pexels

“Heads Out – Tails Out” görseli Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımdan alınmıştır.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Ribbon Mikrofonlar ve Royer Labs

1920’lerin başında Dr. Schottky ev Dr. Gerlach tarafından icat edilen ribbon mikrofonlar, 1930’ların başında RCA tarafından ticari olarak üretilmeye ve satılmaya başlandı. O yıllarda condenser mikrofonlar, frekans cevabı olarak ribbon mikrofonların kalitesini yakalayamıyordu.

Gelmiş geçmiş en ünlü ribbon mikrofonlardan biri Dr. Harry F. Olson tarafından tasarlanan ve 1932 yılında üretilen RCA 77A’dır.

Ribbon mikrofonlar 1960’lı yılların sonuna kadar kayıt dünyasında çok önemli bir yere sahiptiler. Daha sonraları, dinamik ve condenser mikrofonların gelişmesi ve yaygınlaşması ile birlikte, yavaş yavaş ortadan kaybolmaya başladılar.

 

Ribbon Mikrofonların Çalışma Prensibi ve Özellikleri

Ribbon, Türkçedeki adıyla şeritli mikrofonlar, dinamik mikrofonlar gibi elektromanyetik prensibine göre çalışır. Bu mikrofonlarda diyafram olarak güçlü manyetik alan içine yerleştirilmiş çok ince alüminyum şerit bulunur. Bu şerit, üzerine ses dalgaları çarptığında titreşmeye başlar ve sesin şiddeti ile frekansına göre değişen elektrik akımı oluşur.

Ribbon mikrofonların çıkış empedansı çok düşük olduğu için bu mikrofonları, empedansı 150–600 Ohm arasına çıkaran bir transformatörle kullanmak gerekir. Ribbon mikrofonların birçoğunun içinde, mikrofonun ek bir cihaza gerek duyulmadan kullanılabilmesi için, bu tip devreler bulunur.

Ribbon mikrofonların detaylı, doğal ve sıcak sesleri vardır ve insan sesi için çok iyi bir seçimdir.

Ribbon mikrofonlar, dinamik mikrofonların tersine çok hassastır; darbelerden korunmalı ve genel olarak kötü kullanımdan uzak tutulmalıdır.

 

Royer Labs

1998 yılında David Royer tarafından California’da kurulan Royer Labs ribbon mikrofonları müzik kayıt sektörüne tekrar kazandırdı desem yanlış olmaz sanırım. Royer Labs eski ribbon mikrofonların sıcak sesleri ile modern elektroniği birleştirmeyi başardı. Bu sayede ribbon mikrofonlar, her ne kadar çok yaygın olmasa da, eskiden olduğu gibi stüdyo kayıtlarında tekrar kullanılmaya başlandı.

Royer Labs tarafından yayınlanmış olan aşağıdaki videoda ribbon mikrofonların çalışma prensibi ve mikrofonlarda kullanılan malzemeler hakkında harika bilgiler var:

 

İkinci olarak paylaşacağım videoda ise Royer Labs’in fabrika turu bulunuyor. Mikrofonların ne kadar özenli bir şekilde üretildiğini görebilirsiniz. Gerçekten hayranlık verici.

Her iki video da İngilizce ancak İngilizceniz yoksa bile özellikle fabrika turunun olduğu videoyu seyretmek ilginizi çekecektir diye düşünüyorum.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Alex Regan | Wikimedia Commons | Creative Commons 2.0 Generic lisansı altında kullanılmıştır.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment

Güç Amplifikatörleri ve Bağlantı Şekilleri

Günümüzde kullandığımız referans monitörlerinin çoğu artık aktif. Hatta seslendirme hoparlörlerinin bile bir kısmı aktif olarak tasarlanıp üretiliyor. Yine de güç amplifikatörleri hala var ve bir süre daha da kullanılmaya devam edecek gibi görünüyor. Bu sebepten dolayı güç amplifikatörlerinin bağlantı şekillerini bilmekte fayda var diye düşünüyorum.

İki kanallı amplifikatörler için üç adet bağlantı şekli bulunur:

  • Stereo
  • Paralel
  • Mono Bridge

Stereo

Bu bağlantı şeklinde amplifikatörün birinci kanalına stereo sinyalin sol kanalı, ikinci kanalına ise stereo sinyalin sağ kanalı girilir. Amplifikatörün birinci kanal çıkışı sol hoparlöre, ikinci kanal çıkışı ise sağ hoparlöre gönderilir.

 

Paralel

Paralel bağlantıda sinyal, amplifikatörün birinci kanalına girilir. Birinci kanaldaki sinyal amplifikatörün içinden ikinci kanala taşınır. Eğer amplifikatör üzerinde böyle bir özellik yoksa birinci kanaldaki sinyali ek bir bağlantı kablosu kullanarak birinci kanalın paralel çıkışından ikinci kanalın girişine taşımak gerekir.

Amplifikatörün birinci kanalının çıkışı bir hoparlöre, amplifikatörün ikinci kanalının çıkışı ise diğer bir hoparlöre gönderilir.

Paralel konumda amplifikatör mono olarak tek kanal taşır diğer bir deyişle her iki kanalın çıkışlarında aynı sinyal bulunur.

 

Mono Bridge

Mono bridge, iki kanallı bir amplifikatörün kanal güçlerinin toplamını birleştirip, amplifikatörün tek kanallı fakat yüksek çıkışlı olarak kullanılmasını sağlayan bağlantı şeklidir. Bu bağlantı şeklinde tek bir giriş kullanılır. Girişteki sinyal amplifikatörün iki kanalına birden gönderilir. Amplifikatörün ikinci kanalının çıkışının fazı ters çevrilir. Birinci ve ikinci kanalların artı (+) kutupları hoparlöre bağlanır. Bu bağlantı şeklinde, iki kanalın gücü birleştirilirken empedanslar da birleştirilir.

Örnek olarak elimizdeki amplifikatörün çıkış gücünün 4 Ohm empedansta kanal başına 350 Watt (2 x 350 W @ 4 Ohm) ve 8 Ohm empedansta ise kanal başına 200 Watt (2 x 200 W @ 8 Ohm) olduğunu varsayalım. Mono bridge bağlantı yapıp iki kanalı birleştirirsek 8 Ohm empedansta tek kanal olarak 700 Watt çıkış gücü elde edebiliriz.

Mono bridge bağlantı genellikle çok fazla güç gerektiren büyük subwoofer’lar için kullanılır.

 

Bağlantı Şeklinin Seçilmesi

Amplifikatör hangi bağlantı şekli kullanılarak çalıştırılacaksa (stereo, paralel veya mono bridge) bu konum amplifikatörün üzerinde genelde arka panelde bulunan düğme veya anahtarlar kullanılarak seçilmelidir.

 

Teknik terimler için müzik teknolojisi, müzik prodüksiyonu ve ses kayıt terimleri sözlüğüne göz atabilirsiniz.

Benzer paylaşımlar için beni Facebook ve Twitter‘da takip edebilir, haberler için mesaj listeme üye olabilirsiniz. Teşekkürler.

Başlık fotoğrafı: Alex Brown | Creative Commons 2.0 Generic lisansı altında kullanılmıştır.

Amplifikatör bağlantı konumu seçme paneli fotoğrafı: Alkor Kutluay | Ses Kayıt ve Müzik Teknolojileri adlı kitabımdan alınmıştır.

© 2018 Ufuk Önen. Her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Posted in Ses ve Müzik Teknolojileri | Leave a comment